• Türkiye Cumhuriyeti yeryüzünde, henüz Savaşı verirken, bir müzenin kurulma kararının alındığı tek ülkedir!
    (Ankara Etnoğrafya Müzesi)
  • 244 syf.
    ·3 günde·7/10
    Outliers (Çizginin Dışındakiler), Türkiye'de ilk olarak 2009 yılında basılmış, Malcolm Gladwell imzalı bir kitap.

    Başarının bireysel değil, toplumsal faktörlerden kaynaklandığını iddia eden yazar; tutku, yetenek ve çok çalışmak dışında, doğum tarihi, doğum yeri, genetik miras, yetişilen coğrafya ve çevrenin genel karakteristiği gibi hususların başarıda belirleyici olduğunu örnek ve istatistiklerle açıklamış. Aslında bu örnek olay ve bilgiler, konunun anlaşılmasında destekleyici olmaları için içerikte yer almış ancak kitapta asıl anlatılan konuyu fazlasıyla domine ederek gölgede bırakmış; bu bölümleri okurken, "yahu buraya nereden geldik?!" diyebilirsiniz. Sırf bu yüzden, kitabı beklentilerimin altında bulduğumu söyleyebilirim.

    Öte yandan, kitapta elbette ilginç ve faydalı olabilecek bilgilerin mevcut olduğunu da ekleyelim:
    - Tutku, yetenek, çok çalışma dışında başarıyı getiren hususlar,
    - Yaygın başarı algısının aslında toplumun bir kısmını dikkate almayıp, onlara fırsat eşitliği sunmadığı,
    - Başarı-IQ ilişkisi,
    - Onur kültürü ve güç mesafesi endeksi gibi kavramlar.

    Kişisel gelişim kitapları genellikle nasıl başarılı olunabileceği hakkında anahtar bilgiler verirken, bu kitap, fırsatların kimlere sunulduğunun ve bu fırsatları değerlendirenlerin ortak özelliklerinin ne olduğu üzerinde daha çok durmuş.
    Kitabın muhtelif bölümlerinde geçen şu ifadeler, yazarın okuyucuya vermek istediği asıl mesajları oluşturuyor:

    "Başarılı insanlar bunu tek başlarına elde etmiyor. Nereden geldikleri önemli. Onlar özel yerlerin ve ortamların ürünü."

    "Ormandaki en uzun meşe sadece en sert palamuttan yetiştiği için en uzun meşe olmamıştır; diğer ağaçlar onun aldığı güneş ışığını kesmediği, çevresindeki toprak derin ve zengin olduğu, fidanken hiçbir tavşan onun kabuğunu kemirmediği ve hiçbir oduncu onu vakti gelmeden kesmediği için de en uzun meşe o olmuştur...
    ... Bu kitap uzun ağaçlarla ilgili değil. Bu kitap ormanlarla ilgili..."

    "İnsanları daha en başından başarısızlığa mahkum ediyoruz. Başarılı olanlara aşırı derecede hayranlık duyuyoruz ve başarısız olanları aşırı derecede göz ardı ediyoruz."

    Keyifli okumalar...
  • 403 syf.
    ·10 günde·Beğendi·10/10
    Kara Ahmet çetin şartlarda büyüdü, ailesi ile çok çetin şartlarda yaşamını sürdürmeye çalıştı. Tıpkı Anadolu'nun diğer binlerce gârip mazlum köylüsü gibi. Çok çile çekti Kara Ahmet'in ailesi çok zulümettiler onlara... Halkın arasından çıkmış bir kaymakam çıkıverdi aniden, Kara Ahmet'in ailesi rahat bir nefes almaya başlamıştı taa ki Kaymakam görevden alınıncaya kadar.. Kaymakam gitmeden önce Kara Ahmete bir kalem hediye edip ona öğütler vermişti. Kara Ahmet kararlıydı okuyacak! Büyük adam olacaktı!.. Ezilenlerden yana olacaktı, milleti ezenlerin başını ezecekti! Bu hayali hem kendi içinde hem de anacığının içinde büyük bir ukteydi. Tabi kaymakam gidince Alçaklar yeniden bu zararsız aileye saldırmaya, sataşmaya başladı, Kara bayram dayanamıyordu topladı pılını pırtını şehre göç etti ama Irızca köyde kaldı düşmanlarından kaçmayı yediremezdi kendine.

