• 504 syf.
    ·4 günde·10/10
    Batı edebiyatının en eski eserlerinden biri olan Homeros'un Odysseia'sı Yunan kahraman Odysseus'un Truva Savaşı'ndan sonra on yıl süren eve dönüş yolculuğu esnasındaki maceralarını anlatır. Bazı bölümler gerçek olaylara dayansa da, garip canavarlar, korkutucu devler ve güçlü büyücülerle karşılaşmaların tamamen kurgu olduğu düşünülmektedir.
    Ancak bu efsanelerde gözle görünenden fazlası olabilir mi?
    Destandan ünlü bir bölüme bakalım. Uzun yolculuğunun ortasında Odysseus ve tayfası kendilerini esrarlı ada Aiaia'da (Tanrıça Kirke'nin adası) bulurlar. Aç ve bitkin düşmüş adamlardan bazıları, çok güzel bir kadının içeri şaşaalı bir şölene davet ettiği görkemli bir eve rastlar. Elbette bunların hepsi gerçek olamayacak kadar güzeldir. Aslında kadın kötü büyücü Tanrıça Kirke'dir ve askerler masasında doyana kadar yedikten sonra, değneğini sallayarak onları hayvana çevirir.
    Şans eseri adamlardan biri işkillenip, içeri girmemiştir. Adam (Eurylokhos) Odysseus'u bulur ve ona tayfasının durumunu anlatır:
    ''Gidiyorduk, ünlü Odysseus, buyurduğun gibi, çalılar arasında,
    bir ev bulduk düzlükte, güzel yapılı,
    cilalı taştandı ve açıktı dört bir yanı.
    Bir güzel türkü çağırırdı biri içerde,
    bir büyük tezgaha gide gele,
    bir kadın mıydı bu, yoksa bir tanrıça mı,
    seslendi arkadaşlar, hemen çıktı o da dışarı,
    açtı parlak kapıları, hepsini çağırdı eve,
    onlar da boş bulunup daldılar içeri,
    ama ben dışarda kaldım, sezmiştim tuzak kokusu.
    Yok oldular gittiler içerde hepsi birden,
    bekledim durdum, baktım ne gelen var ne giden.''
    (s. 173)

    Ancak Odysseus adamlarını kurtarmaya koşarken, haberci tanrı Hermias'a (Hermes) rastlar, Hermes ona önce tılsımlı bir otu almasını öğütler. Odysseus bu öğüde uyar ve sonunda Kirke'yle karşılaşınca, büyüsünün ona etkisi olmaz, onu yenerek tayfasını kurtarır. Doğal olarak yüzyıllardır bu büyücülük ve hayvana dönüştürme hikâyesinin hayal gücünden ötesi olduğu düşünülmedi. Ancak son senelerde, bölümde geçen otlar ve ilaçlarla ilgili ifadeler bilim insanlarının ilgisini çekerek, içlerinden bazılarının mitlerin gerçek deneyimlerin kurgusal ifadeleri olabileceğini öne sürmelerine yol açtı. Homeros'un metninin ilk versiyonları Kirke'nin yiyeceklere zehirli ilaçlar karıştırdığını söyler, böylece tayfa tamamen kendi memleketlerini unutur. Zaten, kitapta da Kirke şöyle nitelendirilir:
    ''...ot büyücüsü Kirke...''
    (s. 174)

    Tesadüfen Akdeniz bölgesinde büyüyen bitkilerden biri olan ''boru otu'' adında kulağa masum gelen bir bitkinin etkilerinden biri kati hafıza kaybıdır. Bitki, asetilkolin adı verilen hayati nörotransmitterin yapısını bozan bileşiklerle de yüklüdür. Böylesine bir bozulma canlı halüsinasyonlara, garip davranışlara gerçekle düşü ayırt etmekte güçlüğe, insanları hayvanlara dönüşmüş olduklarına inandıracak türden şeylere sebep olabilir ki bu aynı zamanda Kirke'nin büyücü değil, aslında yerel bitkileri yüksek etkiyle kullanmayı bilen bir kimyager olduğunu akla getirir. Ancak boru otu hikâyenin sadece bir kısmı. Odysseia'daki çoğu malzemenin aksine, metinde Hermias'ın Odysseus'a verdiği otun olağan dışı şekilde ne olduğu belli. Tanrıların "Moly" dediği otun, orman koyaklarında bulunduğu, kökünün kara, çiçeğinin ise süt kadar beyaz olduğu anlatılır.
    ''Çiçeği sütbeyazdı, kökü kapkara,
    ona 'molü' derlerdi tanrılar arasında...''
    (s. 175)

