• Bir şiiri neden seversin, ey okur. Nedir seni çeken bir şiire? Anladıkların, içine işlediğinde için için bir yangına neden olur ya, ormanlarca. Belki o yüzden seversin şiiri. Ya da bir sevgilin vardır güzel gözlü, onun dalgalanan saçları dolanır mısraların arasında Belki budur nedenin. Fazla mı romantik oldu bu?O zaman seni isyana teşvik eder şiir, damarındaki kan daha bir coşkulu, daha bir gürül gürül, daha bir kırmızı akar. Belki de bundandır sevgin. Hatta bazen sırf ne dendiğini anladığın için bile sevebilirsin şiiri. Örneğin;

    Cladue diye bir ülke kuşların ürküttüğü
    tüylü sevişmesi yağmurlu geyiklerin
    kırık masallarının uzaktan göründüğü
    lesbos adasındaki bitmemiş şiirlerin
    İçinde gizli anlamla bu satırlar seni anlamaya sevk eder, düşünür ve seversin. Başkaları belki de hiç beğenmez bu şiiri. Ya da:

    Ben senin en çok sesini sevdim
    Buğulu çoğu zaman, taze bir ekmek gibi
    Önce aşka çağıran,sonra dinlendiren
    Bana her zaman dost, her zaman sevgili
    Sevdiğini aklına getirdiği için sevebilirsin bu şiiri. Ya da fazla duygusal sayıp yüzüne bile bakmazsın. Bir de;

    Bekle zafer şarkılarıyla caddelerinden geçişimizi
    Bekle dinamiti tarihin
    Bekle yumruklarımız
    Haramilerin saltanıtını yıksın
    Bekle o günler gelsin İstanbul bekle
    Sen bize layıksın
    Bir kez daha fethedesin gelir şehr-i azizi okuyunca bu satırları. Kırmızı bir atkı örter korkaklığı, gözlerindeki. Ya da hiçbir şey hissetmezsin, dokunmadan sana, akar gider üzerinden. Ya da divan şiiri:

    Tiz-i reftâr olanın pâyine dâmen dolaşır
    Erişir menzil –i maksûduna aheste giden
    Söylenişine vurulursun beyitin diline dolanır, zaman zaman söyler durursun. Ya da damda faytonla dolaşan bir defterdar kahkahalar salar seni.
    Seversin bir şiir ve bir nedenin vardır. Biz de İnsan Olun Biraz ekibi olarak kafamızı kurcalayan bir şiirle sorunlar yaşamaktayız, zaman zaman bizi dinleyen bir topluluk bulabilirsek eğer sevdiğimiz bir şiir dillendiririz hafiften ama neden severiz çözemedik. Ne anlatır bilemedik, şiir. Bir de İnsan Olun Biraz sakinlerine danışalım dedik. Metin üzerinde çalışmalar bölümünün ilk ve tek sorusu: Şair bu şiirinde ne anlatmak istemiştir?


