• 1.Konu: Futbol
    Bugün çoğunuzun bildiği gibi FB-GS derbisi var
    Maç 19:00'da BeinSport tarafından canlı olarak yayınlanacak.
    Galatasaray en son Fenerbahçe'yi 1999-00 sezonunda Kadıköy'de
    2-1 yenmişti. Galatasaray o günden bugüne zaman zaman çok yaklaşsa da bir türlü Fenerbahçe'yi onun evinde yenmeyi başaramadı. İşte bugün de acaba 'o gün' bugün mü diye milyonlar TV'nin başında olacak. Muhtemelen GS yenerse büyük kutlamalar da olacak. Biz de hazırlandık arkadaşlarla oturup maçı izleyeceğiz. Tabii ki ben de bir GS'li olarak 20 yıl oldu yeter artık diyorum :)...
    Ama her şeyden önce dün izlediğimiz BJK-TS maçı kalitesinde heyecanlı bir maç olmasını diliyorum...
    Skor Tahminim de FB-GS: 1-2


    2.Konu: 1K Güvenliği Hakkında
    Gerçekten bu platformu hazırlayan buradan faydalanmamızı sağlayan 1000Kitap 'nın tüm ekibine canı gönülden teşekkür ediyorum. Burası maddi olarak onlara bir şey kazandırdı mı bilmiyorum ama manen bize birçok şey kazandırdığını rahatlıkla söyleyebilirim. Fakat tüm bu emeklerin zayi olmaması için olmazsa olmazlardan bir tanesi burada güvenli ve huzurlu bir ortamın oluşturulması gerektiğidir. Üye sayısı azken birçok şey rahatlıkla yapılabilir, insanlar birbiriyle daha hoşgörü ve saygı çerçevesinde yaklaşabilir. Ancak sayı artıkça her tür insanın hedefi haline gelir burası. Bu da buraya emek veren insanları huzursuz etmekten başka bir şeye yaramaz. Zamanla kalite düşer, düşünceler başka noktalara kayar ve odak noktası değişmeye başlar. İstatistikleri bilmiyorum ama tahminimce günde onlarca kişinin hesabı kapatılıyor. Peki bu çözüm oluyor mu? Bana göre olmuyor ve etkisiz kalıyor. O zaman neden başka bir çözüm yolu bulunmuyor. Tabii ki buna farklı çözümler getirilebilir. Ancak etkili olacağına inandığım bir çözüm önerisini sunmak istiyorum.

    Bunun için iki tür üyelik olacak "geçici üyelik" ve "tam üyelik". Mevcut üyelerin tamamı bu uygulama ilk başlatıldığında tam üyelik seviyesinden başlayacak. Bunlar içerisinde hesabının kapanmasına sebep olacak hareketlerde bulunan kişinin üyeliği iptal edilecek dolasıyla tekrar hesap açmak istediğinde geçici üyelik prosedürüne tabii olacak. Mevcut üyeler bu hakkı kaybetmek istemiyorsa buranın kurallarına daha bir riayet edecek. Bu uygulama başladıktan sonra yeni üye olanlar ise geçici üye konumunda olacak ve bu üyeler tam üyelerin sadece paylaşımını görebilecek ancak hiçbir şekilde onlarla bir etkileşimde bulunamayacak (Beğenme, yorum yapma, mesaj atma, onları etiketleme gibi kısacası ne varsa) yani sadece tam üyelere ait bilgiler görüntülenebilecek. Bunun yanında geçici üyeler kendi aralarında yukarıda saydığım işlemleri ve 1000Kitap 'nın sağladığı diğer işlemleri (ileti, inceleme, alıntı vs.) yapabilecek. Geçici üyeliğe bir süre konulacak örneğin 1 ay. Yani bir kişinin hesabı kapatıldığında yeni hesap açmak için öncelikle 1 aylık bir süreyi beklemesi, yine bu süre içinde yeni bir hesap oluşturmuş olması ve aynı zamanda tam üyeliğini engelleyecek hareketlerde bulunmaması gerekir. Böylece başka niyetlerde olan kişiler zamanla ayıklanmış olacak ve burası çok daha verimli içerikler üretmeye başlayacak. Bu süre de iyi niyetli kişiler için bir süre kaybı olamayacak ama kötü niyetli insanlar için ise büyük bir engel olacak.

    Peki mevcut durum nasıl? Bir kişiyi engellediğiniz zaman rahatlıkla sizi etiketleyip istediği hakaretleri kendi sayfasından ve arkadaşlarınıza yaptığınız yorumların altına giderek yapabiliyor (sağ olsun arkadaşlar da sadece öyle bakıyorlar!!!); bu durumda birkaç şey yapabilirsiniz:
    Birincisi engelli kaldırıp aynı şekilde siz de ona hakaret edersiniz ve çirkin küfürler ortalıkta dolaşacak, paylaşımı gören insanları rahatsız edecek sizi de yıpratacak.
