Geri Bildirim
  • Ateşten Gömlek...

    Leylâ; büyük imtihan, ya diriliş ya îdam,
    İlâhî ferman Leylâ, Leylâ; ağır imtihan.
    Ya üfleyene bir yol, ya kat kat perde endam,
    Kolay mı ölmek mecnûn, Mecnûn!... Sabır, imtihan.
    Leylâ; büyük imtihan, ya diriliş ya îdam...

    Ya örtüler çekilir, ya açılır kapılar,
    Şöhret ile şehvetin, kanat sesi duyulur.
    Bir avuçluk âlemde, akıl almaz sancılar,
    Kimileri kör olur, kimileri yol bulur.
    Ya örtüler çekilir, ya açılır kapılar...

    Yıldızlarda ziyafet, etten sofrada açlık,
    Vuslat; ebedî azab, firkat; hakîki nimet.
    Neşe üstüne neşe, çığlık üstüne çığlık,
    Perde arkası doyum , düşse perde; sefâlet.
    Yıldızlarda ziyafet, etten sofrada açlık...

    Arzu; ateşten gömlek, ya cennet ya cehennem,
    Bir çıkmaz sokak Arzu, Arzu; yokluğun başı.
    Ya kor ya ay parçası, ya hastalık ya merhem,
    Ölüm boyu güzellik, ömür boyu gözyaşı.
    Arzu; ateşten gömlek, ya cennet ya cehennem...

    Ya aydınlanır gözler, ya sineler kararır,
    Dudaktan isyan akar, kalbden kalbe füyuzat.
    Diz çökülür huzurda, rûh; gül gibi sararır,
    Bakarsın onca gürûh, satılır haraç mezat.
    Ya aydınlanır gözler, ya sineler kararır...

    Ölenler kavuşur bir, ölü gezer diriler,
    Bir damla, binbir belâ, gülmek; uzak ihtimal.
    Akıllılar zevk, sefâ, bayram eder deliler,
    Nasıl sağ kalır bir er, varlık sırrına hamal.
    Ölenler kavuşur bir, ölü gezer diriler...

    Betül; dönüm noktası, ya şehadet ya inkâr,
    Benim meselem betül, betül; benim misâlim.
    Ya sonu gelmez zarar, ya bitip tükenmez kâr,
    Ona mâlum bilinmez, çözülmez şu sır hâlim.
    Betül; dönüm noktası, ya şehadet ya inkâr...

    Ya Mecnûn’un Leylâ’sı, ya belâsı başımın,
    Bir Leylâ ki; bin yıllık, ömrün ânlık kazancı.
    Zâhirdeki sebebi, gözümdeki yaşımın,
    Bir belâ ki; zamandan, kayıtsız büyük sancı.
    Ya Mecnûn’un Leylâ’sı, ya belâsı başımın...

    Gözlerinde bir ışık, güneş sönse ne çıkar,
    Bu ışık Züleyha?nın, gözlerindeki ışık.
    Bir düşürsem içime, dağılır karanlıklar,
    Bir düşsem gözlerine, yalnız şöyle bir ânlık.
    Gözlerinde bir ışık, güneş sönse ne çıkar...

    Şirin; vâroluş sırrı, ya kölelik ya kulluk,
    Herşeyden tatlı Şirin, Şirin; zehirden bir aş.
    Ya maddelerde varlık, ya mânâlarda yokluk,
    Her iki âlemdede, akıl almaz bir telaş.
    Şirin; vâroluş sırrı, ya kölelik ya kulluk...

    Ya varlığa ihanet, ya yokluğa bir seyir,
    Ve gönüllerde düğüm ve akın akın ölüm.
    İstersen eğ başını, istersen arşa değdir,
    Marifet; atabilmek, şu kalblere kördüğüm,
    Ya varlığa ihanet, ya yokluğa bir seyir...

    Dağ yamacında müjde, tepesinde intihar,
    Sevmek; neden ve nasıl, işte kadîm mesele.
    Adam gibi sevmeli, sevilecekse zinhar,
    İşte aşkın aslına, ermede ki vesile.
    Dağ yamacında müjde, tepesinde intihar...

    Aslı; kabûl durağı, ya merhaba ya vedâ,
    Az biraz hisse Aslı, Aslı; yangın öncesi.
    Ya karınca kararı, ya habersiz elvedâ,
    Bilenesi bilmece, dervişin bilmecesi.
    Aslı; kabûl durağı, ya merhaba ya vedâ...

    Ya irşâdın başıdır, ya hakîkatin sonu,
    Katrede boğulanlar, ummana nasıl dalar.
    Budur; henüz meclisin, kapısında ilk konu,
    Nihâyetinde verilir, hayat pahası karar.
    Ya irşâdın başıdır, ya hakîkatin sonu...

    Yananlar sefer eder, yanan anlar seferi,
    Bir cadde ki; ateşten, cehennem görse donar.
    Her adımda bin yangın, işte rûhun zaferi,
    Yandıkça yürür kişi ve yürüdükçe kanar.
    Yananlar sefer eder, yanan anlar seferi...


    Ankara, Ocak 2009
  • Öncelikle bu kitabı okumama vesile olan başta
    https://1000kitap.com/1Burak ‘a ve bu etkinliği düzenleyen Gökçe ‘ye çok teşekkür ederim. Güzel bir Ramazan etkinliği oldu. Emeği geçen herkesten Allah razı olsun. Esere gelecek olursak...

