• Peki şu yere göğe sığdırılamayan barış süreci neyin nesidir? Neyi başarmıştır; eğer bu gerçekten bir barış süreciyse, Filistinlilerin can kayıpları ve sefil hayat koşulları niye Oslo Anlaşması'nın imzalandığı Eylül 1993'ten öncesine kıyasla çok daha kötüye gitmiştir? New York Times'tan William Orme Jr.'nin 5 Kasım'da yazdığı üzere, "Bugün Filistin toprakları neden vaktiyle barışçı entegrasyonun geleceği sayılan projelerin yıkıntılarıyla doludur?" Bu kadar çok İsrail askeri ve yerleşim birimi varlığını sürdürürken barıştan söz etmenin anlamı var mıdır? Yine RISOT raporuna göre, Oslo'dan önce Gazze ve Batı Şeria'daki yasadışı yerleşimlerde yaşayan Yahudi sayısı 110 bindi; 2000 yılına gelindiğinde bu sayı 195 bine çıkmış durumda ve buna (yine yasadışı biçimde) ilhak edilen Doğu Kudüs'te ikamet etmeye başlayan 150 binin üzerinde Yahudi dahil değildir. Dünya aldatılmış mıdır? Yoksa şu her şeyi ezip geçen 'barış' söylemi, özünde muazzam bir üçkağıttan mı ibarettir?
    Edward Said
    Sayfa 6 - Agora Kitaplığı
  • Kara Tahtaya Tırnak Sürtmeyle Çıkan Ses Neden Rahatsızlık Vericidir?

    Bilirsiniz, mutlaka sınıfınızda o "sinir bozucu" insan vardır: kara tahtaya gider ve tırnaklarını yukarıdan aşağıya doğru bastırarak tahtaya sürer, bu kılları diken diken yapan, son derece rahatsız edici, dişlerinizi sıkıp kulaklarınızı tıkamanıza neden olan bir ses çıkarır. Kimi zaman vücudun kaşınması, bir kağıda tırnağı sürtmek, vb. durumlar da benzer sesleri çıkarabilir ve benzer tepkilere neden olabilir. Daha ilginci, bu sesin var olmasına gerek bile yoktur! Şu satırları okurken bile vücudunuz inatla tepki gösteriyor ve rahatsızlık emareleri beliriyor olabilir. Peki ama neden? Neden vücudumuz bu sese bu kadar şiddetli bir tepki veriyor?

    Bu tür konuları çalışan bilim dalına psikoakustik adı veriliyor. Alana dair ilk tanımlamalar MÖ 335 yılında Aristo'nun yazılarına kadar gidiyor. Aristo, insana rahatsızlık veren bu seslere "sert sesler" adını veriyor. Bu davranışlar neredeyse tamamen evrensel olmasına ve Dünya'nın her köşesinden insanda benzer tepkiler yaratmasına rağmen, halen bu seslerin yarattığı etkinin nedenleri tam olarak bilinemiyor. Normalde çoğu insan bu seslerin yarattığı tepkileri onların yüksek frekanslarına bağlasa da, yapılan araştırmalar sesin frekansının oldukça az etkili olduğunu gösteriyor.

    1986 yılında 24 kişi üzerinde yapılan bir araştırma, 16 farklı sesin onlara ne kadar kulağa "hoş" veya "kötü" geldiğini ölçtü. Kişilerin neredeyse tamamının aynı şeyleri rahatsız edici bulduğu tespit edildi. 16 farklı sesten en rahatsız edici sesler tırnağın kara tahtaya sürtülmesine benzeyen bir ses, iki strafor köpüğün birbirine sürülmesinde çıkan ses, metallerin ve tahtanın birbirine sürtünmesinde çıkan ses, metal bir dolap kapağının açılmasında çıkan ses gibi sesler olduğu anlaşıldı. Bu 16 sesten en az rahatsızlık verici olanlarsa rüzgar çanları, bisiklet tekerinin yere sürtünmesinde çıkan sesler, akan su sesi, birbirine çarpan anahtarların çıkardığı sesler, kalemtraşın kalemi açarken çıkardığı ses gibi sesler olduğu ortaya çıkarıldı. Yani gerçekten de tırnağın tahtaya sürtülmesi ortak bir şekilde insanların tepki gösterdiği ve rahatsızlık duyduğu bir ses olduğu anlaşıldı.

