• Benim de onlar gibi olmamı istiyorlar, ama onlar gibi olmamın bir anlamı yok ki, her şeyi ilk yapan onlar çünkü. Beş kardeşin varsa, zaten hiçbir şeyin yeni olamaz.
  • Hiçbir şeyin anlamı yok... Neden olsun ki?
  • Keating aceleyle çıkıp ofise gitti. Evden bir süre için kurtulabildiğine memnundu. Ofise adımını attığında, neşeli bir genç âşık gibiydi. Güldü, herkesle el sıkıştı, gürültülü kutlamaları kabul etti, imrenme dolu çığlıklara, anlamlı atıflara göğüs gerdi. Sonra hemen Francon'un odasına çıktı.
    İçeriye girip Francon'un yüzündeki gülümsemeyi gördüğünde, bir an suçluluk duygusuna kapıldı. Sanki bu evliliği kutsuyordu Francon. Keating onun iki omzuna şefkatle sarıldı, "Öyle mutluyum ki, Guy, öyle mutluyum ki," diye mırıldandı.
    Francon alçak sesle, "Bunu hep bekliyordum," dedi. "Şimdi artık her şeyin yolunda olduğundan eminim. Şu gördüğün her şeyin senin olması doğru bir şey, Peter. Hepsinin. Bu odanın da, her şeyin de."
    "Neden söz ediyorsun sen?
    "Hadi hadi, her şeyi çabuk anlarsın sen. Artık yorgunum, Peter. Biliyorsun, bir gün gelir; insan yorulur, sonuna vardım, der ... Yo, sen nereden bileceksin? Çok gençsin henüz. Ama ... ben burada ne işe yarıyorum, Peter? İşin garibi, artık yarıyormuşum gibi numara yapmanın gereğine de inanmıyorum. Zaman zaman dürüst olmak isterim ben. İyi bir duygudur. Her neyse, belki bir iki yıl daha oyalanırım, ama ondan sonra emekli olacağım. O zaman hepsi senin olacak. Belki ondan sonra da arasıra buraya gelip biraz vakit geçirmek hoşuma gidebilir. Biliyorsun, çok seviyorum ben bu yeri. Harıl harıl iş yapılıyor, her şey iyi yapılıyor, insanlar bize saygı gösteriyor. İyi bir firmaydı Francon & Heyer, öyle değil mi? Öff, neler diyorum ben? Francon & Keating yani. Ama bundan sonra, yalnızca Keating olacak ..." Birdenbire, "Peter," diye sordu, "Neden mutlu görünmüyorsun sen?"
    "Tabii ki mutluyum. Çok büyük minnet duyuyorum, falan filan ... Ama ne demeye emekliliği düşünmeye kalkıyorsun şu anda?"
    "Onu demek istemedim. Her şey sana ait olacak dediğimde neden mutlu görünmedin? Ona sevinmeni isterim, Peter."
    "Tanrı aşkına, Guy, kötü şeyleri düşünmeye gerek yok, sen daha..."
    "Peter, bu benim için çok önemli. Sana bıraktıklarım için mutlu olman yani. Bundan gurur duyman ve ... duyuyorsun, değil mi, Peter? Mutlusun, değil mi?"
    "Eh, kim olmaz ki!" Francon'a bakmıyordu. Adamın sesindeki yakarı tonuna da dayanamıyordu.
    "Evet, kim olmaz ki! Tabii... Sen de mutlu musun, Peter?"
    "Ne istiyorsun sen?" Keating'in sesi öfke doluydu.
    "Benden gurur duymanı istiyorum, Peter," dedi Francon çaresiz bir sesle. "Bir şeyler başardığımı bilmek istiyorum. Bunların bir anlamı olduğunu görmek istiyorum. Son değerlendirmeler yapılırken, her şeyin boşuna olmadığından emin olmak istiyorum."
    "Bundan emin değil misin? Emin değilsin, ha?" Keating'in gözleri cinayet işleyecek gibiydi. Francon'u kendisi için ani bir tehlike sayıyormuş gibi.
    "Ne oldu, Peter?" diye sordu Francon yavaşça. Sesi hemen hemen kaygısızdı.
    "Allah belanı versin. Buna hakkın yok ... Emin olmamaya hakkın yok! Senin yaşında, senin adınla, senin saygınlığınla, senin ..."
    "Emin olmak istiyorum, Peter. Çok çalıştım ben."
    "Ama emin değilsin!" Keating öfke ve korku içindeydi. İhtiyarı incitmek geliyordu içinden. Bu yüzden de, en çok incitebilecek şeyi attı ortaya. Ama bunu yaparken, bu sözün Francon'u değil, asıl kendisini, Keating'i incitecek bir söz olduğunu unuttu. Çünkü Francon bilemezdi. Hiçbir zaman bitmemişti. Tahmin bile edemezdi. "Eh, ben birini tanıyorum, ömrünün sonuna geldiğinde emin olabilecek. Hem öyle çok emin olacak ki, bu yüzden gırtlağını kesebilirim onun!"
    "Kim?" diye sordu Francon alçak sesle. Aslında ilgi duymuyordu.
    "Guy! Guy, ne oluyor bize? Neden söz ediyoruz biz?"
    "Bilmiyorum," dedi Francon. Yorgun görünüyordu.
    O akşam Francon, Keating'in evine, akşam yemeğine geldi. Pek pırıl pırıl giyinmişti. Bayan Keating'in elini şövalyeler gibi öperken gözleri ışıldıyordu. Ama Dominique'i kutlarken ciddileşmişti. Ona söyleyecek pek az şey bulabildi. Kızının yüzüne bakarken gözlerinde yalvarır gibi bir anlam vardı. Kızından beklediği keskin alaycılık yerine, o gözlerde bir anlayış gördü. Dominique hiçbir şey söylemedi, ama eğilip babasını alnından öptü, dudakları orada, resmiyetin gerektirdiğinden biraz daha uzun süre kaldı. Francon içine yayılan minnet duygusunu tattı, sonra birden korkuya kapıldı. "Dominique," diye fısıldadı. Diğerleri onu duyamıyordu. "Kimbilir ne kadar mutsuzdun ki..."
  • 304 syf.
    ·9 günde·Beğendi·9/10
    #aşkveacıfridakahlo
    #raudajamis