    Bir yazar düşünün,bir mütefekkir ömrünü diriliş mücadelesine adayan. Fizik dünyanın,materyalizmin,kapitalizmin… insanın ruhuna ördüğü bütün ağları yırtmakla,parçalamakla geçen...Bir ibadet düşünün,bir nimet,bir rızık,bir silah...insanı cismaniyetten çıkarıp ona ruhunu hatırlatan, onu bedenin esaretinden kurtaran,dünyadan geçirip ahirette meylettiren,onu nefisle olan mücadelesinde büyük cihatta yalnız bırakmayan…İşte “Samanyolunda Ziyafet”, bu iki diriliş erinin hikayesini,birlikteliğini,çocukluktan başlayarak, dört mevsime yayarak, iftarıyla sahuruyla teravihiyle bayramıyla insanın nasıl fizikten fizikötesine, dünyadan ahirete,maddeden manaya,bedenden ruha yöneldiğini anlatıyor.

    Yazarımız genel olarak Ramazanın özelde ise orucun üzerinde duruyor.Ramazanın bir ruh olarak geldiğini,her şeyin olağan olduğu her şeyin normalleştiği gaflet ortamında insanın kendine yabancılaşması sonucu kirlenen ruhlara Ramazanın bir Ruh-ül Kuddüs gibi destek olduğunu vurguluyor. Orucun
    ruhlara şifa ,
    ruhun aldığı manevi bir gıda ,
    orucun da namaz gibi inananların miracı,
    olduğunu ayrıca belirtiyor.

    Yine Sezai Karakoç müslümanın sürekli mücahede içinde olduğunu söylüyor.Tüm şeytani düşüncelere karşı vahiyle, zulme karşı adalet ile, cehalete karşı irfan ile, şehvete karşı oruç ile, benliği kutsamaya karşı namaz ile… müslümanın devamlı mücahede içinde olduğunu ifade ediyor.

    Her türlü izmin ruhlarımızı yağmaladığı,her şeyin aklın sınırları içerisine hapsedilmeye çalışıldığı,ruhların tükenmeye yüz tuttuğu bu asırda orucun nasıl ruhları diriltici bir güç,kuvvet olduğunu güzel bir üslupla anlatıyor bizlere Sezai Karakoç...Adım adım dirilişi anlatırken nasıl hiç ölmeyeceğimizi,ruhumuzu sonsuzluğa nasıl taşıyacağımızı da gösteriyor.

    Muhtemelen inşallah önümüzdeki Ramazanlarda da elime alacağım bu güzel eseri bütün ruhu muhtaçlara tavsiye ederim. Keyifli okumalar...
  • Bu inceleme CEYLAN 'a ithaf edilmiştir.. Dergiyi yerin dibine sokmuş, ben göklere çıkartmayacağım ama hakkını vereceğim. Ve incelemede ki sorularıma cevap istiyorum. İncelemene karşı inceleme yapıyorum sayın Örtmenim :)

    Buyrunuz bir bakalım... :)

    Öncelikle dergi'nin içeriği fazlasıyla dolu. Moğollar ve Hippileri beğenmişsiniz sadece. O zaman soruyorum :)?

    Moğollar röportajı kesinlikle çok başarılı. Tek başına bile dergiye değer katmış. Erkin Koray, Cem Karaca ve Barış Manço hikayeleri çok keyifliydi.

    Hippi modası ve anlatımı çok güzeldi. O döneme ait paylaşılan görseller evet büyük. Büyük olmasa nasıl okuyacağız Örtmenim bir açıklar mısınız? Küçük kare not kağıdı büyüklüğünde mi bassınlar örnek gazete manşetlerini.. :)) Büyüteçle mi okuyalım?

    Teoman'ın MFÖ 'nün ilk çıkışının kendisinde bıraktığı hayranlık yazısı da çok güzeldi. Ne yani neyini beğenmedin? :)

    1968 e gidip, o günlerin meşhur plak ve şarkılarının paylaşıldığı yazı kötü müydü? Ben çok beğendim kaçırdığım ne güzel plaklar varmış haberim yok dedim. 1963 ve 1969 yılları arası müzik piyasası ve dünya bakımından çok önemlidir. O dönemler de yapılan barışçıl eylemler sayesinde bir çok şey gerçekleşmiştir. Beatles gençliği alıp götürmüş yeni bir akım başlatmıştır. Hippiler doğmuştur. Ülkemizde ki yansımaları komik olsa da yine de bir şeyler denenmiştir.

    Türkiye'ye gösterim için gönderilen filmlerin afişleri bizim sanatçılarımız tarafından tekrardan dizayn edilip sinemalara asılırmış. Afişin ve o o afişe ait filmin incelemesinin neyini beğenmediniz.. Soruyorum efenim..:))

    Doğu Yücel.. Bir çok okur tanımıyor farkındayım. Sosyal medya kullandığım zamanlar da Doğu Yücel arkadaş listemde idi. Konuşmuşluğum da var kendisi ile. Bilimkurgu üzerine güzel kitapları var. Bence bir bakın. Türkiye de nimet :) bir çok dergiye de yazar kendileri. Burada ise yarışma da birincilik elde ettiği hikayesini yayınlamış. Ben çok beğendim. Hikaye yazan kişilere de güzel bir örnek değil midir? :) Doğu Yücel i alıp okuyun. Bir deneyin arkadaşlar.

