• kadına şiddet uygulayan erkek için kapınızın önüne bir kap su koyun, oda hayvan !
  • Kardeş,sen gözlerinde eski şarkıları biriktirmiş adamsın.
    Sana dağ kenarında bir kaç odun,bir kap su yeter bilmem mi?
    Papatyalara kadınını anlatırsın,baharı bekleyen kuşlar gibi.
    Sen,melodisi günah işlemiş bir sazın bekçisisin .
    Sesin sessizliğin olmuş elinde.
    Kardeş,az daha bak...
    Bu kadar günah çok bize!
  • Kediler evcilleştirilmemiş aksine evcil olmayı tercih etmiştir. Onların bu doğal bencilliği, bir çok kedi severin yakından bildiği gibi günümüzdeki kedi davranışının da temelini oluşturmaktadır.kedi

    Evcil kedi her ne kadar diğer evcil hayvanlar gibi uysal ve insana alışık olsa da bağımsız ve hatta vahşi olma özelliğini korumaktadır. Biraz daha ileri gidecek olursak kedilerin hala tam olarak evcilleştirilmediği ve evcilleştirme sürecinin devam ettiğini söylersek pek abartmış olmayız.

    Kediler yalnız yaşarlar, sürü hayvanı değildirler. Doğada sadece üreme mevsiminde bir araya gelirler. Bu nedenlerden dolayı kedinin insanlarla yakınlaşması köpek ve diğer hayvanlardan çok daha sonra olmuştur.

    Her ne kadar evcil kedi ile ilgili gözlemler ve çalışmalar çok uzun zamandır sürmekte ise de evcilleştirme ile ilgili gizemli hava henüz ortadan kalkmamıştır. Bunun nedeni evcilleştirilmelerinden bu yana geçen sürenin uzunluğudur. Bu süre ise köpek 20-30.000 yılken, kedi için farklı kaynaklara göre 5-9000 yıl kadardır..)

    Kedilerin evcilleşmesinin temel aşamaları aslında çok basittir. Toprak insanları atalarının göçebe hayatını bırakıp, yerleşik hayata geçtikçe, bu toplulukların varoluşları tarım ürünlerine bağlandı. Senede iki kez ürün almaları ve tüketim fazlası ürünlerin oluşması bunun depolanmasını zorunluluk haline getirmiştir. İlk zamanlar bu sadece ürünlerin sepetlerde saklanması şeklinde oluyordu. Bu ürünler fare, sıçan ve diğer kemirgenlerin dikkatini kısa sürede çekti. Bu şekilde kolay ve çabuk gıda bulabilen bu hayvanlar insanların bulundukları yerleşim yerlerini istila etti. Bunun sonucunda bu hayvanların doğal düşmanı olan kediler insan topluluklarının yakınında ilk kez görünmeye başladılar. Depolanan tahıllara çok büyük zararlar veren kemirgenlerin, kediler tarafından yendiğinin fark edilmesi insanlar için çok uzun bir süre almadı. İnsanlar, kediler tarafından yenilebilir ev artıklarını evlerinin yakınlarına bırakarak kedilerin dikkatini çekmeye ve onları çevrelerinde tutmaya başladılar. Kediler içinde bu eşsiz bir fırsattı böylece hem insanların verdiği yemekler hem de kendi avladıkları kemirgenler onların yaşamlarını kolaylaştırdı.

    Sonuç olarak kedilerin düşmanlarının da insanlardan uzak durması ve insanların kedilerle yakınlık kurmaya çalışması bu ortak yaşamın temellerini atmış oldu.

    Evcil kedilere ait keşfedilen ilk tarihi bulgular, 4 bin yıllık antik Mısır çizimleriydi. Ancak Çin’in orta bölgesinde yer alan Quanhucan adlı çitçi köyünde yapılan kazılarda bulunan 5300 yıllık fosiller, kedilerin insanlarla sanıldığından daha uzun zamandır birlikte yaşadığını gösterdi.Kediler nasıl evcilleşti?

