• Çoğu zaman lisan-ı hâl, kimi zaman lisan-ı kal ile sorulan bir sorudur: "Öğretmenliğin mutlu eden, umut veren yönlerini anlattın hep. Peki, öğretmenliğin sıkıcı ve tahammül noktalarını zorlayan yönleri yok mudur hiç?"

    Yoğun ve yorgunluk dolu bir gündü. Bir yanda beni bekleyen onlarca iş, diğer yanda kendisiyle ilgilenmemi bekleyen kuzularım, öteki yanda çoğu zaman incir çekirdeğini dahi doldur(a)mayan nedenlerden dolayı oluşan disiplin sorunları, beri yanda sebeb-i hikmetini bir türlü çözemediğim fuzulî uğraşılar... Açıkcası çok bunalmıştım. Öğleye doğru, yorgunluğun ve yoğunluğun artmasına binaen, bahsettiğim halet-i ruhiyem daha da kötüleşti. Biraz ruhsal gerginlik, biraz fiziksel rahatsızlıktan olacak ki gezinme ihtiyacı hissettim..bir ara iki öğrencinin bana sarıldığını fark ettim. İlkokul kademesi oldukları için fark etmem güç olmuştu. :) Öğretmenim, hitabını bu kuzulardan duymak beni kendime getirmekle kalmamış, tüm sıkıntımı 10'dan 1'e indirmişti. Sahi, şu fani ve muvakkat dünyada, bizimle gelmeyeceği kesin ve mutlak hükümle bağlı olan bir şey için üzülmeye değer miydi?
    Sıkıntı ve kasvet dolu başlayan günümü; mutluluk ve huzur ile devam ettirme mutluluğunu yaşıyordum..okulun çıkış saatinde servise yetişmek için yürürken aynı iki öğrenciyle denk geldik. Sanki gizli bir güç bu güzelliği o an orada bulunup bana, esas vazifemi hatırlatmak için denk getirmişti. Sarıldılar hem de bütün saf ve masum sevgilerini ileterek..gitmem gerektiğini nasıl ifade edeceğimi düşünüyordum..aklıma ilk gelen cümleyi söyledim:
    -Şimdi gitmem gerekiyor ama sizi çok seviyorum. Bana dua edin, olur mu?
    -Dua edeceğiz öğretmenim.
    İznimi almıştım sonuda. :)
    İlerleyen saatlerde her zaman uğradığım kırtasiyeye doğru yürürken bir lise öğrencisine denk geldim. Elinde bir tartı aleti vardı. Sevecen bir sesle sordu:
    -Mahmud hocam, beni tanıdınız mı?
    -Siman yabancı değil.
    -Önceki okulunuzda öğrenciydim ben.
    -O yıl 5. sınıf idin. Şimdi lise öğrencisi olmuşsun..Maaşallah. Neler yapıyorsun bakalım?
    -Çalışıyorum hocam, gördüğünüz gibi.
    -Aferin.

    Gün bitmeye yakın idi..ben ise duygusal geçişlerin verdiği heyecan ile yorgun düşmüş ama sorulan sorunun cevabını bulmuştum: Evet, öğretmenlikte mutlu eden, huzur veren, umut veren güzellikler de vardır; öğretmenin ruhunu sıkan ve tahammül noktalarını zorlayan anlar da vardır. Kimi zaman pes etme noktasına gelen hatta öğretmenlikten soğuyan öğretmenler dahi vardır. Hatta diyebiliriz ki hiçbir öğretmen yoktur ki bu kutsal uğraşıda yaşadığı zorluklardan dolayı zaman zaman ruhsal gerginlikler ve umutsuz bocalamalar ile uğraşmamış olsun.
    Öğretmenlerim ve öğretmen arkadaşlarım! Ruhumuzu sıkan, tahammül noktalarımızı zorlayan hatta pes etme noktasına geldiğimiz anlarda dahi en tesirli, en güzel ve en kalıcı terapist öğrencilerimizdir.
    Yüreğimizin huzuru, geleceğe ışık ve umut olan öğrencilerimizle mutluluk ve başarı dolu olsun her lahzamız...
    Selam ve dua ile...