    °°°Ünlü ressam, devrimci, feminist Frida Kahlo'nun hayat hikâyesi.

    °°°Küçük yaşta çocuk felci ile başlayan acı dolu yaşamı, geçireceği bir trafik kazası ile devam edecektir. Yıllarca ameliyatlar, korse ile yaşam mücadelesi verir. Yatağa mahkum olduğu sıralarda resim yapmaya başlar ve böylelikle çektiği acıyı resimlerle anlatmaya başlar.

    °°°Kendi portresini yapan sıradan bir ressam iken yaşadığı aşklar, yaptığı resimler, siyasi duruşu ile tüm dünya tarafından ismi duyulacaktır.

    °°°Yatağa mahkum olması, yıllarca çektiği acılar ne yaşadığı aşklara engel olur, ne de sanatına.

    °°°Öyle tutkulu bir aşk evliliği yapar ki, tüm aldatmalara, ihanetlere, üzüntüye rağmen birbirlerinden vazgeçemezler.

    °°°İnsan ruhunda ve bedeninde acı ile aşk bir arada barınıyor. Birinin eksikliği ilişkide tutkuyu bitiriyor, onun ispatı gibi bir hayatı yaşamış Frida.Çektiği acıların yansımasıdır eserleri.

    ##Kitaptan bazı alıntılar
    #Çok uzağa giden, bir daha asla geri dönmeme riskini göze alır.

    #Siyaset dünyası, insanların hiç çekinmeden birbirini çiğnediği, gözünü kırpmadan vahşice birbirlerini öldürdüğü, koskoca bir muhabere alanıydı. Ne iman kalmıştı ne de yasa.

