Geç - Hayalî :
Dilâ Mecnûn-sıfat uryân-ı aşk ol pîrehenden geç.
Belâ meydânının gerçek şehîdiysen kefenden geç.

Yürü her serv-i bâlâya akıtma su gibi gönlün.
Fenâ gülzârının el çek gülünden gel dikenden geç.

Çekilmiş dûd-i hasrettir bu bağın serv-i dilcûsu.
Dökülmüş zehr-i mihnettir ruh-ı hâke çemenden geç.

Gönül şehbâzını sîmurg-ı Kâfa hem-cenâh eyle.
Bu alçaklara pervâz eyleyen zâğ u zegandan geç.

Hayâlî câme-i zer-beft ü atlastan olup fâriğ
Libâs-ı müste'ârîden geçip belki bedenden geç.

Yunus Emre Güner, Genç Werther'in Acıları'ı inceledi.
Dün 19:04 · Kitabı okudu · 4 günde · 8/10 puan

Kitabı okurken kendimi yalnız hissettim resmen.Bu kadar duygu ve düşünce ağırlıklı bi kitap daha söylemem herhalde .Ne kadar çok olumsuzluk kötü düşünce varsa hepsini işlemiş bu kitapta goethe.Yaşamabilecek en derin ıstırapları ciddi ciddi yaşatmış werter’e Okurken vay be dedim bu kadar yalnızlık bu kadar ıstırap bu kadar aşk zaten bu aşk yokmu hem yalnızlık hem ıstırap çektiren ama sonu çok kötü bi şekilde bitti gözümden akan bir iki damla yaşı tutamadım istemsizce aktı.Şiddetle tavsiye ediyorum kesinlikle kütüphanenizde bulunması gerekiyor.Ve son olarak yayın evinden ziyade tam metin olmasına ve çevirmenin kim olduğuna dikkat ediniz.Benim okuduğum tam metin ve 160 sayfaydı.

19.yüzyıl İngiliz edebiyatının önemli kadın yazarların biri olan bir Emily Bronte'nin tek romanı Uğultulu Tepeler, kırık olduğu kadar marazi de olan bir aşk hikâyesi etrafında gezinerek kadın ve erkek, insan ve doğa, aşk ve ölüm, sadakat ve ihanet, hakikat ve yalan gibi ikilikleri kendine özgü bir dille işliyor.

Uğultulu Tepeler günümüzde gotik romanın en önemli örneklerinden biri sayılmaktadır. Gotik roman karmaşık ve hastalıklı aşklar, girilmesine izin verilmeyen adaların olduğu büyük karanlık evler, hayaletler, kâbuslar ve kadınların sert mizaçlı ve kötü niyetli erkeklerin ağına düşen av olarak görüldüğü temaları işler.

Uğultulu Tepeler bu temalarını hepsine sahiptir. Ölüm, kahramanların yanı başındadır. Aşklar hastalıklı, tutkular mantıkdışıdır. Bronte'nin bu romanda dağa huzur veren bir yeşillik değil, adeta yabani olduğu kadar hırçın yapısıyla da ölüme neden olan, tedirgin edicidir.

Roman içindeki tekrarlardan hep aynı kalıplarını yinelendiğini görürüz, karakterlerin bazen kaderleri onları bir bütün olarak görmemize neden olmaktadır.

Annesiz büyüyen çocuklar, varlıklı bir ortama doğmuş ama her şeyini kaybetmiş gençler, sevgisiz evlilikler, aile içinde dışlanmalar sürekli tekrarlanır karakterlerin hayatlarında.

Mina Urgan İngiliz Edebiyatı Tarihi kitabında şöyle anlatır. Emily Bronte ilk ve tek romanını:

" Wuthening Heights ne nesnel gözlemlerden ne de öznel deneyimlerden kaynakların sadece ve sadece düş gücünün yarattığı bir mucizedir ve ihsan şaşar ıssız Howarth köyünden ancak birkaç ay uzaklaşan, ailesi dışından neredeyse hiç kimseyi tanımayan bu evde kalmış kızın, salt düşgücüyle böyle bir mucize yaratmış olmasına."

Dünya da her şey olanca karmaşıklığına rağmen son derece yalındır. İstekler çözülür, arzular, geri çekilir, geriye uğultusuyla yabani bir doğa, sızılı bir yalnızlık ve aşktan taviz veren bir ruh hali kalır:

Hem bu ne biçim aşk böyle, sonsuz aşkın bir kar fırtınasına bile dayanamadı! Yaz günleri, ay gökyüzünde parladığı sürece, bizde yataklarımız da rahatça uyuduki ama kışın ilk fırtınasıyla hemen başını sokacak bir yer arıyorsun.

Emily Bronte , kar fırtınasına dayanamayan güneşli aşklardan soğukları, rüzgarları göze alan bir aşk anlayışından yana atıyor zarını, acıyı ve yalnızlığı göze almak pahasına...