    Aman, kendini asmış yüz kiloluk bir zenci,
    Üstelik gece inmiş, ses gelmiyor kümesten;
    Ben olsam utanırım, bu ne biçim öğrenci?
    Hem dersini bilmiyor, hem de şişman herkesten.
    İyi nişan alırdı kendini asan zenci,
    Bira içmez ağlardı, babası değirmenci,
    Sizden iyi olmasın, boşanmada birinci…
    Çok canım sıkılıyor, kuş vuralım istersen.
  • 283 syf.
    ·Beğendi·9/10
    "Duyduğum sesler Tanrı'ya aitti! Beni hiçbir zaman aldatmadılar." Jan en sonunda görmüş ve anlamıştı. İşte mucize oradaydı: söz verilmiş olan büyük zafer buydu. Zafer, kılıç sesleriyle ve kurtarıcı şövalyelerin başarılarıyla kazanılmamış, tek başına Tanrı'nın sayesinde kazanılmıştı. Tüm zamanlar için bir zafer ve başarı, ülkesi içinse bir şeref ve tarifsiz utanç tacı.
    ---
    -Merhaba arkadaşlar, ben Hun
    -@okuyanbirvizigot ile yeni bir tema kararı aldık. Bu yüzden en baştan bir sayfa açmak istedik. Amacımız kitap paylaşımları yapmayı sürdürmek olsa da, bunu dijital görsellerle düzenlemeyi planladık.
    İlk paylaşımı önceden okuyup da tanıtmadığım bir eserle yapacağım. Kitabımızın adı: "Kutsal Bakire Jan Dark Yaşamı ve Ölümü"
    -Jan Dark veyahut Jeanne d'Arc 15. yy. Fransa'sında yaşamış gerçek bir kişiliktir. Kendisi bir efsane değildir fakat efsanevi bir karakteri vardır. Doğrusu bir Fransız köylü kızının o çağda bu denli ilginç işler yapması, dönemin şartlarınca tuhaf ve olağandışı karşılanmıştır.
    -Jan Dark'ın asıl gayesi Fransa'nın, İngiltere'ye karşı muzaffer olması, Fransa kralının tacını Reims'te giyip Fransa halkını zaferlere taşımasıdır. Fakat Jan Dark'ın bir özelliği vardır. O meleklerin sesini duyuyor ve onlardan komut alıyordur. Hatta öldürülmeden önce Tanrı'nın sesini duyduğundan da bahsetmiştir.
    -Jan Dark, gerçekten de başarıları sayesinde Fransa kralının tacını takmasında öncü rol model olmuşsa da, sonraki muharebelerde algıları onu yanıltmış ve düşman saflarına esir düşüp günler boyunca Hıristiyan din adamları tarafından sorgulanmıştır. Onun erkeksi tavırları ve Tanrı'dan aldığını iddia ettiği emirler hali ile o dönem Hıristiyanları tarafindan hoş karşılanmamış ve kendisi cadı ilan edilerek idam edilmiştir.
    -İlgililerine böyle bir ön bilgi verelim. :)
  • DÖRT AYAKLI ASALET
    “Dokuz yaşında ata bindim; ve yalan olmasın, bir daha inmedim. Her binişimde büyüdüm ve her inişimde küçüldüm. At, insan ruhundan yere damlayıp şekillenmiş ve sonra insanı sırtına almaya gelmiş bir müjdecidir: Zafer, fetih ve asalet müjdecisi...” “At’a Senfoni” kitabında böyle diyor üstad Necip Fazıl Kısakürek... Bana bu olağanüstü varlığı sevdiren, onunla ilgili bu satırları yazdıran Necip Fazıl. Atlara yüklediği şu payenin bir sebebi olmalıydı; “Sahte insanlık ve kahramanlık kadrosunda hiçbir hâs isme layık görmediğim destanı at için yazdım.”
    İzlediğim her belgeselde, okuduğum her destanda, incelediğim her kaynakta, bu “Hayvan dünyasının en ileri unsuru.” gözümde daha da büyüdü. Ben de, “İçimdeki at sevgisini daha fazla dizginleyemeyeceğim.” diyerek, düştüm Veliefendi yollarına… Yakından da gördüm, inceledim ve daha da büyülendiğimi hissettim. Ne yalan söyleyeyim, iri yapıları, beni önce biraz ürküttü. Kocaman dişlerini de görünce, hemen yanımdaki seyise, aklıma ilk gelen soruyu sordum, “Isırır mı?…” Hiç tereddütsüz, “Isırır!” deyince, yüzümün aldığı şekli tahmin bile edemezsiniz.  Yaklaşmaya çalıştığım ilk at, biraz huysuzmuş meğer. İnsanlardaki gibi onların da huyları farklı farklıymış. İnsana en yakın hayvanın at olduğunu, insan gibi ruhsal bir hayata sâhip olduklarını, hatta rüyâ bile gördüklerini o gün öğrendim. Neyse ki sonunda uysal bir at bulabildik. Biz yine de baştan gönlünü hoş tutalım dedik, dostumuzun önce karnını doyurduk. İnanır mısınız, ona bu kadar yakın olmak, paha biçilemez bir duyguydu. Daha da yakın olmak istedim. Ata bindim ve kendimi başka bir dünyada buldum! Başım göğe ermişti sanki… Yelesini okşadıkça, kalbimin pır pır attığını fark ettim. Ne otomobile, ne trene, hatta ne uçağa benziyordu bu… İki canlının “seyahati” ne de olsa… Atların duygusal olmaları, onlar hakkında yapılmış araştırmaların en güzel gerçeği. Atın ağladığını biliyor muydunuz meselâ? Çok kuvvetli hislere sâhipler. En ufacık tehlikeyi, ilgiyi, sevgiyi, korkuyu, her şeyi hemen hissediyorlar. Aman diyelim, kandırmaya falan kalkışmayın. Çünkü atlar, insan sesindeki farklı duyguları sezebiliyorlar. İşitmelerine gelince, bir insanın duyamayacağı uzaklıktaki sesleri de duyabiliyorlar. Algılarının bizimkilerden çok daha gelişmiş olduğunu, çevresindeki herhangi bir sesi duyup, etkilenebildiğini söylediler. Ertesi gün yarışı varmış “bizimkinin”; birbirimize doyamadan vedalaşma vakti geldi.                                            Eda Akay
  • 240 syf.
    ·7 günde·Beğendi·8/10
    Sürekli Finlandiya’ya gidip gelen ve çok seven Grigoriy Petrov’nin fikirlerini bizlerle paylaştığı muazzam bir kitap. Tamamen bağımsızlığı bile kendine ait olmayan Finlandiya’nın gelişerek gelişim seviyesi yüksek bir ülke olma yolculuğunu görüyoruz.