    #Resim tüm yaşamımı doldurdu. Korkunç yaşamımı doldurabilecek üç çocuğumu ve bir dolu başka şeyi yitirdim. Tüm bunların yerini resim doldurdu. Çalışmaktan iyisi yok herhalde.

    #Madem ki kendisine hiç gereksinim duymuyordu, o zaman kopmayı kabullenmek gerektiğini düşünüyordu Frida ;kendisinden başka kimseyi sevmediğini söyleyen ama kendisi dışında tüm kadınlarla ilgilenen bir adamı zorla tutmanın hiçbir anlamı yoktu.

    #İnsanın acısını gömmesi, içten içe o acı tarafından, bulanık ve anlamsız yollardan geçerek kemirilmesi demektir. İnsanın ifade edemediği şeyin gücü patlayıcı, hasar verici, kendi kendini yıkıcı bir güçtür. İfade etmek, kurtulmanın başlangıcıdır.

    #Günbegün çürüyen bir bedenin, insanın varlığı açısından ne denli yıkıcı bir şey olduğunu pek az kişi bilir. Kesin olan bir şey varsa, o da çevremde hiç kimsenin bunu anlayabilecek durumda olmadığıdır.

    >>Okunması gereken kitaplardan, tavsiye edilir.
  • İnsanı sadece biyolojik bir varlık olarak göremediğimiz, onun varoluşuna çeşitli yüce anlamlar yüklediğimiz için, gövdeden akan kanın, can denilen şeyin çekip almasını, dolayısıyla o kişinin “ölmüş” olmasını kavrayamadığımızı düşünüyorum. Hayvanlar ölümü anlıyor ama insanlar anlayamıyor. Can denen şey, her türlü yaralanmaya, berelenmeye açık haldeki insan bedeninden bir saniyede çıkıp gidiveriyor ve insanlar bunun sonucunda aklını kaçıracak kadar sarsılıyorlar. “Tanrım, daha bir iki saat önce nasıl da canlıydı, nasıl da kahkahalar atıyordu, şimdi nasıl yok olabilir” diye tekrarlayıp duruyorlar. İnsanın algılama gücünü zorlayan bir durum bu. Hayatımıza, varoluşumuza yüklediğimiz hiçbir kavramla bağdaşmıyor. Sahiden her şey saçma mı, hayatın hiçbir anlamı yok mu? Bence öyle! Yok, hiçbir şey yok. İnsanın biyolojik fonksiyonlarına aşırı bir anlam yükleme çabası içindeyiz. Çünkü hiçlik zor geliyor.
  • İnsanı sadece biyolojik bir varlık olarak göremediğimiz, onun varoluşuna çeşitli yüce anlamlar yüklediğimiz için, gövdeden akan kanın, can denilen şeyin çekip almasını, dolayısıyla o kişinin “ölmüş” olmasını kavrayamadığımızı düşünüyorum. Hayvanlar ölümü anlıyor ama insanlar anlayamıyor. Can denen şey, her türlü yaralanmaya, berelenmeye açık haldeki insan bedeninden bir saniyede çıkıp gidiveriyor ve insanlar bunun sonucunda aklını kaçıracak kadar sarsılıyorlar. “Tanrım, daha bir iki saat önce nasıl da canlıydı, nasıl da kahkahalar atıyordu, şimdi nasıl yok olabilir” diye tekrarlayıp duruyorlar. İnsanın algılama gücünü zorlayan bir durum bu. Hayatımıza, varoluşumuza yüklediğimiz hiçbir kavramla bağdaşmıyor. Sahiden her şey saçma mı, hayatın hiçbir anlamı yok mu? Bence öyle! Yok, hiçbir şey yok. İnsanın biyolojik fonksiyonlarına aşırı bir anlam yükleme çabası içindeyiz. Çünkü hiçlik zor geliyor.