Baştan beri sadece hayalci olmayı istedim. Yaşamaktan bahsedenleri yarım kulak dinledim. Olduğum yerde olmayana, asla olamadığım şeye ait oldum hep. Ne kadar değersiz olursa olsun, ben olmamak kaydıyla her şeyi şiirsel buldum. Ben, bir tek HİÇLİK' i sevdim. Düşünü bile kuramayacaklarımı arzuladım sadece. HAYAT AKIP GİTTİĞİNİ HİSSETTİRMEKSİZİN, BANA ŞÖYLE BİR DEĞİP GEÇSİN İSTEDİM... PESSOA/Huzursuzluğun Kitabı

hbh, bir alıntı ekledi.
20 May 15:14 · Kitabı okudu · İnceledi · Puan vermedi

Ah be!
"Cenevre Konferansı bitti" diyorsun. Maalesef daha bitmedi. Ekimde çok hareketli toplantılara şahit olucaz. Bir insan olarak utanıyor, eziliyorum ama maalesef iki milyar insanın kaderi, bugün kendilerine "büyük" sıfatını yakıştıran dört devletin sorumlularının anlaşmasına bağlı. Yahut tam zıddına. C. Chaplin'in dediği gibi dünyayı anneler, şairler ve öğretmenler yönetseydi, kimseler sızlanmazdı! Ama o da bencileyin hayalci. Nerede o cici anneler, namuslu, bilimci öğretmenler, yiğit şairler? Belki 2000 yılından sonra... Ah be!

Leylim Leylim, Ahmed Arif (Sayfa 98 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları 22. Basım)Leylim Leylim, Ahmed Arif (Sayfa 98 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları 22. Basım)

Başka dile çevrilemeyen 14 özel sözcük
Büyük Türkçe Sözlük’te söz, deyim, terim ve isim olmak üzere toplam 616 bin 767 söz varlığı bulunuyor. Kulağa gayet yeterli bir sayı gibi mi geliyor?

Sınırı olmayan bir okyanus gibi aslında dil. Somut varlıklara koyabileceğimiz isimler sınırlı gibi görünse de işin için hissedilenler girince onca soyut şeye her dil yetişemiyor. “Böyle şey vardır ya hani, şey olur bazen insana..” diye arkadaşımıza anlatamadığımız o “şey“in bazen bir başka dilde tek sözcükle karşılığı bulunabilir.

Marija Tiurina “Untranslatable Words” (Çevrilemeyen Sözcükler) isimli illüstrasyon çalışmasında 14 çevrilemeyen sözcüğe yer vermiş. Japoncadan Yiddiş’e farklı dillerde kullanılan bu sözcükler sadece birkaç harfle aslında üzerine bir paragraf yazılabilecek anları, hisleri, “şey“leri anlatıyor

Schlimazl (Yiddiş): Şanssızlığı süreklilik kazanmış kişi
Duende (İspanyolca): Bir sanat çalışmasının bir insanı derinden etkileyen gizemli gücü
Age-otori (Japonca): Saçını kestirdikten sonra daha kötü görünmek.
Kyoikumama (Japonca): Çocuğunun okulda başarılı olması için onu acımasızca sıkıştıran anne
L’appel Duvide (Fransızca): Direkt çevirisi “boşluğun çağrısı” olsa da daha çok yüksek yerlerden atlama dürtüsüne verilen isim.
Luftmensch (Yiddiş): Hayalci insanlara denir. Direkt çevirisi “hava insanı”dır.
Tretar (İsveççe): “Tar” tek başına bir fincan kahve anlamına geliyor. “Patar” ise aynı fincandaki kahvenin tazelenmesi anlamına gelirken “Tretar” ikinci kez tazelemek anlamına, yani bir fincanı üçüncü kez kahveyle doldurmak anlamına geliyor.
Torschlusspanik (Almanca): “Kapanan kapı korkusu” gibi bir karşılığı olan bu sözcük bir insanın yaşlandıkça azalan fırsatlardan korkması durumudur.
Schadenfreude (Almanca): Birisinin talihsizliğini görmekten haz almak.
Tingo (Pascuense dili): Bir arkadaşının evinden önce tek bir eşya alarak sonra bütün hepsini ödünç alma isteği duymak.
Cafuné (Brezilya Portekizcesi): Birisinin saçlarında elini nazikçe dolandırma eylemi.
Palegg (Norveççe): Bir dilim ekmek üzerine sürülebilecek/konulabilecek bir şey ya da her şey.
Gufra (Arapça): Bir avuçta biriktirilebilen su miktarı.
Baku-shan (Japonca): Güzel bir kız – yüzüne bakılmadığı sürece

https://dusunbil.com/...imlerle-anlatiliyor/

Kütüphane kedisi, bir alıntı ekledi.
20 May 14:29 · Kitabı okudu · 6/10 puan

Sağ lobun yetisi sol lobda yok, sol lobun yetisi de sağ lob da yok bu nedenle sürekli birbirleriyle alış veriş içindeler.
* Lobların biri sevgi ağırlıklı, diğeri mantık ağırlıklı çalışıyor.
* Lobların biri aşırı duygusal diğeri gerçeklerden yana.
* Lobların biri hayalci diğeri hayalleri süzgecinden geçirdikten sonra karar veriyor.
* Lobların biri havalarda uçarken diğeri dizginleri elinden tutuyor.

