9/10
·517 syf.··
2026 3. kitabı
·
175 günde okudu
·
Okunma: 24 Haziran 2026 03:45
Derin bir nefes alalım evet, tamı tamına bir yıl sonra bu kitabı bitirdim. Bu kadar uzun sürmesinin nedeni benim o zamanlar kitap okumaya alışmaya çalışmam, okuması kolay ama her sayfanın yoğunluğu mu bilmiyorum ama ruth senin Allah belanı versin. Ben senin kadar olmadı gerektiği gibi yazılan sinsi, bahanelerin ardına saklanan, hilekar bir kadın görmedim. Yazılışın, olman gereken, mevkin seni anlamama neden olsa bile yaptıklarından hatta direkt seni oo kadar sevmiyorum hatta nefret ediyorum ki... Eğer kaşındaki martin değil başka birisi olsa umrumda olmazdı ama ruth böyle benim sabrımı sınadı hele hele sonda yaptığı şey... Neyse rutha sövme seansım bittiğine göre kitaba gelebilirim. Öncelikle bu kitabı anlamak için hani %100 anlamak için ciddi bir sosyoloji, piskoloji, şair, siyasi bilgiye sahip olmalısınız yada sürekli sayfanın arkasına gidip bilgileri alıp devam etmelisiniz. Açıkçası arkaya bakmak çok yorduğundan ben devam ettim ama şu an bile anlamadığım görüşler ve bilmediğim şeylet oldupunu biliyorum. Üstüne bu kitabı okuması kolay ama anlaması, irdelemesi bence zor bir kitap. Okurken hiç zorlanmadım, bilmediğim kelimeler bile aşinalığım vardı ama yukarıda dediğim şeyleri bilmediğimden bazı sayfaları iki üç kere okuyup düşünmek zorunda kaldığım oldu. Onun dışında Martin, sen nasıl bit karaktersin. Sen benim hayatımda okuduğum en kırık, sonuna en rahatladığım, farkındalık anlarında seninle beraber üzüldüğüm nadir karakterlerdensin. Bir çok kitap okudum ama bu kadar aralıklı aralıklı okumams rağmen her bir sahnesi zihnime kazınan başka bir kitap çok az oldu. Yazarın dili bu konuda aşırı iyi, hele o son 200 sayfadaki betimlemeleri, martini yaşadıklarını vermesi, o boşluk hissiyle beraber son sayfadaki yaşamla ölüm arasındaki çırpınışı o kadar güzel verdi ki... Tek
Martin EdenJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025135,3bin okunma
Puan vermedi·66 syf.··
2026 29. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 24 Haziran 2026 20:36
Sarı Duvar Kağıdı , ilk bakışta “dinlenme, sinirsel yorgunluk, iyileşme” hikâyesi gibi görünür; ama metnin asıl katmanı, iyileşme adı altında sistematik bir zihinsel çözülmenin nasıl üretildiğini anlatmasıdır. Anlatıcının sesi giderek daralan, içe kapanan ve gerçeklikle bağını ince ince kaybeden bir bilinç akışı üzerinden ilerler. Metnin en başında yer alan yazar notu bu okumanın yönünü belirleyen bir çerçeve kurar. Hikâyeyi bir “delilik anlatısı” olarak değil, yanlış uygulanan bir tedavi anlayışının eleştirisi olarak konumlandırır. Yani daha en baştan mesele bireysel bir zihinsel çöküş değil, bu çöküşü üreten koşullardır. Anlatıcıya uygulanan “dinlenme” ve “hiçbir şey yapmama” dayatması, iyileştirme değil, tam tersine öznenin bastırılmasıdır. Bu yüzden metin, baştan itibaren tıbbi otorite ile bireysel deneyim arasındaki çatışmayı kurar. Hikâyenin merkezinde iki baskı vardır: tıbbi otorite ve patriyarkal kontrol. Kocası aynı zamanda doktor olan anlatıcı, onun “ciddi bir şeyin yok, sadece sinirsel yorgunluk” teşhisine mahkûm edilir. Buradaki kritik nokta şudur: Kadının kendi deneyimi (acı, yorgunluk, huzursuzluk) sürekli geçersiz sayılırken, erkek otoritenin tanımı “gerçeklik” haline gelir. Bu, yalnızca tıbbi bir yanlışlık değil; deneyimin kim tarafından tanımlanabileceğine dair güç ilişkisini gösterir. Anlatıcının tutulduğu oda ve özellikle duvar kâğıdı, hikâyenin en önemli sembolüdür. Başta sadece rahatsız edici, düzensiz ve “anlamsız” görünen desen, zamanla anlatıcının zihninde bir şeye dönüşür. Bu dönüşüm, deliliğin “bir anda kırılma” şeklinde değil, algının yavaş yavaş yeniden örgütlenmesiyle oluştuğunu gösterir. Duvar kâğıdındaki “kadın” figürü aslında anlatıcının bastırılmış halidir: toplumun, evliliğin ve tıbbın içine sıkıştırdığı benliğin dışa vurumu. Metinde sık