    Kara Bayram şehre taşınmış bir gecekonduya sokmuştu başını, hastanede hem kendisine hem eşi Hacca’ya iş bulmuştu, kendi yağlarında kavrulup gidiyorlardı. Kara Ahmet derslerinde çok başarılıydı okumak istiyordu okuyup kaymakam, vali olmak istiyordu zulme uğrayan Anadolu halkına yardım etmek istiyordu okuma cevheri onda vardı. Ama Türkiye güçlü bir ülke değildi, fakir, çağın gerisinden gelen bir ülkeydi. Dahası, komünizm ve emperyelizm arasında sıkışıp kalmıştı.

    Tek partili dönem bitmiş rejim değişmiş demokrat parti ile birlikte ülke emperyelizme kayıyordu böyle bir dönem içinde Orta okula başladı Kara Ahmet, ama okumak onun için o kadar kolay olmayacaktı çünkü babası tarafından okutulmak istemiyordu babası onun hoca/alim olmasını istiyordu. Babasın beynine bu fikirler hastane yönetiminin değişmesiyle birlikte yönetime gelen dinciler tarafından sıkıştırılmasıyla aşılanmıştı. Her şeye rağmen Ahmet okumak istiyordu en büyük destekçisi ise annesi olmuştu. Hacettepe üniversitesi siyasal bölümleri kazandı tabi okuduğu dönem karışıktı sadece Türkiye değil dünya fokur fokur kaynıyordu komünizm ve emperyelizmin görünmeyen savaşı vardı. Hoş, dünya halkları arasında gayet de iyi gösteriyordu bu savaş kendini...

    Ben bu tür kitapları içinde ki olay örgüsü değil de daha çok barındırdığı döneme vurduğu demlerden dolayı severim ki yazar bunu en iyi yapan insanlardan biri.

    68 kuşağı meşhurdur. Bilirsiniz ;) işte Kara Ahmet gibi insanlar mazlumun yanında olmayı seçmiş ülkenin sömürülmesine karşı çıkan insanlar 68 kuşağını temsil eder. (Ben 68 kuşağı ismini babamdan çocuk yaşta iken çok kere duymuştum ailem aşırı solcu bir aile bu sebeble sol ideolojiyi az çok bilirim..) Sömürgeci Amerika'nın 6. Filosu (7. Filo da Vietnam’da cehennemi yaşıyordu o sıralarda...) İzmir'e gelince ülke çapında gençler protestolar yapmaya başlar, Kara Ahmet'te bu protestolara katılanlardı göz altına alındıktan bir süre sonra serbest bırakılmıştı. Bir çok insan bu olaylarda gözaltına alınmış hatta karakollorda işkence görmüşlerdi...

    Bu olaydan bir süre sonra Kara Ahmet halkın rezil durumu hakkında Anadolu'ya gidip raporlar hazırlamaya başlar durum gerçekten vahimdir. Emperyalizmin köpekliğini yapan siyasetçilerin köpekleri, Anadolu halkını bir vapmir gibi emmekteydi... Köylülere dair her şeyi, anlatılan her şeyi kayıt altına aldı Ahmet ve arkadaşları. Görevleri bitince dönüş yolunda bir gecekondunun yıkımına karşı çıkmış ve polis ile karşı karşıya gelmişlerdi ve Kara Ahmet bu olaydan sonra hapse düştü. O hapse düştükten sonra ülkede büyük çapta protestolar olmaya başlamıştı. Halk uyanmış hakkını aramaya başlamıştı Kitap böyle bitiyordu, ayrıca yine kitabın sonlarında işçi grevlerinin tarihçesi gibi bir şey veriliyor. Türkiye emekçilerinin ilk grevi 1835 yılında yapılmış. Kitapta Anadolu köylüsünün ve memleketin durumu garip bir Anadolu ailesinin hayatı üzerinden anlatılmakta bu dönemleri merak eden insanlar için birebir bir kitap olduğunu düşünüyorum.