    Yapılan bu araştırmada, birçok farklı unsur teste tabi tutuldu ve bu sesin hangi özelliğinin insanları uyardığı tespit edilmeye çalışıldı. Öncelikle frekans test edildi ve farklı filtrelerden geçirilerek frekansları değiştirilen bu seslerin hiçbirinde frekansın doğrudan bir etken olmadığı anlaşıldı. Sonrasında, sesin şiddeti analiz edildi ve her çeşit ses aynı şiddette, yine farklı filtrelerden geçirilerek sunuldu. Sesin şiddetinin de tepkide etkisi olmadığı anlaşıldı. Ancak son yapılan bir denemede, katı bir objenin bir kara tahtada sürtülürken çıkardığı sesin, insanların duyabileceği ses aralığının ortasına yakın bir bölgede toplanmış akustik enerjisi olduğu tespit edildi. Dolayısıyla akustik enerjinin buna neden olduğu tespit edilmiş oldu. Fakat ne yazık ki neden bu enerji düzeyinin rahatsız edici olduğu belirlenemedi. Araştırmacılar, bunun nedeninin yavru ağlamasına yakın bir ses olmasından ötürü bu etkiyi yarattığı; ancak sesin doğal olmayışının böyle ekstrem bir tepkiye neden olduğu üzerinde duruyorlar. Örneğin makak maymunlarının yavrularının ağlarken çıkardıkları sesler ile tırnağın tahtaya sürülmesinde çıkan sesin akustik enerjisi birbiriyle neredeyse tamamen örtüşüyor. Bunun yanısıra araştırmacılar aynı zamanda bu seslerin avcılara ait bazı seslere de benziyor oluşu olasılığı üzerinde duruyorlar.

    2011 yılında yapılan bir araştırma, bu soru işaretlerini biraz daha giderir nitelikteydi: Michael Oehler ve Christopher Reuter, yaptıkları araştırma sonucunda tırnakların tahtaya sürüldüğünde çıkan sesin akustik rezonans özelliklerinin, kulak kanalımızın şekli nedeniyle katlanarak arttığını gösterdiler. Özellikle de tırnağın sürülmesi sırasında çıkan ve ortalama değerleri 2000-4000 Hz arasında olan sesler gerçekten de kulak kanalımızda şiddetlendiriliyorlar. Bu da, bu seslerin kulağımızda acı yaratmasına neden oluyor ve vücudumuz buna tepki gösteriyor.

    Hazırlayan: ÇMB (Evrim Ağacı)

    Kaynaklar ve İleri Okuma:
    Perception & Psychophysics
    Phys.org
    Applied Acoustics

    http://www.evrimagaci.org/fotograf/65/6378
  • Sabiha, dünyanın ilk kadın savaş pilotu unvanı kazandı.
    Amerikan Hava Kurmay Koleji tarafından "dünya tarihine adını yazdıran 20 havacidan biri" seçildi. Bu ödüle layık görülen tarihteki ilk ve tek kadın oldu. 70'li yaşlarında bile kokpite oturup tek başına uçardı. Son uçuşunu 83 yaşındayken ABD gezisinde, Fransız pilot eşliğinde, Falcon 2000 jetiyle yaptı.
  • D. 16.KASIM 1922 Lizbon
    Ö. 18. HAZİRAN 2010 Lonzarate

    " Kendinden dışarı çıkıp kendine bakmadıkça kim olduğunu asla bilemezsin."

    Bilinmeyen Adanın Öyküsü, José Saramago

    Lizbon kentinin kuzeyindeki küçük bir köy olan Azinhaga’da (Ribatejo) doğdu. Yoksul bir köylü ailenin oğlu olarak büyüdü. Ailesiyle birlikte taşındığı Lizbon’da öğrenim gördü. Öğrenimi sırasında kırsal kesimde çalıştı. Ekonomik sorunları nedeniyle okulu bıraktı. Makinistlik eğitimi aldı. Teknik ressamlıktan redaktörlüğe, editörlüğe ve çevirmenliğe kadar birçok işte çalıştı.

