Tanrıları bir şeye zorlayabilecek harici bir kuvvetin olmadığını da sözüme ekleyeyim. Kendi istençleri onların ebedi yasasıdır. Hüküm verdikleri şey bir daha değişmez ve istemedikleri bir şeyi yapacak olmaları düşünülemez. Nitekim yapmaktan vazgeçmeyecekleri bir şeyde ısrar etme niyetindedirler ve ilk kararlarından hiçbir zaman pişmanlık duymazlar.
Şüphesiz, hareketlerini durdurmaları ve yoldan sapmaları için onlara izin yoktur. Ama bunun tek sebebi, kendi kudret ve enerjilerinin onları, planladıkları düzende tutabilmesidir. Buna sadık kalmaları zayıflıklarından değil kararlaştırılan kusursuz rotalarından ayrılmak istemeyişlerindendir.
Başlangıçta evrenin düzenini kurarlarken, biz insanların durumunu da dikkate aldılar. Dolayısıyla sadece kendi gayelerinin peşine takıldıkları ve sadece kendi işlerini yoluna koydukları düşünülemez. Çünkü bizler de onların işinin bir parçasıyız. Bu yüzden hem Güneşe, hem Aya ve hem de diğer göksel varlıklara iyilik borçluyuz.
Beni sonradan iyileştirmektense, başta yaralamamanı tercih ederim, nitekim iyileştirilecek bir yara açarak değil, bir yarayı iyileştirerek kalbimi kazanabilirsin. Yara izine ancak açık bir yaraya kıyasla katlanabiliriz, diğer bir deyişle yaranın iyilesip kapanmasına sevinsek bile hiç meydana gelmemiş olma sını tercih ederiz. Hiçbir iyiliğini görmediğin biri için bunu diliyorsan, bu yakarın zalimcedir; şayet iyilik borçlu olduğun biri için diliyorsan ne kadar daha zalimce olduğunu artık sen düşün!
"Aynı zamanda ona yardım edebileyim diye de dua ediyorum ama," diyorsun. Öyleyse duanın orta yerinde durdurayım seni, bu noktada bir nankörsün çünkü. Ona ne vereceğini senden henüz duymuş değilim, tek bildiğim onun acı çekmesini istediğin çünkü. Huzursuzluk, yılgınlık ve hatta bundan da büyük şer diliyorsun. Bir gereksinimi doğsun diye dua ediyorsun, bu sana avantaj sağlıyor. Niyetin aslında onun yardımına koşmak değil, borcunu kapamaktır. Halbuki bu kadar heveskar biri ödeşmeyi değil ihsan etmeyi ister.