• Kemalist Rejimin Hasta ettiği Kadın & Seçme ve Seçilme Hakkı

    Kemalist rejimin övündüğü inkılapların başında “Kadınlara seçme ve seçilme hakkının” verilmesi ve Isviçre’den alınan Medeni Kanun gelir.

    Halbuki gerçekler hiç de öyle değil. Kadınlar üzerine yaptığı yayınlarla dikkat çeken Prof. Dr. Ömer Çaha’ya göre 1926’da Isviçre’den alınan Medeni Kanun kadın ve erkek arasında mutlak eşitliği sağlamadı. Ingilizce neşredilen “Women and Civil Society in Turkey” isimli kitabında kadınlar aleyhindeki maddeleri sıralayan Prof. Çaha, Isviçre Medeni Kanunu’nun kadınlara verdiği hakların, Osmanlı Aile Hukuku Kararnamesi’nin kadınlara verdiği haklardan geride olduğunu ifade eder.[1]

    Gelelim kadınların seçme ve seçilme hakkına…

    Evvela şunu belirtelim; M. Kemal döneminde bırakın kadınları, erkeklerin bile seçme hakkı yoktu.
    KAYNAK: Vakit Gazetesi, 4 Nisan 1930…

    ***

    Çünkü milletvekillerini bizzat M. Kemal atamaktaydı. Mesela 1 Nisan 1931 tarihli Cumhuriyet Gazetesi’nde; “(…)Kaç mebus alınacak? Hakiki vaziyeti hiç kimse tahmin edemez. Kâtî vaziyet Gazi hazretleri umumî listeyi ilan edince anlaşılacak” deniliyordu.[2]

    Bu durum M. Kemal’in ölümünden takriben 10 sene daha böyle devam etti. Akabinde Batı’nın zorlamasıyla demokrasiye geçildi. Bu mevzu hakkında bir makale neşretmiştik, merak edenler oradan tafsilatını okuyabilir.[3]

    Kadınlara seçme ve seçilme hakkı iddia edildiği gibi kemalist rejim tarafından armağan edilmemiş, aksine bütün engelleme çabalarına rağmen kadınlar söke söke almışlardı.

    Ayşe Hür, kadınlara seçme ve seçilme hakkı verilmesinin “ne lütuf, ne de erken” olduğunu belirtir ve ekler:

    “Resmi ideolojinin iddia ettiği gibi 5 Aralık 1934’te kadınlara seçme ve seçilme hakkı tanınması bir ‘lütuf’ değildi. Aksine, Cumhuriyetin erkekleri, 9 yıl boyunca kadınlara bu hakkı vermemek için ellerinden geleni yapmışlar, onları yıldırmak, sindirmek için her türlü aracı kullanmışlardı. (Bu yıllarda erkek adaylar da merkezden belirleniyordu ve seçimler iki dereceliydi.) Kadınlar ise Ingiliz ve Amerikan Sufrajetleri gibi zorlu bir mücadele vermemekle birlikte, Istiklal Mahkemelerinin rejimin en güçlü adamlarını bile idama mahkûm ettiği, sürdüğü o yıllar boyunca, siyasi haklara ilişkin taleplerini ısrarla dile getirmeye çalışmışlardı. Bu ısrarlı tutumları sayesinde elde ettikleri seçme ve seçilme hakkı, resmi ideologların tekrarlamayı pek sevdikleri gibi Fransa’dan (1944), Japonya’dan (1945), Isviçre’den (1971) önceydi ama Yeni Zelanda’dan (1893), Avustralya’dan (1894-1908), Finlandiya’dan (1906), Norveç’ten (1913), Danimarka ve Izlanda’dan (1915), Rusya ve Hollanda’dan (1917), Ingiltere, Almanya, Avusturya, Letonya, Polonya ve Estonya’dan (1918), Arnavutluk, Çekoslovakya ve ABD’den (1920), Azerbaycan, Ermenistan ve Isveç’ten (1921), Moğolistan, Tacikistan, Kazakistan, Türkmenistan, Ekvador, Romanya, Güney Afrika, Ispanya, Şili, Portekiz, Uruguay, Tayland, Brezilya’dan (hepsi 1924-1933 arası) sonraydı.”[4]

    Ayrıca parti programında kadınlara seçme ve seçilme hakkını tanıdığını ilan eden ilk parti CHP değildir. Bu hakkı tanıdığını ilk kez 1930 yılında Serbest Cumhuriyet Fırkası ilan etmişti. Fakat bu parti M. Kemal’in talebiyle kapatılmıştır.[5]

    Kadınların seçme ve seçilme hakkını elde etmelerinde hiç şüphe yok ki Nezihe Muhiddin hanımın büyük payı vardır. Ancak kemalist rejimin gadrine uğrayan bu mücadeleci kadın bir akıl hastanesinde gözlerini hayata yumdu. Yaprak Zihnioğlu, 1998’de Boğaziçi Üniversitesi’nde “Nezihe Muhiddin: Bir Osmanlı Türk Kadın Hakları Savunucusu” başlıklı master tezi yaptı. Yıldıray Oğur, bu master tezi üzerinden Nezihe Muhiddin’in hikayesini kaleme aldı ve Yaprak Zihnioğlu’na tasdik ettirdikten sonra yayınladı.

    Işte o yazı:

    (Yazı kısaltılıp düzenlendi. Bazı fotoğraflar tarafımızdan eklendi.)

    *

    1889’da Kandilli’de doğan Nezihe Muhiddin, Arapça ve Farsça ardından Almanca ve Fransızca biliyordu. 1909 Maarif Nezareti’nin hocalık sınavını kazanıp hayata atıldı; Kız Idadi Mektebi’nde fen bilimleri hocası oldu. Darülmuallimat adı verilen Kız Öğretmen Okulu’nda iktisat dersleri verdi; aynı anda kızlara dil ve spor öğretmek için açılan Ittihat ve Terakki Kız Sanayi Mektebi’ne müdür olarak atandı.

    II. Meşrutiyet’in hürriyet rüzgarları esmekteydi. Kızların eğitim için Avrupa’ya gönderilmesini destekleyen ilk yazısı yayımlandığında sadece 18 yaşındaydı. On dokuz yaşında yazdığı “Kızlarımızın Psikolojisini Mütalaa” yazısı yurt dışında bile alaka gördü. Sadece kadınlık meselesi üzerine yazmadı; siyaset ve edebiyat yazıları da Hüseyin Rahmi, Yusuf Akçura, Celal Nuri gibi dönemin ünlü isimlerinden takdir gördü.

    1912’de Balkan Savaşları sonrası hayır işleri için kurulan Osmanlı Türk Hanımları Esirgeme Derneği’nin, aralarında Ahmet Ağaoğlu’nun eşi Sitare Hanım’ın da bulunduğu, kurucu kadrosunda yer aldı; uzun yıllar bu derneğin genel sekreterliğini yaptı. Osmanlı Donanması’nı desteklemek için kurulan Donanma Cemiyeti’nin Kadınlar Şubesi’ni açtı. Öğrencileriyle savaştan gelen askerlerin tedavi gördüğü hastanelerde hastabakıcılık yaptı.

    ***

    1. Dünya Savaşı’nın ardından, işgal yıllarında da milli mücadelenin yanında oldu, yazılar yazdı. Istanbul’un işgalinin ardından toplanan Milli Kongre’nin delegeleri arasında yer aldı.

    Tüm hayır işleri bir yana, kafasında esas başka bir mesele vardı: Kadınların siyasi hayata katılması ve birliği. Savaş bitmiş ve Ankara’da yeni rejimin temelleri atılmaya başlanmıştı; ama Meclis’te Kemalistlerin Birinci Grubu ve muhaliflerin Ikinci Grubu’nun anlaştıkları birkaç meseleden biri kadınlardı. Ikisi için de siyasette kadının adı yoktu. M. Kemal’in Halk Fırkası adıyla bir parti kurma niyetinin daha yeni yeni ortaya çıktığı günlerdi. Müzakereye açılan Seçim Kanunu’nun 2. maddesinde “On sekiz yaşını geçen her erkek seçmen seçme hakkına sahiptir.” yazıyordu.

    Tam bu sırada Ahmet Emin Yalman’ın “Vakit” gazetesinin açtığı “Kadınlara seçme ve seçilme hakkı” tartışması büyük alaka gördü. Kamuoyu artık bunu duymaya hazırdı. Nezihe Muhiddin ve 13 kadın arkadaşı, 30 Mayıs 1923’te daha Cumhuriyet bile ilan edilmemişken kadınların siyasi hakları yani seçme ve seçilme hakkı için bir kadın şûrası toplamaya karar verdiklerini açıkladı. Gazetelerin büyük alaka gösterdiği ve II. Meşrutiyet’in önemli devlet adamlarının eşleri ve kızları olarak tanıttığı kadınlar “Türk kadınlığının siyasal haklarını kazanmaya kararlı olduklarını ve kazanacaklarından zerre kadar şüphe beslemediklerini” söylüyorlardı. Şûraya bütün kadın derneklerinden ikişer delegeyle yüksekokul ve lise mezunu bütün kadınlar davet edilmişti.

    15 Haziran 1923 günü Darülfünun konferans salonunda toplanan Kadınlar Şûrası’ndan beklenen karar çıktı: “Kadınlar Halk Fırkası” kurulacaktı.

    Daha rejimi kuran Birinci Grup’un Halk Fırkası’na (CHP’ye) dönüşmesine bile 5 ay vardı. Kadınlar, ilanından 5 ay evvel Cumhuriyet’in ilk partisini kurmak için Kemalistlerden evvel davranıp ilk adımı atmışlardı. Ertesi günkü gazeteler, fırkanın kuruluşunu büyük puntolarla duyurdu.

    Nezihe Muhiddin’in başkanlığındaki fırkanın idare heyetinde Şükufe Nihal, Nimet Rumeyde, Latife Bekir, Muhsine Salih, Seniyye Izzeddin gibi dönemin ünlü kadınları yer aldılar. Partinin kurucularının çoğu Nezihe Muhiddin’in Esirgeme Derneği ve Donanma Cemiyeti’nden gelen arkadaşlarıydı.

