1000Kitap Logosu

Bir alıntı

Filtrele
Hatice
Hatıralarım'ı inceledi.
463 syf.
·
11 günde
·
10/10 puan
Selamün aleyküm, Hakkında hayırdan başka bir şey duymadığım ve okumadığım, dava adamı sıfatıyla müsemma Şehid Hasan el-Benna üstadı ve eserini anlatmaya çalışmak gayretindeyim. Bizim bu adamları bilmeye ve okumaya ihtiyacımız var. “Davet nedir?”, “Davetçi kimdir?”, “Davet nasıl yapılır?” başta kendime seslenerek ve yakınarak; unuttuk, bocalıyoruz, bir üslupsuzluk, bir uzaklaşmaktır gidiyor. Duyuyor musun, hırpalamam lazım seni, örselenmelisin. Üstad Hasan el-Benna’yı ve İhvan-ı Müslimin (Müslüman Kardeşler)’i mülâkatla girdiğim Ortadoğu derslerinde tanıdım. İlk duyduğumda o kadar merak ettim ki dersin akabinde kitapçıya girip İhvan-ı Müslimin - Müslüman Kardeşler kitabını almak iştiyakımı bastıramadım. Mezkûr kitapta da “Hatıralarım” kitabından bolca alıntı mevcuttu. Kitabı okudukça hayranlığım artmaya başladı hatta babamla birlikte kitabın kritiğini yaparken; “Bu adam 42 yaşında şehid olmuş, ömrüne sığdırdığı hayırlara bak, Allah ondan razı olsun” cümlelerini sıkça kullandığımızı hatırlıyorum. Tekrar Allah ondan ve dava arkadaşlarından razı olsun. Halifeliğin de kalkmasıyla birlikte bocalayan pek çok İslam ülkesi gibi Mısır da bundan payına düşeni almış bir ülkedir. İngiliz işgali artmış ve biliyoruz ki işgal sadece maddi kaynaklara göz dikmez özellikle manevi kaynaklara diker kenafir gözlerini. Toplumda batıya özentilik, batı taklitçiliği artmış ve bunun sonucunda dinin amaçlarından uzaklaşılmış; hakikat, kof ithamlara maruz kalmış, saptırılmış. Şaşkınlık içindeki bu toplumu yine içinde bulunan ve değerlendiren Üstad Hasan el-Benna, bir davet rotası çiziyor tabiri yerindeyse. Ve ilk davetlerine kahvehanelerden başlıyor… Bir kahvehanenin önünden geçerken kitaptan da etkilenerek, erkek olsaydım ki… diye başlayan cesur cümlelerim oldu, merak etmeyin bu fikrimi de bolca eleştirdim, bu bir örnektir ve herkesin kendi çizgisi olmalıdır, bir rota sahibi olmalıydım… Hasan el-Benna kahvehanelerde diriliş muştusunu aşılamadan önce bu fikrine yönelen itirazlara şu minvâlde cevap vermiştir: Bu onlar için görülmemiş ve yeni bir şey olacaktır. Mühim olan konunun güzel seçilmesi, onları yaralayacak şekilde konuşulmaması, seçilen konunun uygun şekilde anlatılmasıdır. Çekici bir üslup kullanılmalı ve söz fazla uzatılmamalıdır. “Salih/a kişi, gittiği her yerde iyi bir etki bırakır.” bu söz de burada kalsın. Bir yerde hayırlı bir iş yapılır da fitnesi eksik olur mu? Olmaz. Bu fitnelere karşı üstadın tavrı da yine ders olacak mahiyettedir. “Şayia ve yalanlara son vermek, onları çürütmekle ve benzerlerini yaymakla olmaz. Bunlara dikkatleri çeken, dillere dolanan olumlu ve faydalı bir iş ortaya koymakla son verilebilir. Böylelikle, doğru olan bu yeni durum, yenisinin yerini alır; çünkü doğru olmayan önceki şayianın yerini alması gereken asıl konu budur.” İncelemenin bu kısmında dikkatinizi çekmek istediğim bir konu var. Benim haddim değil belki ama üstaddan bu kadar etkilenmişken son zamanlarda denk geldiğim ve bir Müslümana asla yakışmayan yanlışlardan bahsetmek istiyorum. Yine yazacaklarım başta kendimedir. Kışkırtmak