Beynin Şifresi, İsmail Hakkı AydınBeynin Şifresi, İsmail Hakkı Aydın
Ebru Ince, bir alıntı ekledi.
16 May 11:52 · Kitabı okuyor

Hayalci _ Gerçekçi _ İhtilalci
"Kalbim yanıyor, Ah sevgili ...etrafımız ne sefaletle çevrili. .. "

_Vatan için /Enver

Sırlar, Yalçın Küçük (Sayfa 48 - Mektuplar /Enver Paşa)Sırlar, Yalçın Küçük (Sayfa 48 - Mektuplar /Enver Paşa)
Hasibe Dal, bir alıntı ekledi.
13 May 10:22 · Kitabı okudu · 8/10 puan

Ah Be!
Bir İNSAN olarak utanıyor, eziliyorum ama maalesef iki milyar insanın kaderi, bugün kendilerine “büyük” sıfatını yakıştıran dört devletin sorumlularının anlaşmasına bağlı. Yahut tam zıddına C. Chaplin’in dediği gibi dünyayı anneler, şairler ve öğretmenler yönetseydi, kimseler sızlanmazdı! Ama o da bencileyin hayalci. Nerede o cici anneler, namuslu, bilimci öğretmenler, yiğit şairler? Belki 2000 yılından sonra... Ah be!

Leylim Leylim, Ahmed Arif (Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları)Leylim Leylim, Ahmed Arif (Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları)

Oscar Wilde
Hayalci ay ışığında yolunu bulan insandır. Cezası da şafağı herkesten önce görmesidir.

poetika, Yeraltından Notlar'ı inceledi.
 09 May 23:10 · Kitabı okudu · 12 günde

aslında pek inceleme olmadı ama olsundu...

bu kitabı 2005 yılında ilk defa eline alan, okuyan arkadaşa 2018'den selam olsun.

Dostoyevski kendini hasta olarak gören bir adam... lakin hasta hastalığını fark eden midir yoksa hastalığını kabullenmeyen midir orası bilinmez. çoğu zaman küçük bir böcek olmak istemiştir bizim Dostoyevski. ona göre gitmek veya gitmemek pek önemli değil. kimseyi umursamadığını savunur. iyilik yapmayı sevmez. faydası olmadığını düşünür. aksine iyilik yaptıkça, acı çektiğini dile getirir. insanlar affedilmemelidir. bunun yanında bir de güzel unutulmalıdır. çünkü size kötülük yapan insana verilebilecek en güzel bir ceza onu unutmaktır. yapabilenlere ne mutlu...Dosto Amca bizim onu okurken güldüğümüz savunur. bu onu mutlu ediyormuş. ona göre şakaları zevksiz ve gereksizdir. bu da kendine saygı duymadığını belli edermiş. ilk başta "deli bu adam herhalde "diye bir izlenim yaratması, beni garip bir şekilde mutlu etti. çalışkan insanı dar kafalı olarak görür Dostoyevski. genellikle bütün suçlarını doğa kanunlarının sırtına yüklenmiştir. sürekli "baylar" diye hitap etmesi beni rahatsız etti. aslında şuan kitabın değil de Dostoyevski'nin incelemesini yaptığımın farkındayım :))
bunun sebebi kitaba kendini yansıtmasıdır. notlarını düzenli bir şekilde tutmak yerine aklına gelenleri yazar. Fransızları hayalci olarak görürken Ruslar ona göre daha realisttir. konudan konuya atlıyorum affedin :) herkesten nefret eden Dostoyevski bir süre yalnızlık ile yüzleşmekten çekinip kendini ortaya atmıştır. sevmediği kişilerle partiye katılması oldukça absürt geldi. lakin "o yapıyorsun bir bildiği vardır" gibi ilginç bir bağlılık düşüncesine tutundum. ve daha sonra anladım ki eski dostlarına kendini sevdirmek temel amacıymış. Dostoyevski kendisi ile çok konuşuyor. bu da onu kararsız olmaya zorluyor. hiçbir şey yetmiyormuş gibi bir de karşısına Liza çıkar.(Liza: sevdiği fakat bir o kadar da kıskandığı için nefret ettiği kadındır.)
kadının önündeki engeller onun sevmesini imkansızlaştırsa da Dostoyevski kadını kötü yoldan uzaklaştırmaya çalışır. ama içindeki düşünceler onu esir alır ve bir süre sonra Liza'yı da kaybeder.. kitaptaki notları yazdığına pişmandır Dostoyevski.. günahlarını sayfalara döktüğü için okuyuculara mahçup düşmüştür. aşırı güzel olan bu kitap iyisiyle kötüsüyle hayatımda ilginç kararlar aldırdı. kendi başıma nasıl ayakta duracağımı anlatmaya çalıştı. sonunda Dostoyevski kararlarından ve kendi iç çatışmalardan dolayı mutlu olmuyor. bence ben de mutlu olamayacağım :) bile bile böyle saçma yollara girmek nedense bana bir hoş geliyor. artık kendi içimde konuşmayı, insanlarla konuşmaktan daha çok sever oldum. mutluyum...