    Partinin tüzüğü ve programı basında yer aldı. Kemalistlerin Dokuz Umdesi’ne nazire yaparcasına kadınlar Dokuz Umde belirlemişti. Kadın hakları tedrici olarak istenecekti. Ilk hedef belediye seçimlerinde oy verme hakkıydı.

    Devletten ilk tepki, partinin kuruluş evraklarının teslim edildiği Istanbul Valisi’nden geldi: “Kadınların haklarını alması bir eğitim meselesidir.”

    Valilik, parti kuruluşuna karar vermesi için evrakları ve tüzüğü Ankara’ya Içişleri Bakanlığı’na gönderdi. Ilk kez bir parti kuruluyordu, buna da ancak Ankara karar verebilirdi.

    Ancak partinin kurulmasıyla ilgili cevap bir türlü gelmiyor, partinin durumunun görüşülmesi sürekli başka tarihlere erteleniyordu. Ama Nezihe Muhiddin’in Ankara’yı beklemeye tahammülü yoktu. Meclis’te Aile Kanunu’nda değişiklik yapılması gündeme gelmişti. Kadınlar Halk Fırkası değişikliğin kadınlar lehine yapılması için harekete geçti. Türk Ocağı’nda aralarında Halide Edip ve Muallim Nakiye Hanım’ın da bulunduğu 300 kadının katıldığı bir kadın konferansı düzenlendi. Konferansta kürsüye çıkan Nezihe Muhiddin, 3 kez boş ol denerek erkeğin kadını boşadığı talakın kaldırılmasını istedi, çok eşliliği ve çocuk yaşta evlendirmeyi eleştirdi ve Ankara’ya seslendi:

    “Kadını millet camiasından ayırmayan laik Cumhuriyetimizden evlilikte, boşanmada, verasette kadın ve erkek hukukunun eşit olarak gözetileceğini beklemek hakkımızdır.”

    Konferansta komisyonlar kuruldu ve talepler bir muhtıra olarak Meclis’e gönderildi. Basın da yoğun alaka göstermiş, toplantıya katılan ünlü kadınlar gazetelere yazılar yazmıştı. Kamuoyunda güçlü bir ses çıkarılmıştı.

    Ama Kadınlar Halk Fırkası’nın arkasına düşmüş Ankara’nın cevabı gecikmedi. Parti kuruluşu için cevap 8 ay sonra geldi. Kadınlar Halk Fırkası (KHF)’nın programı “bazı düşünceler” sebebiyle hükümetçe reddedilmişti. Bu düşüncelerin neler olduğu hakkında ise hiçbir ayrıntıya girilmemişti. Fırka bir erkek müşavirlik kurup başına rejime yakın Fethi Bey’i getirerek tekrar şansını denedi, Halk Fırkası’na (CHP) bağlılık mesajlari gönderdi, ama yine de olmadı.

    Nezihe Muhiddin ve arkadaşlarıysa öyle hemen pes etmemekte kararlıydı. Partinin progamını biraz yumuşattılar, en göze batan kadınların siyasal hakları için mücadeleyi öngören ikinci maddeden ve “kamuoyunu karıştırmamak” için başka illerde örgütlenmekten vazgeçtiler ve tüzüklerine açıkça “Birliğin siyasetle alakası yoktur.” maddesini eklediler. Bu programla başvurdukları Valilik, bu kez Türk Kadın Birliği (TKB)’nin kurulmasına izin verdi. Sorun siyasi haklar için mücadeleydi. Siyasal hak talebi resmi makamlar nezdinde yumuşatılsa da Türk Kadın Birliği’nin ana hedefi değişmemişti.

    400 üyeye ulaşan birlik, siyasal haklar konusundaki ketumiyetini 1925’in Ocak ayında, yeni binasına taşındıktan sonra düzenlediği açılışta bozdu. Ilk fırsat ise önlerine hemen bir ay sonra çıktı. Istanbul’da boşalan bir vekillik için Halide Edip ve Nezihe Muhiddin mebusluk için aday gösterildi.

    Sembolik olan bu adaylıklara en büyük tepki kemalist rejimin yayın organı Cumhuriyet gazetesi ve Yunus Nadi’den gelmişti. “Cins-i latif”, “Havva kızları” gibi cinsiyetçi tanımlamalarla andığı kadınlarla dalga geçen, kendi propagandalarını yapmakla suçlayan Yunus Nadi ile Nezihe Muhiddin arasında gazeteler üzerinden sert bir polemik başladı.

    *
    Doğrudan Nezihe Muhiddin’i hedef alan Cumhuriyet gazetesinin bunun gibi cinsiyetçi yayınları, açık bir kadın düşmanlığından başka bir şey değildi:

    “Salonda zarifane konuşmaktan, yahud gazetecilere resimlerini vermekten yahud da balodan sinemaya, sinemadan dansa koşan hanımlara karşı, açık ve samimi konuşalım, biz erkekler hürmet de etsek yalandır. Bu hürmet ancak onların zarafetlerine daha ince bir çeşni vermek ve sonra da bu zarafeti şaşırmış ve hayran seyr ü temaşa (seyretmek) içindir.”

    Kadın Birliği sonunda kendini anlatmak için haftalık “Kadın Yolu” dergisini çıkarmaya başladı. Nezihe Muhiddin ilk sayı için kaleme aldığı “Kadın Yolu’nun Şiârı” başlıklı makalede, Batılı liberal siyasi terminolojiyle ne istediklerini net bir şekilde ortaya koymuştu:

    “Yasalar karşısında eşit olan vergi veren kadınlar neden seçme ve seçilme hakkından yoksundur?”

    *
    Serbest Fırka’nın Nezihe Muhiddin’i Istanbul’dan milletvekili adayı göstermesi Kemalist basında Muhiddin nefretini yeniden uyandırmıştı. Akbaba dergisinde çıkan ve Cumhuriyet gazetesinin 1. sayfasından verdiği karikatür Serbest Fırka’nın kendini feshetmek zorunda kalmasından üç gün sonraya ait.

    Başvuruyla ilgili gazetelerin sıkıştırdığı CHP müfettişi “Kadınlar evlerinde yapacak ev işi kalmazsa bu işlerle ilgilenmeye başlayabilirler.” diyebildi.

    Kadın Birliği ne yapıp ediyor gazetelerin birinci sayfalarından düşmüyordu. Üçüncü yılında Diyarbakır, Denizli, Afyon ve Aydın gibi şehirlerde şubeler açtı. “Ahlakta ve Kazançta Eşitlik” gibi kampanyalarla eşit işe eşit ücret isteyip yoksul kadınların fuhuşa sürüklenmesine karşı çalıştılar; “Kadınlar polis de olabilir.” gibi açıklamalarla kamuoyunun kadın meselesine ilgisini hep diri tutmayı başardılar. Cumhuriyet gazetesi bu teklifi de alaycı bir dille karşılamakta gecikmemişti:

    “Mebus olmayacağını anlayan kadınlar şimdi de polis olmak istiyor.”

    1927’de toplanan Türk Kadın Birliği kongresinde üy yıl evvel programdan çıkarılan “Siyasal hakların alınması için çalışılacaktır.” maddesi yeni bir formülle geri getirildi, Nezihe Muhiddin yeniden başkanlığa seçildi. Işte bu, sonun başlangıcı olacaktı.

    Kampanya kongreden hemen sonraki gün başlatıldı. Üyelerden birkaçı basına, CHP’ye, Valiliğe ve Emniyet’e mektup yazarak Nezihe Muhiddin’in yolsuzluk yaptığını, kongrede seçimlerde yapılan usulsüzlükler nedeniyle Kadın Birliği’nin gayrikanuni ilan edilmesi gerektiğini iddia ettiler.

    Ertesi gün Nezihe Muhiddin hemen bir basın toplantısı düzenleyerek bütün iddiaları reddetti. Kongrenin basının önünde gerçekleştiğini, hiçbir itiraz olmadığını, kongrede hesapların incelenmesini bizzat teklif ettiğini hatırlattı. En kritik mesajı ise hükümeteydi:

    “Sizinle bir sorunumuz yok.”

    Yeni program valilikçe onaylandı. yolsuzluk iddiaları da asılsız çıktı. TKB, 1927 seçimleri için çalışmaya başlamıştı. Bu kez yine Ankara’yı ters köşeye yatıracak bir hamle yapıldı. CHP’den kadın aday gösterilmesi için çalışılacaktı. CHP bu hamleye “Anayasaya uygun değil.” diyerek karşı çıktı. Bu arada Kazım Karabekir Paşa gibi isimler de Kadın Birliği’nin kadın aday göstermesine destek açıklamaları yaptılar.

    *
    Kadın Birliği bir heyet kuracak, bu heyet Reisicumhur M. Kemal’i ziyaret ederek ondan anayasanın değiştirilerek kadınlara oy hakkı verilmesini isteyecekti. Toplantıdan bir de seçim beyannamesi çıkmıştı. Beyanname CHP’nin “henüz hazır değiliz” savunmasına bir cevaptı:

    “Kadınların bütün bu haklarına sahip olması lazım gelen an gelmiştir.”

    Kadın Birliği’nin Ankara’da M. Kemal’i ziyaret planı da suya düşmüştü. Kötü bir şeyler olduğunun farkına varan Nezihe Muhiddin önlem almak için seçimlerde milletvekili adayı göstermekten vazgeçtiklerini açıkladı. Ama seçme ve seçilme hakkı için kampanya Temmuz ayı boyunca sürdürüldü. Birlik, kampanyayı tersten esmeye başlayan rüzgara meydan okuyan bir bildiriyle tamamladı:

    “Biz ölünceye kadar bu hak uğrunda çalışacağız ve ömrümüz kifayet etmez, bu hakkı alamazsak ahfadımız, torunlarımız, mutlaka alacaktır!”

    M. Kemal ve bütün bakanlar Istanbul’daydı. Sesleri artık fazla çıkmaya başlayan Türk Kadın Birliği’ne operasyon için düğmeye basılmıştı.

