Yalnız kalmış, darbeler yemiş, terk edilmiş, yarım kalmış olabilirdik.Fakat birbirimizi bulduğumuzda kan bağından öte bir aidiyet doğuyordu aramızda. Çünkü bazı insanlar kanla değil, kaderle kardeş olurdu. Bazı aileler, aynı çatı altında değil, aynı acıyı taşıyan yüreklerde kurulurdu.Belki de yeni yılın bize vereceği en büyük armağan hayatta kalmak değil, birbirimizin hayatında kalmaktı.
Bazı anlar geçmez, bazı bağlar çözülmezdi.Bazı insanlar, bir kez buluştu mu zaman bile onları ayıramazdı.
Şehir ışıklarından uzakta pırıl pırıl kozmosu izlerken, alçak gönüllülükle tüm varoluşa meydan okumanın, ancak iki yürek birleştiğinde mümkün hale gelebilen bir bileşkesini oluşturmaktaydık.
Kaderimiz milyarlarca yıl önce bir infilakla mühürlenmiş, bir kuyruklu yıldız gibi gururla akıp gitmekteyken evrende; içimizde gelmiş geçmiş, olmuş olabilecek bütün tarihi taşırken, istikametimiz sadece bir teferruattı. Ölmekse ölmeye hazırdık; yaşamak, birbirimize bir göz kırpışı kadar kısa bir an gülümsemekti çünkü ve biz birbirimize sonsuzluğu çoktan armağan etmiştik.