    Mahmud KARAKAŞ
    14 Aralık 2019
    ŞANLIURFA
  • "Değerli velim,
    Bildiğiniz gibi bugün kuzularım karnelerini aldı. Öğretmenleri olarak ben de en az sizler kadar heyecanlıyım. Çünkü onların mutluluğu, benim mutluluğum; hüznü, benim derdim; heyecanı, benim telaşım ve tebessümü, benim sevinç kaynağım... Öncelikle böylesine edepli, özverili, öz disiplini yüksek ve kendini ve sorumluluklarını bilen bir insanı yetiştirmede bana yardım ettiğiniz için teşekkür ederim. Benim kuzularım, yaş itibarıyla ergenliğe geçiş döneminde oldukları için, kişiliğin temel taşlarının atıldığı dönemdeler. Bu dönemde; velisi olarak siz, öğretmeni olarak ben elden geldiğince işbirliği ile bu masum kuzunun müspet yönde gelişip büyümesi ve ülkemize faydalı bir insan olabilmesi için ilk dönem olduğu gibi inşaallah ikinci dönemde de çalışmalıyız. Hem esas başarı, kuzumun karnesindeki notlar değildir; başarı, kendisinden bağımsız birçok faktöre bağımlı olduğundan doğrudan ölçülemez. Kuzumun başarısı; bu dönem içinde kazandığı iyi ve güzel davranışlardır, arkadaşlarına duyduğu özveri ve sevgidir, önce oluşturduğumuz sonra da içselleştirdiğimiz disiplinidir, yani kuzumun başarısı kendisi olmasıdır. Tatil, günü doldurma çabası olmadığı gibi saatlerce ders çalışmak ya da kitap okumak da değildir. Kuzum gün içinde kitap okusun, oyunlar oynasın, arkadaşları ile anılarını paylaşsın. En önemlisi sizinle sohbet etsin. Okul telaşı yüzünden size anlatamadığı veyahut sizin yoğunluktan dinleyemediğiniz her şeyi hatta en küçük bir olayı bile size anlatsın..siz sadece dinleyin ve müdahale etmeyin..kuzumun mutluluğunu gözlerinde göreceksiniz...
    Bırakın kuzum bu tatilde gezsin, oynasın, kırlarda koşsun, arkadaşları ile güzel vakitler geçirsin. Benim onu özlediğim gibi beni özlesin. Bırakın, kuzum büyüsün. Onu çok sevdiğimi ve hemen her duamda duamın süsü olduğunu ve kendisinden dua beklediğimi onun anlayacağı şekilde izah ederseniz çok güzel olur.

    Bu tatil döneminde kuzumun okumasını istediğim bir yazım:

    "Sizler geleceğin öğretmenleri, avukatları, doktorları, mühendislerisiniz. Aslında bir bakıma geleceğin umudu sizlersiniz… Şunu asla unutmayın: Bir insan yapabileceğine inandığı her şeyi başarabilir.
    İşte bunun sayısız örneklerinden sadece biri olan ve bu cümleyi ispatlayan bir bireyin umut dolu hayat hikâyesi: 5 yaşlarında bir çocuk… Yüreği okuma aşkı ile dopdolu ama yaşadığı ortam ve hayat şartları daha o yaşta bu sevgiyi köreltmeye başlar. Küçük bir köyün küçücük bir okulunda, birleştirilmiş sınıfların oluşturduğu bir sınıfın, her sene değişen öğretmenleriyle umudu gittikçe kırılır bu küçük çocuğun. İmkânları en başta olmak üzere onu okuma sevdasından soğutacak her şey devreye girer ama buna karşı koyan ve umudunu her zaman diri tutan bir şey vardır ona ait olan: Azmi… Herkesin bir ilk öğretmeni vardır ya onun da ilk öğretmeni abisi olur. Sayıları saymakta zorluk çeken abisinin şaşkın bakışları karşısında çocuksu bir edayla tekrar eder: 10,20,30,40,… Okul hayatı böyle başlar. Daha 1. sınıftayken gördüğü, bir anlamda kalbine yerleştirdiği öğretmenlik mesleğini çok sever ve o yıl öğretmen olmaya karar verir… Ne maddi imkânlardaki yetersizlik ne de okuduğu okullardaki eğitim yoksunluğu ve öğretim eksikliği onu bu kararından vazgeçirir. Sürekli ve zevkle çalışır, ortaokulu birincilikle bitirip liseye kaydolur. Çalışma azminden ve mesleğine olan sevdasından eksilme şöyle bir kenarda dursun, bulunduğu ortam itibarıyla ileriye dönük bir artma olur. Lisenin ilk yıllarında okumak istediği mesleğini çevresine anlatmaya başlar. Ama ailesi dâhil çevresinin nerdeyse tamamı buna karşı çıkar, öğretmen olmasını istemezler. Bir öğretmeni bu zor günlerinde tutar ellerinden ve en sonunda bu badireyi de atlatarak istediği bölümü kazanır…
    Hayatını dinlediğiniz yüreği meslek sevdasıyla dolu bu insan şu anda rüyalarını gerçekleştiriyor. Hayatı, matematiği ve en önemlisi öğrencilerini çok seviyor… O kim biliyor musunuz?
    Sizleri çok seven öğretmeniniz…"

    Ben, kuzumu önce Allah'a sonra da size emanet ediyorum.
    Dua eder, dua bekleriz inşaallah.
    Selam ve dua ile...