    Kara Gözlüm Çizgiroman ı kötü müydü? :)

    Hakan Eren'in yazısı da başarılıydı.

    Dr. Gizem Şimşek 'in köşesin de ise Türk Sineması'nda korku türünün ilk örnekleri yayınlandı. Dergi'nin konsepti ile ne kadar uygun ve başarılıydı. Neyini beğenmedin? :)

    Barış Efendioğlu'nun "Nadir Kırkbeşikler" köşesi harika değil miydi?

    Turgut Özalp'in Lale Belkıs röportajı da mı kötüydü? :)

    Ve Son olarak; CEM KARACA'nın fotoroman'ı çok güzel değil miydi? Tam arşivlik bir güzellikteydi bence.. Nostalji böyle bir şey, geçmişte yapılan şeylerin bugün önümüze çıkmasını sağlıyor 45'lik dergi.

    Mecazi bir dille sevgili Ceylan Hanım'a cevap niteliğinde bir inceleme yazdım :) Buralarda ilkleri yapmayı seviyoruz :))

    Toplamam gerekirse, kesinlikle okuyunuz. O dönemi yaşayamazsınız ya da anlayamazsınız. Ama geçmişte neler yapılmış öğrenebilirsiniz. Şuan istediğiniz tarz da sokağa çıkıyorsunuz. Ama o yıllarda uzun saç, uzun sakal, gitar, kadınlı erkekli partiler, renkli saçlar, rock grupları... Çok sıkıntı konular. İşte bu dergiler veya bu tarz mecmualar bunları önümüze getiriyor.

    Ben keyifle okudum ve çok beğendim. Sonradan çıkan diğer iki sayıyı da aldım zaten. Onları da okuyup sizlere daha derli toplu bir inceleme yaparım. Bu inceleme Ceylan Hanım'a adandığı için böyle bir tarz oluştu. :)

    Alıp okuyun, pişman olmazsınız. Yeni sayılar da daha profesyonel iş çıkardıkları da net bir şekilde gözüküyor.

    Bu dergi'nin dışında Trip dergisine de bir şans verin..

    Dergiye bu kadar uzun inceleme yazmak :) Taşlayacaklar beni.. Hadi ben kaçtım.. :) İyi okumalar.. :)

    Not: Telefondan yazdım, o yüzden gördükçe yazım ve imla hatalarını düzeltiyorum. Hatalar için kusura bakmayın. . :)
  • Ateşten Gömlek...

    Leylâ; büyük imtihan, ya diriliş ya îdam,
    İlâhî ferman Leylâ, Leylâ; ağır imtihan.
    Ya üfleyene bir yol, ya kat kat perde endam,
    Kolay mı ölmek mecnûn, Mecnûn!... Sabır, imtihan.
    Leylâ; büyük imtihan, ya diriliş ya îdam...

    Ya örtüler çekilir, ya açılır kapılar,
    Şöhret ile şehvetin, kanat sesi duyulur.
    Bir avuçluk âlemde, akıl almaz sancılar,
    Kimileri kör olur, kimileri yol bulur.
    Ya örtüler çekilir, ya açılır kapılar...

    Yıldızlarda ziyafet, etten sofrada açlık,
    Vuslat; ebedî azab, firkat; hakîki nimet.
    Neşe üstüne neşe, çığlık üstüne çığlık,
    Perde arkası doyum , düşse perde; sefâlet.
    Yıldızlarda ziyafet, etten sofrada açlık...

    Arzu; ateşten gömlek, ya cennet ya cehennem,
    Bir çıkmaz sokak Arzu, Arzu; yokluğun başı.
    Ya kor ya ay parçası, ya hastalık ya merhem,
    Ölüm boyu güzellik, ömür boyu gözyaşı.
    Arzu; ateşten gömlek, ya cennet ya cehennem...

    Ya aydınlanır gözler, ya sineler kararır,
    Dudaktan isyan akar, kalbden kalbe füyuzat.
    Diz çökülür huzurda, rûh; gül gibi sararır,
    Bakarsın onca gürûh, satılır haraç mezat.
    Ya aydınlanır gözler, ya sineler kararır...

    Ölenler kavuşur bir, ölü gezer diriler,
    Bir damla, binbir belâ, gülmek; uzak ihtimal.
    Akıllılar zevk, sefâ, bayram eder deliler,
    Nasıl sağ kalır bir er, varlık sırrına hamal.
    Ölenler kavuşur bir, ölü gezer diriler...

    Betül; dönüm noktası, ya şehadet ya inkâr,
    Benim meselem betül, betül; benim misâlim.
    Ya sonu gelmez zarar, ya bitip tükenmez kâr,
    Ona mâlum bilinmez, çözülmez şu sır hâlim.
    Betül; dönüm noktası, ya şehadet ya inkâr...

    Ya Mecnûn’un Leylâ’sı, ya belâsı başımın,
    Bir Leylâ ki; bin yıllık, ömrün ânlık kazancı.
    Zâhirdeki sebebi, gözümdeki yaşımın,
    Bir belâ ki; zamandan, kayıtsız büyük sancı.
    Ya Mecnûn’un Leylâ’sı, ya belâsı başımın...

