zamanın getirdikleriyle ciddi problemi vardı. Hayatın değişmesinden şikâyetçiydi; yeni alışkanlıklara, yeni anlayışlara, yeni bakış açılarına katlanamıyordu, sabitfikirliydi; birden fazla doğru olabileceğini aklı almıyordu. Donduruculu buzdolabı, tam otomatik çamaşır makinesi gibi teknolojik kolaylıklar bile anneanneme çağı sevdirmeye yetmiyordu, sürekli var olduğu şüpheli bir devri saadet anlatısını parlatarak yaşıyordu.
Sayfa 161 - Can Yayınları·Kitabı okuyor
Alıntı
“Karmaya inanır mısın?” diyen sesini duyduğumda ona bakmak yerine tepkisizliğimi korudum. “Sen anneannemi öldürdün ve o gün sen Suzan, ben ise Elzem oldum. Anneannemin sana yaşattıklarını bana yaşattın ve yıllar sonra tıpkı bir zamanlar senin anneanneme yaptığın gibi ben de senin Ölüler Diyarı’na gitmene neden oldum. Anneannem en sevdiği kişi tarafından ölümü tattı.” Sonlara doğru ağlamaklı çıkan sesi kısılırken, “Sen de en sevdiğin kişi tarafından ölümü tattın,” diye fısıldadı yoğun bir acıyla. İnsan yaşattığını yaşamadan ölmezmiş işte.
Sayfa 167
Edebiyat
İnce...
Bir oh diyemedim" derdi. Küçükken bu laf bana pek komik gelirdi. Her duyduğumda kıkırdayarak, “Ne zaman oh diyeceksin anne­anne?” diye sorar, “Kırmızı kar yağınca" cevabını alınca çocuksu hayallere dalardım. Kırmızı karın “hiçbir zamanın takma adı olduğunu anlamaz, yüzümüze nar gibi kırmızı kar tanelerinin düştüğü bir masal zamanı düşler, bu mucizevi doğa olayını bir an evvel görebilmek için anneanneme oh dedirtmeye çalışırdım.
1000Kitap
Müge anlı izlerken ben:) (anneanneme benzedin anne sen):)
“Oğlum sen hiç akıllanmayacak mısın be? Manyak manyak laflar etme! Bahçeye girerken ne diyordun sen, pisi pisi diye deve mi arıyordun, sen adamı hakikaten çileden çıkarırsın! Bir de cahil cahil konuşuyorsun, olanı mı görüyorsun olacağı mı ne demek yahu? İstersen Milli Piyango sonuçlarını vereyim de kısa yoldan… Yuh! Pisi pisi diye dolanan adam kedi arar, bunu anlamak için ermiş mi olmak lazım?” Omuzlarını silkti, muzip bir ifade vardı sinirinde.
Alıntı
Bakış açını değiştirmek "Dünya" nı değiştirir
— “Ders alınabilecek bir öğrenme ortamı” cümlesini kullandınız. Bu tutum, yaşama bu bakış, savaşçının en belirgin özelliğidir. Her olayın bir öğrenme fırsatı olduğunu düşünür. Gerçek savaşçı her olaydan alabileceğinin, öğrenebileceğinin en fazlasını almak ister. — Niçin? — İşte bugün bu niçini konuşacağız. Savaşçı niçin savaşçıdır? Savaşçının niyetinin özellikleri nelerdir? “Savaşçının niyeti” ile “sıradan insanın niyeti” arasındaki farklar nelerdir? Bunlardan söz edeceğiz. — Niyet konusu demek ki önemli bir konu. Hatırlıyorum, ilkokul dörtteyken bir ramazan ayında öğleye doğru anneanneme, “Hâlâ kahvaltı yapmadım, ben de bugün sizlerle oruç tutmak istiyorum,” demiştim. O da gülerek, “Olmaz,” demişti, “orucunun kabul edilmesi için güneş doğmadan önce o gün oruç tutmaya niyet etmen gerekli.” O zaman bu açıklamayı saçma bulmuştum. Şimdi, savaşçı olmak için belirli bir niyetle işe başlamanın gerekli olduğunu söylüyorsunuz. Anneannemle konuştuklarım aklıma geldi, onu paylaşmak istedim. — Güzel bir örnek. Şimdi sizden bu çevreyle ilgili birkaç gözlem yapmanızı isteyeceğim. Şöyle çevrenize bir bakın. Çevrenizde gördüğünüz insanlara dikkat edin. Burada kaç kişi gözlük kullanıyor, söyleyebilir misiniz? — Yeniden bakmam gerek! — Peki, yeniden bakın. Arif Bey tüm salonu gözleriyle taramaya başladı. İçinden gözlüklü kişileri saydığını ve parmaklarıyla hesabını tuttuğunu görüyordum. Benimle tam konuşmaya başlayacakken, ona hiç beklemediği başka bir soru sordum: — Arif Bey, aslında burada kaç kadın var, kaç erkek var, onu soracaktım. Bana şimdi bu salonda kaç kadın veya erkek olduğunu söyleyebilir misiniz? Arif Bey gülmeye başladı: — Doğan Bey, benimle oyun oynuyorsunuz galiba. Kaç kişi gözlük kullanıyor diye baktım çevreme; kaç kadın ve erkek var diye değil. — Sizinle
“İçin ferahlasa ne çıkar?” “İnsan suçluluk duyar.” “Anneanneme karşı mı? Ya ama anneannem sen gülünce sevinir.”
Sayfa 77 - April Yayıncılık·Kitabı okudu
Alıntı