    Kirke'yle ilgili bölüm gibi, "Moly"nin yüzyıllar boyunca spekülatif bir uydurma olduğu düşünüldü. Ancak 1951'de Rus farmakolog Mikhail Mashkovsky, Ural Dağları'ndaki köylülerin çocuk felcinden muzdarip çocukları iyileştirmek için süt beyazı çiçekleri ve kara bir kökü olan bir bitki kullandığını keşfetti.Adı kardelen olan bu bitkinin nörotransmitter asetilkolinin bozulmasını önleyerek sadece çocuk felci değil, aynı zamanda Alzheimer gibi diğer hastalıkların da adı verilen bileşikleri içerdiği ortaya çıktı. 12. Dünya Nöroloji Kongresi'nde doktor olan Andreas Plaitakis ve Roger Duvoisin ilk kez Hermias'ın Odysseus'a verdiği bitkinin aslında kardelen olduğunu iddia ettiler. Homeros zamanında insanların anti-halüsinasyon etkilerini bildiklerine dair çok fazla direkt bir kanıt olmasa da, 4. yüzyılda Yunan yazar Teofrastos'un "Moly"nin zehirlere karşı panzehir olarak kullanıldığını belirten bir metni bulunmaktadır. O zaman bütün bunlar Odysseia'daki Odysseus, Kirke ve diğer karakterlerin gerçek olduğu anlamına mı geliyor? Tam olarak değil. Ancak antik hikâyelerin önceden düşündüğümüzden daha fazla gerçek öge barındırabileceğini akla getiriyor. Çevremizdeki dünyayı daha fazla öğrendikçe, çağlar boyunca mitler ve efsanelerin içinde saklı olan bu tür bilgilerin bir kısmını ortaya çıkarabiliriz.

    Ben kitabı yanımda Mitoloji Sözlüğü'nü bulundurarak okudum, sizin de böyle okumanızı tavsiye ederim. Çünkü kitapta o kadar çok özel isim var ki! Zaten hem İlyada'nın sonunda, hem de Odysseia'nın sonunda ''kitabın içinde geçen isimler'' var. 1000'den fazladır bence iki kitabın toplamı. Düşünün, biz bile kitabı sözlük aracılığıyla okuyoruz, yine de bazen bazı kişileri unutuyoruz. Siz bir de Homeros'u düşünün! Hem Yunan Mitoloji'sinin temelini atmak, hem bu kadar ismi akılda tutup kurguya çevirmek, hem -yukarıda anlattığım gibi- sahip olduğun bilgiyi kurguya kurguya eklemek ve yazılacak olan neredeyse tüm kitapları etkilemek kolay iş değil doğrusu; Homeros bir deha. (Tabii onu yaşamış biri olarak kabul ediyorum)

    Bir de kökeni mitolojiden gelen ve bizim hâlâ kullandığımız şeyler var: Mesela ''Okyanus'' dediğimiz büyük denizler ''Okeanos tanrı''dan, mitolojiden gelir, gezegen isimleri mitolojiden gelir, (Zeus'un latince ismi Jupiter'dir, Hades'in latince ismi Mars'tır... Her gezegenin ismi Yunan Mitolojisi'nde bir tanrıdır) ''Narsisizm'' adı verdiğimiz psikoljik terim ''Narkissos (Narcissus)'' mitinden gelir, ''eko'' dediğimiz ses yankıları mitolojiden gelir, hermafrodit (çift cinsiyetli) dediğimiz biyolojik terim de mitolojiden gelir... Buna birçok örnek verilebilir.

    Faydam dokunduysa ne mutlu bana. Keyifli ve verimli okumalar.