    Bir yayınevinde, yayın hazırlığı ve üretim departmanında görev yaptı. Diario ve Lisboa gazetelerinde kültür editörü olarak çalıştı. Siyasi yorumlar yazdı. Portekiz Yazarlar Birliği’nin yönetim kurulunda görev üstlendi. 1976’dan sonra kendini tümüyle kitaplarına verdi.

    1993’te Kanarya Adaları’nda Lanzarote’ye yerleşti. Pilar del Rio ile evlendi. İlk romanı Günah Ülkesi (Terra do Pecado) 1947’de yayınlandı.

    Yazarın romanları ve denemelerinin yanı sıra iki şiir kitabı ve oyun kitapları da vardır. Saramago, 1998 Nobel Edebiyat Ödülü’ü kazandı.

    Yazarın biçemi gayet dikkate değerdir. Düz yazılarında, noktalama işareti olarak nokta ve virgülden başkasını kullanmaz. Anlatım dili de oldukça muzipçedir; bu da, okuyucuyu yazara bağlayan bir diğer etkendir.Ünlü yazar 87 yaşında hayatını kaybetmiştir.

    Saramago, Tanrı ile Şeytan’ı ters yüz eden “İsa’ya Göre İncil”i 1991’de yayımladı. Katolik Kilisesi bu romandan sonra onu aforoz etti. Portekiz hükümeti kitabı yasaklayıp Avrupa Edebiyat Ödülü’ne aday gösterilmesini engelledi.

    Saramago bu olaydan sonra Portekiz’i terk etti. 1988’de evlendiği ikinci eşi gazeteci Pilar del Rio ile Kanarya Adaları’na yerleşti.

    Direksiyon başında bir adam ansızın körleşirse ve bu körlük bütün şehre bulaşırsa ne olur? Ünlü yazarın 1995’te yayımladığı Körlük’te zaman, mekân belirsiz; kahramanlar isimsizdi.

    Böylece coğrafyadan, kültürden ve isimlerden soyutlanan kötülük ile baş başaydık. Kötülüğün sıradanlığı kavramını yaratan Hannah Arendt’e adeta selam gönderiyorduk. Korkunun insanlara neler yaptırdığı, yaptıracağı ve iktidarın baskı kurmak için hiçbir fırsatı kaçırmayacağı yine ortadaydı.

    Saramago’nun distopyası Körlük 2008’de Fernando Meirelles tarafından sinemaya uyarlandı. Julianne Moore ve Mark Ruffalo’nun başrollerini paylaştığı film izleyiciler tarafından çeşitli sebeplerle eleştirilse de kitaba epey sadık bir uyarlamaydı. Sanırız Saramago bundan çok memnundu ki sonunda gözyaşlarını tutamadı ve Meirelles’in ellerine sarıldı.

    Saramago’nun otoriteyle derdi hiç bitmedi. “Ertesi gün hiç kimse ölmedi” diye başlayan Ölüm Bir Varmış Bir Yokmuş 2005’te yayımlandığında, yazar bizi yine adı bilinmeyen bir ülkede, ölümün ortadan kalktığı bir zamana götürdü.

    Eee, ölüm yoksa binlerce yıllık güçler neden olsundu? Din adamları, askerler ve siyasetçiler ne işe yarardı?

    “Kâinat yaratılana kadar, ebediyette, Tanrı hiçbir şey yapmadı. Sonra, nedendir bilinmez, onu yaratmaya karar verdi. Altı günde yaptı bunu, yedinci gün istirahata çekildi. O günden beri istirahatta. Ebediyen de istirahata devam edecek. Ona nasıl inanılabilir ki?” Saramago’nun bu sözlerini Vatikan hiç unutmadı.

    Vatikan’a göre kötülük yayan popülist bir Marksist

    Büyülü gerçekliğin büyük kalemi 18 Haziran 2010’da vefat etti. Naaşı, Lizbon’daki Alto de Sao João Mezarlığı’nda yakıldı. Külleri köyü Azinhaga’ya ve Kanarya Adaları’ndaki evinin bahçesine gömüldü.

    Vatikan’ın yayın organı, daha cenaze töreni bile yapılmadan “Tanrı’nın varlığını hep reddeden Saramago’nun dünyaya kötülük yaymak için geldiği”nden bahsetti. Onu “popülist bir Marksist” olmakla suçladı. Tabii nasılsa artık tehlike bitmişti. Bir sonraki romanında okuru Vatikan’ın koridorlarında dolaştıramayacağından emindiler.