    İkincisi söz konusu yorumları bildirip kaldırılmasını bekleyeceksiniz bu da kalkana kadar orada günlerce ( ya da saatlerce) duracak. Üçüncüsü ekran görüntülerini alıp suç duyurusunda bulunacaksınız (hangi birini böyle yapacaksınız, ya da işinizi gücünüzü bırakıp sanal bir sorunla mı uğraşacaksınız, buraya bir şeyler almaya geldiğimiz kesin ama bu şey sorun almak değil).
    Dördüncüsü bir şekilde kişinin yerini tespit edip cezasını kendiniz vermeye çalışacaksınız (bu da akıllıca olduğu söylenemez, hayatınızı da mahvedebilirsiniz).
    Son olarak tüm hakaretlere küfürlere maruz kalmanıza rağmen hiçbir şey yapmayıp bunları görmemezlikten geleceksiniz (bu da belli bir noktadan sonra sindirilebilecek bir şey olmaz)
    Kısacası gördüğünüz gibi mevcut durumda olası çözüm önerilerinin hiçbiri etkili bir sonuç doğuramıyor. Umarım 1000Kitap yönetimi bunu dikkate alıp bir şeyler yapabilecek. Tekrar olarak bugüne kadar yaptıklarından ve bundan sonra yapacakları faydalı şeyler için kendilerine teşekkür ediyorum. Buradan çıkıp gitmek istemiyorum...
  • 336 syf.
    ·9/10
    İnsan olmanın verdiği en kıymetli ayrıcalıklardan biri herhangi bir "şey"i arama ve arayışta olma halinin bilincine varabilmektir. Yaşamanın çoşkun arzusunu ancak ve ancak bir arayış ve kazanım halindeyken duyumsayabiliriz. İşte bu arayışın, aydınlanmanın ve insan olmanın ne olduğunu, edebiyatın bereketli toprağından beslenerek bize sunan kıymetli eser: Körlük.
    Eminim bir çoğumuz Körlük hakkında onlarca şey biliyoruzdur. Konusunu, içeriğini anlatmaktansa, ben de uyandırdığı hayranlıktan ve hayatıma kattığı ideallerden bahsetmek istiyorum.
    Körlük post apokaliptik (bir kıyamet ya da felaket ile başlayan distopik anlatım) bir roman. Ancak burada Saramago'ya ustalığının hakkını vermemiz gereken bir nokta var. Herhangi bir saldırı ya da nükleer felaketle başlayan tipik kurgudan ziyade, insanlığın çok korktuğu engellerden biri olan körlük ve devamında gelen salgınla başlıyor kitap. Bizler yazarın işleyeceği "sistem' eleştirisinin yanında, bir de insanlığın içgüdüleriyle olan savaşını, korkularıyla verdiği mücadeleyi, varoluşa dair gezintilerini de okuyoruz böylelikle. Görülene getirilen eleştirinin yanına bir de açlık ve cinsel arayışın sebep olduğu insanlık halinin karmaşası, savaşı da ekleniyor kurguya. Tür içinde tür, anlatım içinde anlatım: Büyük ustalık. Yanımıza kar kalan bir diğer nokta ise karakterlerin ve olayın geçtiği ülkenin adını bilmiyor oluşumuz. Böylece Saramago'nun insanı etiketleyen ve eylemin etkisinden koparan anlayışa açtığı savaşa dahil olarak, salt konuya odaklanıyoruz.
    Devletlerin, bürokrasinin ve sistemlerin yönetileni göz ardı eden anlayışları, insanların maddeler dünyasına karşı aldığı hipnoz hali; bu halin beraberinde getirdiği hissizlik ve toplumdan kopuş, beyaz körlük metaforuyla öylesine ironik bir halde anlatılıyor ki, aslında gözlerimiz açıkken göremiyor oluşumuzun farkına körlük halindeyken varıyoruz. Felaket diye adlandırdığımız bu korkunç senaryo, bir nevi içsel aydınlanma ve insanlığın olanı biteni görmesine, eleştirel tavrı takınmasına, cesarete atacağı adımı kuvvetlendirmesins bir vesile oluyor. Gözler kapanıyor ve bembeyaz bir denizde zihinler, duygular açılıyor. Dönem ve zaman farkı gözetmeksizin, nerede okursak okuyalım, Körlük, toplumumuzun adeta aynası olma efsununu taşıyan, çok kıymetli bir eserdir benim gözümde. Mevcut popüleritesini bir kenara bırakıp, alt metinlerini, edebi zenginliğini ve Saramago'nun ruhunu tanımaya çalışarak okumanızı şiddetle tavsiye ederim. Keyifli okumalar.