    İsveç’e bağlı olan Finlandiya’nın İsveç-Rusya savaşından sonra Rusya’nın eline geçmesi ve Rusya’nın Finlandiya’ya bize mi bağlı olmak istersiniz yoksa kendi bağımsızlığınızı mı kurmak istersiniz diye seçenek sunmasıyla başlıyor her şey. Grigoriy Petrov düşüncelerini herkese aşılamaya çalışıyor. Eğitim konusuna çok dikkat ediyor. Herkesin okuma yazma seviyesine yükselerek kendilerini araştırmalar yaparak yükseltmesini arzuluyor. Mühendis, avukat, öğretmen gibi meslek sahibi olmakla bir yere gelinmediğini, mesleğin hakkını vererek vatanına ve milletine hayrı dokunan bireyler olunmasını istiyor. İstediğiniz kadar paranız olsun, istediğiniz kıyafetleri giyerek havalı olunuz bunların hiçbirinin sizi aydın yapmadığını, aydın olmanın halkın vicdanını ve zekasını yükseltmekle olacağını vurguluyor.

    Ebeveynlerin çocuklarını yetiştirme konusunda özverili olmaları gerektiğini, onlara bir şeyi yap demekle yetinmemeyi ve yapmalarını istediğiniz şeyi onlara yaparak örnek olunması gerektiğini söylüyor. Her şeyden önce ilk olarak kendimize bakmamız gerektiğini ve kendimize çeki düzen verdikten sonra gerisinin geleceğine inanıyor.

    Kitapta Kötü Ruh ve İyi Ruh’un birbirlerine karşı oluşturdukları tezleri savunmalarını görüyoruz. İyiliği savunanların hiçbir zaman bitmeyeceği gibi bu iyiliği yıkmaya çalışan kötü ruhlar her daim olacaklardır. “Çünkü iyilik ve doğruluğun canlı meşalelerinin sayısı ve bunların yaydığı ışık henüz yeteri kadar fazla değil. Hayatın kurucusu olacak ve dünyadaki uyumu muhafaza edecek insan sayısı az. Bahar geldiği zaman taze otların kar ve buz altından çıkması gibi, aydınlık fikirler, duygular ve hoşgörü de yavaş yavaş ve ilk başlarda güçlükle de olsa, bitmek üzere olan kaosun çatlakları arasından baş göstermektedir.”

    İyi Ruh’un düşünce, vicdan ve iyilik ışıkları taşımaktan yorulmaması ve daime yakması üzerine yazımı bir alıntıyla sonlandırmak istiyorum. “Siz de hiçbir zaman sönmeyin. Kendiniz de yanın, başkalarının da yanması sağlayın. Kuruculuk görevinizi ister köyde ister şehirde, parlamentoda, orduda, Eğitim Bakanlığı’nda veya herhangi başka yerde, kısacası, nerede yaparsanız yapın, ama bulunduğunuz her yerde yanmaya devam edin! Ani bir şekilde, bir günlüğüne, bir haftalığına veya bir aylığına bir tutuşup sönmeyin, sürekli yanın! Yanın ve başkalarının da yanmasını sağlayın. Yolunuza engeller çıkacak, başarısızlıklar olacak, düşmanlarınız, yaptığınız işe karşı gelenler bazen zafer elde edecekler, ama siz sönmeyin. Ümitsizliğe kapılmayın! Hiçbir zaman ellerinizi indirerek vazgeçmeyin!”
  • Karanlıkta radyo spikerinin sesi duyulur...