    7/A Sınıf Rehber Öğretmeni"

    Mahmud KARAKAŞ
    17 Ocak 2020
    ŞANLIURFA
  • Sevgili Hrant, merhaba,

    Bu hafta gelen mektuplar arasında seninkini de görünce ayrı bir sevindim. Gerçi haberlerini avukatlardan alıyorum, selamını da; ama el yazınla bana ulaşan sıcak dostluğunu yüreğimin ta derinlerinde hissettim.

    Sağlığımı sormuşsun, “Memleket gibiyim işte” diyeceğim, “O kadar mı kötüsün” diyeceksin 🙂 Yok, o kadar da kötü değilim, durumu memleketten kötüsü olan yok bu sıralar. Kendime iyi bakıyorum ama, merak etme. Oda arkadaşım Abdullah Zeydan da titriyor üstüme. Tek başıma olmamak benim için bir şans sanırım.

    Ama asıl sizleri merak ediyoruz. Dışarısı katran karası, herkeste bir bıçak yarası diyorlar. Nefes almak bile giderek zorlaşıyormuş. Korku imparatorluğunun mimarları boş durmuyorlar anlaşılan. Her güne bir zulüm sığdırabilmek için bir hayli efor sarf ediyorlar. “İmparatorun rüyası halkın kabusudur” diyordu Gomez, bizim “diplomasız imparator” bu sıralar çok rüya görüyor olsa gerek.

    Umudu büyüten şeyler de duyuyoruz tabii. Zulmün olduğu yerde direniş de vardır, direniş varsa umut da vardır. Demokrasiye, barışa ve özgürlüklere inanan her kesimden insanın bir araya gelip çok daha güçlü ittifaklar oluşturabileceğine dair tartışmalar yapılıyor. Kısıtlı da olsa gazetelerden takip etmeye çalışıyoruz. Gerçi sen mutlaka bu çalışmaların bir şekilde içindesindir, bizden daha iyi biliyorsundur. Biz de çok değerli, çok anlamlı buluyoruz böylesi çalışmaları. Umarım sekteye uğramadan iyi bir şekilde sonuçlanır da halkın hasretle, heyecanla beklediği en geniş tabanlı demokrasi bloğu ortaya çıkar.

    Doğudan batıya herkes el ele verip de mücadeleyi büyütürse gerisi kolaydır. Demokrasiye bağlı ve özgürlüklere saygılı bir yönetimin görevi devralması için de yan yana durmak tarihi, siyasi ve ahlaki bir sorumluluk bence. İlgiyle, heyecanla izleyeceğiz bu çalışmaları buradan. Bize de bir şey düşerse hazırız elbette, bir haber yollaman yeterli.

    Değerli dostum,

    Hatırlar mısın bilmiyorum, 2001’de Diyarbakır’a gelmiştin, bir konferans için. Ben o sıralar İHD Diyarbakır şubesinde görev yapan genç bir avukattım. E haliyle sen de çok gençtin 🙂 OHAL devam ediyordu, kaldırılmamıştı daha. Panel, konferans izni almak çok zordu. Yine de o konferans için izin koparılmıştı.

    Zar zor ikna etmiştik seni

    O zamanlar, bütün konuşmacıların nüfus kayıt örneklerinin, ikametgah senetlerinin ve sabıka kayıtlarının etkinlikten önce emniyet müdürlüğüne verilmesi gerekiyordu. Bürokratik işlemlerle ben uğraşıyordum. Arayıp senden de bu evrakları istemiştik. Yadırgamıştın önce. “Öyle şey mi olur” demiştin. Zar zor ikna etmiştik seni. Diyarbakır’da misafirimiz olmanı, konferansa katılmanı çok istiyorduk çünkü.

