“Taze bir tohum hakikatlidir. En büyük boşlukların en derinlerine kök salar.”
"Kendinize küçük mutluluklar armağan edin, kendinizi hediyelerle şımarmaya alıştırın."
Reklam
"Oysa ne kurtulmayı ne de duruşmada dedikleri gibi kurtulmak için beni kullanmayı akıl edebilirdi Melek. Şimdi anlar gibiyim bunu. Öldürmeyi, öldürtmeyi düşünemezdi. Çünkü düşünmezdi. Çünkü baskıya karşı çıkmamak üzere yetiştirilmişti. Bilmiyordu başkaldırılabileceğini; baskıyı, zorbalığı yaşamın doğal bir öğesi bellemişti. Bu baskıyı erkeklerin kurması, her bakımdan kurması da doğaldı onun için. Çünkü güçlü olan onlardı; hep başta olan, her şeye egemen olan. Ben de onlardan biriydim. Daha genç, daha beceriksiz belki. Ama erkek. Nasıl güvenebilirdi bana? Üstelik benimle olan ilişkisi ötekilerle olandan ayrı değildi ki. Bahçede yıllarca önce oynadığımız o bir tek koşmaca oyunu dışında ne ayrımım vardı başka erkeklerden? Zorla, zorbalıkla kurulan, kendisinin hiç katılmadığı cinsel bir ilişkinin üstte olan kişisi... Bütün bunları anlamadım zamanında. Tam tersini anladım hatta. Beni seviyor musun sorularıma yalnızca şaşkın ve ürkek bakışlarla karşılık vermeyi sürdürdükçe korktuğuna inandım. Beni sevdiğini söylemeye korkuyor; hayır, daha da ötesi beni sevmeye korkuyor dedim. Sonra da yeni ve eşsiz bir buluşmuş gibi özgür olmayan kişinin sevemeyeceğine karar verdim. Melek’i kölelikten, Hüsrev beyin korkunç boyunduruğundan kurtarmakla ona sevmek olanağını da armağan edeceğimi sanıyordum. Ancak ben kurtarırsam gerçekten yaşamaya başlayacağına inanmıştım. Oysa ben kurtarmaya kalkıştığım için şimdi ölümü bekliyor o. Nasıl da yalan yanlış yaptım her yaptığımı. Yaptık her yaptığımızı." Melek ölecek…
Sayfa 144·Kitabı okudu
Bir armağan, özellikle de bir hanıma verilen armağan, bir başka armağanı gerektirecek cinsten olmamalı...
Alıntı
Günümüzün kızları, kırk yıl öncesine göre daha özgür ve daha mutlular mı diye soruyorum kendime. Öyle olduğunu sanmıyorum. Kadın özgürlüğü konusunda verilen büyük mücadeleler ne yazık ki kadınları sadece başka bir şekilde nesneleştirdi. Zamanımızda kız çocuklarına verilen bütün mesajların doğrudan onların bedenlerine, kendilerini başkalarına nasıl sunacaklarına ilişkin olduğunu gözlemlemek için ne sosyolog ne de düşünür olmaya gerek yok. Beş yaşındaki kızların kokoş giysilere büründükleri, sekiz yaşındakilerin yarı anoreksik bir hayat sürdükleri, beden çizgilerini bozmamak adına yemekten korktuklarını görüyoruz. Zayıf olmak gerekiyor, sunulacak olan şeyin, mutlu ya da mutsuz edecek şeyin beden olduğunun bilincinde hepsi. Estetik ameliyatların artması da bu gerçekliğin acıklı onaylamalarından biri daha. Pek çok genç kız on sekizinci doğum günleri için armağan olarak estetik bir düzeltme istiyor. Biraz daha iri göğüsler, daha minik bir burun, daha gösterişli dudaklar, daha az yelken kulaklar. Kitlesel boyut kazanan estetik cerrahinin sonuçları da gözlerimizin önünde: kusursuz, hepsi birbirine benzeyen, hepsi bu benzerliğin getirdiği tatminle mutlu, hepsi erkeklerin arzularına sunulmaya hazır Barbie'lerle çevrilmiş durumdayız. Öyle görünüyor ki kimse bu ergenlere en önemli olanın gözle görülen olmadığını, sevginin bedenin boyutlarına değil sadece bakışlardan yansıyan ve ifade edilmesi zor olan bir şeylerden kaynaklandığını hiç söylememiş.
Sayfa 81·Kitabı okuyor
‘El âlem ne der?’ bir taşra kaygısıdır. Özgür yaşamı sakatlar. Ve taşra, coğrafi değil, zihinsel bir kavramdır.”
Reklam
Reklam