    RADYO SPİKERİ — Uzun süredir kamuoyunu meşgul eden, kadın terörist Sevim Taşanın yakalanması için başlatılan geniş çaplı operasyonlar sürüyor. Sürekli kılık değiştirdiği için kamuoyunda Binbir Surat Sevim olarak anılan teröristin, bir türlü yakalanamaması em niyet teşkilatını güç durumda bıraktı.. .Emniyet Müdürü Mehmet Öztopuz eleştirilere karşılık, yaptığı açıklamada ‘Sevim Taşan on iki saat içinde yakalanmazsa istifa edeceğim’ dedi...

    Yavaşça aydınlanan karakolda gergin saatler yaşanmakta.. Komiser telefonda ter atmakta.. Komiser Yardımcısında derin sessizlik...

    KOMİSER — Tabii efendim. Haklısınız efendim.. Ayrıca beni bu göreve seçmeniz duygulanmama sebep oldu efendim.. Zaten yakalamak üzereyiz efendim.. Çok güzel bağırıyorsunuz efendim. Ne güzel kapattınız telefonu efendim.. Hörmet ederim efendim... Komiser telefonu kapatır ve yumruğunu masaya vurur.

    KOMİSER — Nerede ulan bu kadın?! Bulamadınız değil mi? Akraba evliliklerinin talihsiz mahsülleri!.. Ah, ülserim azdı gene.. Amir saat üçte buraya gelecek! Nerede ulan bu kadın?

    Bekçi Rıza ve Temizlikçi Kadın Hatice Bacı hızla içeri girerler...
    BEKÇİ — Getirdim amirim!
    KOMİSER — Kimi getirdin?
    BEKÇİ — Kadım amirim!
    KOMİSER — Kadını mı?
    BEKÇİ — Amirim gelecek dediniz ya amirim! Amirim gelince ortalığı temiz görsün dediniz ya amirim! Ben de düşündüm, amirime karşı, amirim mahçup olmasın, amirim ortalığı pis görürse amirime kızar, beni de döver sevdiğim.. yani amirim!
    KOMİSER — Rıza! Evladım! Ne diyorsun sen be!
    BEKÇİ — Amirim gelecek dediniz ya amirim! KOMİSER— Eee?
    BEKÇİ — Ben de amirim gelince ortalığı temiz görsün di ye, temizlikçi kadın getirdim amirim.. Tanıştırayım amirim.. Amirim, temizlikçi kadın!
    KOMİSER — (Yardımcısına) Suat! Bu Rıza’yı götür, klozete dök! Üstüne de sifonu çek, gel!
    HATİCE — Müsaadeniz olursa, ben vazifeme başlayabilir miyim hanımım!
    KOMİSER — Hanım mı?
    BEKÇİ - Amirim kusura bakmayınız, Hatice Bacı ekseriyetle ev temizliğine gittiği için, ağız alışkanlığı mahiyetinde bir dil sürçmesi iktiza etti amirim!
    KOMİSER - Sus Rıza! Sus! Susmakla da yetinme, hızla dışarı çık! Senelik iznini al, memleketine git ve orada öl!
    BEKÇİ - Başüstüne amirim!.. Yalnız, ben senelik iznimi, geçen hasat zamanı kullandım amirim?
    KOMİSER YARDIMCISI - İzninizle komserim Rıza!
    BEKÇİ - Buyrun!
    KOMİSER YARDIMCISI - Siktir git!
    BEKÇİ - Başüstüne amirim! Bekçi hızla çıkar...
    KOMİSER YARDIMCISI - Hadi sen de, temizlik mi yapı yorsun, ne yapıyorsan yap!
    HATİCE - Başüstüne! (türküye ve temizliğe başlar) çıt çıt çıt çedene de sar bedeni bedene.. Dünya dolu yar olsa da alacağım bir tene...
    KOMİSER - Ne oluyor be! Ne oluyor!
    HATİCE - Müsaadeniz olursa, ben vazifemi yaparken bir türkü okumak mecburiyetindeyim. E, adetim böyle.. (YENİDEN TEMİZLİĞE VE TÜRKÜYE DÖNER) Çıt çıt çedene de sar bedeni bedene.. Dünya dolu yar olsa da alacağım... Kanamalı bir hasta için A grubu er aş ne gatif kan aranmaktadır Kan verecek olanların Kızılay Kan Merkezine müracaatları rica olunur.. bir tanee.. Çıt çıt çedene de sar bedeni...
    KOMİSER - Bu ne biçim türkü be?
    HATİCE - Çok güzel bir türkü! Radyodan duyup ezberledim! Bilhassa bu, ortasındaki kanlı konuşma bana çok dokunuyor..
    KOMİSER YARDIMCISI - O bölümün türküyle alakası yok salak! Yayını kesmişler!
    HATICE - Kesmişler mi? Kim kesmiş?
    KOMİSER - İşine bak hadi, işine!.. Hey Allah'ım bir bu eksikti.. Suat ne yapacağız oğlum? Bir çare söyle.. Vaktimiz azalıyor!.. Amir de bize güvenerek istifa edeceğim, diyor.. El kondüsyonuyla gerdeğe giriyorlar!
    KOMİSER YARDIMCISI - Komserim, iz üstündeyiz ama kadının eşgali belli değil! Böyle bir kadın var mı, yok mu, o bile belli değil!
    KOMİSER - O ne demek öyle?
    KOM. YARD. - Basının çizdiği bir tip var ortada.. Gazeteler bir canavar yarattı, bize de yakalamak düştü!.. Amire söyleseniz, iki gün sonra gelse?
    KOMİSER - Ulan adam bize içli köfte yemeye mi geliyor? Ne diyeyim yani? "Bugün çamaşır günümüz, iki gün sonra buyrun' mu diyeyim?.. Ah.. ülserim.. Saat üçe kadar bu kadını bulmak zorundayız!
    KOM. YARD. - Daha doğrusu BİR KADIN bulmak zorundayız.. Eşgali bilinmediğine göre..
    KOMİSER - Eveeet! Bravo lan Suat! Netice itibariyle, herhangi bir kadın bizim işimizi görür!
    KOM. YARD.- Tabii. Yeter ki, sırtı zayıf, aldığımızda gürültü çıkarmayacak biri olsun. KOMİSER - Nereden bulacağız bu kadını?

