• ..bilgisizin bilgisizliğini suratına çarpan ve ondan bir kelime fazla bilen bilgiçler, yani öğrenmek isteyen herkese eziyet eden öğreticiler ve onlarla birlikte bilgisizlerin bilgisizliğine gülen onlardan daha da bilgisizler ve cahillerle birlikte her değişik davranışa saldıran şekilsiz kalabalık ve kalabalıkla birlikte onlara alkış tutanlar ve onlarla birlikte her tartışmada en bayağı usullerle haklıyı haksız çıkaranlar ve onlarla birlikte her savaşta kazananı tutanlar ve onlarla birlikte kimseye zararı olmayan zayıfları ezerek kuvvetli olma duygusunu tatmin edenler ve onlarla birlikte her zaman ve her yerde her sınıftan ve her ideolojiden ve her düşünceden insanlar arasında daima ön safa geçerek aslan payını kendine ayıranlar ve ayırır ayırmaz insanlarla aralarına aşılmaz duvarlar örenler ve böylelerine her zaman haklı çıkarıcı bahaneler sebepler yasalar kurallar sınıflamalar bulup çıkaranlar yani her zaman insanları insanlardan ayıranlar ve onları birbirlerine düşman edenler ve onlara körü körüne uyan kalabalıklar ve gerçeği boğanlar ve onlarla birlikte insanı bu koca dünyada yalnız bırakarak arkadaşlık dostluk sevgiyle uzatacakları sıcak bir elleri olmayanlar yani elsiz gözsüz akılsız kalpsiz ve kansız gerçek sakatlar yani onlar onlar onlar onlar onlar onlar.... karşımıza oturacaklar.
    Ve biz onlara diyeceğiz ki:
    Hesaplaşma günü geldi.
  • Aliye bir öğretmen İstanbuldan bir anadolu köyüne tayini çıkar, Ve o köyde öğretmenlik yapmaya başlar ama bu sırada Yobaz Hacı Fettah Efendi ve Yunanlılarla uzun mücadelesi başlar. Aslında Bir Kurtuluş Savaşı Mücadelesidir, Aydın ve İleri görüşlü Aliye ve Yobaz ve Gerici Hacı Fettah Efendi arasındadır. Aliye haklı olmasına karşın hep suçlu duruma düşer. Kazanan kimse olamaz.
  • Haklı olanı güçlü kılamadığımız için güçlü olanı haklı kılıyoruz...
  • Bu kitabı anlayabilmek için öncelikle ‘sevginin’ ne olduğu ne olmadığını, fazla sevginin vereceği zararları, bir çocuk doğurmakla yetiştirmek arasındaki farkları, çocuğunun bu dünyaya senin aracılığınla gelmesine sadece vesile olduğunu, onun ‘sahibi’ olmadığını, çocuğun sorumluluklarını kendin üstlenmenin ileride nelere yol açabileceğini, ona bir rol model olduğunu, onun senden ayrı bir birey olduğunu kabul etmeyi, onun her konuda duygu ve düşüncelerini belirtmesine izin vermeyi, her çocuğun farklı olduğunu, çocuğunu kıyaslamamayı ve anneliğin doğaçlama gerektiren bir sanat olduğunu, profesyonellik gerektirdiğini bilmeniz gerekiyor. Ben bunları zaten biliyorum diyenlerinde “bilmek hastalığını atlatmaları”, bilmenin ötesine geçebilmeyi ve kendilerini objektif değerlendirebilme yeteneğine sahip olmaları gerekiyor.

    ◾️ Ahmet Naç, severek takip ettiğim bir sınıf öğretmeni. İlk kitabı “Gölge”yi de çok beğenmiş, çevremdeki çoğu kişiye de tavsiye edip okutmuştum. Bu kitabı da fazlasıyla beğendim. Özellikle, 24 yaşıma girmiş bir kız olarak, hâlâ kahvaltıda ekmeğine yağ süreyim mi kızım diyen, bu yaşıma kadar meyve soyup önüme getiren (meyve soymayı bilmem), hazırcılığa alıştırıpta sonra hiç iş yapmıyorsun diyen sevgili anneciğimin ve herkesin bu kitabı okumalarını tavsiye ediyorum. .

    ◾️Meşhur anne sözüdür, “Anne olunca anlarsın”, muhakkak bizim de hatalarımız olacaktır, sorun da buna müsaade etmemeleri, kendilerini haklı çıkarma istekleri, “Bak gördün mü nasıl oluyormuş çocuk yetiştirmek?” diyebilme istekleri, başarısız olduğumuzu görüp onlardan yardım almamızı bekleyerek kendilerini tatmin etme istekleri... Bırakın biz de deneyimleyerek, okuyarak, araştırarak, öğrenerek kendi doğrularımızı bulalım. Nesilden nesile aktarılan annelikle değil, “eğitimin bir bilim olduğu” ve profesyonellik gerektirdiği bilinciyle yapabilelim bunu. .

    ◾️Anlatacak daha çok şey var ama okuyun ve kendiniz deneyimleyin.. Sen hep yaz Ahmet Naç öğretmenim.. Daha iyi bir gelecek için...
  • Öncelikle kitapta olayların 2 türlü anlatılıyor olması da bana göre farklı bir ironi. İlk yazarın gözünden olay aktarılıyorken, ikinci kez el yazıları şeklinde baş kahraman tarafından anlatılıyor. 80'li yıllardaki olaylarda da, kendi tarafından gören göze göre de herkes kendi çapında haklı. Bana görede bu ironi, kitaba bu noktada ayrıcalık katmış olup, kendini bir tık öne taşımıştır.
  • Ne garip bir oyuncak şu insan! Yürür, konuşur ve acı çeker. 70 kilodur. Kendisine ve çevresine ait hiçbir şey bilmez. Bir nevi ıstırap makinesi. İplerini başkaları çeker. Hantal ve şapşal bir robot. Neye sevinir bilinmez. Sınırsız olan hayalleri ve acı kabiliyeti. Etten bir kafes ve aciz içinde kıvranan bir ruh. Vücut araba, akıl arabacı. Ama gözleri bağlı arabacının, arabaya hükmeden, atlar... Buda haklı: Varolmak için yok olmak lazım, parça bütüne kavuşacak ki hasret dinsin. Bütün musiki, bütün şiir, bütün aşk, bu bir çuval kemik, bu asi ten, bu aptalca endişeler ne olacak? Ne olacağını bilen var mı? Kader hep oynayamayacağı roller yükler insana ve ıslıklar. Alkış sahtekârların...Cemil Meriç
  • Kadının ufkunu genişleterek güçlendirin aklını; körü körüne itaat sona erecektir; ancak, iktidar her zaman körü körüne itaate ihtiyaç duyduğundandır ki zorbalar ve şehvet düşkünleri, haklı olarak karanlıkta tutmaya çalışırlar kadını; çünkü bunlardan birincisinin tek istediği bir köledir, ikincisinin istediği ise elinde tutacağı bir oyuncak.

    - Mary Wollstonecraft