    Gözlerinde bir ışık, güneş sönse ne çıkar,
    Bu ışık Züleyha?nın, gözlerindeki ışık.
    Bir düşürsem içime, dağılır karanlıklar,
    Bir düşsem gözlerine, yalnız şöyle bir ânlık.
    Gözlerinde bir ışık, güneş sönse ne çıkar...

    Şirin; vâroluş sırrı, ya kölelik ya kulluk,
    Herşeyden tatlı Şirin, Şirin; zehirden bir aş.
    Ya maddelerde varlık, ya mânâlarda yokluk,
    Her iki âlemdede, akıl almaz bir telaş.
    Şirin; vâroluş sırrı, ya kölelik ya kulluk...

    Ya varlığa ihanet, ya yokluğa bir seyir,
    Ve gönüllerde düğüm ve akın akın ölüm.
    İstersen eğ başını, istersen arşa değdir,
    Marifet; atabilmek, şu kalblere kördüğüm,
    Ya varlığa ihanet, ya yokluğa bir seyir...

    Dağ yamacında müjde, tepesinde intihar,
    Sevmek; neden ve nasıl, işte kadîm mesele.
    Adam gibi sevmeli, sevilecekse zinhar,
    İşte aşkın aslına, ermede ki vesile.
    Dağ yamacında müjde, tepesinde intihar...

    Aslı; kabûl durağı, ya merhaba ya vedâ,
    Az biraz hisse Aslı, Aslı; yangın öncesi.
    Ya karınca kararı, ya habersiz elvedâ,
    Bilenesi bilmece, dervişin bilmecesi.
    Aslı; kabûl durağı, ya merhaba ya vedâ...

    Ya irşâdın başıdır, ya hakîkatin sonu,
    Katrede boğulanlar, ummana nasıl dalar.
    Budur; henüz meclisin, kapısında ilk konu,
    Nihâyetinde verilir, hayat pahası karar.
    Ya irşâdın başıdır, ya hakîkatin sonu...

    Yananlar sefer eder, yanan anlar seferi,
    Bir cadde ki; ateşten, cehennem görse donar.
    Her adımda bin yangın, işte rûhun zaferi,
    Yandıkça yürür kişi ve yürüdükçe kanar.
    Yananlar sefer eder, yanan anlar seferi...


    Ankara, Ocak 2009
  • Bismillâhirrahmânirrahîm.