    Komiser ve Yardımcısı, durur, düşünür ve aynı anda, aynı karara varıp Hatice 'ye dönerler.. Birbirlerine bakarlar.. İşte, aradıkları kadın bulunmuştur.. Komiser hemen telefona koşar...

    KOMİSER - Alo.. Benim, sayın amirim! Müjde efendim müjde! Sevim Taşan' ı yakaladık efendim! Evet efendim!.. Hayır efendim, maalesef sağ olarak!.. Yok efendim, bizim terfide falan gözümüz yok.. Ama siz nasıl münasip görürseniz. Tabii efendim, derhal basma ve televizyona haber veriyoruz efendim! Komiser telefonu kapatır... Ferahlamıştır..

    KOMİSER - Güzeeel.... Şşşt.. Sen.. Gel bakayım buraya gel..

    Hatice komiserin yanına gelir..

    KOMİSER- Senin adın ne?
    HATİCE - Hatice.
    KOMİSER - Bak Hatice, bu böyle olmaz. Senin adın da Hatice, benim adım da Hatice! Karışıklık oluyor. Onun için bundan böyle senin adın Sevim Taşan olsun!

    — II—

    Hatice, üstü silah ve örgütsel dokümanla dolu masanın ardında teşhir edilmekte.. Basın mensupları fotoğraf çekmekteler...

    HATİCE — Ne oluyor? Yahu kardeşim kirletmeyin ortalığı! Daha yeni temizlemişim.. Basmayın. Çamurlu ayaklarınızla ortalığı kirletmeyin!

    Radyo spikerinin sesi duyulur...

    RADYO SPİKERİ — Sevim Taşan, basına gösterildiği sırada, “çamurlu ayaklarınızla yolumuzu kirletemeyecek siniz! Zafer bizim olacak!” şeklinde slogan attı!.. Teröristin evinde yapılan arama sonucunda, bir adet uzun namlulu koca, çeşitli çap ve markada yoksulluk ve çok sayıda örgütsel doküman bulundu!

    — III —

    Sorgu odası... Hatice sandalyede oturmakta.. Yüzünde sorgu ışığı.. Sivil Sorgucu sandalyenin etrafinda dolanıp durmakta.