  • 535 syf.
    ·5 günde·Puan vermedi
    Günlükler, kişisel notlar, mektuplar, karalamalar... Bir yazarın ya da genel olarak bir insanın en mahremi sayılabilecek bu şeyler bir şahsiyeti tanıyabilmek için en iyi yollar olarak görülebilir. Fakat "Defterler" bittiğinde Nilgün Marmara'yı tanımaktan ziyade kafam ve hissim daha da karışmış halde buldum kendimi.
    Marmara, intiharı ve tam bir spekülasyon örneği olarak yayınlanan "Kırmızı Kahverengi Defter"den sonra insanların kafasında kalıplaşmış bir imgeye dönüştü. Ona addedilen vasıf hep naçiz, kırılgan hüznü olan bir kadın olmaktı.
    Sosyal medyada hemen herkesin muhakkak karşılaştığı bir yazı vardır. "İntiharından sonra eşi Kağan Önal "Nilgün'ün şiir yazdığını bile bilmezdim, bir kenarda pıtır pıtır bir şeyler yazardı" demiş. İşte bu kadar basit bazen her şey, anlaşılamamak iki insan arasındaki derin bir uçurummuş." Ne yazık ki bu tarz kalıp yargılar işi, Nilgün'ün yalnızca romantik ilişkisinde anlaşılmamış olmaktan mutsuz düşüp intihar ettiği sonuçlarını doğurdu. Hatta ben "yeterince sevilseydi belki intihar etmezdi" şeklinde itham edici fikir yürütmelere de denk geldim.
    Defterler sırf bu yüzden okunmalı. Marmara'nın yanısıra, Tomris Uyar, Leyla Erbil gibi kendi ortaya koydukları benlikleri, eserleri ile değil de özel hayatlarıyla -bilhassa yaşadıkları aşklarla- anılan kadınların hakları iade edilmeli. Defterler okunduğunda Marmara'nın edebiyattan sinemaya, sinemadan resme pek çok sanatla bir derdi olduğu, varoluşsal sıkıntılar çektiği, yani meselenin o kadar da sıradan olmadığı anlaşıldığı için çok memnun oldum. Derin bir depresyona sürüklendiğinde, doktorunun kendisi için “İşiniz çok zor, tedavi olması lazım ama çok zeki ve kültürlü. Yani en zor vakalardan” dediği de eşi Kağan Önal tarafından aktarılan bir mesele idi, ki bence bu her şeyi açıklamaya yeter.
    Marmara'yı anmışken, yazıyı onun en sevdiğim dizeleriyle bitirmek istiyorum.
    "Veda geliyor şimdi, öğretmek için
    sevgilenmeyi, uçuşan, geriye dönen
    vakitte."
  • Novana alanı

    ...Telefonun zilini duyabileceğim gibi ayarlattım. Ama açınca konuşanların sesini duyamıyorum. Kim bana ne söyleyebilir? Ben kimi duyabilirim?...
    ...
    ...Dizlerimin üzerinde durup, camdan bir an elimi uzatabilmek çok güç. Yemlerin yarısı kafamdan aşağı dökülüyor. Böylece emekleyerek mobilyalar arasında dolaşıyorum.
    Yere damlamış reçelleri yalıyorum. İhtiyar ev sahibesi öksürmüyor. Belki de çoktan öldü. Gözlüklerim gözümde. Onu görüyorum işte. Aralık kapıdan içeri giriyor. Sırtında, kamburunun üstünde siyah şalı. Emekleyerek birbirimize yanaşıyoruz. Kuş yemlerini birbirimizin ağzına vermeye çalışıyoruz.
  • Hayat gitgide artan acılar demek; artan bir hızla en dibe, en korkunç acılara doğru uçmak demekti."Işte ben de uçuyorum... "
  • Nasıl olmalı güzel insan, güzel müslüman? dediler.
    Cevaba bakın: "Geldiği yere sürur ve neşe getirir
    giderken de hüzün bırakır.Arkasından, 'Ah nerede? '
    denir,özlenir aranır "
    Allah'tan bunu istemeli, böyle olmayı istemeli , güzel
    olmayı istemeli güzel kardeşim.Bazılarını görüyorum,
    adamın cennete gittiği yürüyüşünden belli.Belli ki
    cennetlik işte, başka bir yere yakışmıyor. E şimdi onun
    hâline baktığınız zaman çok derin bilgisi olması,ne
    bileyim her sualinize cevap veriyor olması, ansiklopedi
    gibi olması gerekmez geçiniz onları
    Adam Meydan Larousse 'u ezbere biliyormuş, bana
    hava atıyor. Iki buçuk liralık flash bellekle hallediyorum
    ben o isi. Ne yani ! Ama hal... Sen bana halden haber ver.