kastıyla yazılan kimi yazılara bazı kardeşlerim o kadar büyük tepki gösteriyor ki, ne üslup kalıyor ortada ne terbiyeli bir dil. Firavunla konuşmaya giden Musa(as)’ın kullandığı yumuşak dili, Efendimiz(sav)’in defalarca kovulduğu, hakaret gördüğü o kapılara yaklaşımı bizim örnek almamız gereken yegâne öğretiler olmalıyken, öfkelenip kabımıza sığamaz hale geliyoruz. Temsil ettiğimiz Müslüman kimliğe geliyor sonra da hakaretler, dilimizle zarar veriyoruz dine. Vallahi bunun hesabı olur, dikkatli olmalıyız. Muhatabımızı tanıyarak yaklaşmalıyız, ki sosyal medya zemini bozuk bir yer. İyi niyetle yaklaşımımız bile bir süzgeçten geçerken düşünün ki hayt huyt ne fayda sağlayabilir. “O vakit, Allah’tan bir rahmet ile onlara yumuşak davrandın. Şayet sen, kaba, katı yürekli olsaydın, hiç şüphesiz onlar senin etrafından dağılıp giderlerdi. Şu halde onları affet; bağışlanmaları için duada bulun!”(Al-i İmran, 3/159) Kitaba tekrar dönecek olursak; üstad bir konferansında şu sözleri sarf ediyor: “Kardeşlerim! Dava hakkında konuşmaya başlamadan önce sizlere şu soruları yöneltmek istiyorum: İnsanlar rahata ersin diye gereği gibi cihad etmeye hazır mısınız? İnsanlar biçsin diye ekmeye hazır mısınız? Son olarak, ümmetiniz hayat bulsun diye ölmeye hazır mısınız?” Ömrünü sorduğu bu soruların cevaplarını yaşayarak geçirmiş üstad ve dava arkadaşlarından Allah gani gani razı olsun, rahmet eylesin. Efendimiz(sav)’e , O’nun âl ve ashabına, kıyamet gününe kadar O’nun getirdiği davaya insanları çağıranlara da Allah’ın sâlât ve selâmı olsun. Selametle…
Hatıralarım
9.0/10
· 546 okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
3
46
Uyanmak istemiyorsan berbat bir hayatın vardır. İşin ilginç yanı; uyuyamıyorsan da berbat bir hayatın vardır.🤔
66
C.Oğuz
Yeraltından Notlar'ı inceledi.
140 syf.
·
6 günde
·
8/10 puan
Yeraltından notlar, insanın iç dünyasına ulaşan bir eser. Dostoyevski’nin bundan bir önceki eseri olan “Suç Ve Ceza” insanın ruhen ve davranışsal olarak yansımalarına yer vermesinden sonra bu eserinde yine insanlığı kaleme alarak onlara asla yaranılamayacağını, nankör bir varlık olmaktan kendini geri alamayacağını ve daha da önemlisi bu şekilde davranırken bile kendini hala rahatça insan sayabilecek canlılardan söz etmiş. İki bölümden oluşan bu eser ilk bölümünde insanların davranışlarını ve davranış sonrasında ufak tefek sorular içine saklanmış vefadan, duygulardan ve yapılması gerekenlerden ya da yapılmaması gerekenlerden fark ettirmeden kalem ucu değdirerek şaheser koymuştur ortaya. İnsanlar kendi içlerine çekilerek ruhen kendini iyi hissettirecek düşünceleri eyleme çevirmektedir bunu hepimiz biliyoruz. Bazı insanlara kötülük iyi geliyor ve sonucu da yine kötü doğuruyor. Dostoyevski, cesurca bu insanların iflah olmayacağını ve buna aldanan insanların da hiçbir şekilde kendini insan olarak göremeyeceğini vurguluyor. Aslında felsefi açıdan daha geniş bir pencereden baktığımız zaman vermek istediği mesajı anlayabiliyoruz lakin insanların duygusal yaklaşımı ve vicdani hisleri yazarın dediklerini tersine sergileyecek eylemlere yön verdiğini söyleyebilirim. Kitabı okumaya başladığımda, incelemememi nasıl