    SORGUCU — Ne alırsın. Sana bir meşrubat ikram edelim. Gazoz? Kola?
    HATİCE — Yok.. Sağolun, miğdemi ağrıtıyor.
    SORGUCU — Merak etme, miğdene bir şey olmaz. İçmeyeceksin ki!
    HATICE — Ya?
    SORCUCU - Bize şişesi lazım!
    HATİCE - Nasıl yani?
    SORGUCU - Yani, Sevim Taşan olduğunu inkar etmeye devam edersen, birazdan anlayacaksın!.. Konuş.. Anlat!
    HATİCE - Ne anlatayım?
    SORGUCU - Ne bileyim canım? Başından başla ister sen.. Sanat hayatına nasıl atıldın? Sahneye sadece para için mi çıkıyorsun? Yeni projeler var mı?
    HATİCE - Demek ki aradıkları kadın artis...
    SORGUCU - Konuş hadi, konuş! Anlat! İsimler! örgüt evleri
    HATİCE - Yahu şiddetli bir yanlışlık oluyor. Bir karışıklık oluyor.. Ben ne anlatabilirim ki!? Bizim gibilerin hayatında anlatacak dört kelime var. Doğdum.. Evlendim.. Çalışıyorum.. Çalışıyorum!
    SORGUCU - İnkar ediyorsun yani? Gözlerimin içine baka baka, Sevim Taşan olduğunu inkar ediyorsun!.. Bak, ben alanında uzman bir şahsiyetim.. Çeşitli üstatlardan ders aldım. Meşhur işkenceci Elektrik Kontağı Hamdi Efendi'nin öğrencisiyim. Elimden kimse kurtulamaz!
    HATİCE - Öyle mi?.. Peki, hani artık karakollar naylon olacaktı?
    SORCUCU - Naylon mu? Ne naylonu?
    HATİCE - Yok ula yok, şeffaf diyecektim şeffaf!
    SORGUCU - Haa.. öyle zaten.. Bizim kimseden gizlimiz saklımız yok ki! Herkes, burada neler olup bittiğini bi liyor. Hatta bu sorguları İnter Star yayınlamak istedi de, parada anlaşamadık!
    HATICE - Öyle mi? Ayrıyeten bir de şu husus var, hani karakollor pembekol olacaktı?.. Gerçi ha pembe, ha kara! Neticede kol değil mi?.. Bak, güzel kardaşım, muhabbet hoş da, daha bir sürü işim var.. Ortalık öyle pis kaldı. Amir beyden fırça yiyeceğim Polis milleti bunlar, belli olmaz ki.. Başım belaya girecek.. Ne oluyor burada? Neyse ben gideyim artık.. Çocuklar evde açtır, geç kalıyorum..
    SORGUCU - Otur ulan, oturduğun yerde!.. Böyle saf ayaklarına yatıp, kurtulacağını zannetme!.. Anlaşılan o ki, sen tatlı dilden anlamıyorsun!.. Ben sana biraz kablo getireyim!
    HATİCE - Ne kablosu?
    SORGUCU - Elektrik kablosu!
    HATİCE - Ne?! Yahu ben size ne ettim ki!? Ne suç işlemi şim?
    SORGUCU - Devlet düşmanlığı yapmışsın! Devlete karşı gelmişsin!
    HATİCE - Ben mi? Ben nasıl yapabilirim? Biz devleti tam görmemişik bile!.. Biz gideriz devlet kapısına, kapının üstünde şöyle yazar: GİRİLMEZ!.. yahut da İŞİ OLMAYAN GİREMEZ.. Biz de girmeyiz.. Devlet askerdir, polistir, bir de korucular var şimdi köyde! Benim adım Hatice, soyadım Durdu, buraya temizlik için geldim..
    SORGUCU - Peki, örgütü yeniden toparlamak için ülkemize kim sızdı? Kim bu vatanı bölüp, parçalayıp suyunu sıkmak istiyor? Bu vatanın suyuna pilav yapmak isteyen kim? Bizim pilavın düşmanlara yedirmek isteyen kim? Hı ?
    HATİCE - Vallahi bizim böyle şeylerle alakamız yoktur! Korkarız biz.. Kocamla ikimiz, seçimde oy bile ver meyiz! Gider, paşa paşa cezamızı öderiz!.. Hoş, oy versek de ceza çekiyoruz vermesek de.. Hem ben, yürüyüş bile dikkat ederim. Protesto mrotesto zannetmesinler diye yavaş yavaş yürürüm. İşten eve, iki günde gidiyorum bu yüzden.. Uzun sürüyor yani! Hem sonra devlet bize ne derse biz onu yaparız. Vergi öde derler, öderiz, fiş topla derler, toplarız!
    SORGUCU - Tamam işte! topladığın fişler sana elektrik olarak geri dönecek!.. Sen şimdi kötü yapım Binbir Surat Sevim!.. Beni çok sinirlendirdin! Muameleye başlıyorum!

    Bakkal çırağı içeri girer...