    Herkese keyifli okumalar! <3
  • Bürokrasiyle savaşmış, cumhuriyet kültürünün yıkılmaz kalesi bürokrasinin gücünü azaltmıştı. Türkiye, atanmışların güdümünden kurtuluyordu artık. Ama seçilmişlerden oluşan Meclis’in yetkilerini devre dışı bırakmak bir yana, en kilit bürokratik görevlerin atayıcılığını tek elde, kendi elinde toplayan Özal değil miydi? Atanmış polislerin yetkilerini artırdıkça artıran başkası mıydı? Hem atanmışların resmi kalesi bürokrasiyle çelişki, hem seçilmişlerin işlevlerini minimuma indirme. Hem sivil toplumculuk hem sendika düşmanlığı. Hepsinin bir araya gelmesi imkansız. Bir araya getirme çabalarının da anlamı yok zaten. Çünkü Özal ne sivil ne demokrat. İçi boşaltılmış değerlerim tarlasında boy veren tipik bir yeni sağ politikacı, hepsi bu.
  • 2.DEDE KORKUT ULUSLARARASI HİKAYE YARIŞMASINI KAZANAN YAZARA 6.000, İKİNCİYE 4.000. ÜÇÜNCÜYE 3.000 TL. PARA ÖDÜLÜ VERİLECEK.(SON KATILIM TARİHİ.30 MART 2020 PAZARTESİ)

    Elazığ Belediyesi ve Bizim Külliye Dergisi tarafından hikâye yazma geleneğini teşvik etmek ve yeni nesillerin yazma eylemiyle daha yakın bir bağ kurmasına katkı sağlamak amacıyla düzenlenen 2. Dede Korkut Uluslararası Hikâye Yarışması başvuruları başladı.

    Ortaokul ve lise öğrencileri ile yetişkinlere yönelik iki ayrı kategoride düzenlenecek yarışmaya son başvuru tarihi ise 30 Mart 2020 tarihinde sona erecek.

    Hikâye konusunun serbest olduğu yarışmaya katılacak adayların tek bir eserle katılmaları ve eserlerinin de daha önce hiçbir yerde yayımlanmamış olması gerekiyor.

    JÜRİ ÜYELERİ;
    Nazım Payam, Necip Tosun, Abdullah Harmancı, Necati Kanter, Mahmut Bahar, Şerif Aydemir, Bahtiyar Arslan, Ömer Kazazoğlu, Ziya Polattaş, Ahmet Kızılkaya’nın seçici jüri üyeliği yapacağı yarışma sonunda öğrencilere yönelik kategoride; Birinciye tam altın, ikinciye yarım altın, üçüncüye çeyrek altın ve 10 yarışmacıya da mansiyon ödülü verilecek.

    Yetişkinler kategorisinde ise birinciye 6.000 TL, ikinciye 4.000 TL, üçüncüye ise 3.000 TL para ödülü verilecek.

    YETİŞKİN KATEGORİSİ KATILIM ŞARTLARI;
    -Konu: Serbesttir.
    -Yarışmaya, Türkiye Türkçesiyle kaleme almak şartıyla yurt içinden ve yurt dışından herkes katılabilir.
    -Kitaplarıyla hikâyeci olarak kabul edilmiş yazarlar yarışmaya katılamaz.
    -Yarışmaya gönderilecek hikâyenin daha önce yayımlanmamış, başka bir yarışmaya veya herhangi bir yayın organına gönderilmemiş olması gerekmektedir.
    -Her yarışmacı, en fazla bir hikâyeyle katılabilir.
    -Yarışmaya gönderilecek hikâyenin üzerinde sadece rumuz bulunacaktır.
    -Yarışmacımız, kimliğini, açık adresini, telefon, e-posta ve özyaşam öyküsünü küçük bir zarfa koyarak üzerine rumuzunu yazarak, eseriyle beraber büyük zarfa koyup aşağıdaki adrese gönderecektir.
    -Hikâye, bilgisayarda Times New Roman karakteri ile 12 punto büyüklüğünde, bir buçuk satır aralığında yazılmalı, A 4 boyutundaki ölçülerle en fazla (10) on sayfa olmalıdır.
    -Yarışmaya katılacaklar, aşağıda belirlenen adrese PTT veya kargo yoluyla gönderebilirler.
    -Yarışmaya katılmak üzere gönderilen hikâye metinleri iade edilmeyecektir.
    -Yarışmada ödül kazanan eserlerin her türlü hakkı, Elazığ Belediyesi’ne ait olacaktır.
    -Yarışmada dereceye giren ve yayımlanmaya değer görülen ilk 13 hikâye 2. Dede Korkut Hikâye Yarışması kitapçığı olarak yayınlanacak, yarışmacı yazarlara telif ücreti ödenmeyecektir.
    -Dereceye giren yarışmacının ödül törenine davet edilmesi hâlinde yol ücretleri ve konaklama gideri Elazığ Belediyesi tarafından karşılanacaktır.
    -Eserlerin son teslim tarihi 30 Mart 2020 olup sonuçlar Nisan ayında açıklanacak ve ödül takvimi duyurulacaktır.