    KAYNAKÇA VE ÖNERİ VİDEOLAR:
    1- https://www.youtube.com/watch?v=8Z9FQxcCAZ0
    2- https://www.youtube.com/...CVo225pUaSA&t=7s
  • Çok seviyorsun o çiçeği ama bir süre sonra ölüyor. Hatta sen çok su verdin diye ölüyor bazen. Bazı şeyler tam olarak böyle. Turgut Uyar
  • Kaderde yazılıysa herşey niye yaşıyoruz? Direk gidelim nereye gidiyorsak. :

    Kaderde herşey yazılı Allah önceden biliyor ne yapacağımızı ama bizleri sınamak istediği için dünyaya yolladı. Yani Allah bizim ne yapacağımızı biliyor ve bu zaten olması gereken bir şeydir ama bizim irademize hiçbir şekilde müdahale etmiyor bize karışmıyor biz kendimiz seçiyoruz doğru ya da yanlışı. İşte olay bu Allah gaybı bilir ama kulunun iradesine hiçbir şekilde karışmaz serbest bırakır. İrademiz üzerinde hakimiyeti olsaydı ve bizi yönlendirseydi imtihan diye bir şey olmazdı zaten. Yani gerçek anlamda hakkımızda yazılı olan şeyler başımıza gelecek olaylar, yaşayacağımız çevre, karnından çıkacağımız anne, annemizin karnından çıkacağı karın ve her şey belli bir nedensellik bağlantısı içerisinde gelişmek durumundadır. Bunlar tamamen yazgıyla alakalıdır ve bizim bilincimiz dışında meydana gelen şeylerdir. Örneğin; insanların cinsel dürtülere sahip olmaları kaderle bağlantılıdır. Bu cinsel dürtüyü yok edemezsiniz. Etmeye çalışsanız bile bu kendinize zulüm olacaktır.
    Yani düzenli bir sistemin varlığı her halükarda zorunludur. Bir nedensellik bağlantısı olmadan hiçbir şey kendiliğinden ne var olabilir ne de varlığını sürdürebilir!

    Yazgı kavramı diye bir şey olmasının zaruriyeti ise bir düzenin varlığının gerekliğine dayanır. Çünkü basit bir mantıkla düşünüldüğünde plansız bir işin karman çorman olması ve zararların meydana gelmesi kaçınılmazdır.
    Yazgı kavramını daha detaylı açıklayıp somutlaştırırsam:

    Kader kavramı iki unsura haiz:
    “İrademize bağlı olan kader
    İrademize bağlı olmayan kader”

    İrademize bağlı olan kader tamamen olmasa da belli seçimler yapmamızı sağlıyor hayatımız hakkında. Bu iradeyle her şeyi değiştiremesek de kendimizde ve çevremizde bir çok etkili değişimlerde bulunabiliriz.

    Ancak irademize bağlı olmayan kaderi asla değiştiremeyiz. Örneğin; “Uyku bir kaderdir. Bir insan ömür boyu sürekli az uykuyla yaşayabilir. Ancak hiçbir şekilde uyumadan yaşayamaz. Denemeler belli bir süre başarılı olur sonra bilinç yavaş yavaş yok olur ve ömrünüz son bulur.
    Başka örnek vermek gerekirse: “madem kaderiniz elinizde ve her şeye etkide bulunabileceğiniz düşüncesine sahipsiniz. Öyleyse her gün hislerinizi ve duygularınızı tam olarak kontrol etmeyi deneyin. Bunu başarmak imkansızdır. Buda bile(meditasyonun piri) yaşadığı olaylardan belli oranda etkilenip belli hislere kapılmıştır. Ve bunları kontrol etmesi olanaksızdır.
    Hislerimizi bile kontrol edemezken, mizacımız ki mizaç bile kaderin bir parçasıdır ve değiştirilmesi imkansız olmasa da aşırı zordur. Ancak tamamen değiştirilmesi imkansızdır. Mizacınıza dair bazı özellikleri törpülemek mümkün olsa da, mizacın tüm özelliklerini törpülemek imkansızdır.