    Tüm konuşmacıların evrakları gelince de başvuru için Emniyet’e gitmiştik. Polis amiri evraklara şöyle bir bakıp “Bir Ermeni’yi de mi çağırıyorsun” demişti. Yüzünde bir küçümseme, belki de tiksinti ifadesi vardı. Öfkeden kulaklarıma kadar kızardığımı hissediyordum. Aramızda bir tartışma, bir kavga çıksa etkinliği yasaklayacak adam. Derin bir nefes alıp “O Ermeni’yi özellikle çağırıyoruz. Zamanınız olursa gelip dinleyin, belki siz de bir şeyler öğrenirsiniz” demiştim. Bu sözlerim üzerine, adam bana da iğrenerek bakmıştı.

    Birileri senin insanlığını görmüyor

    Neyse izin çıkmıştı bir şekilde, hepiniz gelip konuşmuştunuz, başarılı ve etkili bir konferans olmuştu hatırlarsan. Ama ben sana söylemeyi hep unuttum o günden sonra. O zaman fark etmiştim ki birileri senin insanlığını görmüyor, Ermeni olmanı kendine dert ediyor. Bunu söyleyen bir polis amiri olunca da insan tedirgin oluyor haliyle. Vatandaşın güvenliğinden sorumlu kişiler böyle düşünürse kim kimi koruyacak o halde, değil mi?

    Aradan çok zaman geçti ama neyse sen yine de dikkatli ol her zaman. İnsan hapisteyken, sevdikleri için daha hassas oluyor, ne bileyim işte. İçimden hatırlatmak geldi, yazdım. Öff ya, can sıkıcı bir konu oldu, geçiyorum bunu.

    Rakel Abla nasıl bu arada? Çocuklar, Agos’takiler, iyi mi hepsi? Abdullah ile birlikte çok selamımız var, sevgilerimizi ilet lütfen. Biliyorsun, benim de bir kızımın adı Delal, tesadüf olmuş ama güzel olmuş 🙂 Delaller hep özgür ve mutlu yaşarlar umarım.

    Yazacak çok şey var aslında ama ben dışarıya bırakıyorum gerisini. En kısa zamanda ailecek bir araya gelip keyifli bir sofranın etrafında bitimsiz muhabbetlerimiz olsun diyorum. Rakel Abla ile birlikte güzel mezeler hazırlarız, ben çalarım sen söylersin belki.

    Ne feryad edersin divane bülbül,
    Senin bu feryadın anam gülşene kalsın.
    Bu dünyada eremezsen murada,
    Huzur-i mahşere anam divana kalsın.

    Saygıyla, selamla güzel insan,
    Görüşeceğiz bir gün…

    Selahattin Demirtaş
    Edirne Hapishanesi
  • 'Hayat ne kadar kötü görünse de her zaman yapabileceğin ve başarılı olabileceğin bir şey vardır. Nefes aldıkça umut vardır.'

    - The Theory of Everything
  • 520 syf.
    Evet öncelikle herkese merhabalar. Yazıma gecmeden önce müsadenizle Ezginin Günlüğünden bir parça dinleyerek başalamak isterim.. ( Aşk Bitti)
    ''Aşk bitti, elimden sanki minik bir balık kayıp gitti
    Aşk bitti, içimden sanki bir şeyler kopup gitti
    Aşk hiç biter mi
    Hiçbir şey olmamış gibi boşlukta kaybolup gider mi
    Aşk hiç biter mi, aşk hiç biter mi?''

    -Martinin aşkı bitmişti..

    Kimdi; benı aşka sarmalayan, hayata bağlayan, edebiyatla coşan, bilgi ile harmanlayan, umut ile kavuran ve aynı zamanda aşktan soğuttan, umuttan bihaber olan, sevginin köreldiğini anlattan, bir şeylerin eksikliğini hep hissetiren ve beni bir oraya bir buraya savuran bu adam kimdi?
    Evet Martin Eden'in ta kendisiydi...


    Martin Eden kimdi ?

    Sürekli ikamet edeceği yeri asla bulamayan, kendini nerede bulduysa oraya uyum sağlayıp yerleşen, hem çalışırken hem de eğlenırken sergilediği yeteneğiyle, hakları için mücadele etme isteğiyle ve insanların saygısını kazanma becerisiyle her zaman, her yerde gözde biri olmuştur. Fakat olduğu yere asla kök salmamıştır.
    Sürekli kendini huzursuz hissetmiş, her zaman ötelerden bir yerlerde bir şeylerin çağrısını duymuş ve yaşamı boyunca dolanıp durarak kitaplara, sanata, ve aşka ulaşana kadar bu çağrının peşine düşmüştür.. Aşk! Aşk! (Aşk hiç biter mi ? diye bitiriyor ezginin günlüğü...) Peki ya Martin? Bitirdiği aşk mıydı yoksa bitirilen kendisinin ta kendisi miydi ? Elbette biten bir şeyler vardı.. Aşk bitmişti.. Ezginin günlüğünde yazılan bir not gibi ;
    ''Aşk bitti, elimden sanki minik bir balık kayıp gitti
    Aşk bitti, içimden sanki bir şeyler kopup gitti..''
    Sanırım Martinin güncesınde de bu yazılıydı...