    ÇIRAK - Bakar mısın ağbi?
    SORG -Ne var lan? Sen de kimsin.
    ÇIRAK - Ben bakkalın çırağıyım. Bakkal ağbim dedi ki, şişeleri alıp alıp parasını ödemiyormuş Altı tane şişe kalmış. Ya paraları verin ya şişeleri! Yoksa ağbim sizi polise şikayet edecek!
    SORGUCU - Kes ulan sesini! Şişeler verilir mi? O şişeler vatanın bütünlüğünü sağlıyor! o şişeler birer milli kahraman Ne dersin Binbir Surat, sana altı şişe yeter mi, yoksa bir altı şişe daha getirteyim mi?
    HATİCE - Kabul ediyorum polis efendi. Ben, Sevim Taşan, memnun oldum!

    Karanlıkta radyo spikerinin sesi duyulur...

    RADYO SPİKERİ - Sevim Taşan, ilk sorgusunda samimi itiraflarda bulunup, pişmanlık yasasından faydalanmak istediğini söyledi.. İfadesini kendi hür iradesiyle verdiğini söyleyen ve pişman olduğu için çok sevindiğini belirten Sevin Taşan: Bir daha dünyaya gelsem, yine itirafçı olurdum" dedi!

    Komiserin odası... Bekçi telaşla içeri girer!

    BEKÇİ - Yakaladık amirim! Yakaladık! Başardık amirim! Bulduk amirimi Tuttuk amirim! Ve getirdik amirim!
    KOMİSER - Ne oluyor be? Kimi yakaladınız? Kimi başardınız? Kimi bulup tutup, getirdiniz? Ayrıca bu ne tuhaf cümle?
    BEKÇİ - Sevim Taşan'ı amirim! Binbir Surat Sevim'i yakaladık, içeride amirim!
    KOMİSER - Biz Onu yakalamıştık ya?
    BEKÇİ - Bir tane daha yakaladık amirim!
    KOMİSER - Ne oluyor be? Boğazda Sevim Taşan akını mı var?
    BEKÇİ - Bu, sahicisi amirim! Fakat enteresan bir durum var ki, o kadar şeetmemize rağmen, kendisi Sevim Taşan olduğunu kabul etmiyor. Üstünde kimlik de yok! Yanı vaziyet bu şekilde amirim: bizim, temizlikçi Hatice Bacı, Sevim Taşan olduğunu kabul etti. Fakat essah Sevim Taşan, Sevim Taşan olduğunu red ve inkar ederek, Sevim Taşan mevzuunu kanşık bir ha le soktu amirim!
    KOMİSER — Sus be Rıza sus!... Temizlikçi kadını bıraksak mı?
    BEKÇİ — İfade imzaladı amirim!
    KOMİSER — Ne yapacağız peki?
    BEKÇİ — Biz de amirim, bunu amirim, size amirim, soracaktık amirim! Fakat bu kadın, fena halde dişli çıktı! Aşağıda kendisine epey muamele yaptık, sana mı sın.. veyahut bana mısın, demedi amirim!.. Fakat, bence ikisini aynı hücreye koyarsak, neticeye varabiliriz amirim!
    KOMİSER — Hayır!.. Bence, ikisini aynı hücreye koyarsak, neticeye varabiliriz?
    BEKÇİ — Hiç aklıma gelmemişti! Hay aklınla bin yaşa amirim!

    Karakol kararırken, hücre aydınlanır... Hatice uzanmıştır... Bekçi girer, Hatice’yi dürterek uyandırır...

    BEKÇİ — Hatice bacı! Şşşt.. Hatice bacı...
    HATİCE — Ne var ula ne var!.. Senin yüzünden düştüm buralara!.. Git buradan!.. Gözüm görmesin seni!.. Git buradan, git hadi...

    BEKÇİ — Senin için getirdiğim döner ekmekleri unutu yorsun ama!..
    HATİCE — İstemiyorum artık.. Aylar geçiyor.. Hani kurtaracaktın? Yahu sen benim şahidim değil misin? Sen getirmedin mi beni temizliğe?
    BEKÇİ — Uğraşıyorum bacım.. Bak, sırf seni kurtarmak için essah Sevim Taşanı yakaladım. Fakat inkar ediyor namıssız!.. Yani, senin kurtuluşun, O’nun iki dudağının arasında.. Eğer derse ki ‘Sevim Taşan benim!”, yırttın! Yoksa durum kötü amirim... yani bacım..

    Bekçi çıkar... Sevim Taşan’ı içeri iter...