İnceleme
Sarı Duvar KağıdıCharlotte Perkins Gilman · İthaki Yayınları · 20192,795 okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Öz'ünü aşmaq üçün
10/10
·372 syf.·
2026 10. kitabı
Kitab Ağalar Məmmədovun çoxsaylı məqalələrinin ümumi toplusundan ibarətdir və açığı, nə bu kitabdan, nə də Ağalar Məmmədovdan xəbərim var idi. Açığı, kitabın kontentindən çox daşıdığı mənəvi dəyəri nəzərə alaraq, 10/10 verməyim qaçınılmaz idi, çünki maraq dairəmə uyğun olaraq hədiyyə olunmuşdu, yəni ki, mənə uyğun və uğurlu hədiyyə idi deyə 10/10 düşür. Əsasən fəlsəfi mövzular əhatəsində qələmə alınıb, ən çox diqqətimi çəkənlər din/islam, ekzistensializm və siyasət mövzuları oldu. İllər əvvəl qələmə alınmış məqalələrin günümüz problemləri ilə səsləşdiyi məqamların çox olması məyus edici idi. Cəmiyyətimizin (müşahidələrimə əsasən) əvvəlki dövrlərə nisbətən daha tolerant olduğunu düşünürəm və bu bir qədər yeni generasiyanın yeni ailə modeli yaratması ilə bağlıdır. "Köhnə düşüncəli azərbaycan kişisi/qadını" yeni generasiyalarla əvəzlənir, zəncirlər qırılır, insanların fərqindəliyi artır. Kitab və filosof barəsində araşdırarkən qarşıma o qədər bir-birinə zidd örnəklər çıxdı ki. Filosofa qarşı münasibət də bir-biri ilə ziddiyyət təşkil edir, ya fikirləri bəyənilir və sevilir, ya da lənətlənir. Düşünürəm ki, bu sırf səsləndirdiyi fikirlərin özü ilə bağlıdır, çünki onlara qarşı neytral qalmaq mümkün deyil və hər insanın həyatının bir dönəmində düşündüyü və ya düşünməli olduğu fikirlərdir. Məsələn, ölüm məqaləsi – məni dərindən sarsan bir məqalə oldu. Ağalar Qut qeyd edir: "Ölüm individualdır, hər kəs özü təcrübə etməlidir." Bildiyin bir faktı kimsə yenidən xatırladanda gözünün önündəki bir şeyi görə bilirsən, gözün açılır. Ölüm üzərinə düşünməkdən qaçırıq, bəzən ölümü xatırladan dindən də qaçırıq, dinə yalnız çarəsizlik anlarında və ya yenə başqa birinin ölümü vasitəsilə üz tutub yada salırıq. Kim öləcəyini xatırladan bir vasitəni həyatının mərkəzinə qoymaq istəyər ki?
AşmaAğalar Məmmədov · Qanun Nəşriyyatı · 201228 okunma
Spoiler içerir!!
8/10
·72 syf.··
2026 15. kitabı
Kitabı bitirdiğimde aklımda en çok kalan şey, insanların anlamadıkları şeyleri ne kadar kolay dışlayabildiği oldu. Hikaye bir doktorun akıl hastanesindeki bir hastayla yaptığı konuşmalar üzerinden ilerliyor. Ama bu konuşmalar ilerledikçe aslında deli diye görülen kişinin birçok insandan daha çok düşündüğünü ve daha çok hissettiğini görüyoruz.Doktorun onu gerçekten dinlemesi ve anlamaya çalışması bile çevresindekilere garip geliyor. Bu kısım beni düşündürdü açıkçası. Çünkü bazen bir insanı anlamaya çalışmak yerine ona bir etiket yapıştırmak daha kolay geliyor. Sonra doktorun da aynı sistemin içine düşmesi bana hayatın bazen ne kadar sert olabildiğini hissettirdi. Okurken en çok şunu düşündüm; belki de insanı asıl yoran şey yaşadığı acı değil, o acıyla baş başa kalması.Bazen ne kadar kalabalığın içinde olsak da anlaşılmadığımız yerde yalnız kalıyoruz. Okurken en çok burada durup düşündüm: “Acı, acı hakkındaki canlı düşüncedir; bu düşünceyi değiştirmek için irade gücü göster, onu silip at, şikayet etmeyi bırak; acı kaybolup gidecektir.” Bu cümle kitabı bence tek başına özetliyor.
