Oraya kayıkla canlarını atabilen menkûb vezirlerin, âsi sipahilerin bazan hakikaten kurtulabildikleri görülmüştür. Meşhur ata sözünde olduğu gibi, bir kere atı alan Üsküdar’ı geçti mi, canı da selâmete çıkmış sayılır. Sık ağaçları olan bu zamanlardaki Çamlıca ormanlarının arasındaki düzlükte 17inci asırda isyan eden Anadolu askerleriyle harbler olmuş; bundan başka İstanbul’da büyük rezaletler çıkardıktan sonra takibedilen sipahiler de hep buradan kaçıp içerlere dağılmışlardı.
"Karımla iyi arkadaşlığımdan ve Sührab ile Oidipus hikayesine amatör merakımdan başka hayatımda güzel olan ne var?"
diye sorardım.
Babamı düşünür, karıma telefon eder, şehrin kalabalığı içinde mutlu olduğuma inanmaya çalışırdım.
Çocuksuzluk bana hüzünlü ve alçakgönüllü olmayı öğretmişti.
Bazan bir çocuk sahibi olsaydım şimdi belki de yirmi yaşında olurdu diye düşünürdüm.
Kazandığımız paralarla Ayşe ile bir süre pahalı giysiler, biblolar, Osmanlı antikaları, fermanlar, güzel halılar,
İtalyadan getirilmiş mobilyalar aldık ama gösteriş tüketimi ikimizi de mutlu etmiyor, yalnızca yüzeysel ve iğreti hissediyorduk kendimizi.
Üstelik aldığımız şeyleri göstermek isteyeceğimiz dostlarımızdan aslında sırf bu yüzden nefret edecek bir yan bende hala güçlüydü Buna babamın solculuğunun etkisi diyebilirim. Servetimiz hızla artarken halå sıradan bir Renault Megane ile idare ediyorduk.
Paramızın çoğuyla yatırım olsun diye, ya da yeni inşaatlar için arsalar, pahalanacak bölgelerde eski binalar alıyorduk Özellikle, şehrin dışındaki, boş arazileri satın alırken, çocuğu olmamasının acısını imparatorluğuna yeni ülkeler katarak unutmaya çalışan padişahlar gibi hissederdim kendimi.İstanbul gibi Sührab da şaşırtıcı bir hızla büyüyordu.
aşk bazan imkânsız görünür kişiye
hepten biten birinden sonra
yeni bir duygu ilişkisi
ister inanın ister inanmayın
dayanılmaz bir hüzün verir insana
öyle bir hüzün