yazsam diye düşünüyorum aslında okuduğum çoğu kitapta bunu düşünüyorum ama felsefe yorumlaması daha farklı. Okurken, yazarın kendini ve tecrübelerini yıpranmış bir hayat gibi yansıtması insanın içini burkuyor. Çünkü tadını ve tecrübesini almış ve bundan sonra yaşamdan bir şey beklemiyorum der gibi dökülen kelimeleri biraz düşündürüyor. Paylaştığım bir alıntıda, “Ruhumda, cinayet işlenmiş gibi bir ağırlık var”(117) sanki bütün duygularını ve söylemek istediğini tek cümlede bahşetmiş gibiydi. Ruhunda öyle bir ağırlık taşıyordu ki kelimeleri dayanamamış da yerle bir olup notlarını kağıtlara dökmüştü. Sanki insanı anlayan üç varlık; kalem, mürekkep ve kâğıt gibi… Yazar, kendinden nefret eder gibi döktüğü kelimelerini insanlıktan nasibini almış ve artık beklentilerinden bile bir şey beklemeyen insan profilinde görünüm sağlamış. Aslında çok da yanlış bir tavır takınmamış. Düşündüğümüz zaman zaten kimseden bir şey beklememen gerektiğini anlıyorsun. Herkesten her şeyi bekle ama kimseden bir şey bekleme. İşte yeni dönemin felsefi kanunu olarak kabul edebiliriz ya da olması gereken akım. Yaşadıklarını duygusal çekimle kaleme alan yazar, uzaktan, dokunulmaz ve yukarıda belirttiğim gibi kalem, kağıt ve mürekkebiyle kendini toplumdan soyutlar ve yaşamaya başlar. Hatta bu düşünceyi efsane şekilde betimleyen bir alıntısı; Kendi kendinizi aldatarak avunuyorsunuz”(139). Yaşadığınızı varsaymak yaşadığınız anlamına gelmiyor. Kendinizi iyi hissetmek iyi insan olduğunuz anlamına gelmiyor. İçinizdeki iyilik eyleme dönüşmediği sürece iyi insan olmak düşüncede kalıyor bu da yazarın aksetmek istediği düşünceyi ve yakınmayı doğrudan doğruya size aktarıyor. Daha güzel bir değinmeden söz edecek olursak; çok bilmek insanı zeki yapmıyor yazara göre. Çok haklı. Bilmeyi herkes farklı algılamış yaşadığımız toplumda. Çok bilmek aslında sandığınız kadar iyi değil. “her şeyi fazlasıyla anlamak bir hastalıktır” (7)… anlamak ve bilmek birbirini tamamlayan iki kavram. Önce anlarsınız sonra bilirsiniz. İşte yazarın anlatmak istediği. Bir sayfasından bir an için insanların aptal olmadığını farz edelim diyor başka bir noktada fikrini değiştirip aptal olmasa bile dehşetli nankör olduğunu vurguluyor. Yazık ne noksandan eksik toplumuz. Bunu düşünmemek imkânsız. Yeraltında artık yapabileceği en iyi şeyin bir şey yapmamak olduğunu vurgulamış. Yazılarımı nasılsa kimse okumayacak diyor sonrasında ise keşke yazmasaydım gibi hisleri kaleme alıyor. İnsanı bu kadar ikilem içinde bırakan bir toplum için ancak yeraltı örnek verilebilirdi. İkinci bölüme ait spoiler vermek istemediğimden ufak bir bilgi vermek istiyorum. Yeraltı ile bağlantılı düşüncelerini notlara yani yaşanmış anılara dökmüş kısmını oluşturmuş. Okumanızı tavsiye ederim. Kaleminizi, aklınızı ve gözlerini dolduracak eserleri tercih edin. Dostoyevski’ye karşı bir sempatim var. Kafamı açıyor. Yazarın düşünceleri bana sakinleştirici gibi geliyor. Hepsinden ziyade alıntı paylaşmayı seviyorum neyse ki altını çizebileceğim bir çok sözü vardı. Okumanızı şiddetle tavsiye ediyorum. İyi okumalar.
Yeraltından Notlar
8.6/10
· 70,5bin okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
3
459