Altıncı KoğuşAnton Çehov · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202687,4bin okunma
Puan vermedi·192 syf.··
2026 99. kitabı
Yıldız Silier Oburluk Çağı adlı kitabında bireyin varoluşuyla kırılma noktalarını Karl Marx, Arthur Schopenhauer, Friedrich Nietzsche, Sigmund Freud, Carl Gustav Jung Zygmunt Bauman, Immanuel Kant gibi aydınlanma çağının ve Sokrates Platon (Eflatun), Aristoteles gibi antik çağın düşünürleri üzerinden anlatım sağlamıştır. Bu anlatımla insanlığn dinamiklerinin değişkenliğini, evren anlayışının, doğayla etkileşimi bağlamında birey, toplum ve kadın incelemesinde bulunmuştur. Kitabın başlıkları ve bölümleri göz önünde tutulduğunda; insan, insan haklarının ve mülkiyet kavramının toplumları, bireyi ve doğayı nasıl dejenere ettiğini, insanın tanımını fransız devrimiyle sanayi devriminin yaşanması ve bunların birbirini ardıllamasından hareketle 'homoeconomicus'a dönüşmesi ve bu dönüşümün bireyin-toplumun özne yıkımı üzerinden okunmasının anlatımını sunmuştur. Bu sunuş okuyucuyu hem modern hem postmodern hem de geçmiş tarihin izlekleri ve izleri hakkında bilgi vermektedir. Kitabın son bölümüne gelindiğinde kadınlığın bir etiket ya da marka gibi kullanılmasını eleştirmekle birlikte Simone de Beauvoir üzerinden feminizm anlatımı yaparak; kadınlığın geçmiş ile şimdi arasındaki bağlam ve bağıntılarını okuyucuya anletmıştır. Özellikle kadının temel nosyonu veya yetkinliği olan 'annelik' formunu ele alarak batı-doğu arasında annelik bağlamının değişkenliğini ve 'kadın'ın temel formunun 'annelik'tek ziyade kendini gerçekleştirmek hem potansiyel hem de eylemsel noktalarına değinmiştir. Sonuç olarak; Yıldız Silier Oburluk Çağı kitabında çağımızın tüketim toplumunu eleştirirken; kimlikleri, bireyi, toplumu ve hatta tarihsel ve kültürel mirasın uğradığı dejenerasyonu ve kadın kimliğinin modern çağ ile birlikte evrimleştiği yönü saptamıştır. Böylelikle eser okuyucuya kendi var olduğu anı merkez kabul ederek; o kendilik anını oluşturan algıları, olguları, olumlamaları ve olumsuzlamaları anlatım
Oburluk ÇağıYıldız Silier · Yordam Kitap · 2011340 okunma
10/10
·496 syf.··
Beğendi
·
2026 147. kitabı
𝗨̈𝗻𝗹𝘂̈ 𝗔𝘀̧𝗸 Herkese Merhabalar... Selda kitaplığında onu bekleyen kitapları nihâyet okumaya başlar ve son gaz devam eder. Bu kitapta 2-3 yıldır beni bekliyor. Sahaftan alınmıştı. Merak etmiştim. Yazarın bir kitabı daha var ve onu da almıştım tabi ki iyi ki onu da almışım dedim. Yakın zamanda onu da okuyacağım. Çünkü kitapta yer alan diğer karakteri anlatıyor ve merak ediyorum. O da mutlu olmuştur inşallah aman neyse nasıl olsa o da okunacak ben bu kitaba döneyim (Bir küçük iç döküş) Son zamanlarda hep aynı tarz kitaplar türedi. Kitabın sonunda yazarın teşekkür kısmında takılı kaldım. Bu arada yazarın hesabı yok sanırım ya da ben bulamadım bile varsa yazarsa sevinirim Teşekkür kısmı demiştim Türk yazarlarına karşı önyargıyı kırıp aldığınız için teşekkürler demiş. Demek ki yargı meselesi hala devam ediyor. Ama şu aralar bende o aşamadayım! Neden mi? Yabancı yazarları etiket yapınca hemen dönmeleri thanks falan yazmaları çok tatlı ama bizim yazarlar lütfen hepsi için algılamayın ya da beni linçlemeyin ama kendi kurdukları bir evrendeler. Kendi reelsleri, paylaşımları ile meşguller okuyucuya değer vermeyince biz de üzülüyoruz. Son zamanlarda okuyucu seçme liste isteme ve muhabbetleri falan aman klasik bookstagram camiası iste. Herkes gönlünün ekmeğini yer gerisi dingirdini mi ne ondan işte Karen o güzel alımlı bir kadın. Bir bodyguard. Evet evet hayali hem bodyguard olmaktı eski MİT olan babası istemese de o yakın arkadaşı Toprak ki o zengin ve yakışıklı bir adam yardımı ile yurdışına eğitime gider. Hatta Toprak da onun için gider ve bu mesleği seçer. Eee anlamış olmanız gerek Toprak, Karen'e yanık.
Ünlü AşkBurcu B. Filiz · Ephesus Yayınları · 201594 okunma