    Kitabın içeriği ile ilgili kısaca şöyle değinmek isterim:

    Martin tesadufı bır karşılama sonrası sosyal statusunu ve gucunu, egıtımınden ve zengınlıgınden alan Ruth'a ilk görüşte aşık olmasıyla başlar. Eğitim ve zengınlık, Martın'ın hikayesı ıcın oncelıkle bu unsurları elde etmesı gerekecektır ve bunu içinde onunde alması gereken uzun bır yol vardır. Yolculuk boyunca maddı olarak sıkıntılar cekecek ve yer yer bu yolda ınancını kaybedecektır fakat Ruth'a olan aşkı onun ıcın bu yolda her daım itici bir kuvvet olmaktadır.
    Martinin tek hedefı kıtap yazmak ve bunun getırılerı ( ün. şöhret, para) ile Ruth'u elde etmektır. Daha sonrasında anlayacaktır kı ilk etapta Ruth ıcın ıstedıgı para ve ünü onu çok farklı bir toplumsal psikolojı sentezi yapmaya itecektir. Bir toplumun asıl onemsedıgı fıkırlerden daha zıyade para ve ündür tezi gerekçeleriyle açıklanmaktadır.. ( Bu arada çalan şarkıyıda paylaşmak isterim; onur ünlü'nun yonetmenlıgını yaptıgı gunesın oglu fılmınde haluk bilginer'in soyledıgı o muazzam parca: öyle bir kara sevda, kara toprakla biter..)
    Sanırım Martinin kara toprakla bitmemişti ama maviliklerle bittiği aşikardı..

    Martin zihnindeki ateş toplarını cömertce etrafına savurdu. Kimi zamanda dönüp kendıne nişan aldı o maviliklerde. Büyük oyunu bozmak için çıkmıştı yola... İdeallerını bırer tuğla gıbı kullandı, geçmişini sıva yapıp o tuğlaları birleştırdı. Sonra dunyaya meydan okumak ıcın ınsa ettıgı tek göz odasını rengarenk bir aşk hikayesi ile baştan başa boyadı.. (Ah! Maviliklerin tonlarını çok ağır basıyordun... Mavilikler içinde uyu Martin...) Belki de hesaplayamadıgı tek şey, odasını insa ettıgı zemının bataklık olmasıydı. Martın yılmadan çalıştı, öğrendi, ögrendıkce odasına yenı katlar cıktı.. Sonra, yenıden çalıstı, daha çok ogrendı ve kelımelerden kendıne kucuk bır fıldısı kule yaptı.. ( ama mavının tonları zihninden bir türlü çıkmıyordu...) Zemini böyle bataklıkla dolu olan bır kuleyı ayakta tutacak kadar bir güç yoktu... Tüm idealler, tüm geçmiş ve o görkemli aşk hıkayesi, okurun bakışları arasında bataklıgın ıcınde kayboldu.. Mavinin tonları arasında derın sularda yüzdü bir aşk hikayesi.. Ezginin günlüğün de yazıyordu zaten;

    Kalır dilimizde yinelenen bir şarkıda
    Bir okul çıkışında bir çocuk bakışında
    Kalır bir kitapta bir masal perisinde
    Bir hasta odasında bir gece yarısında
    Kalır bir durakta yırtık bir afişte
    Buruk bir gülüşte dağılmış yürüyüşte
    Aşk hiç biter mi, aşk

    Ve aşk bitmişti...

    Ve bizler 494 sayfalık kağıt parçalarında tutuşan yanımızla kalakaldık yalnızlıgımızda...

    Son olarak ; Kendinize bir iyilik yapın; şöyle müthiş bir şey yapın. Aklınıza esenı yapın, ateşli, hayata gülen ve ölümle dalga geçen, aşkınızı doya doya yaşayan bır kadın/adam bulun. Öyle insanlar gerçekten de var ve sizi burjuva değerleriyle sarmalamayı bırakan birini ya bulun ya da bulduysanız sevin, sevişin...

    Keyifli okumalar dilerim :))