Sunuş bölümünden az olsa yararlandım. Kitap kalın olmasına rağmen akıcı ve güzeldi hiç bitmesini istemedim. Okumayan okuyuculara tavsiye ediyorum.

İsa Temiz, bir alıntı ekledi.
 Dün 14:05 · Kitabı okudu · Beğendi · Puan vermedi

Aşk Üzerine
Bir kelime söylemeden, oturdum düşündüm nedir,
O ateşli bakışları yüreğimi delmektedir,
Ölçüp biçip hayal ettim başımı yastığa ittim,
Işık nefis parlıyordu kadife kumaş üstünde,

Mor kadife burda ama Lenor'um yok ortalıkta,
Karanlıktan ses gelse de, dokunamam ona asla!

Derken hava ağırlaştı esrarengiz mis kokuyla,
Melekler çıktı halıya, ellerinde buhurdanlık,
"zavallı" dedim kendime, "İşte Tanrıdan bir deva
Arın artık anılardan, hem derdinden hem lenor'dan

Dik kafana şu ilacı, giden gelmez unut onu!"
O an kuzgun dile geldi, cevap verdi, 'asla' dedi.

'Ey kuş!' dedim, 'Kahin misin? Yoksa bela mısın nesin?
Seni şeytan mı gönderdi, yel mi attı buralara?
Tek başına korkusuzca nasıl geldin bu diyara?
Hayaletler gezer burada. N'olur şimdi söyle bana,

Hasret canıma tak etti, aşk derdine var mı deva?
O an kuzgun dile geldi, cevap verdi, 'Asla!' dedi.

'Ey kuş!' dedim, 'Acayipsin, ya bir iblis ya kahinsin,
Üstte Tanrı altta insan, hepimiz taparız ona,
Söyle bu kederli ruha, var mı ikinci bir vuslat,
Melek gibi lenor'umu kucaklar mıyım acaba?

Sarar mıyım onu şöyle, yine mazideki gibi?'
O an kuzgun dile geldi, cevap verdi, 'Asla' dedi.

Kuzgun, Edgar Allan PoeKuzgun, Edgar Allan Poe
V'DAT G'zik, bir alıntı ekledi.
Dün 11:24 · Kitabı okuyor · Beğendi · 10/10 puan

İslam, hem kadına, hem de erkeğe, aşkın gerçek anlamını öğreten tek dindir. Batı kafasına göre "aşk" kavramı birbirine karıştırmayınız sakın, şehvetten başka bir şey değildir. Oysa aşk, salt fizikseli aşan bir şeydir.

Malcolm X, Alex Haley (Sayfa 495)Malcolm X, Alex Haley (Sayfa 495)
Şeyma Diler, Huzur'u inceledi.
Dün 05:12 · Kitabı okudu · 37 günde · Puan vermedi

Okurken ömrümden ömür götüren bir roman. Yaşımın getirdiği bilgi birikiminin ve kelime darcığımın kitaba göre noksan olması yüzünden okurken çok zorlandım açıkçası.

Ahmet Hamdi kitapta kendini Mümtaz karakteri olarak ortaya koyar. Yaşamında Yahya Kemal'in öğrencisi olmasından dolayı kitapta da hem amcasının çocuğu hem de öğretmeni olarak Yahya Kemal'i İhsan karakteri ile anlatır okuyucularına. Yani buradan da anlaşılacağı üzere kitap otobiyografik bir roman lâkin onu farklı ve profesyonel kılan kısım 3.kişi ağzından otobiyografik şeklinde yazılmış olması.

Kitap dört bölümden oluşuyor. Birinci ve dördüncü bölümde 24 saat içinde geçen olayları ikinci ve üçüncü kısımda ise bir yıl evvelini anlatıyor Tanpınar.

Konusu basit bir aşk romanı gibi geliyor başta ama aslında anlatılmak istenen 2.Dünya savaşı öncesi yaşanan toplumsal buhranlar, aydınların huzuru bulamaması.

Özetinden ziyade belirtmek istediğim bazı konu var bu incelemede ne de olsa özetini her yerde bulabiliyoruz. 1949 yılında yazılmış bir roman ama görüyoruz ki kadının toplumdaki yerinde pek bir değişiklik yok. Kitaptaki kadın karakterimiz olan Nuran yapmak istedikleri ile yapmaya mecbur bırakıldıkları arasında bocalayan bir kadın. Kocasından boşandıktan sonra bile rahata eremeyip barışmak durumunda kalıyor.