    Birazda tarihsel süreçte inceleyelim bu minik dostlarımızı…

    Kediler eski Mısırlarca el üstünde tutulurdu. İncitilmelerinin veya öldürülmelerinin yasalarla karşısına geçilmişti. Kedilere tapınma o kadar benimsenmişti ki hayvanın ölümü durumunda bütün aile yas tutardı. Zengin ya da fakir herkes kedilerinin leşlerini, ipeklerle sarıp bronz ve tahta -Mısır’da değerli maddelerden yapılmış kutularının içine yerleştirerek mumyalardı.

    İki bin yıldan daha eski olan Sanskrit yazıları Hint toplumunda kedilerin rollerinden bahseder. M.Ö 500 civarında Çin’de Konfüçyüs’ün çok sevdiği bir kedisi vardı. Aynı dönemde Japonlar kutsal el yazmalarını korumak için pagodalarında kediler tutmaya başladı.

    Kedilerden, özellikle kara kedilerden korkma ilk olarak Ortaçağ’da Avrupa’da, bilhassa da İngiltere’de ortaya çıktı. Bağımsız, inatçı ve sinsi karakterlerine ek olarak büyük şehirlerde hızlıca çoğalmaları kedilerin gözden düşmesine katkıda bulundu. Cadı histerisi Avrupa’da egemen olmaya başladığında evsiz, yalnız ve kedisever kadınların çoğu kara büyü yapmakla suçlandı. Onların yoldaşları kediler (özellikle kara olanları) de cadılarla ilişkilendirilmeye başlandı. Bu inanç iyice yerleşti ve hatta cadıların sokaklarda fark edilmeden kolayca dolaşabilmeleri için kendilerini kedilere dönüştürdükleri inancı Salem cadı avları boyunca Amerika’da da hâkim oldu. Ortaçağ’ın sonlarına doğru çoğu toplum kedilerin neslini tüketmeye çabaladı. Cadı korkusu paranoyaya dönüştükçe bir sürü masum kadın ve zararsız hayvan kazıklarda yakıldı. Avrupa’nın her tarafında yüzyıllar boyunca kara kediler katledilmiş olmasına rağmen siyah renk geninin türden silinmemiş olması oldukça şaşırtıcıdır.

    Türkiye’de Sümeroloji biliminin kurucularından olan B.Landsberger isimli bilim insanı, Mezopotamya Faunası isimli kitabında, Sümerlerin fare avcısı olarak kediyi kullandıklarını belirtmiştir. Kedi ile ilgili arkeolojik bulguların araştırılması sırasında Anadolu’da da evcil kediye ait izler olduğu saptanmıştır. Ankara’nın doğusunda Yozgat yakınlarındaki Alişar’dan (Ankuva) çıkarılmış olan kedi başı şeklindeki bir kap M.Ö. 1740 yılına aittir.

    Bu arada bilim insanları sadece ilk evcil kedinin izini sürmüyor. Merak ettikleri bir diğer konu ise kedilerin gerçekten tam olarak evcilleşip evcilleşmediği. Washington Üniversitesi’nden Dr. Wesley Warren kedilerin genomları üzerinde araştırmalar yapıyor. Bu genomları safkan hayvanlarla karşılaştırarak kedi biyolojisinin büyük resmini çizebilmeye çalışıyor. Belirli genlerin ne kadar farklılaştığını bulmak için evcil kediler ile vahşi kedilerin genomlarını araştırdı. Vaşak (Felix silvestris) evcil kedinin atası ve alt türleri Avrupa, Afrika ve Batı Asya’dan Orta Asya’ya kadar bulunuyor.

    Warren en yeni raporunda şu cümlelere yer veriyor: “Köpeklerden farklı olarak, kediler henüz tam olarak evcilleştirilmiş değiller. Vahşi kedilerden ayrılmaları çok yeni oldu ve bazıları hâlâ vahşi uzak akrabalarıyla birlikte sürüyor.”