    BEKÇİ — Gir hadi! Bekçi iki kadını başbaşa bırakır.. Sevim, hücrenin bir köşe sine çöker.. Yorgundur her yanı yara bere içindedir.
    HATİCE— ....Sen Sen Sen O musun? O kahpe sen misin he! Hatice Sevim’in boğazına sarılır.
    HATİCE — O devlet düşman sen misin he? 0, beni malı feden karı sen misin? Niye kaçıyorsun? Devletten kaçılır mı? Sevim yaka sana kurtarır..
    SEVİM — Bırak yakamı be!
    HATİCE — Bunlar benim yakamı bırakıyorlar mı?.. Senin yüzünden çekmediğim eziyet kalmadı... Tamam... Madem geldin, bu işi halledelim.. Hadi, onlara benim sen olmadığımı, senin ben olmadığım, senli benli olmadığımızı, senin benim birşeyim olmadığını söyle! Hadi! SEVİM — ………………….
    HATİCE — Bak çıkınca seni ziyarete gelirim. Sana yemek getiririm. Gelir, tünel kazmana yardım ederim.
    SEVİM - Ben hiçbir şey bilmiyorum !
    HATİCE - O nasıl laf öyle! İnsan kim olduğunu bilmez mi hiç? Hadi güzel bacım, söyle beni bıraksınlar... Sevim alaylı alaylı bakar...
    SEVİM - Yok ya?
    HATİCE - Vallahi... Senin haberin yok, beni mahfettiler. Ben burada çocuklarla babaları evde., ne yiyorlar, ne içiyorlar? Sevim Hatice 'yi iter, bağırmaya başlar:
    SEVİM - Kes sesini be aşağılık kadın! Boşuna uğraşma, sökmez bu numaralar!,, İğrençsiniz Her yolu deneyeceksiniz değil mi?.. Uydurmadan bir canavar yarattınız, şimdi de bana kabul ettirmeye uğraşıyorsunuz!. Siz benim, cani, katil, gözü dönmüş bir canavar olduğum hükmüne vardınız zaten. Gazeteler de yazdı.. Artık kabul etsem ne olur, etmesem ne olur? Mahkemeye ne hacet? Hüküm peşinen verilip infaz yapılıyor zaten!.. Ama her yolu deneyeceksiniz değil mi? Üstü çizilmiş bir hayatın ne önemi var sizin için! Bir insan daha harcamış olacaksınız o kadar!.. Sizin için önemli olan, televizyona çıkarıp "İşte teröristleri yakaladık!" demek Niye anlatıyorum ki bunları?
    HATİCE - Ne Yahu sen ne anlatıyorsun?
    SEVİM - Boşuna uğraşma, diyorum!.. Senin polis olduğunu biliyorum!
    HATİCE - Ne?!
    SEVİM - Bana bak, bu iğrenç oyuna bir son ver artık! Bana, hiçbir şey, hiçbir şey söyletemeyeceksiniz! Hatırlamıyorum! Bilmiyorum! Duymadım!
    HATİCE - Ben mi polisim? Ben mi? Ben mi? Hatice ağlamaya başlar....
    HATİCE - Ben mi? Ne polisi yahu? Allah'ına kurban olduğum, ne polisi? Ben polis değilim! Ben Sevim Taşan'ım!.. Yok.. O da değilim.. Ben Hatice Durdu.. Onun bunun pisliğini temizlerim. Şimdi kimin pisliğini temizletiyorlar bana? Kimim ben? Demek ki var bende birşey! Devlet bu, boşu boşuna yapmaz ki! Herhal, ben bir şey yaptım.. Ama tam ne yaptığımdan benim de haberim yok!.. Allah kahretsin! Devlete karşı geldim ben! Allah beni kahretsin! Allah beni kahretsin!..

    Hatice hücrenin bir köşesine yığılır, sessizce ağlamayı sürdürür. Sevim, bir süre Hatice'yi izler.. Sonra yanına sokulur.

    SEVİM - Peki Sen Kimsin sen. İşte Hatice'yi çıldırtan soru!
    HATİCE - Herkes bana bunu soruyor! Ben de bilmiyorum artık! Sevim Taşan 'sın dediler, kabul ettim! Evet! Ben Sevim Taşanım!
    SEVİM - Seni buldular demek' Niye kabul ettin peki? Nasıl kabul edersin böyle bir şeyi?
    HATİCE - Bana sorgu yaptıkları zaman, dört kere sigorta attı bili misin sen?.. Zaten yalan değil ki! Suçluyum ben! Koskoca devlet bu, yalan söyler mi hiç? