• Laik, Hristiyan veya Marksist biz batılılar için yobazlığa karşı mücadele, kendimizin öz eleştirisini yapmakla, kendi yobazlığımızın bilincine varmakla başlamalıdır.

    Ayrıca kendimizi dünyanın eğiticileri ve efendileri olarak görmeye inandırdığımız o sömürgeci dayanağımızdan vazgeçmeyi bilmeliyiz.
  • Rusların yüzyıllarca bizimle savaşması ve bizim çöküşümüzde büyük pay sahibi gözükmeleri sebebiyle ona hayrandırlar. Ona karşı bu yüzden korku ve ürpertiyle karışık bir saygı ve sempati duyarlar. Batılıların Ruslardan nefret ettikleri, koskocam bir yalandır. Belki biraz barbar buldukları için onlardan çekinirler, ama, onlarla bir savaşı düşünmezler. Batılılar bu psikolojileri sebebiyle bir savaşı istemezler ama, kaderleri Rusya'yla bir savaşa başlamıştılar bile. Çünkü, onlarla Ruslar arasındaki bu gizli kapaklı, bu dolaylı ve bilinçsiz savaş, gerçekte, Batının kader parçalanışının savaşıdır. Küçük ülkeler de bu kavganın içindedirler uyur uyanık. Çok defa da kurbanı olmaktadır bu '' sürekli devrim'' in.
  • Haçlı seferleri sırasında Lübnan'da bulunan Munaytıra kalesine, haçlıların ricası üzerine bir çok yerden doktorlar, hastalara yardım için giderler. Bunlardan biri de Usame b. Munkiz'in doktorlarından olan Sabit'tir..
    Sabit, geri döndüğünde morali oldukça bozulmuştur. Sebebini ise şöyle açıklar:
    - Ben kaleye vardığım zaman veremli bir kadın ile ilgilenmem gerekti. Onu muayene ettim ve şifalanması için aç kalmasını önerdim. Bundan ziyade sarımsak ve zeytinyağı karışımı yedirdim. Kadın günden güne iyileşmeye başlamıştı. Bu sırada haçlı doktorlarından biri geldi ve kadına:
    -Senin ruhunu şeytanlar ele geçirmiş! Diyerek kadıncağızın bütün saçlarını kazıdı. Daha sonra kafa derisine derin bir haç çizerek içerisine birde tuz bastı.
    Kadın hem psikolojik olarak, hemde bedenen acılar içinde kıvranarak can verdi.
    Bunu yapan hristiyan bir din adamıydı!
    Şimdi söylesin biri bana;
    Nerede kadın hakkı?
    Nerede merhamet?
    Tarih boyunca müslümanlara göre, haçlıların tıbbi yöntemleri ve kadınlara yaklaşımları son derece barbarca ve primitif bir haldeydi.. İşte tam olarak bu zihniyette olan; kadını "şeytan" olarak nitelendiren bu çirkin medeniyetlerin sahibi batılılar, ne ara kendilerini akladılar da, bugün Müslüman kadınların haklarının olmadığını empoze edip, birde üzerine bizleri özgürleştirmeye çalışıyorlar?
    Yağmur Mirzayeva
  • Batılılar oruç ibadetini kolay kolay anlayamazlar. Orucu insanın kendi bedenine eziyeti olarak mütalâa ederler. Halbuki bizim günün sonunda aldığımız o kadar büyük bir mükâfat, iftar sofrasında insanların bir araya gelmesiyle yüzyıllardır bu topraklarda akıp giden, bir kültürün bir ay daha coşkuyla yaşanmasıyla bizi mutlu eden o kadar çok şey vardır ki bedenin eziyeti, bunun yanında hiç kalır.
  • Buna rağmen Locke, düşüncesinin diğer tarafında toplumsal bir evrim anlayışına sahiptir. İnsanla ve haklarla ilgili söyledikleri bu yüzden sadece batılılar için geçerlidir. Batı dışında kalanların önce ehlileştirilmeleri gerekir.
    Muhit Dergi
    Sayfa 43 - Erol Göka
  • Halkın öneminin az olduğu ve batı emparyalizminden hırpalanan ve şu anda Rusyayı kendileri için yakın bşr tehlike olarak görmeyen ülkelerde sosyalisy çözüm ağır basıyor.Türkiye gibi Sovyet Rusya'nın ne demek olduğunu ve sosyalist bir rejim kurmanın Rusyanın kucağına düşmek anlamına geldiğini iyi bilen ülkelerde batı tipi çözüm alternatifi ağır basıyor.Ama temelde problem, insan problemi, hayat tarzı problemi, dünya görüşü problemi, kültür seçme problemidir.Osmanlı Devleti zayıfladıkça, Batılılar içimize girmiş, İslama olan inanç ve güvenimizi yıkmışlardır.Bu güven ve inanç çözüldükçe biz de bütün kurtuluşu batılılaşmakta görmeye başlamışız.Böylece artan, kökleşen bir kültür emparyalizminin, otokolonazisyonun kurbanı olmuşuz. Yeni yetişen kadro tam anlamıyla batıya adapte olmuş bir kadrodur.İslam Dünyasının her tarafında böyle bir adaptasyon nesli köşebaşlarını tutmuştur.Bu nesiller öyle yetişmiş ve yetiştirilmiştir ki, batılılardan çok kendi kültürümüze karşı koymakta, direnmekte, savaş açmaktadırlar.Bunlar için, İslam İdeali ve kültürü bir alternatif bile değildir.Alternatifleri, yetiştirme tarzlarına, mizaçlarına, zevklerine, zekalarına, yeteneklerine ve çıkarlarına göre, ingiliz, fransız, alman, amerikan ve rus ideolojileri, kültürleri ve insan örnekleridir.
  • 708 syf.
    ·8 günde·Beğendi·10/10
    İda(Kaz Dağları)'nın eteğinde oturan Zeus Altarı, Artemis, Apollon ve Athena tapınaklarını gezmiş görmüş bir Egeli olarak bu toprakların efsanelerini anlatan adından ve yazdığı destanlardan başka hakkında fazla sağlam bilgiye sahip olmadığımız Homeros'un İlyada'sını okumak ulvi bir görevdi. Peki Homeros Yunan değil mi? Neden İlyada'yı bu kadar benimsedim? Azra Erhat çevirdiği destanın önsözünde der ki, "Homeros İonyalı'dır ve İzmirlidir, Anadolulu bir yazardır." Bu savı kanıtlamak için de ekler, "İzmir İonya'nın en önemli kültür merkezidir. Aiol ve İonya lehçelerinin kaynaşmasından meydana gelen Homeros destanlarının doğması için İonya ve Aiolya'nın kavşağında bulunan İzmir'den daha uygun bir yer düşünülemez."