    İşte kader kavramı olsa olsa böyle ayrımlarla tanımlanabilir.
    Daha anlattıklarımdan sonra muhakeme ederek daha fazla nedensellik bağlantısı kurarak daha fazla mantıksal önermeye ulaşmak mümkün. Ancak en son önerme yine Tanrı olacaktır...
  • Buraya kısa bir öykümü bırakacağım bir kişi bile okusa sevinirim:)


    Bu köyün ortasından yıllar önce bir nehir akardı ne oldu nasıl oldu bilinmez birden kayboluverdi nehir, daha sonra üzerine evler yapildi boş kalan arazi üzerine fidanlar dikildi şimdi onlar büyümeye başladilar.Nehirin kaybolup gitmesi kuraklık falan sebebiyetinden değil çünkü kaybolduğu dönemler aşırı yağmur vardı ve tüm mevsimler düzemli olarak kendi özelliklerini gösterdiler yazlar yaz idi kışlar ise kış.
    Yirmi sene anca geçmişir bu kaybolma olayı üzerinden ,herhangi bir iz yoktur nehire dair, bir zerre bile çukur dahi kalmamiştir hiçbir yerde. Köy halkı bu durumu pek umursamamiştir  bunun nedenini araştiran birkaç kişi anca vardir onlarda bir sebep bulamayinca vazgeçmiştir arayip taramaktan. Hayvanların sürekli dibine gidip su içtiği o nehiri hatirlayan pek hayvanda kalmamiştir o süre zarfi içerisinde ama o kadar uzun süre yaşayan birkaç kuş türü hala o nehirin olduğu yere gidip su içmeye çalışır harketler yapar hatta su içmiş gibi doymuş bir vaziyette döner geri, bunu gören bazi köylü halkı pek üstüne düşmez olur boyle şeyler der geçer. Nehrin üzerine kurulan eski bir köprü hala durmaktadir fakat çukur falanda olmadiğindan köprü düz bir zemini yine düz bir alana.bağlamaktadir hicbir meziyeti kalmamistir ama kimsenin onu ordan kaldirma niyeti yoktur. Arada nehirin içetisinde bulunan bazi balik türlerine bazi hayvanların ağzinda rastlanir;hayvanlar o nehrin bölgesine yaklaştikça bu baliklari avlar getiriler yer yok ederler ama bunlari hicbir köylü göremez gerçi gördükleri bazi şeyleri de pek umursamadiklarindan görmeleri de gerekmez.
        Aradan biraç yıl geçer 10 yaslarında bir kız çocuğu koşşturarak nerhin olduğu bölgeye insanları toplamaya çalişir ve ben gece rüyamda tam buraya bir nehrin gelecegini gördüm der.Halk bunu ona kim  soyledi diye  sorar o ise su söyledi der,gece ruyama bir su girdi der ve buraya içerisinde benden bolca bulunacak ve benim en temizimden olacak bir nehir gelecek demiştir, Bu nehrin içinde çeşit çesit canli türleri bulunacak ,nehrin içerisinde ki suyu içen her hayvanin yaşami boyunca besini sütü ve eti bol olacak, burda yıkanan her yüz yeni bir kötülük yapılanana kadar parıl parıl parlayacak der ama bu nehirin burada sonsuza kadar durmayacağinı da söylemiştir ne zaman ki yaşayan halk nehri unutur ,kötülükler pesinde koşar adaleti birakıp kazanç peşinde koşar,birbirlerine zulmedip kardeşlik denen bağlarini koparirsa işte o zaman bu nehir kaybolup gidecektir bu köyden ta ki yepyeni bir güzel kalpli doğup büyuyene kadar, kız tüm bunari soylemiştir köylülere, kimse inanmayip kiza gülmeye başlamistir kimisi cocuktur diye inanmiş gibi yapmiştir ,ertesi gün olduğunda sabah kuşların civiltilari ve diğer hayvanlarin neşesi ile uyanan halk güneş isiklarini uzerine perde etmiş nehri görmüslerdir ve dün konuşan kizin nehrin suyu üzerinde hiç düsmeden ve batmadan yuruyebildiğini.

    OZ.
  • "Çok seviyorsun o çiçeği ama bir süre sonra ölüyor.Hatta sen çok su verdin diye ölüyor bazen.Bazı şeyler tam olarak böyle.."🥀
    |Turgut Uyar