    Önce 25 Ağustos 1927 günü TKB’nin Heybeliada’da düzenlediği yaz kampı polis tarafından basıldı, izinsiz oldukları gerekçesiyle çadırlar söküldü. Birliğin Değirmendere’ye düzenlediği gemi gezisi iptal edildi. Nezihe Muhiddin’in girişimleri hiçbir netice vermedi. Kısa bir süre sonra, daha önce işe yaramayan yolsuzluk iddiaları yeniden sandıklardan çıkarıldı. Başta Cumhuriyet gazetesi olmak üzere, basında Nezihe Muhiddin’i itibarsızlaştırmak için bir kampanya başlatılmıştı. 10 Eylül günü polis dernek binasında arama yaptı. Valilik aramanın ardından basına Nezihe Muhiddin’in birlik kasasından beş yüz lirayı kendisi için harcadığını, dernek merkezini evi gibi kullandığını açıkladı. Birlik idaresinden Doktor Safiye Ali, gelişmeler üzerine Nezihe Muhiddin’i suçlayarak istifa etti.

    19 Eylül günü polis Kadın Birliği’nin faaliyetlerini geçici olarak durdurdu ve belgelerine el koydu; kadınların siyasal hakları için çalışma maddesinin eklendiği yeni tüzük de lağvedildi.

    Nezihe Muhiddin ise henüz pes etmemişti. Birliği olağanüstü kongreye çağırdı, polisten evraklarının kendisine iadesini istedi. Polis belgeleri vermeyerek kongrenin yapılmasını yasakladı. Cemiyet idaresi gelişmeler üzerine Nezihe Muhiddin’in Cihangir’deki evinde toplandı. Savcılığa dilekçe yazıldı, heyet üyeleri gazetelere Nezihe Muhiddin’i destekleyen açıklamalar yaptılar.

    Gazeteler ise Nezihe Muhiddin’i çoktan istifa ettirmişti. Milliyet istifa haberini “Yerinde bir karar” başlığıyla duyurmuştu.

    Bu arada hükümet yanlısı cemiyetin kadın üyeleri de bir araya geldiler ve imza toplayıp olağanüstü kongre için valiliğe başvurdular. Valilik muhaliflerin kongre başvurusunu hemen kabul etti. Valilik eliyle Türk Kadın Birliği’nde darbe yapılmaktaydı.

    Nezihe Muhiddin bu kongrenin yasa dışı olduğunu ve istifa etmeyeceğini açıkladı. Türk Ocağı binasında polis denetiminde yapılan kongreye alınmayan Nezihe Muhiddin’i savunan üyeler sert şekilde susturuldu. Yetersiz sayı olmasına rağmen hemen seçimler yapılarak Nezihe Muhiddin’i valiliğe şikayet eden mektubun sahibi Saime Hanım (Saime Eraslan 1951’de Taha Toros’a yazdığı bir mektupta bunu itiraf etmişti), Latife Bekir ve Sabiha Sertel’in de aralarında bulunduğu yeni bir yönetim kurulu seçildi.

    Habere en çok Cumhuriyet gazetesi sevinmişti. Yunus Nadi, Nezihe Muhiddin’in Türk Kadın Birliği yönetiminden düşürülmesi için ertesi günkü köşesinde sevincini gizlememişti:

    “Oh diyoruz, aman kurtulduk!”

    Yeni TKB’nin ilk icraatı da Nezihe Muhiddin’i ihraç etmek oldu. Birlik yeni amacını da “Türk kadınına hukuk ve vazifelerini göstermek, kadınlığı tekamüle doğru sevk etmek” olarak açıkladı. Birliğin bir hayır cemiyetine dönüştürülmesine tepki gösteren Nezihe Muhiddin, hukuk mücadelesini bir süre daha sürdürdü. Kadın Birliği’ne müdahalesinin hukuk dışı olduğu gerekçesiyle Valilik aleyhine dava açtı. Valilik kendini “Nezihe Muhiddin ihraç edildiği için böyle bir dava açamaz” diye savundu ve hemen taarruza geçti. Valilik de Nezihe Muhiddin aleyhine yolsuzluk ve görevini kötüye kullanmak suçlamalarıyla dava açmıştı.

    Iddialar için “iğrenç” diyen Nezihe Muhiddin artık pes etmişti. Gazeteler uzun süre onun adından sadece adliye haberlerinde bahsettiler.

    Türk Kadın Birliği’nin yeni başkanı Latife Bekir, gazetecilerin “Siyasetle ilgilenecek misiniz?” sorusuna, “Hayır. Biz Nezihe Hanım gibi hayallerin peşinde koşacak değiliz.” diye cevap vermişti.

    Nezihe Muhiddin’in uğruna linç edildiği hayali 1934’te gerçekleşti. 5 Aralık 1934 günü Meclis kadınlara seçme ve seçilme hakkını veren kanun değişikliğini kabul etti. Nezihe Muhiddin’in on bir sene önce istediği ve bunu istediği için cezalandırıldığı hak, kemalist rejimin “kadınlara büyük hediyesi” olarak bahşedilmişti. Rejimin emrine giren Kadın Birliği yıllardır uğruna mücadele ettiği bu “lütuf” için sokaklara çıkıp M. Kemal’e şükranlarını sundu. Kutlama için düzenlenen toplantıya Nezihe Muhiddin çağrılmadı, kürsüye çıkan konuşmacılar sözlerini “Yaşasın kadınlık, yaşasın Gazi” diye bitiriyordu.

    O günlerde artık köşesine çekilmiş romanlar yazan Nezihe Muhiddin’in “Yedigün” dergisinde, zekice esprilerinin bile onunla alay etmek için kullanıldığı, “Nezihe Muhiddin Hanım Ne Âlemde” başlıklı bir röportaj çıktı.

    “Nezihe Muhiddin gibi siyasi hayallerimiz yok.” diyen Latife Bekir de 1946’da CHP’den Meclis’e girdi. Kadın Birliği 1949’da yeniden kuruldu. Birlik, 1952’de kurucusu Nezihe Muhiddin’e büyük bir sürpriz yaptı. Birliğin Istanbul Şube Başkanı olan feminist gazeteci Iffet Halim Oruz, Nezihe Muhiddin için bir jübile gecesi düzenledi.

    Artık tamamen köşesine çekilen Nezihe Muhiddin evinde her ayın ilk cuması kadınlarla çay sohbetlerinde bir araya geliyor, lise öğretmenliği yaparak ve popüler romanlar yazarak hayatını kazanmaya çalışıyordu.


    ***

    Siyasi faaliyetleri gibi edebi eserleri de yıllarca yok sayıldı. O günlerin tarihini yazanlar, onun açılış konuşması yaptığı toplantıları yazarken bile ondan bahsetmeyi uygun bulmadılar. Bu unutulmaya ve yalnızlaştırılmaya heyecanlı bünyesi ve berrak zihni daha fazla dayanamadı. Kadın arkadaşları onu bir akıl hastanesine yatırmak zorunda kaldılar. Ve 10 Şubat 1958 günü Şişli’deki o akıl hastanesinde yalnız ve unutulmuş bir kadın olarak hayatını kaybetti. Adı o kadar unutulmuştu ki Cumhuriyet gazetesi onun ölüm haberini verirken “Nezihe Muhiddin Araz vefat etti.” diye adını başka bir ünlü yazarla karıştırmıştı.

    ***

    Şişli Camii’nden kaldırılan cenazesinde eşi ve yakın dostlarından başka kimse yoktu. Kurucusu olduğu Türk Kadın Birliği sadece bir çelenk göndermekle yetinmişti. Annesinin ölümünden sonra oğlu Malik de ortalardan kayboldu. Onun da Beyoğlu sokaklarında yatıp kalktığı ve orada öldüğü söylenir.


    ***

    Yaprak Zihnioğlu’nun 1998’de Boğaziçi Üniversitesi’nde yazdığı tezi olmasa Nezihe Muhiddin’in adı çoktan tarihten silinmiş olacaktı. Ama Nezihe Muhiddin, o tezle tarihin tozlu sayfalarından çıkıp yıllar sonra kadınlara haklarını rejimin bahşettiğini söyleyen resmi tezin karşısına dikiliverdi.[6]

    .

    **********

    .

    KAYNAKLAR:

    .

    [1] Ömer Çaha, Women and Civil Society in Turkey: Women’s Movements in a Muslim Society, Routledge, New York 2016, (ilk baskı: Ashgate Publishing, Londra 2013), sayfa 47, 48.

    [2] Cumhuriyet Gazetesi, 1 Nisan 1931. Daha fazla kaynak için bakınız;

    https://belgelerlegercektarih.com/...-yoksa-ataturkun-mu/

    [3] Tafsilat için bakınız;

    https://belgelerlegercektarih.com/...ek-parti-rejimi-chp/

    [4] Ayşe Hür, Öteki Tarih, cild 3, Profil Yayıncılık, 3. Baskı, Istanbul 2014, sayfa 208 ve devamı.

    Yazarın Özet Kaynakçası: Hüseyin Aykol, Aykırı Kadınlar, Osmanlı’dan Günümüze Devrimci Kadın Portreleri, Imge Kitabevi, 2012, (Osmanlı döneminin özeti için: bianet.org/bianet/siyaset/142597-soke-soke-aldilar#.UL9gz-qFYv1.twitter); Aynur Demirbilek, Osmanlı Kadınlarının Hayat Hakkı Arayışının Bir Hikayesi, Imge Kitabevi, 1993; Bir Adalet Fermanı, Osmanlı’dan Türkiye’ye Beş Ermeni Feminist Yazar, Derleyen: Lerna Ekmekçioğlu-Melissa Bilal, Aras Yayıncılık, 2006; “Kadın Dosyası”, Hazırlayan: Hülya Balcı Akarlı, Toplumsal Tarih, S. 99, Mart 2002, s. 6-57; Yaprak Zihnioğlu, Kadınsız Inkılâp, Metis Yayınları, Istanbul 2003; Ayşegül Yaraman-Başbuğu, Türkiye’de Kadınların Siyasal Temsili, Bağlam Yayınları, 1999.

    [5] Serbest Cumhuriyet Fırka Programının 11. maddesinde, “Fırka bir dereceli intihap usulünün tesisini ve siyasi hukukun Türk kadınlığına da teşmilini (genişletilmesini) müdafaa edecektir” deniliyordu.

    Bakınız;

    Cemil Koçak, Belgelerle Iktidar ve Serbest Cumhuriyet Fırkası, Iletişim Yayınları, 2. Baskı, Istanbul 2014, sayfa 199.