İleride mutlaka tekrardan okuyacağım ve bambaşka haz alacağım bir kitap olacağından eminim ama yanlış zamanda okumak durumunda kalmak beni Tanpınar gibi bir ustadan soğuttu diyebilirim. Ama kelime heybeme bir sürü sözcük eklendiği için verimli bir okuma gerçekleştirdim yine de.
Saygılar

Bir nefescik söyleyeyim
dinlemezsen neyleyeyim
ask deryasın boylayayım
ummana dalmaya geldim

ask harmanında savruldum
hem elendim, hem yoğruldum
kazana girdim, kavruldum
meydana yenmeye geldim

ben hakk’la oldum aşina
kalmadı gönlümde nesne
pervaneyim ateşine
şem’ine yanmaya eldim

ben hakk’ın kemter kuluyam
kem damarlardan biriyem
ayn-ı cem’in bülbülüyem
meydana ötmeye geldim

şah hatayi’dir özümde
hiç hilaf yoktur sözümde
eksiklik kendi özümde
darına durmaya geldim.

Başak Yılmaz, bir alıntı ekledi.
22 May 21:30

Biz var ya, biz sevemeyiz küçüğüm. Aşk, yanılsamaların en tensel olanıdır. Dinle: Sevmek, sahip olmaktır. Peki, sevdiğimiz zaman neye sahip oluruz? Bir bedene mi? Bedene sahip olmak için maddesini kendimize mal etmemiz, onu yememiz, içimize sindirmemiz gerekir... Olmayacak şey ama, tut ki oldu, bu bile geçicidir, çünkü bedenimiz de devinir, dönüşür, hem biz kendi bedenimize değil, sadece onun verdiği duyguya sahibizdir; ve ayrıca sevdiğimiz o bedeni bir kere ele geçirdik mi o bizzat biz olur, bir başkası olmaktan çıkar ve öteki varlığın yok olmasıyla aşk da biter.
Peki, ruh bizim midir? –Sessizce dinle beni. Hayır, değildir. Kendi ruhumuz bize ait değildir. Hem zaten, bir ruha nasıl sahip olabilirsin? Bir ruhla bir ruh arasında dipsiz bir kuyu vardır: birer ruh olmalarının kuyusu.
Öyleyse, sonuç olarak neye sahibiz? Bizi sevmeye iten ne? Güzellik mi? Sevince güzelliğe sahip olur muyuz? En vahşice, en baskıcı şekilde sahiplenerek, bir bedenin nesine el konabilir? Ne o bedene, ne ruhuna, hatta ne de güzelliğine. Zarif bir bedene sahip olmakla güzelliği saramazsın, sadece hücrelerden oluşan, yağlı bir bedeni kucaklayabilirsin; öpüşme bir ağzın güzelliğine değil, ölümlü mukozadan olma dudakların nemli etine değer; cinsel birleşme bile basit bir temas, samimi bir sürtünmedir, ama gerçek bir iç içe geçme, bir bedenle bir başkasının iç içe geçmesi bile değil. Öyleyse neye sahibiz, evet, nedir sahip olduğumuz?
Yoksa duygularımız mı? En azından aşk, duygularımız aracılığıyla kendi kendimize sahip olmamızın bir yolu olabilir mi? Hiç değilse var olma hayalimizi daha şiddetle, dolayısıyla daha parlak olarak hayal etmenin bir biçimi midir? Ve en azından duygu söndükten sonra anısı sonsuza dek bizimle kalır, biz de işte böyle sahip olmuş oluruz...
Buna da aldanmayalım. Duygularımıza bile sahip değiliz. Hayır, hiçbir şey söyleme. İyi düşünecek olursak, anı, mazi duygusuna denir. Ve her duygu gibi, o da bir yanılsamadır...
– Dinle beni, bir daha dinle. Pencereden, çarşaf gibi uzanan nehrin karşı yakasına, uzaklarda, bir tren düdüğüyle bölünen alacakaranlığa bakmadan dinle. – Sessizce dinle beni...
Duyumlarımıza sahip değiliz. Duyumlarımızın aracılığıyla kendimize sahip olamayız.

Huzursuzluğun Kitabı, Fernando PessoaHuzursuzluğun Kitabı, Fernando Pessoa

Tamam Leyla aşkın tecellisi de ama aşkın kendisi değil
Şeyh Galip Mevlana'nın neyine aşıktı
Aşkına”
Mevlana da Hakka aşıktı 
O yüzden demedi mi 
“Bizim Peygamberimizin yolu aşk yoludur 
Biz aşk çocuklarıyız anamız aşktır bizim” diye

E Aşk ilahi bir şeydir tabi 
Bazen bir çocuğun nazarında yahut bir kadında tezahür edebiliyor
Bunu Mecnun da çok iyi bilir
Tamam Leyla aşkın tecellisi de ama
Aşkın kendisi değil

Allah kadını ve erkeği en güçlü duyguyla imtihan ediyor
Sonra kadınla erkek aradan çekilince geriye sadece İlahi Aşk kalıyor 
Yola onu bulmak için çıktınsa 
Tamam
Önce düşmeyi sonra kalkmayı öğreneceksin

E Aşk bir çeşit terbiye,öğretmen 
hem yol gösteren hem yola sokan 
Yolun sonunda da sonsuzluk var
Ve hiçbir şey o sonsuzluktan kıymetli değil 
Hiçbir şey...ACZ