    1. Kâf Hâ Yâ Ayn Sâd.
    2. Bu, Rabbinin, Zekeriya kuluna olan merhametinin anılmasıdır.
    3. Hani o, Rabbine gizli bir sesle yalvarmıştı.
    4. O, şöyle demişti: “Rabbim! Şüphesiz kemiklerim gevşedi. Saçım sakalım ağardı. Sana yaptığım dualarda (cevapsız bırakılarak) hiç mahrum olmadım.”
    5,6. “Gerçek şu ki ben, benden sonra gelecek akrabalarım(ın isyankâr olmaların)dan korkuyorum. Karım ise kısırdır. Bana kendi tarafından; bana ve Yakub hanedanına varis olacak bir çocuk bağışla ve onu hoşnutluğuna ulaşmış bir kimse kıl!”
    7. (Allah, şöyle dedi:) “Ey Zekeriyya! Haberin olsun ki biz sana Yahya adlı bir oğul müjdeliyoruz. Daha önce onun adını kimseye vermedik.”
    8. Zekeriyya, “Rabbim!” “Hanımım kısır ve ben de ihtiyarlığın son noktasına ulaşmış iken, benim nasıl çocuğum olur?” dedi.
    9. (Vahiy meleği) dedi ki: Evet, öyle. (Ancak) Rabbin diyor ki: “Bu, bana göre kolaydır. Nitekim daha önce, hiçbir şey değil iken seni de yarattım.”
    10. Zekeriyya, “Rabbim, öyleyse bana (çocuğumun olacağına) bir işaret ver”, dedi. Allah da, “Senin işaretin, sapasağlam olduğun hâlde insanlarla (üç gün) üç gece konuşamamandır” dedi.
    11. Derken Zekeriya ibadet yerinden halkının karşısına çıktı. (Konuşmak istedi, konuşamadı) ve onlara “Sabah akşam Allah’ı tespih edin” diye işaret etti.
    12,13,14. (Yahya, dünyaya gelip büyüyünce onu peygamber yaptık ve kendisine) “Ey Yahya, kitaba sımsıkı sarıl” dedik. Biz, ona daha çocuk iken hikmet ve katımızdan kalp yumuşaklığı ve ruh temizliği vermiştik. O, Allah’tan sakınan, anne babasına iyi davranan bir kimse idi. İsyancı bir zorba değildi.
    15. Doğduğu gün, öleceği gün ve diriltileceği gün ona selâm olsun!
    16,17. (Ey Muhammed!) Kitap’ta (Kur’an’da) Meryem’i de an. Hani ailesinden ayrılarak doğu tarafında bir yere çekilmiş ve (kendini onlardan uzak tutmak için) onlarla arasında bir perde germişti. Biz, ona Cebrail’i göndermiştik de ona tam bir insan şeklinde görünmüştü.
    18. Meryem, “Senden, Rahmân’a sığınırım. Eğer Allah’tan çekinen biri isen (bana kötülük etme)” dedi.
    19. Cebrail, “Ben ancak Rabbinin elçisiyim. Sana tertemiz bir çocuk bağışlamak için gönderildim” dedi.
    20. Meryem, “Bana hiçbir insan dokunmadığı ve iffetsiz bir kadın olmadığım hâlde, benim nasıl çocuğum olabilir?” dedi.
    21. Cebrail, “Evet, öyle. Rabbin diyor ki: O benim için çok kolaydır. Onu insanlara bir mucize, katımızdan bir rahmet kılmak için böyle takdir ettik. Bu, zaten (ezelde) hükme bağlanmış bir iştir” dedi.
    22. Böylece Meryem, çocuğa gebe kaldı ve onunla uzak bir yere çekildi.
    23. Doğum sancısı onu bir hurma ağacına yöneltti. “Keşke bundan önce ölseydim de unutulup gitmiş olsaydım!” dedi.
    24. Bunun üzerine (Cebrail) ağacın altından ona şöyle seslendi: “Üzülme, Rabbin senin alt tarafında bir dere akıttı.”
    25. “Hurma ağacını kendine doğru silkele ki sana taze hurma dökülsün.”
    26. “Ye, iç, gözün aydın olsun. İnsanlardan birini görecek olursan, “Şüphesiz ben Rahmân’a susmayı adadım. Bugün hiçbir insan ile konuşmayacağım” de.
    27. Kucağında çocuğu ile halkının yanına geldi. Onlar şöyle dediler: “Ey Meryem! Çok çirkin bir şey yaptın!”
    28. “Ey Hârûn’un kız kardeşi! Senin baban kötü bir kimse değildi. Annen de iffetsiz değildi.”
    29. Bunun üzerine (Meryem, çocukla konuşun diye) ona işaret etti. “Beşikteki bir bebekle nasıl konuşuruz?” dediler.
    30. Bebek şöyle konuştu: “Şüphesiz ben Allah’ın kuluyum. Bana kitabı (İncil’i) verdi ve beni bir peygamber yaptı.”
    31. “Nerede olursam olayım beni kutlu ve erdemli kıldı ve bana yaşadığım sürece namazı ve zekâtı emretti.”
    32. “Beni anama saygılı kıldı. Beni azgın bir zorba kılmadı.”
    33. “Doğduğum gün, öleceğim gün ve diriltileceğim gün bana selâm (esenlik verilmiştir).”
    34. Hakkında şüpheye düştükleri hak söze göre Meryem oğlu İsa işte budur.
    35. Allah’ın çocuk edinmesi düşünülemez. O, bundan yücedir, uzaktır. Bir işe hükmettiği zaman ona sadece “ol!” der ve o da oluverir.
    36. Şüphesiz, Allah, benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. Öyleyse (yalnız) O’na kulluk edin. Bu, dosdoğru bir yoldur.
    37. (Fakat hıristiyan) gruplar, aralarında ayrılığa düştüler. Büyük bir günü görüp yaşayacakları için vay kâfirlerin hâline!
    38. Bize gelecekleri gün (gerçekleri) ne iyi işitip ne iyi görecekler! Ama zalimler bugün apaçık bir sapıklık içindedirler.
    39. Onları, gaflet içinde bulunup iman etmezlerken işin bitirileceği o pişmanlık günüyle uyar.
    40. Şüphesiz yeryüzüne ve onun üzerindekilere biz varis olacağız, biz! Ancak bize döndürülecekler.
    41. Kitap’ta İbrahim’i de an. Gerçekten o, son derece dürüst bir kimse, bir peygamber idi.
    42. Hani babasına şöyle demişti: “Babacığım! İşitmeyen, görmeyen ve sana bir faydası olmayan şeylere niçin tapıyorsun?”
    43. “Babacığım! Doğrusu, sana gelmeyen bir ilim bana geldi. Bana uy ki seni doğru yola ileteyim.”
    44. “Babacığım! Şeytana tapma! Çünkü şeytan Rahmân’a isyankâr olmuştur.”
    45. “Babacığım! Doğrusu ben, sana, çok esirgeyici Rahmân tarafından bir azabın dokunmasından, böylece şeytana bir dost olmandan korkuyorum.”
    46. Babası, “Ey İbrahim! Sen benim ilâhlarımdan yüz mü çeviriyorsun? Eğer vazgeçmezsen, mutlaka seni taşa tutarım. Uzun bir süre benden uzaklaş!” dedi.
    47. İbrahim, şöyle dedi: “Esen kal! Senin için Rabbimden af dileyeceğim. Şüphesiz O, beni nimetleriyle kuşatmıştır.”
    48. “Sizi ve Allah’tan başka taptıklarınızı terk ediyor ve Rabb’ime ibadet ediyorum. Rabbime ibadet etmekle de mutsuz olmayacağımı umuyorum.”
    49. İbrahim, onları da onların taptıklarını da terk edince, ona İshak ile Yakub’u bağışladık ve her birini peygamber yaptık.