    [6] Yıldıray Oğur, Cumhuriyet’in Beyaz Mağdurları, Timaş Yayınları, Istanbul 2013, sayfa 177-201.

    Yaprak Zihnioğlu’nun master tezi; “Kadınsız Inkılâp: Nezihe Muhiddin, Kadınlar Halk Fırkası, Kadın Birliği” adıyla Metis Yayınları (Istanbul 2003) tarafından neşredildi.

    .https://www.google.com/...e-secilme-hakki/amp/

    **********

    .

    Kadir Çandarlıoğlu

    .

    **********
  • ULUSAL BAĞIMSIZLIK HAREKETİNİN DOĞUŞU

    Saray, İngiltere’nin de onayıyla Mustafa Kemal’i Anadolu’daki 9. Ordu’ya, mütareke sonrasında silah bırakmamış Osmanlı güçlerini silahtan arındırmak amacıyla müfettiş olarak atadı. İstanbul’dan deniz yoluyla ayrılarak modern Türk tarihindeki derinden sarsıcı bir olay olan İzmir’in Yunanlılar tarafından işgalinden dört gün sonra, 19 Mayıs 1919’da Samsun limanına vardı. Mustafa Kemal birlikleri silahsızlandırmak yerine, komutanlarla görüşerek Amasya’da ortak bir direniş genelgesi yayınladı. Saray onu harcamaya kalkınca da görevinden istifa etti. Sonrasında Müdafa-i Hukuk örgütleri onun çevresinde toplandılar. Bu tür örgütlerin kongreleri 1919’da Erzurum’da (23 Temmuz-17 Ağustos) ve Sivas’ta (4-11 Eylül) yapıldı ve her seferinde Kemal Paşa’yı kongre başkanı olarak seçtiler. Aralık ayında Mustafa Kemal, Anadolu’nun merkezindeki Ankara’ya taşındı ve bu kenti ulusal direniş hareketinin merkezine dönüştürdü.

    Burada, İngilizce’ye nation, national ve nationalist olarak çevrilen Türkçe millet, milli ve milliyetçi terimleri hakkında birkaç şey söylemek gerekir. Bu kelimeler, bağımsızlık savaşı boyunca ve sonrasında, milliyetçiden çok vatanperver, dışlayıcıdan çok bütünleştirici anlamlarda kullanılmışlardır. Bu terimler Anadolu’nun tüm İslâmî unsurlarını -Türkler’i, Kürtler’i, Çerkezler’i, Araplar’ı ve Lazlar’ı- kapsıyordu ve her birinin kendi benlikleri vardı; Mustafa Kemal, 1919’un ekim ayında, Misak-ı Milli’nin buna göre belirlendiğini belirtmişti. Dinleyicilerine, ‘Efendiler!’ diye başlayarak anlatmıştır, ‘Bu hudut sırf askeri mülahazat ile çizilmiş bir hudut değildir, hudud-ı millidir. Hudud-ı milli olmak üzere tespit edilmiştir. Fakat bu hudut dâhilinde tasavvur edilmesin ki, anasır-ı İslâmîye’den yalnız bir cins millet vardır. Bu hudut dâhilinde Türk vardır, Çerkez vardır ve ana-sır-ı saire-i İslâmîye vardır. İşte bu hudut memzuc bir halde yaşayan, bütün maksatlarını, bütün manasıyla tevhid etmiş olan kardeş milletlerin hudud-ı millisidir.’
    Milli Misak, yeni devletin sınırlarını belirliyordu. Sınırlar, 1913 yılında Balkan Savaşı’ndan sonra imzalanan ve Osmanlılar’a Balkanlar’da toprak veren barış antlaşmaları ile Ekim 1918 ateşkesinin sınırlarına dayanarak belirlenmişti. Milli Misak’ı 17 Şubat 1920’de tamamıyla kabul eden son Osmanlı Meclisi’nde, bun-dan iki gün sonra Türk ve millet kavramları tartışılmış ve Türk kav-ramının tüm farklı Müslüman unsurları içine kattığına karar verilmiş-ti. Hatta bazı mebuslar Osmanlı Yahudileri’ni de Türk kavramı içine katmışlardı. Mustafa Kemal bu fikirleri 1 Mayıs 1920’de tekrarlıyor-du: ‘Burada maksut olan ... yalnız Türk değildir. Yalnız Çerkez değil-dir. Yalnız Kürt değildir. Yalnız Laz değildir. Fakat hepsinden mürek-kep anasır-ı İslâmîye’dir, samimi bir mecmuadır. Binaenaleyh bu heyet-i âliyenin temsil ettiği, hukukunu, hayatını, şeref ve şanını kur-tarmak için azmettiği emeller, yalnızca bir unsur-ı İslâm’a münhasır değildir. Anasır-ı İslâmîye’den mürekkep bir kitleye aittir.’ Osmanlı veya Kemalist vatandaşlık anlayışı asla etnik olmamıştır. Osmanlı kimliği, etnik köken veya dinden bağımsız olarak hanedan etrafında odaklanmıştı; Müslümanlar, Hıristiyanlar, Yahudiler, hanedana itaat ettikleri ve zaman içinde gelişmiş olan kültüre bağlı kaldıkları sürece Osmanlı sayılırlardı. Aynı şekilde, Türk vatandaşlığı da Misak-ı Milli tarafından tanımlanmış, oluşan devletin sınırları içerisinde yaşamaya (doğmaya değil, yaşamakta olmaya) dayanmaktaydı. Kurtuluş Savaşı boyunca, gayri-Müslimler de (Rum ve Ermeniler) kendi devletleri için savaştıklarından din önemli bir rol oynadı; yalnızca Osmanlı Yahudi-leri milliyetçilere katıldılar. Doğum prensibine göre, Mustafa Kemal’in Meclis’teki düşmanları, onu yeni Türkiye sınırları içerisinde beş yıl yaşamadığı için seçilme hakkından bile mahrum edilmesi için uğraştı-lar, çünkü artık yeni Yunanistan’ın bir parçası olan Selânik’te doğ-muştu.
    İngilizler milliyetçi meydan okumaya İstanbul’u işgal ederek kar-şılık verdiler. İstanbul Meclisi son olarak 18 Mart 1920’de toplandı ve
    İngiltere’nin eylemini kınadıktan sonra belirsiz bir süre için oturum-larını erteledi. Padişah 11 Nisan’da Meclis’i feshetti ve böylelikle uzun süredir sultanın Müttefikler’in tutsağı olduğunu iddia eden Ankara milliyetçilerinin meşruluğuna katkıda bulunmuş oldu. Yine de, milli-yetçiler; özellikle de Saray, milliyetçileri zındıklar olarak tanımlayan ve müminlerin görevinin onları öldürmek olduğunu belirten bir fetva yayınladıktan sonra, sultanın taraftarlarına karşı bir iç savaş ilan et-mek zorunda kaldılar. Milliyetçiler buna karşılık olarak Ankara müf-tüsüne, halifenin gâvurların elinde esir bulunduğunu ve onu kurtar-mak için savaşmanın müminlerin görevi olduğunu söyleyen bir karşı fetva yayınlattılar.
    1920 ilkbaharı milliyetçiler için en tehlikeli dönemin başlangıcına işaret eder. Bu dönemde Saray’la ve yabancı güçlerle bir ölüm kalım mücadelesine giriştiler. Yunan güçleri Batı Anadolu’yu 1919’da işgal etmişti, temmuz ve ağustos aylarında Bursa ve Edirne’yi de işgal ede-rek ilerlemeye devam ettiler. Ertesi yıl, padişah, 10 Ağustos 1920’de Sevr Antlaşması’nı imzalayarak Anadolu’nun önemli bir kısmını Yu-nanistan’a Ermenilere ve Kürtlere bıraktığı gibi Milletler Cemiyeti tarafından Fransız mandasına verilen Suriye’ye de toprak verecekti. İstanbul bile Boğazlar’ı yönetecek bir uluslararası komisyona bırakı-lıyordu.
    Milliyetçiler Türk-Müslüman devletinin hayatta kalmasının tehli-kede olduğuna inandılar. Bu tehdit, Yunan ordusunun haziranda yeni bir saldırı başlatarak Kütahya ile Eskişehir’i aldığı ve Ankara’nın ula-şım hatlarını tehdit ettiği 1921 yılına da yansıdı. Ağustos ayında as-kerî durum o kadar ciddileşti ki BMM, başkomutan olarak Mustafa Kemal Paşa’ya askerî konularda otoritesini kullanması için yetki ver-di. 13 Eylül 1921’de Sakarya Savaşı’nda elde edilen başarı milliyetçi hareket içindeki rakiplerine karşı Kemal Paşa’nın elini güçlendirdi. Bu konuda doğru fikirler yürüten akademisyenlere göre, Mustafa Kemal’in yenilmesi durumunda yönetim rakiplerinden biri olan ve mükemmellik seviyesinde bir askerî kimliği bulunan Kâzım Karabekir Paşa’ya geçecekti. Sakarya Savaşı Mustafa Kemal’in kariyerinde ve bağımsızlık mü-cadelesinde bir dönüm noktası oldu. Mareşalliğe terfi ettirilerek ken-dine Atatürk soyadını aldığı 1934 yılına kadar kullandığı Gazi unvanı verildi. Büyük güçlere karşı konumu da kuvvetlendi. Moskova’yla Türk-Rus sınırını belirleyen bir antlaşma imzaladı; İngilizler de Ak-deniz’deki Malta Adası’nda tuttukları -İttihadçı ve milliyetçi- tutuklu-ları serbest bıraktı. On bir ay sonra, 1922 Ağustosu’nda, Mustafa Ke-mal Yunan hatlarına karşı bir genel saldırı başlatarak Yunan ordusunu 2/3 Eylül’de teslim olmaya zorladı. Milliyetçi güçler 9 Ey-lül’de İzmir’e girdiler ve 11 Ekim’de Mudanya Mütarekesi imzalandı. Ulusal Kurtuluş Savaşı kazanılmıştı; şimdi sıra yeni kurulacak devle-tin ve toplumun nitelikleri hakkında milliyetçilerin kabul edeceği bir uzlaşma bulmaktı.
    İngilizler farkında olmadan milliyetçilerin işini, barış şartlarını görüşmek için hem İstanbul hem Ankara’dan heyetler çağırarak ko-laylaştırdı. İngilizler milliyetçileri dağıtacağı yerde, onları birleşmeye ve kararlı davranmaya itti. Milliyetçiler Ankara hükümetinin yeni Türkiye’nin tek meşru otoritesi olduğunu öne sürdüler. İstanbul’da ise aslında padişahın yönetiminde devamı benimseyen bir muhafa-zakâr olan General Refet Bele, sultanı hükümetini dağıtarak milliyet-çilerin izinden gitmeye ikna etmeye çalıştı. Eğer başarılı olsaydı milli-yetçilerin padişahlığı nasıl olup da kaldırabileceklerini tahmin etmek zordur. Ancak, Vahdeddin Refet Bele’nin önerisini reddetti ve 1 Ka-sım’da Ankara’da BMM buna, 16 Kasım 1920’den beri sultanın hükü-metinin bir işlevi kalmadığını öne sürüp padişahlığı kaldırarak karşı-lık verdi. Bu andan itibaren, İstanbul da, tüm diğer taşra gibi, Ankara’dan yönetilecekti. Vahdettin, 17 Kasım 1922’de bir İngiliz sa-vaş gemisiyle ülkeden kaçtı; ertesi gün Meclis Abdülmecit Efendi’yi ülkenin yeni halifesi olarak seçti.
    Meclis padişahlığı kaldırmıştı ama halife milliyetçi hareket içinde de halk arasında da büyük popüleritesiyle destek görmeye devam ediyordu. Mustafa Kemal Paşa’nın durumu güvende olmaktan çok uzaktı. Bazı milletvekilleri, onun Meclis’e seçilmesini, seçim yasasını değiştirip yalnızca, seçim bölgelerinde beş yıldan fazla bir süre otur-muş olan kişilerin seçilebilmesini sağlayarak önlemeye çalışıyorlardı. Bu, Mustafa Kemal’i, yeni Türkiye’nin sınırları dışında doğmuş olduğu ve Türkiye’nin hiçbir yerinde sürekli olarak beş yıl oturmadığı için saf dışı bırakacaktı. Ancak, değişiklik önerisi komisyonda geri çekildi.
    Mustafa Kemal tecrit edilmiş olduğunu ve destek alanını geniş-letmesi gerektiğini fark etti. Bunun sonucunda, kendi siyasi partisini, daha sonra Cumhuriyet Halk Partisi adını alacak olan ve eski rejim karşıtı herkesi temsil eden Halk Fırkası’nı kurdu. Halk terimi sosyal sınıflarından bağımsız olarak eski düzene karşı olan herkesi kapsı-yordu; temel görevleri eski düzeni ve onun temsilcilerini alt etmek ve ‘halkın devleti’ni kurmaktı. Kemalistler karşıtlarına bu anlamda ideo-lojik savaş açtılar ve Mustafa Kemal konuşmalar yaparak ve basına beyanatlar vererek mesajını tüm ülkeye yaydı. Mustafa Kemal’in liderliği aynı zamanda bazı muhafazakâr silah arkadaşlarının da tehdidi altındaydı. Bunlar uzun yıllardır tanıdığı Rauf Orbay, Ali Fuat Cebesoy, Kâzım Karabekir ve Refet Bele gibi, Ulusal Kurtuluş Savaşı’nda kahramanca çarpışmış ama eski meşruti-yet düzeniyle gelmiş olan ılımlılık ve meşruluğu kullanmak isteyen kişilerdi. Monarşi, büyük ölçüde padişahın taktik hatası sonucunda kaldırılmıştı ama bu kişiler halifenin yeni Türkiye’yi cumhurbaşkanı olarak yönetmesinde bir engel görmüyorlardı. Bunlar, tıpkı kendile-rinden önceki İttihadçılar gibi, Türkiye’nin önceden bir sultan-halife, şimdiyse bir cumhurbaşkanı-halife tarafından, aşağıdan saldırılama-yacak ama yukarıdan kolayca yönlendirilebilecek bir sembolik ma-kam tarafından yönetilebileceğine inanıyorlardı. Öte yandan, Kema-listler ise, toptan bir toplumsal, ekonomik ve siyasi dönüşüm istiyorlardı. Devleti artık geleneksel toplum kuralları ve sembolleriyle yönetmek istemiyor, Türkiye’yi 20. yüzyılda hızla ilerletecek yeni, laik bir ideoloji yaratmak istiyorlardı. Kemalistler, Batı’nın materyalizmi-ni, teknolojisini, modern silahlarını, fikirleriyle beraber benimsemek, böylelikle toplumu, kelimenin en geniş anlamında, dönüştürmek isti-yorlardı. Bu, dinin devletten ayrıldığı değil, devletçe kontrol edildiği bir laik toplum yaratmak demekti. Onlar için çağdaşlık ekonomik ve toplumsal boyutlarla birlikte siyaseti ve kültürü de içeren geniş bir bütünlüktü. Geleneksel, ataerkil toplumlarını kökten ıslah ederek hem çağdaşlığı hem çağdaşlaşmayı başarmak istiyorlardı.
    1923 sonrası Kemalizm’in siciline bakarsak rejimin gelenekselci-likten baş döndürücü bir hızla modernliğe doğru ilerlediğini görürüz. Hükümet demokratik olmayabilirdi ama en azından yeni-ataerkil pa-dişahlık da değildi. Kemalistler, laikliği yani dinin devletten ayrılması ilkesini değil, devletçe denetlenen İslâm’ı getirdiler. İslâm’ı, reform programları ve devrimlerini, gerektiğinde Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından meşrulaştıracak şekilde kullanmaya niyet ettiler. Bilgi ve bilim, ‘hayatta en hakiki mürşit’ olarak tanımlanmaya başladı. Şehir kadınları da bir modernleşme rejiminde bir şekilde çağdaşlaşmadan yararlanmaya başladılar.
  • "...Kurtulmak, yaşamak için çalışan ve çalışmaya mecbur olan bir halkız... çalışmak sayesinde bir hak kazanırız. Yoksa sırtüstü yatmak ve hayatını gayret göstermeden geçirmek isteyen insanların bizim toplumumuzda yeri yoktur, hakkı yoktur.
    ....Efendiler! Biz hakkımızı muhafaza etmek, istiklalimizi güvende tutmak için toplum ve millet olarak bizi mahvetmek isteyen emperyalizme karşı ve bizi yutmak isteyen kapitalizme karşı milletçe savaşmayı uygun gören bir ilkeyi takip eden insanlarız... Hükümetimizin dayandığı esasın, toplumbilime dayalı bir esas olduğunu açıkça görünüz. Fakat ne yapalım ki demokrasiye benzemiyormuş, sosyalizme benzemiyormuş, hiçbir şeye benzemiyormuş! Efendiler, biz benzememekle ve benzetmemekle iftihar etmeliyiz. Çünkü biz bize benziyoruz, efendiler!"
    Bernard Lewis
    Sayfa 629 - Arkadaş Yayınevi
  • 150 syf.
    ·5 günde·Beğendi·10/10
    Falih Rıfkı Atay etkinliği kapsamında yapacağım ikinci incelemem olacak. Etkinlik için Link: ->> #27899814

    Babanız Atatürk kitabı ile Atatürk’ü yeniden okumaya var mısınız? Kronolojik biyografi incelemesi yapacağım, biraz uzun olacak ama unuttuğumuz bazı bilgileri hatırlamamıza yardımcı olacak.

    Falih Rıfkı Atay bu kitabında kendi bildiği Atatürk'ü anlatıyor bize. Çocukluğundan başlayarak, aralara anılar ekleyerek bize doyumsuz bir zevk sunuyor. Diğer kitaplarından aşina olduğum dilini aynı şekilde koruyor ve kullanıyor. Atay'ın kaleminden Atatürk'ü okumak zevk veriyor.

    “Bu inceleme kronolojik ve uzun bir incelemedir. Kitabın temasına uygun bir şekilde yapılmış ve konusu dışına çıkılmamıştır. Kitabı okuduğunuzda detaylarına fazlasıyla kavuşacaksınız.”

    1881’de Selanik’te doğdu,
    Annesi Zübeyde Hanım, Babası Ali Rıza Efendi’dir.
    Annesi onu mahalle mektebine vermek isterken, babası modern eğitim almasını istiyordu. Annesini kırmadı ve mahalle mektebine yazıldı. İstemeye istemeye gidiyordu. Dik kafalılık o zamanlardan beri vardı. Bu mektep'te arkadaşlarının yaptığı yaramazlığı üstlendi ve hocadan dayak yedi. Bu onun için dönüm noktası oldu.

    Ali Rıza Efendi, Mustafa’yı modern eğitim yapan Şemsi Efendi İlkokulu’na yazdırdı. Artık Mustafa'nın istediği olmuştu.
    Babası bu dönemde vefat etti ve çok zorluk yaşadılar. Annesi ile birlikte dayısının çiftliğine gittiler. Bu fazla uzun sürmedi, teyzesi Mustafa’yı okutmak için tekrar Selaniğe yanına aldı.
    Artık Orta Okula gidiyordu ve buradan da mezun oldu.

    1893 yılında gizli olarak sınavlara hazırlanıp, çok istediği “Selanik Askeri Rüştiye’sine (okulu) girdi.
    Çok başarılı bir öğrencilik geçiriyordu ve Üniforma onun övünç kaynağı idi.
    Osmanlı toprak kaybetmeye devam ediyordu. Selanik artık düşman hedefindeydi.
    Mustafa, aynı adı taşıyan matematik öğretmeninin verdiği Kemal adını aldı. Daha sonra kazanacağı rütbelere ilk olarak adı ile başlıyordu. O artık Mustafa Kemal’di!
    Mustafa diğer arkadaşlarına kıyasla daha iyi giyiniyor, kendisine bakıyor, bu dışarıdan fazlasıyla dikkat çekiyordu.

    1893 ‘te girdiği Selanik Askeri Rüştiyesi'ni bitirince, 1895’te Manastır Askeri İdadisi'ne (Lise) girdi. (Bazı kaynaklarda 1985, bazılarında ise 1986. Başvurduğu tarih olarak 1985 gözüküyor.) Hitabet ve edebiyata yöneldi, şiirler yazdı. Türkçe öğretmeni onun bu yöne pek yönelmemesini, asıl derslerinden geri kalmaması için uyardı. Yaz tatilinde Fransızca dersler almaya başladı. 1898’de ikincilikle mezun oldu.

    1899 13 Mart’ta İstanbul Harp Okulu Piyade sınıfına girdi.
    1902 10 Şubat’ta Harp Akademisi'ne girdi ve burada gazete çıkardı. Elle yazılan bu gazetede, arkadaşlarıyla ülke yönetimini eleştiriyordu. Okul Müdürü Rıza Paşa’nın çabasıyla ceza almaktan kurtuldular. Aldıkları ufak cezaları da affetti çünkü kendisi de ileri görüşlü bir Müdürdü. Mustafa artık devletin idari yönetimini eleştiriyor ve yayınlar çıkarıyordu.

    https://isteataturk.com/...07466324_ataturk.png
    https://isteataturk.com/...07470225_ataturk.png

    1905 11 Ocak’ta Harp Akademisi'ni Yüzbaşı olarak bitirdi, Şam'a 5. Ordu'nun 30. Süvari Alayı'nda staj yapmak için atandı.
    https://isteataturk.com/...07472679_ataturk.png

    1906 Ekim’de Şam'da Vatan ve Hürriyet Cemiyeti'ni kurdu. Şam'da topçu stajını yaptı ve Kıdemli Yüzbaşı(Kolağası) oldu.
    https://isteataturk.com/...07479134_ataturk.png

    1908- 23 Temmuz’da ilan edilen II.Meşrutiyet için çalışanlar arasındaydı.
    https://isteataturk.com/...07479692_ataturk.png

    1909 31 Mart(13 Nisan) İsyanı’nda Hareket Ordusu Kurmay Subayı olarak görevli.
    Adı aktif olarak bu olayda duyuldu. 1911- 13 Eylül’de İstanbul'a Genelkurmay'a naklen atandı.
    https://isteataturk.com/...07480318_ataturk.png
    https://isteataturk.com/...07492671_ataturk.png

    1911 27 Kasım’da Binbaşılığa yükseldi.
    https://isteataturk.com/...07481057_ataturk.png

    15 Ekim’de gazeteci Mustafa Şerif kimliği ile İskenderiye üzerinden, İtalya’nın saldırısına uğrayan Trablusgarp’a gitmek için İstanbul’dan ayrıldı.
    1912 9 Ocak’ta, Trablusgarp'ta İtalyanlar’a karşı Derne saldırısını yönetti. Savaş alanındaki ilk tecrübeleri burada kazandı.
    https://isteataturk.com/...08225809_ataturk.png

    1912 8 Ekim’de Karadağ’ın Osmanlı Devleti’ne savaş ilan etmesiyle Balkan Savaşı başladı. Osmanlı devleti “Ouchy”(Uşi) Antlaşması ile Trablusgarp ve Bingazi’yi İtalya’ya bırakınca, diğer subaylarla geri çağrıldı. 8 Kasım’da Selanik Yunanlılar tarafından işgal edilince, Derne’den Mısır’a, oradan İstanbul’a döndü.
    https://isteataturk.com/...07568647_ataturk.png

    1912- 25 Kasım’da Çanakkale Boğazı’nı korumak için Gelibolu’ya “Bahr-i Sefid(Akdeniz) Kuvvetleri Komutanlığı Harekât Şubesi Müdürü” olarak atandı. Daha sonra Bolayır Kolordusu adını alan bu kuvvetlerin Kurmay Başkanlığına getirildi.Bu görevi sırasında Çanakkale Boğazı’nın topoğrafik haritasını hazırlattı.

    1912’de General Litzmann’dan çevirdiği “Bölüğün Muharebe Talimi” adlı kitabı İstanbul’da yayınladı.
    http://farm3.static.flickr.com/...27529_661c5cecbb.jpg
    Asalet: https://isteataturk.com/...07496583_ataturk.png

    1913 27 Ekim’de Sofya Ateşemiliterliği'ne atandı.
    https://isteataturk.com/...07569763_ataturk.png

    1914 1 Mart’ta, Yarbaylığa yükseltildi.
    https://isteataturk.com/...07575352_ataturk.png

    1914’te Yeni Çeri kıyafeti ile Sofya’da baloya katıldı ve davetlileri kendisine hayran bıraktı.
    https://isteataturk.com/...07571365_ataturk.png

    1915 2 Şubat’ta, Tekirdağı'nda 19. Tümeni kurdu.
    1915 25 Şubat, Maydos'a gitti.
    1915 25 Nisan, Arıburnu'nda İtilaf Devletleri'ne karşı koydu.
    1915 1 Haziran Albaylığa yükseltildi.
    1915 9 Ağustos, Anafartalar Grup Komutanlığı'na atandı.
    https://isteataturk.com/...07573317_ataturk.png
    1915 10 Ağustos, Atatürk komutasındaki kuvvetlerin, Conkbayırı’nda İngilizlere taarruzu ve düşmanın ilerlemesine durdurmuş ve anafartalar kumandanı Mustafa Kemal düşmanı püskürtmüştür. Bugünkü muharebeler esnasında Atatürk’ün kalbini hedef alan bir kurşun, göğüs cebindeki saate çarpıp geri döndüğünden, kendisi mutlak bir ölümden kurtulmuştur.)
    https://isteataturk.com/...07573416_ataturk.png

    Çanakkale geçilemedi ise bir sebebi vardır. Akıl vardır, ölüme düşünmeden giden vatan evlatları vardır. Mustafa Kemal’in varlığı ve dehası Çanakkale’ye damga vurmuştur.

    Gelibolu Kuvvetleri Komutanı Alman Generali telefonla aradı.
    —Emrinizdeki kuvvetleri emrime veriniz.
    Komutan alaylı bir dille:
    —Çok gelmez mi? dedi.
    Mustafa Kemal olanca ciddiliği ile cevap verdi:
    —Az gelir! Sy.44

    https://isteataturk.com/...07573035_ataturk.png

    1916 10 Ocak’ta Almanlar’dan Çanakkale’deki başarıları nedeniyle “Demir Salip Nişanı”,
    17 Ocak’ta Sultan Reşat tarafından “Muharebe Altın Liyakat Madalyası” ile ödüllendirildi.
    https://isteataturk.com/...07575142_ataturk.png

    1 Nisan’da Tuğgeneralliğe yükseltildi.
    https://i2.wp.com/...-04-istasy10net.jpg

    1916 6 Ağustos, Bitlis ve Muş'u Ruslar’dan kurtardı.
    https://isteataturk.com/...07653304_ataturk.png

    1917 20 Eylül, memleketin ve ordunun durumunu açıklayan raporunu yazdı.
    Mustafa Kemal’in İsyan Muhtırası (Kesinlikle okumanızı tavsiye ederim.)

    1917 Ekim İstanbul'a döndü.
    https://isteataturk.com/...07657988_ataturk.png

    24 Mayıs 1918 tarihinde, yakın arkadaşı Ruşen Eşref Ünaydın'a bir fotoğraf imzalyıp vermiştir. Fotoğraf üzerine şunları yazmıştır:
    ''Her şeye rağmen, muhakkak bir nura doğru yürümekteyiz. Bende bu imanı yaşatan kuvvet, yalnız aziz memleket ve milletim hakkındaki sonsuz sevgim değil, bugünün karanlıkları, ahlaksızlıkları, şarlatanlıkları içinde sırf vatan hakikat aşkıyla ışık serpmeye ve aramaya çalışan bir gençlik görmemdir.''
    https://isteataturk.com/...07660819_ataturk.png

    1918 26 Ekim, Halep'in kuzeyinde bugünkü sınırlarımız üzerinde düşman saldırılarını durdurdu.
    https://isteataturk.com/...07658306_ataturk.png

    30 Ekim’de Mondros Mütarekesi'ni imzalandı.
    1918 31 Ekim, Yıldırım Orduları Grup Komutanlığı'na atandı.

    1918 13 Kasım, Yıldırım Orduları Grup Komutanlığı'nın kaldırılınca, Mustafa Kemal İstanbul'a döndü. Boğaz’da düşman donanmasını görünce, yaveri Cevat Abbas’a “Geldikleri gibi giderler!” dedi.
    https://isteataturk.com/...07658381_ataturk.png

    1919 30 Nisan Erzurum'da bulunan 9. Ordu Müfettişliği'ne atandı.

    1919 15 Mayıs Kara gün… İzmir'e Yunan'lılar asker çıkardı.
    (Bu konular hızlıca geçilecek konular değil ama kronolojik bir inceleme olduğu için sadece tarih ve olaylar hakkında bilgi veriyorum.)
    1919 16 Mayıs Bandırma vapuruyla İstanbul'dan ayrıldı.
    1919 19 Mayıs Mustafa Kemal Paşa Samsun'a çıktı.
    1919 15 Haziran3. Ordu Müfettişi ünvanını aldı.
    1919 21 Haziran, Ulusal Güçleri Sivas Kongresi'ne çağırdı.
    19 Mayıs Samsun’a çıkışı ile ilgili 19 Mayıs 1999 Atatürk Yeniden Samsun'da ‘da kitabına yaptığım incelemeden detay alabilirsiniz. #29768419

    1919 22 Haziran, Amasya Genelgesi’ni yayınlayarak, vatanın tehlikede olduğunu duyurdu.
    1919 8/9 Temmuz, Mustafa Kemal Paşa askerlikten çekilerek, sine-i millete döndü. Artık sivildi.
    ADAM GÖRÜN, ADAM!!!! https://isteataturk.com/...07664899_ataturk.png
    Not: Üzerindeki kıyafetler ona ait değildir. Para yok, nereden alacaklar? Etraftan ayrı ayrı toplanmış ve kendisine verilmiştir.

    1919 23 Temmuz, Mustafa Kemal'in başkanlığında Erzurum Kongresi toplandı. Tüm yurdu kapsayan kararlar alınarak, bir Temsil Kurulu seçildi. (7 Ağustos 1919)
    https://isteataturk.com/...07663796_ataturk.png

    1919 4 Eylül, Mustafa Kemal'in başkanlığında Sivas Kongresi toplandı. Millî Mücadele’ nin yöntemi belirlenip, bütün dernekler “Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti” adı altında birleştirildi.
    https://isteataturk.com/...07665246_ataturk.png

    11 Eylül’de Mustafa Kemal, Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Temsil Heyeti Başkanlığı'na seçildi.
    https://isteataturk.com/...07666376_ataturk.png

    1919 22 Ekim, Osmanlı Hükümeti ile Amasya Protokolü'nü imzaladı.
    1919 7 Kasım, Erzurum'dan milletvekili seçildi.
    1919 27 Aralık, Heyeti Temsiliye ile Ankara'ya geldi.
    https://isteataturk.com/...07665730_ataturk.png
    https://isteataturk.com/...07665637_ataturk.png

    1920 18 Mart, İstanbul'da Meclis-i Mebusan'ın son toplantısı.
    https://isteataturk.com/...07742082_ataturk.png

    1920 19 Mart, Mustafa Kemal tarafından Ankara'da üstün
    yetkiyi taşıyan bir Millet Meclisi toplanması hakkında illere duyuruda bulundu.
    1920 20 Mart, İstanbul'un İtilaf Devletleri tarafından işgali, Mustafa Kemal'in protestosu, Ankara'da yeni bir Millet Meclisi toplama girişimi.
    1920 23 Nisan, Ankara'da Türkiye Büyük Millet Meclisi'ni açıldı.
    https://isteataturk.com/...07742381_ataturk.png

    1920 24 Nisan, Mustafa Kemal Büyük Millet Meclisi Başkanı seçildi.
    https://isteataturk.com/...07742783_ataturk.png

    1920 5 Mayıs, Mustafa Kemal'in başkanlığında ilk B.M.M. Hükümeti toplandı.
    https://isteataturk.com/...07745465_ataturk.png

    1920 11 Mayıs, Mustafa Kemal, İstanbul Hükümeti tarafından ölüm cezasına çarptırıldı.
    1920 24 Mayıs İdam kararı Padişah tarafından onaylandı.
    1920 10 Ağustos, Osmanlı Devleti ile İtilaf Devletleri arasında I.Dünya Savaşı’nı sona erdiren Sevr Antlaşması imzalandı.

    1921- 9/10 Ocak, I. İnönü Savaşı.
    https://isteataturk.com/...07749933_ataturk.png

    1921- 20 Ocak, İlk Teşkilat-ı Esasiye (Anayasa) Kanunu'nun esas maddelerinin kabulü.
    https://isteataturk.com/...07839390_ataturk.png

    1921 30 Mart / 1 Nisan, II. İnönü Savaşı, Yunanlılar’la milletin aksak talihi de yenildi.
    https://isteataturk.com/...07748701_ataturk.png

    1921 10 Mayıs, Mustafa Kemal tarafından Büyük Millet Meclisi'nde “Anadolu ve Rumeli Müdafaai Hukuk Grubu” kuruldu, başkanlığına Mustafa Kemal seçildi.
    https://isteataturk.com/...07838180_ataturk.png

    1921 5 Ağustos, Mustafa Kemal'e Başkumandanlık görevi verildi.
    https://isteataturk.com/...08175553_ataturk.jpg
    https://isteataturk.com/...08185365_ataturk.png

    1921 22 Ağustus/23 Eylül, Mustafa Kemal'in yönetiminde Sakarya Meydan Savaşı'nın başlaması ve zaferle sonuçlanması. 1683’ten beri süren savunma ve geri çekiliş durduruldu.
    https://isteataturk.com/...07746193_ataturk.png

    1921 19 Eylül, Mustafa Kemal'e B.M.M. tarafından Mareşallik rütbesi ve Gazi ünvanının verilmesi.
    https://isteataturk.com/...07747904_ataturk.png

    1922 26 Ağustos, Bir yıllık hazırlıktan sonra, Mustafa Kemal Paşa Büyük Taarruz'u başlattı.
    https://isteataturk.com/...08273692_ataturk.JPG

    1922 30 Ağustos, Gazi Paşa, Dumlupınar’da düşman ordusunun büyük kısmının imha edildiği, Başkumandanlık Meydan Savaşı'nı kazandı.
    https://isteataturk.com/...13190926_ataturk.jpg

    1922 1 Eylül, "Ordular! İlk hedefiniz Akdeniz'dir, İleri!" buyruğunu verdi.
    https://isteataturk.com/...08275530_ataturk.png

    1922 9 Eylül Türk Ordusu İzmir'e girdi. Düşman kalıntıları denize döküldü.
    1922 10 Eylül, Gazi İzmir'de…
    http://manisanokta.com/...r-1923-600x320.jpg

    1922 11 Ekim, Mudanya Mütarekesi'nin imzalandı.
    https://isteataturk.com/...08308942_ataturk.png

    1922 1 Kasım, Saltanat, TB.M.M. tarafından kaldırıldı.
    https://isteataturk.com/...13278488_ataturk.jpg

    1922 17 Kasım, VI.Mehmet Vahdettin, Malaya adlı İngiliz harp gemisiyle İstanbul'dan ayrıldı.
    1923 29 Ocak, Gazi Mustafa Kemal, İzmir’li Latife Hanım'la evlendi.
    https://isteataturk.com/...08479768_ataturk.png

    1923 9 Ağustos, Gazi Mustafa Kemal Halk Fırkası'nı kurması.
    https://isteataturk.com/...08484903_ataturk.png

    1923 24 Temmuz, Kurtuluş Savaşı’nı sona erdiren Lozan Antlaşması imzalandı.
    https://isteataturk.com/...08685244_ataturk.png

    1923 11 Ağustos, Gazi Mustafa Kemal 2. Büyük Millet Meclisi Başkanlığı'na seçildi.
    https://isteataturk.com/...08685350_ataturk.png

    1923 29 Ekim, Cumhuriyet ilan edildi. Gazi Mustafa Kemal ilk Cumhurbaşkanı seçildi.
    https://ibb.co/eCMD0p

    1924 1 Mart , Gazi Mustafa Kemal, Büyük Millet Meclisi'nde Halifeliğin kaldırılması ve öğretimin birleştirilmesi hakkında açış nutkunu verdi.

    1924 3 Mart, Hilafetin kaldırılması, Tevhid-i Tedrisat(öğrenimin birleştirilmesi), “Şer'iye ve Evkaf Vekaleti” ile “Erkanı Harbiye-i Umumiye Vekaleti”nin(Bakanlığı) kaldırılması hakkındaki yasalar, Büyük Millet Meclisi'nce kabul edildi.
    1924 20 Nisan, Türkiye Cumhuriyeti Teşkilatı Esasiye (Anayasa) Kanunu kabul edildi.
    https://isteataturk.com/...08696520_ataturk.png

    1925 17 Şubat, Aşar (1/10) vergisi kaldırıldı.
    https://isteataturk.com/...09061694_ataturk.png

    1925- 24 Ağustos, Gazi Mustafa Kemal ilk defa Kastamonu'da şapka giydi. https://isteataturk.com/...09477164_ataturk.png

    1925- 25 Kasım, Şapka Kanunu Büyük Millet Meclisi'nde kabul edildi.
    https://isteataturk.com/...09517640_ataturk.png

    1925- 30 Kasım, Tekkelerin ve zaviyelerin kapatılması hakkında kanun kabul edildi.
    https://isteataturk.com/...09518837_ataturk.png

    1925- 25 Aralık, Uluslararası takvim, saat ve ölçüler kabul edildi.
    https://isteataturk.com/...09520015_ataturk.png

    1926- 17 Şubat, Türk Medeni Kanunu kabul edildi.
    https://isteataturk.com/...10342832_ataturk.png

    1927- 1 Temmuz, Gazi Mustafa Kemal Cumhurbaşkanı sıfatıyla, ayrıldıktan 8 yıl sonra ilk kez İstanbul'a gitti.
    1927- 15/20 Ekim, Gazi Mustafa Kemal Cumhuriyet Halk Partisi 2. Kurultayı'nda tarihi Büyük Nutku'nu okudu.
    1927- 1 Kasım, Gazi Mustafa Kemal 2. kez Cumhurbaşkanlığı'na seçildi.
    1928- 9 Ağustos, Gazi Mustafa Kemal Sarayburnu'nda Türk harfleri hakkındaki nutkunu verdi.
    https://isteataturk.com/...10644067_ataturk.png

    1928- 3 Kasım, Türk Harfleri Kanunu Büyük Millet Meclisi'nde kabul edildi.
    https://isteataturk.com/...10511935_ataturk.jpg

    1931- 15 Nisan, Türk Tarih Kurumu kuruldu. 1931- 4 Mayıs, Gazi Mustafa Kemal 3.kez Cumhurbaşkanlığı'na seçildi.
    https://isteataturk.com/...10435164_ataturk.JPG

    1932- 12 Temmuz, Türk Dil Kurumu'nun kuruldu.
    https://isteataturk.com/...10488443_ataturk.jpg

    1933- 29 Ekim, Gazi Mustafa Kemal, büyük bir coşkuyla “Onuncu Yıl Marşı” eşliğinde kutlanan Cumhuriyet'in 10. yıldönümünde tarihi nutkunu verdi.
    https://isteataturk.com/...10510719_ataturk.jpg

    1934- 24 Kasım, Gazi Mustafa Kemal'e Büyük Millet Meclisi tarafından ATATÜRK soyadının verilmesi kanunu kabul edildi. 1935- 1 Mart, Atatürk 4. kez Cumhurbaşkanı seçildi.
    https://isteataturk.com/...10510998_ataturk.jpg

    1937- 1 Mayıs, Atatürk'ün çiftliklerini Hazine'ye ve taşınamaz mallarını da Ankara Belediyesi'ne bağışladı.
    https://isteataturk.com/...10437082_ataturk.jpg