    TESLİM ADRESİ;:
    Gıyasettin Dağ adına
    Bizim Külliye Dergisi
    İzzetpaşa Cad. İzzetpaşa Vakfı Ek Bina, No.16/4
    ELAZIĞ

    ÖĞRENCİ KATEGORİSİ KATILIM ŞARTLARI;
    -Konu: Serbesttir.
    -Sadece Elazığ ortaöğrenim öğrencileri katılabilir.
    -Yarışmaya gönderilecek hikâyenin daha önce yayımlanmamış, başka bir yarışmaya veya herhangi bir yayın organına gönderilmemiş olması gerekmektedir.
    - Her yarışmacı, en fazla bir hikâyeyle katılabilir.
    -Yarışmaya gönderilecek hikâyenin üzerinde sadece rumuz bulunacaktır.
    -Yarışmacımız, kimliğini, açık adresini, telefon, e-posta ve özyaşam öyküsünü küçük bir zarfa koyarak üzerine rumuzunu yazarak, eseriyle beraber büyük zarfa koyup aşağıdaki adrese gönderecektir.
    -Hikâye, bilgisayarda Times New Roman karakteri ile 12 punto büyüklüğünde, bir buçuk satır aralığında yazılmalı, A 4 boyutundaki ölçülerle en fazla beş sayfa olmalıdır.
    -Yarışmaya katılacaklar, aşağıda belirlenen adrese elden verilebileceği gibi, PTT veya kargo yoluyla gönderebilir.
    -Yarışmaya katılmak üzere gönderilen hikâye metinleri, iade edilmeyecektir.
    -Yarışmada ödül kazanan eserlerin her türlü hakları, Elazığ Belediyesi’ne ait olacaktır.
    -Dereceye giren ve yayımlanmaya değer görülen hikâyeler, yayımlandığı takdirde kendilerine ayrıca telif ücreti ödenmeyecektir.
    -Eserlerin son teslim tarihi 30 Mart 2020 olup sonuçlar Nisan ayında açıklanacak ve ödül takvimi duyurulacaktır.

    TESLİM ADRESİ;
    Erdal Akarsu
    Elazığ Belediyesi
    Kültür ve Sosyal İşler Müdürlüğü
    ELAZIĞ
  • 240 syf.
    ·3 günde·9/10
    "Sen diyorsun ki kötüler bize kötülük edinceye kadar iyidirler, başımızın üstünde yerleri vardır."
    Kitabın içerisinde yer alan bu tek cümle bile başlı başına bir şaheser aslında.

    Hasan Ali Toptaşın bizlere anlatmak istediği aslında çok derin bir nokta olup günümüz Türkiye'sinde hatta dünyasında artık normal karşılanan "kötülüğü seyretmek"...

    Kötülük, insanların acılarını fırsatçılıkla sermayeye dönüştürmek.. "Bana dokunmayan yılan bin yaşasın" cümlesinin hayatımıza aslında ne kadar yer ettiğini anlatıyor. Ama öyle güzel öyle sade dille anlatmış ki okuru yormadan betimlemeler yaparak, sanki o avluda olup bitenleri izleyenlerden biri gibi hissettim kendimi ve daha sonra öylece izlediğim için, elimden bir şey gelmediği için kendime kızdığımı farkettim bir an...

    Duygu dolu, bir solukta okunası bir şaheser sunmuş bizlere Hasan Ali Toptaş. Sağolsun varolsun.
  • İçinden geçtiğimiz dönem emperyalist sistem açısından belirsizliklerle malül bir geçiş dönemidir ve sistemin içindeki bütün aktörler bir yandan bu belirsizliklerden maksimum avantaj sağlamaya çalışırken bir yandan da kendi ağırlıklarını koyabilecekleri ad gruplaşmalar peşine düşmektedirler.

    Bütün bunlardan sonra, emperyalist sistem içindeki hareketliliği yaşamamız için bir nedenimiz kalmıyor. artık belli bir düzeye gelen hiçbir ülke kendisini bütünüyle tek bir güce bağlamıyor, hem boşluklardan yararlanmaya hem de kendisini daha uygun koşullarda bir ittifak sistemine yerleştirmeye çalışıyor, bu anlamda zamanı iyi kullanıyor.
    Gelenek Dergisi
    Sayfa 11 - Gelenek 144 Kemal Okuyan