    Vahşi kedilerin genomları ile karşılaştırıldığında, evcil kedilerin belleklerinde ve korku güdülerinde değişim olduğu ve ödüller ile teşvik edildiğinde öğrenmeye meyilli oldukları ortaya çıktı. Tüm bunlar, ehlileştirmenin evrimiyle alakalı. Washington Üniversitesi’nden Michael Montague, Science’a yaptığı açıklamada, “Artık insanların etrafında kendilerini güvende hissediyorlar ve insanlar onlara sürekli yemek vaad ettiklerinden bizi terk etmiyorlar” diyor.
  • Ne kötü insanım ben
    Ne büyük suçlar işledim şu ufacık yaşımda
    Cezası hep müebbet olan suçlar
    Mesela neden sevdim seni
    Ne olurdu arkadaşın kalsam
    Bu deli gönlümü sustursam
    Senin gözlerini nefes aldigim tek yer yapmasam
    Ne yapalim sevdik işte
    Sevdiysen sevdin tutsana içinde
    Ne var sanki söylenecek
    Bu deli gönül durur mu söyledi içinden geçenleri
    En saf, en çocuksu haliyle
    Kizarmıştı yüzüm
    Titriyordu ellerim
    Kalbimi sorma bu kadar hızlı attığı olmadı hiçbir zaman
    Sonra olmayacak bir şey oldu
    Doğru mu duydu bu kulaklar
    Sevgilim miydin artık benim
    O utanarak baktigim gozlere rahatça bakabilecek miydim gerçekten
    Ruhum rahatça nefes alabilecek miydi
    Ne kadar mutluydum seninle geçen o kısa sürede
    Sonra sen gittin
    Ruhum
    Senin hayalinle çölde vaha gören bahtsız bedevi
    İçinde senin varlığının sıcaklığıyla kutuplarda
    donmadan yaşamaya çalışan eskimo
    Yangının ortasında ağlayan gözlerle kurtulmayı bekleyen çaresiz bir çocuk
    Hasta yatağında bir kap çorbaya muhtaç bir yaşlı
    Böyle bir halde yazıyorum sana bu son satırları
    Senin için yazdığım şiirleri yaktım biraz önce
    Senin hiç okuyamadığın şiirleri
    Okuyacak kadar durmadın ki yanımda
    Sayfa sayfa yırtmak şiirleri
    Damla damla akıtarak gözlerden yaşları
    Senden bana yalnızca hayalin kaldı şimdi
    Birde yaktığım şiirlerin külleri
    Şimdi o küller odamın en nadide eseri.. 
    Evet belki bedenim hala nefes alıyor
    Ama ya ruhum, o asıl ben, nefessiz içerde
    Sensizliğin nefesi olmaz ki
    Sensiz yaşanmaz ki
    Ah!
    Gözleri nefes
    Sözleri şiir güzel
    Oldu mu bu yaptığın
    Şimdi etrafım sensizliğin parmaklıklarıyla çevrili
    Şimdi ruhum bedenime müebbet..

    ~Taner
  • Peygamber efendimiz (a.s.v.), inen vahiyleri özel katiblerine kaydettiriyor, buna mukabil Kur'an ile karışmasın diye kendi sözlerinin kaydedilmemesini ashabından istiyordu.

    Kur’an-ı Kerim 42 vahiy katibi tarafından yazılmıştır. En meşhurları Mekke'de Abdullah b. Sa'd; Medine'de ise Ubey ibni Kab'dır.
    Kur’an ayetleri kağıt, bez, deri parçaları, taş, tuğla, kürek kemikleri üzerine yazılmıştır. Her Ramadan ayında nazil olan vahiy kısımlarını (Kur'an'ı Kerim'i) baştan sona Cebrail'e arz ediyordu. Karışıklığı önlemek için de gelen vahyin nereye konulacağını belirtiyordu. Peygamber Efendimiz hayatta olduğu sürece vahiy devam ettiğinden, Kur’an metni, iki kap arasında mushaf haline getirilemezdi. Böyle yapılmış olsaydı sık sık değişiklik yapmak, araya girecek birkaç ayeti yerleştirmek için, ikide bir çok sayıda yazılmış metni imha etmek mecburiyeti hasıl olacaktı. Diğer taraftan Kur’an metni birçok hafız tarafından ezberlenib devamlı surette okunuyor ve ashabın bir kısmının nezdinde yazılı nushalar da bulunuyordu. Üstelik Peygamber gibi bir teminat mercii vardı. Bu yüzden metnin muhafazası konusunda endişeye sebeb yoktu.