    Türkçeye çevrilmiş eserleri

    Terra do Pecado (1947)
    Manual de Pintura e Caligrafia (1977) / Ressamın El Kitabı (Can Yayınları, 1999)
    Levantado do Chão (1980) / Umut Tarlaları (Can Yayınları, 2003)
    Memorial do Convento (1982) / Baltasar ve Blimunda, (Gendaş Kültür, 2000)
    O ano da morte de Ricardo Reis (1984) / Ricardo Reis'in Öldüğü Yıl (Can Yayınları, 2003)
    A jangada de pedra (1986) / Yitik Adanın Öyküsü, (Merkez Kitaplar, 2006)
    História do cerco de Lisboa (1989) / Lizbon Kuşatmasının Tarihi, (Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2004)
    O evangelho segundo Jesus Cristo (1991) / İsa'ya göre İncil, (Merkez Kitaplar, 2006)
    Ensaio sobre a cegueira (1995) / Körlük, (Can Yayınları, 1999)
    Todos os nomes (1997) / Bütün İsimler, (Gendaş Kültür, 1999)
    O conto da Ilha Desconhecida (1997) / Bilinmeyen Adanın Öyküsü, (Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2001)
    A caverna (2000) / Mağara, (Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2005)
    O homem duplicado (2002)
    Ensaio sobre a Lucidez (2004)
    As intermitências da morte (2005) / Ölüm Bir Varmış Bir Yokmu
  • -Utrecht Üniversitesinde modern Müslüman toplumlar üzerine karşılaştırmalı çalışmalar bölümü profesörüdür. Ağa, Şeyh ve Devlet; Kurdish Ethno-Nationalism versus Nation-Building States (2000) ve Kurds and Identity Politics (2002) adlı kitapların yazarıdır ve daha bir çok kitabı vardır.
  • Moks
    İnsanların değerleri oldukça düşüyor. Yeteri kadar zeki değilse gereksiz, herhangi icadı yoksa aptal, teknoloji ile alakası yoksa cahil. İnsan için insan olmak tamamen konuşmasını öğrenip insanlığa dair en ufak fikri olmayan varlıkların tanımı haline gelmiştir. Peki neden binlerce üniversite mezunu işsiz ya da neden Türkiye' de okuyan insanlar yurtdışında çalışmak istiyor? Güvensizlik, işçi sahipsizliği hatta en iyi hitapla adam yerine koyulmama. Eğitim süreci her yıl yeni bir şekil almaktadır. Eğitimden uzaklaşan öğrenci sayısı, sağolsun ülkemizin insana verdiği hatta veremediği değerden dolayı bir hayli düşmüş durumda.

    Dünya, ileri teknoloji ve bilgi üreten insanın peşinde.

    Koç Grubu, 2000' li yılların başında bir yatırım için Çin' e bir ekip gönderir. Şantiyede misafir olarak kaldıkları binanın dış kapısının olmadığını görürler. Odaların kapıları vardır fakat yine de tedirgin olurlar ve dış kapı taktırmak için ev sahiplerinden ricada bulunurlar. Ertesi gün bakarlar ki kapıda Çinli bir görevli... 20 gün boyunca kapı taktırmak yerine kapıda 24 saat Çinli bekler. Şantiyenin yöneticisine neden böyle yaptığını sorarlar ve verilen cevap çok ilginçtir: "Çinli kapıdan daha ucuz!".

    İnsan zekadan daha ucuz ama unutulan şey zekayı taşıyan varlık insan...
  • '' Hepsinin bir özelliği var işte. ''
    '' Kesinlikle! '' diyor ve içim rahatlayarak bu bahaneye dört elle sarılıyorum. '' Elbette! Ben daha çok şeyle şeyle çalışmaya alışkınım... şeyle... Nimbus 2000! ''
    Trish bana ağzı açık kalarak bakıyor. '' O Harry Potter'ın uçan süpürgesinin adı değil mi? ''
    S*ktir.
    Bir yerden hatırlıyordum ama.
    '' Evet... öyle , '' diyorum en sonunda yüzüm alev alev.