    50. Onlara rahmetimizden bağışta bulunduk. Onlar için yüce bir doğruluk dili var ettik (güzel bir söz ile anılmalarını temin ettik).
    51. Kitap’ta, Mûsâ’yı da an. Şüphesiz o seçkin bir insan idi. Bir resûl, bir nebî idi.
    52. Ona, Tûr dağının sağ tarafından seslendik ve kendisi ile gizlice konuşmak için kendimize yaklaştırdık.
    53. Rahmetimiz sonucu kardeşi Hârûn’u bir nebî olarak kendisine bahşettik.
    54. Kitap’ta İsmail’i de an. Şüphesiz o, sözünde duran bir kimse idi. Bir resûl, bir nebî idi.
    55. Ailesine namaz ve zekâtı emrederdi. Rabb’inin katında da hoşnutluğa ulaşmıştı.
    56. Kitap’ta İdris’i de an. Şüphesiz o, doğru sözlü bir kimse, bir nebî idi.
    57. Onu yüce bir makama yükselttik.
    58. İşte bunlar, Âdem’in ve Nûh ile beraber (gemiye) bindirdiklerimizin soyundan, İbrahim’in, Yakub’un ve doğru yola iletip seçtiklerimizin soyundan kendilerine nimet verdiğimiz nebîlerdir. Kendilerine Rahmân’ın âyetleri okunduğu zaman ağlayarak secdeye kapanırlardı.
    59. Onlardan sonra, namazı zayi eden, şehvet ve dünyevî tutkularının peşine düşen bir nesil geldi. Onlar bu tutumlarından ötürü büyük bir azaba çarptırılacaklardır.
    60,61. Ancak tövbe edip inanan ve salih amel işleyenler başka. Onlar cennete, Rahmân’ın, kullarına gıyaben vaad ettiği “Adn” cennetlerine girecekler ve hiçbir haksızlığa uğratılmayacaklardır. Şüphesiz O’nun va’di kesinlikle gerçekleşir.
    62. Orada boş söz işitmezler. Yalnızca (meleklerin) “selâm!” (deyişini) işitirler. Orada sabah akşam rızıkları da vardır.
    63. İşte bu, kullarımızdan Allah’a karşı gelmekten sakınanlara miras kılacağımız cennettir.
    64. (Cebrail, şöyle dedi:) “Biz ancak Rabbinin emriyle ineriz. Önümüzdekiler, arkamızdakiler ve bunlar arasındakiler hep O’nundur. Rabbin unutkan değildir.”
    65. (Allah) göklerin, yerin ve bu ikisi arasındakilerin Rabbidir. Şu hâlde, O’na ibadet et ve O’na ibadet etmede sabırlı ol. Hiç, O’nun adını taşıyan bir başkasını biliyor musun?
    66. İnsan, “Öldüğümde gerçekten diri olarak (topraktan) çıkarılacak mıyım?” der.
    67. İnsan, daha önce hiçbir şey değil iken kendisini yarattığımızı düşünmez mi?
    68. Rabbine andolsun, onları şeytanlarla beraber mutlaka haşredeceğiz. Sonra onları kesinlikle cehennemin çevresinde diz üstü hazır edeceğiz.
    69. Sonra her bir topluluktan, Rahman’a karşı en isyankâr olanları mutlaka çekip çıkaracağız.
    70. Sonra, oraya girmeye en lâyık olanları muhakkak ki en iyi biz biliriz.
    71. (Ey insanlar!) Sizden cehenneme varmayacak hiç kimse yoktur. Rabbin için bu, kesin olarak hükme bağlanmış bir iştir.
    72. Sonra Allah’a karşı gelmekten sakınanları kurtarırız da zalimleri orada diz üstü çökmüş hâlde bırakırız.
    73. Âyetlerimiz kendilerine apaçık bir şekilde okunduğu zaman, inkâr edenler, inananlara, “İki topluluktan hangisinin bulunduğu yer daha hayırlı meclis ve mahfili daha güzeldir?” dediler.
    74. Biz onlardan önce, mal-mülk ve görünümü daha güzel olan nice nesilleri helâk ettik.
    75. (Ey Muhammed!) De ki: “Kim sapıklık içinde ise Rahmân onlara, istenildiği kadar süre versin! Nihayet kendilerine vaad olunan azabı, ya da kıyameti gördüklerinde kimin yeri daha kötüymüş, kimin taraftarları daha zayıfmış bilecekler.
    76. Allah, doğruya erenlerin hidayetini artırır. Kalıcı salih ameller, Rabbinin katında sevap bakımından da daha hayırlıdır, sonuç itibari ile de.
    77. Âyetlerimizi inkâr edip “Bana elbette mal ve evlat verilecek!” diyen kimseyi gördün mü?
    78. Gaybı mı görüp bilmiş, yoksa Rahmân’dan bir söz mü almış?
    79. Hayır! (İş onun dediği gibi değil). Biz, onun söylediklerini yazacağız ve azabını arttırdıkça arttıracağız!
    80. Onun (ahirette sahip olacağını) söylediği şeylere biz varis olacağız ve o bize tek başına gelecek.
    81. Onlar, kendileri için kuvvet ve şeref (kaynağı) olsunlar diye, Allah’tan başka ilâhlar edindiler.
    82. Hayır! İlâhları, onların ibadetlerini inkâr edecekler ve kendilerine düşman olacaklar.
    83. Kâfirlerin başına, onları durmadan (günaha ve azgınlığa) tahrik eden şeytanları gönderdiğimizi görmedin mi?
    84. Ey Muhammed! Şu hâlde, onların azaba uğramalarını istemekte acele etme. Biz onlar için ancak (takdir ettiğimiz günleri) sayıp durmaktayız.
    85,86. Allah’a karşı gelmekten sakınanları Rahmân’ın huzurunda bir elçiler heyeti gibi toplayacağımız, suçluları da suya koşan susuz develer gibi cehenneme sevk edeceğimiz günü düşün!
    87. Rahmân’ın katında söz almış olanlardan başkaları şefaat hakkına sahip olmayacaklardır.
    88. Onlar, “Rahmân, bir çocuk edindi” dediler.
    89. Andolsun, siz çok çirkin bir şey ortaya attınız.
    90,91. Rahman’a çocuk isnat etmelerinden dolayı neredeyse gökler parçalanacak, yer yarılacak, dağlar yıkılıp çökecektir!
    92. Hâlbuki Rahmân’a bir çocuk edinmek yakışmaz.
    93. Göklerdeki ve yerdeki herkes Rahman’a kul olarak gelecektir.
    94. Andolsun, Allah onları ilmiyle kuşatmış ve tek tek saymıştır.
    95. Onlar(ın her biri) kıyamet günü O’na tek başına gelecektir.
    96. İnanıp salih ameller işleyenler için Rahmân, (gönüllere) bir sevgi koyacaktır.
    97. Ey Muhammed! Biz, Allah’a karşı gelmekten sakınanları Kur’an ile müjdeleyesin, inat eden bir topluluğu da uyarasın diye, onu senin dilin ile (indirip) kolaylaştırdık.
    98. Biz onlardan önce nice nesilleri helâk ettik. Onlardan hiçbirini hissediyor yahut onların bir fısıltısını olsun işitiyor musun?
  • Mümin, başına hayır ve şer geldiğinde ben bunu bekliyordum diyendir. Allahü teâlânın kaza ve kaderine iman eden kederden kurtulur.
    Mümin, başına hayır ve şer geldiğinde ben bunu bekliyordum diyendir. Allahü teâlânın kaza ve kaderine iman eden kederden kurtulur.

    * Huzur, mekanda değil kalbdedir. Kalbin huzuru, insanın mutluluğu parayla değil, Allahü teâlânın zikriyledir.

    Zikir birkaç çeşittir. Kur’an-ı kerim okumak zikirdir, doğru yazılmış dini kitap okumak zikirdir. Sohbet zikirdir. Namaz zikirdir. Yani zikir Allah’ı anma, hatırlamaktır. Şu veya bu şekilde hatırlamaktır. Rahat, huzur zikirledir.

    * İslam âliminde iki özellik vardır:
    Birincisi, tevazu. Allahü teâlâyı tanıyan, bilen başını kaldıramaz. İnsan ne kadar Allahü teâlâyı tanırsa, o kadar korkar. Gerçek âlimler Allahü teâlâdan en çok korkan kişilerdir.
    İkincisi, nakil. Dinimiz nakil dinidir.

    * İhlas olmayan yerde, menfaat girer, dünya girer. İhlas demek, ahiret demek, Allah için demek.

    * Rahatsızlıklar vücudun zekatıdır.

    * Büyükleri devamlı düşünen devamlı feyz alır.

    * Her kemalin bir zevali vardır. Kırkından sonra zeval gelir.

    * Bu dünya değil, bu dünyayı sevmek kötüdür. Bir kalbde iki korku bulunmaz. Dünyadan korkan ahiretten korkmaz. Dünya hayatında iki yol var:
    1- Havasız uzun bir tünel
    2- Havadar, zevk ve sefalarla dolu bir tünel.
    Havasız tünelden geçenler, sıkıntılı yolun sonunda rahata ererler, sıkıntılardan kurtulurlar. Havadar, zevk ve sefa dolu tünelden geçenler ise cehennem çukuruna düşerler. Rahatsız olurlar.

    * Ehli sünnet itikadına sahipseniz, büyüklerin yolunda iseniz, kırk bin dünya verseler, kavuştuğunuz nimet karşısında çer çöp kalır.

    * Yeis haram, büyük günahtır.

    * Aklı olan az zamanda çok iş yapar.

    * Selamet isteyen dünyaya kıymet vermesin, keramet isteyen, sonsuz olanı yüce tutmalıdır.

    * Allahü teâlâya isyan edildiği için dünya kötüleniyor. Yoksa taşı toprağı niye kötülensin ki.

    * Ehli sünnet Müslüman seçilmiş insan demektir. Kimde bu nimet varsa, Allahü teâlâ onu en büyük nimetle şereflendirmiş demektir. Bunun kıymetini bilmeli. Kalbde iman çok önemli. İnsan bir kelimeyle hidayete eriyor, bir kelimeyle Allah korusun imandan çıkıyor. İmanı muhafazaya çalışmalı. İnsanın dünya denilen bu mayınlı tarlada mayınlara basmadan ilerlemesi lazım, bunun için bir rehbere, bir kılavuza ihtiyaç vardır. Rehber, onun mayına basmaması ve etkilenmemesi için uğraşır. Eğer iman giderse insan parçalanır. Bu tehlikeden kurtulmanın çaresini İmam-ı Rabbani hazretleri bildiriyorlar: “Dünyada en mühim iş, yapılacak en hayırlı iş, Allah dostlarıyla beraber olmak.”

    * Vekil asıl gibidir. Vekili üzmek aslı üzmek gibidir. Vekile itiraz asla itirazdır.