    Ayrıca El-Hakim (Ö 405-1014) Mustedrak’inde “Kur’an metninin biraraya getirilmesi 3 defa yapılıp, birincisi Rasulullah’ın huzurunda olmuştur” dedikten sonra, bu hükmüne esas teşkil eden şu hadisi, Zeyd İbn Sabit’den (Buhari ve Muslim’in rivayet şartlarını taşıyan bir senedle) nakleder.
    Zeyd diyor ki: “Biz, Peygamber’in huzurunda Kur’an’ı birtakım parçalardan telif ediyorduk (topluyorduk).”
    Beyhaki bu hadis hakkında: “Kanaatimce bundan maksad, birkaç ayrı defada indirilen ayet gruplarını, Peygamber’in nezâretinde sureler halinde derlemektir” demektedir.

    Şu halde vahyi tamamlanan sureleri peygamberimiz, mevcut en uygun malzemeye, birtakım sahifeler halinde temize çektirip muhafaza ediyordu. Peygamberimizin hayatında birçok sahabi Kur’an’ı hem hafızalarında hem de sahifelerinde toplamış bulunuyorlardı. O’nun ahirete irtihali üzerine Ali derhal evine kapanmış, “Kur’an’ı cemetmedikçe Cumua namazına çıkmak hariç, ridamı giymemeye yemin ettim” diyerek, sözünü yerine getirmiş, Kur’an’ı cemetmedikçe Ebu Bekir’e biat etmemişti.


    Ebubekir (r.anh) Döneminde, Kur'an'ın Mushaf Haline Getirilmesi :

    Peygamber’in vefatından sonra ilahi rehber Kur’an metninin, ummetin icmaından geçmek suretiyle, tek kelimesinden şubhe edilmeyecek tarzda; kıyamete kadar hiç kimsenin itiraz edemeyeceği tarzda toplanması gerekmişti.
    Zeyd İbn Sabit diyor ki: “Yemame Savaşında ashabın öldürülmesini muteakib, Ebu Bekir beni çağırttı. Yanına vardım. Ömer de orada idi. Ebu Bekir bana dedi ki: 'Ömer bana gelib dedi ki': “Yemame ‘de Kur’an hafızları çok zayiat verdi. Bu gibi vakalarda hafızların ölmeleriyle Kur’an’ın birçoğunun zayi olmasından endişe ederim. Bana kalırsa Kur’an’ın cem edilmesi için bir emir çıkarman gerekir.”
    Ben de Ömer’e şöyle cevab verdim: “Rasulullah’ın yapmadığı bir işi nasıl yapabilirsin?”,
    Ömer: “Vallahi bu hayırlı bir teşebbüstür, dedi.”
    Sonra bu iş üzerinde o kadar durdu ki, bana söyleye söyleye neticede Allah kalbime bu işi yatırdı, ben de onun görüşünü benimsedim.”
    Zeyd devamla diyor ki: “Ebu Bekir bana dönüp şöyle dedi: “Sen genç, dinç, zeki bir adamsın. Kimse ittiham edemez. Zaten Rasulullah’ın da vahiy katibi idin. Kur’an metnini topla.”
    Vallahi bir dağı yerinden nakletmemi isteselerdi, Kur’an’ı toplama mes’uliyeti kadar bana ağır gelmezdi.”
    Neticede Kur’an’ı hurma dallarından, yassı taşlardan ve insanların hafızalarından derlemeye başladım.”
    (Buhârî, "Fezâ'ilu'î-Kur'ân", 3, 4, "Tefsir", 9/20, "Ahkâm", 37; Tirmizî, "Tefsir", Tevbe 10/16 (hadis no: 3102)
  • Türkler bir hükümdar veya kişiyle anlaşma yapmak isterlerse bakırdan imal edilmiş bir putun yanına gelirler. Sonra içinde su bulunan bir kap getirirler. Onu putun önüne korlar. Sonra kaba bir parça altın, bir avuç karacadarı koyarlar. Sonra kadın şalvarları getirip kabın altına koyarlar. "Sana yemin veriyoruz. Bu yemini bozar, hainlik yaparsan Allah seni kadın yapsın. Bu şalvarı giy. Allah sana, bu darı gibi un ufak yapacak bir düşmanı musallat kılsın, benzin bu altın gibi sararsın" derler. Adam yemin ettikten sonra suyu içer. Eğer yemini bozarsa ölür veya başına bir bela gelir.