    Şunu da belirtelim ki Türkiye İş Bankası'ndan çıkan versyon bir zamanlar düzenlenen Türk Dil Kurumu Çeviri Yarışması'nda birinci seçilmiştir. Azra Erhat destanın Türkçe çevirisinin İngilizce, Fransızca ve Almanca çevirilerine kıyasla orjinal metine daha yakın olduğunu ve güzel bir ahenk oluşturabildiklerini övünerek belirtir. Okuyucu ilk iki sayfayı açıp sesli şekilde okuduğunda bu uyumu kolyaca hissedebilir. Anlaşılması zor değildir, metnin tek zorlayıcı yanı fazlasıyla özel isim içermesidir. Alacağınız Azra Erhat'ın düzenlediği Mitoloji Sözlüğü ile kolaylıkla bunun üstesinden gelebilirsiniz.
    Bazıları önsözde de yazan ancak benim için oldukça önem arz eden birkaç bilgiyi daha size paylaşmak isterim. Öncelikle Troya ovası denen alan oldukça geniş bir coğrafyayı kapsamaktadır. Hellesphontos(Çanakkale Boğazı)'ndan Skamandros(Küçük Menderes)'e değin uzanmaktadır. Destanda işlenen Troya Savaşı Hellenlerin(Akhalar, Argoslular ve Danaolar diye geçer) Anadolu'yu işgalidir. Savunma tarafındaki Anadolulu Troyalılar ve Batı Anadolu'nun dört bir yanında yaşayan diğer halklar bu savaşın ciddiyetinin farkındadırlar. Balıkesir ve çevresi (Mysia), Antalya ve Muğla çevresi (Lykia), İç Anadolu'dan (Phrygia), Çanakkale yöresi(Dardanieliler), İzmir ve çevresi(Maionialılar,) ve Trakya'dan ve hatta Karadeniz kıyılarından krallar ve askerler gelmişlerdir. Troya şehrinin savuncusu ise Hektor'dur. Hektor liderliği bakımından 1. Dünya Savaşında Çanakkale cephesinin Osmanlı'nın galibiyetiyle kapanmasını sağlayan Mustafa Kemal'e benzetmekte haklıdır kanımca. Ancak destanda Hektor Mustafa Kemal gibi bir askeri deha değildir, ancak yiğitliği ve cesareti korku salar düşmanına. Azra Erhat'ın değişiyle Anadolu'nun ulusal savunucusudur Hektor. Troya'nın kaderini elinde tutar ve Anadolu'nun her yerinden gelen savaş ortaklarına karşı sorumludur. Onların görüşlerini dikkate alır, tavsiyelerini uygular.


    Troya savaşı gerçektir. Hellen kültürünün Anadolu'ya yayılması bu savaş sonucunda başlar. Troya'da yapılan arkeolojik çalışmalar da destan'ın geçtiği tarihle örtüşmektedir. Troya şehri milattan önce 1200'lü yıllarda insan eliyle yıkılmış, üzerine tekrar tekrar inşa edilmiştir. Homeros MÖ 7 yy'da yaşadığı tahmin edilir. Yazdığı destan kendisinden önce var olan sözlü gelenekten gelir. Homeros'un İonya'lı bir aşık olarak Troya'lılardan çok Hellenleri övmesi ise bir yanılsamadan ibaret. Kanımca Antik Yunanistan bu destanı yıllarca eğitim kurumlarında okutmuş ve destanı işlerine geldiği şekliyle anlamış, eksik bir çözümleme yapmışlardır. Kitap Troyalılardan yana bakış açısıyla okunduğunda Homeros'un oldukça içten ama öz şekilde Anadolulu halkları övdüğü anlaşılabilir. Ayrıca iki tarafın kültürel farklılıkları da metinde karakterlerin konuşturulmasıyla dolaylı olarak verilmiştir. Buna bir örnek erkeklerin kadınlara karşı tutumudur. Akhalar (veya Hellenler) kadınları bir mülk olarak görmüşler, savaş molalarında yaptıkları yarışmalara ödül olarak kadınları koyar (sf500 263. dize) , yağmalamaya gittikleri Anadolu şehirlerinden değerli eşyalarla güzel kadınları da yanlarında götürmekten çekinmezler. Kaldı ki Destanın konusu da iki Akhalı önder Akhilleus ile Agamemnon'un kaçırdıkları kadınlardan birini paylaşamamalarından meydana gelir. Akhalara bir eleştiri vardır Destan'ın geneline yayılmış. Diğer tarafta ise kadınlara saygı vardır. Bunu Troya kralı Priamos'un eşine ve diğer genç kadınlara olan tutumundan anlarız. (sf. 527 194-199. dizeler) Priamos'un bir konuşmasından da batıl inançlara saplanmış kimselere Troyalıların inanmadıklarını anlarız. ( sf. 528 220-223. dizeler)


    Konunun mitoloji boyutu ise oldukça detaylıdır. Troya Savaşı’nda etkili olan birçok Tanrı vardır. Anadolu’nun çeşitli yerlerindeki tapınaklara ve altarlara adını veren Tanrılara ve antik şehirlerin isimlerine, çeşitli mekanlara İlyada’da rastlanır.
    Platon’a değin Homeros Destanları Antik Yunanistan’daki eğitim kurumlarında okutulmuştur. Mitolojik ögeler yeni nesillere böylece aktarılmıştır. Bu insanların ibadet edebilmeleri için pek çok yapı inşa edilmiş, halkın inançları değişene dek aktif kullanılan bu mekanlar sonraları terk edilmiş ve çoğu yıkılmıştır.


    Mitolojik ögelere inanılan dönemlerde inancın aktarılmasına ve yeni yapılar inşa edilmesine önayak olan Homeros Destanlarının modern çağ Anadolu halkı tarafından anlaşılabilmesi için Türkçeye çevrilmesiyle metinlerde geçen mekanların varlığı sorgulanmaya başlamış, birçok tarihi eser gün yüzüne çıkarılmış, veya bakım ve onarımı yapılmaya başlanmıştır. Ülkemizde tatil turizminin yanı sıra kültür turizminin daha da canlanmasına önayak olmuştur. Homeros destanlarının Türkiye’de geniş kitlelere okutulduğu takdirde bu sektöre daha çok katkı sağlayacağı aşikardır.


    Edebiyat alanında ise Batı medeniyeti Homeros etkisinden hala çıkamamış, Anadolu halkının aksine sahip çıkmıştır metinlere. Edebiyatlarındaki etkisinin hala sürdüğünü belirtir Azra Erhat. Dünyayı değiştiren Fransız Devrimi’ni konu alan Sefiller romanının yazarı Victor Hugo’yu Azra Erhat’ın bu savına kanıt olarak göstermekten çekinmiyorum. Batılılar bu antik yunan metinlerinde geçen Tanrıların kökenlerini göz ardı ederek benimserler onları çoğu zaman. Halbuki Yunan ve Roma mitolojisi Mezopotamya ve Anadolu’nun bağrından gelmedir. Apollon, Artemis, Aphrodite gibi tanrıların kökeni Yunan coğrafyasının dışında olması buna örnek olabilir. Bu sebeple Anadolu topraklarında yaşayan bizler burada doğan mitolojiye ve kültüre Orta Asya tarihimiz kadar sahip çıkmalıyız.