    * Vermek çok önemli. Her zaman verici olun alıcı olmayın. Çünkü bu din vermek dinidir, vermekle büyüdü. Verince veriyorlar. Vermeden almak olmaz.

    * Kuş yuvası kadar bir mescit yaptırana, Allahü teâlâ büyük bir köşk verecektir.
  • “Ölüler,” Herkes gibi dünyada ayakta durmak için didinen, kaybettiğinde üzülen, kazandığında böbürlenen, hırsların pençesinden kurtulamayan, çıkarı uğruna ihanet eden, umut aşılayan, parayı put yapan, milyarlarca insan-ı beşer… Bir zamanlar herkes gibi dünyada soluyarak sonunda toprağa karışarak eriyen 110 milyar insan. Gömütlüklerde birbirine karışan yığınların arkasında onların da bir zamanlar tattıkları, gördükleri, izledikleri ve pişman oldukları şeylerin aynı versiyonlarını tekrar ederek unutulan bilinçsizler ordusu tüm zamanlardan fazla iken bugün, insan dönüp de geri baktığında aynı insan olarak kalabilmesi nasıl mümkün olabilir?...

    Geride kalanlar zordur her zaman. Ya unutulur ya kemirir insanı. Geçmişi, acısıyla sevinciyle bir film şeridi gibi gözler önüne seren hayat, adaletli değildir her zaman ve eşit şartlar sunmaz herkese. Günlerin monotonluğundan sıkılarak hareketsiz kalır kimi. ‘An’ı yaşama prangasından kurtulamayarak ‘dünyaya bir kere geldik’ avareliğine kapılır umutsuzca. Kimi ise geçmişe saplanır. Proust’un şu an yaşayan taze ben’iyle geçmişteki asıl ‘ben’lerini süzgeçten geçirir, bilinçaltına aksedilen kötü anılar hatırlandıkça dramatikleşerek durdurur zamanı, yine o eski ‘ben’lere ve eski hadiselere, olaylara, karakterlere yolculuk yaptırır o kutlu kişiyi.

    Asla geri getiremeyeceğimiz, telafisi olmayan birtakım şeyler vardır. Bunlardan en önemlisi hepimizin gerçeği olan ölüm. Bir gerçek ki hayat ölümlerden ibaret. Her gün doğan yüz binlerce can, ve bir o kadar solan, unutulan, hiç olan ölümler. “İnsan, ölümlerin ağırlığı yüzünden ölüyor.” der Canetti. Var olacak bir döngünün içerisinde bazen sürprizle gelen, bazen ani olan ama herkesin aynı yere vardığı o nokta. O nokta, hayatında yapmak istedikleri şeyler için adım atmamış, itibar korkusuyla birçok şeyi yarım bırakmış, pişmanlığın geride bıraktığı yıllara penceresinden ‘keşke’lerle yaşama veda eden birinin yaşamı kadar iç karartıcı olamaz. Geçen her dakikanın geri gelmeyeceğini hatırlamak en büyük nimet olsa gerek insanoğlu için.

    Kısa ama yüreği büyük bir öykü. Kendi değerlerinden kopup başka vatanlara hayranlık duyan topluma karşı getirilen ağır eleştirilerin yanında, eskiye duyulan özlemle gelen yeni neslin duyarlılık ve samimiyet yoksunluğu çokça boca edilmişti sayfalara. Eskinin özlemiyle ifade edilen cümleler sıkar beni hep. Bir asır önce de eski aranırdı, şimdi de aranır, yarın da dile getirilecek fazlasıyla. Fakat tümden de olumsuz yaklaşamıyorum çünkü kolaylaştırıcı olabilmesi için uğraşılan, insanoğlunu daha ‘hızlı’ hale getiren araçlar, vaktin nasıl aktığını, günün ve ayların bilincinde olmadan geçtiğini acı gerçekle çok iyi öğretiyor bizlere… Çok da anormal gelmiyor açıkçası ‘eski’ söylemleri.

    İki ayrı beden, iki ayrı ruh, yılların susuzluğunu gideremez bazen. Ruhunun yangınını söndüremeyen Gretta’yı, çocuğu da, ev işleri de yazısına hüzünlü boyun eğişinden kurtaramazlar. Bir zamanlar birlikte vakit geçirdiği, şarkı söylediği, kollarında kendini emin hissettiği kişi, evli iken bile hiç dindirmez kalbinin ıstıraplı şarkısını.
    Geçmişin kapanmayan perdesinin ardında trajik havaya bürünen son sayfalar. İçi dağlar insanın.

    Canetti - “Ölüler”

    "İnsan ruhunun yüce mucizesi: Anımsama ve bu sözcük beni çok etkiliyor, sanki kendisi çok eskiymiş, unutulmuş ve yeniden ortaya çıkarılmış gibi.”

    İnsan ruhunun tümörü: Anımsama ve bu sözcük onu çok kırıyor, sanki kendisi çok yeniymiş, unutulmamış ve hiçbir zaman geri gelmeyecek gibi.
    Canetti’nin umutlu anımsama cümlesine karşı Gretta’nın, uydurduğum halet-i ruhiyesi.

    Geride iyi hatırlanacak anılar, ileriye baktığımızda ise taze umutlar günışığı gibi aydınlık olsun.