    1938- 31 Mart, Atatürk'ün hastalığı hakkında Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği'nin ilk resmi duyuru yapıldı. 1938- 15 Eylül, Atatürk vasiyetnamesini yazdı.
    1938- 16 Ekim, Atatürk'ün durumu hakkında günlük resmi duyuruların yayınına başlandı.
    1938- 10 Kasım Perşembe günü, saat 9.05’te Atatürk diyerek ebediyete göçtü. Son sözü) “Aleykümselam” oldu.
    1938- 11 Kasım, İstanbul Şehir Meclisi olağanüstü toplandı.
    Saraydaki Cumhurbaşkanlığı forsu yerine yarıya kadar indirilmiş Türk Bayrağı çekildi.
    1938- 12 Kasım, Yüksek Öğrenim gençliği, Üniversite Konferans Salonu'nda toplandı.
    1938- 13 Kasım, Gençlik, Taksim Cumhuriyet Anıtı önünde toplanarak Atatürk'ün kurduğu Cumhuriyet'i koruyacaklarına and içti..
    1938- 14 Kasım, Büyük Millet Meclisi toplandı.
    1938- 15 Kasım, Hükümet, Atatürk'ün Ankara'da ebedi istirahat yerine konulacağı 21 Kasım 1938 tarihini ulusal yas günü olarak duyurdu.
    1938- 16 Kasım, İstanbul halkı, Atatürk'ün Dolmabahçe Sarayı Muayede Salonu'ndaki katafalkı önünde sabahın ilk saatlerinden gecenin son saatlerine kadar saygı ve üzüntü içinde son görevini yaptı.
    1938- 19 Kasım, Büyük bir törenle, Atatürk'ün Dolmabahçe'den alınan aziz cenazesi(na’şı), önce Sarayburnu'na, oradan Zafer torpidosuyla Yavuz zırhlısına götürüldü. Yavuz zırhlısıyla İzmit'e kadar götürülen tabut, oradan Ankara'ya yolcu edildi.

    Görüntüler:

    https://ibb.co/ixdcbU

    https://ibb.co/fvgxbU

    https://ibb.co/e9KB39

    https://ibb.co/hxvjO9

    https://ibb.co/bWSyi9

    https://turkcetarih.com/...aflar-13.3.7.jpg

    https://ibb.co/irdtGU

    https://ibb.co/mXikwU

    https://ibb.co/jM1cAp

    https://ibb.co/jKwcAp

    1938- 20 Kasım, Atatürk'ün aziz cenazesi Ankara'ya ulaştı. Büyük Millet Meclisi önündeki katafalka konuldu. Ankara'lılar da son görevlerini saygıyla yaptılar.
    1938- 21 Kasım, Atatürk'ün cenazesi, Etnoğrafya Müzesi'ndeki geçici kabre(mezara konuldu.
    1938- 25 Kasım, Atatürk'ün vasiyetnamesi Ankara 3.Sulh Hukuk Hakimliği tarafından açıldı.
    1938- 26 Aralık, Atatürk'ün “Ebedi Şef” sanıyla anılması kabul edildi.

    Fotoğraflar ve daha fazla detay için 10 Kasım Yas Günü kitabına kesinlikle bakınız. Büyüklük ve Onur nasıl bir şey, tekrar tekrar görünüz.

    1941-1 Mart’ta, Anıtkabir'in yerinin seçilmesi için görevlendirilen komisyon uluslararası bir yarışma açtı. Yarışmaya; Türkiye, Almanya, İtalya, Avusturya, İsviçre, Fransa ve Çekoslovakya'dan toplam 47 proje katıldı. Bu projelerden 3 tanesi komisyon tarafından ödüle layık görüldü. Milli konuyu daha başarılı ifade etmesi ve projenin araziye uygunluğu nedeniyle, Prof. Dr. Emin Onat ve Doç. Dr. Ahmet Orhan Arda'nın projesinin uygulanması kararlaştırıldı.

    1944- 9 Ekim, Rasattepe’de Anıtkabir inşaatına başlandı. İlk harcı Başbakan Şükrü Saraçoğlu koydu.

    1953- 4 Kasım, Atatürk'ün Etnografya Müzesi’ndeki Geçici Kabri açıldı.Tahnit edilmiş na’şını hiç bozulmadığı görüldü.Kurşun tabuttan çıkarılarak, ceviz ağacından yapılan bir tabuta alındı. 1953- 10 Kasım, Atatürk'ün cenazesi, Anıt-Kabir'e nakledildi. Milletin sinesine gömüldü.

    4 Kasım 1953 - Atatürk'ün naaşı Anıtkabir'e götürülmek üzere Etnoğrafya Müzesi'ndeki geçici kabrinden çıkarıldı.
    https://ibb.co/ezdcbU

    https://ibb.co/egBKqp

    https://ibb.co/k7JSbU

    https://ibb.co/kodtGU

    https://ibb.co/cMBr39

    Video: http://www.trtarsiv.com/...nitkabir-e-tasinmasi

    Video: http://www.trtarsiv.com/...nitkabir-e-tasinmasi


    Tüylerim diken diken oluyor her izlediğimde, her dinlediğimde...

    Kronolojik incelememiz burada bitiyor. Falih Rıfkı Atay’ın “Babanız Atatürk” kitabında tam olarak yapmış olduğu çalışma bize Atatürk’ü çocukluğundan itibaren anlatmaktır. Keyifle okuyacağınız bir kitap. Her kitabın sonun da olduğu gibi Atatürk’ün ölümü bizleri üzüyor. ÖLÜMÜ bölümü en zor okunan bölüm. İnsan istiyor ki, zamanı geriye sarıp onu o hastalıktan kurtarsın. Ama olmuyor haliyle. Dünya Tarihine adını silinmez harflerle yazdırdı. Hem Devlet Adamı olarak hem Başkomutan olarak. Yaptığı inkılaplar ve kurduğu Cumhuriyet en temel hazinesi ve övünç kaynağıdır.

    https://isteataturk.com/...11554187_ataturk.jpg

    Biz Mustafa Kemal'iz efendim...! ve Mustafa Kemaller ÖLMEZ....! Fikrimiz’ de, Kalbimiz ‘de ve Ruhumuzdadır...! Hiç görmedik, gözünün içine canlı olarak dahi bakamadık ama FARK ETMEZ! Onu GÖRMEK demek mutlaka YÜZÜNÜ görmek değildir. ONUN fikirlerini, ONUN duygularını anlıyorsak ve hissediyorsak bu kafidir.....! #28815684

    Kitabı okuyunuz, okutturunuz, hediye ediniz. Mustafa Kemal Atatürk sevginiz hiç bitmesin.

    *** Atatürk ve Türkiye Cumhuriyeti Tarihi Kronolojisi 'den ve http://www.anitkabir.org/...urk-kronolojisi.html den ödünç aldığım bilgiler oldu. Kaynak oldukları için teşekkür ederim. Bazı bilgileri iki üç şekilde teyit ettim ama Kronoloji de bazen sıkıntı olabiliyor. Falih Rıfkı'nın verdiği tarihlerde bu kaynaklar ile örtüşmeyebiliyor. Muhtemelen yeni raporlar ve resmi tutanaklar sonradan bulunup güncellenmiş olmalı. Ufak farklar diyelim bunlara. Fotoğraflar ayrı olarak eklenmiştir. Hepsi özenle seçilmiş ve konulara eklenmiştir.

    https://isteataturk.com/...11687449_ataturk.jpg

    Herkese iyi okumalar diliyorum.

    https://www.youtube.com/...+t%C3%BCrk%C3%BCler+
  • Geçen yaz bir gazetemizde, şeriat devleti düşleyen Said-i Nursî denen zatın Atatürk’ün devrimlerine karşı pasif direniş gösterdiğini yazan bir yazar, bu zatı neredeyse bir Gandi gibi gösterme çabasındaydı.
    ....
    ....
    'Celal Şengör ' un bu kişiye cevabi aşağıdadır'

    ATATÜRK DEVRİMLERİ:
    Siyasi alandaki devrimler
    • Saltanatın kaldırılması (1 Kasım 1922)
    • Ankara'nın Başkent olması (13 Ekim 1923)
    • Cumhuriyetin ilânı (29 Ekim 1923)
    • Halifeliğin kaldırılması (3 Mart 1924)
    • Çok partili rejim denemeleri (1924 Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası, 1930 Serbest Cumhuriyet Fırkası)
    • Kadınların seçme ve seçilme hakkının tanınması (1930 belediye, 1933 muhtarlık, 1934 meclis)
    Toplamsal alanda yapılan devrimler
    • Şapka ve Kıyafet inkılâbı (25 Kasım 1925)
    • Lakap ve Unvanların Kaldırılması (26 Kasım 1934)
    • Soyadı Kanunu (21 Haziran 1934)
    • Laiklik (1928)
    • Takvim, saat ve ölçülerde değişiklik (26 Aralık 1925 - 26 Mart 1931)
    • Tekke, zaviye ve türbelerin kapatılması Eğitim alanındaki devrimler
    • Medreselerin kapatılması (1924)
    Öğretimin birleştirilmesi (3 Mart 1924)
    • Maarif Teşkilatı Hakkında Kanun (1926)
    • Millet mekteplerinin açılması (1928)
    • Harf Devrimi (1 Kasım 1928)
    • Güzel sanatlarda yenilikler (1928)
    • Türk Tarih ve Dil kurumlarının kurulması (12 Nisan 1931, 12 Temmuz 1932)
    • Dil Devrimi (1932)
    •Üniversite Reformu (1933)
    Ekonomi alanındaki devrimler
    • İzmir İktisat Kongresi (1923)
    • Aşar vergisinin kaldırılması (17 Şubat 1925)
    • Çiftçinin özendirilmesi (1925)
    • Örnek çiftliklerin kurulması (1925)
    • Tarım Kredi Kooperatiflerinin kurulması (1925)
    • Kabotaj Kanunu (1 Temmuz 1926)
    • Sanayi Teşvik Kanunu (28 Mayıs 1927)
    • Toprak Reformu (1929)
    • I. ve II. Kalkınma Planları (1933, 1937)
    • Yüksek Ziraat Enstitüsü’nün kurulması (1933)
    • Ticaret ve Sanayi odalarının kurulması (1935)
    Hukuk alanındaki devrimler
    • Teşkilât-ı Esasiye Kanunu (1921)
    • Anayasanın kabulü (1924)
    • Şer’iyye mahkemelerinin kapatılması (1924)
    • Mecellenin kaldırılması (1926)
    Türk Medeni Kanunu (1926)
    • Türk Ceza Kanunu (1926)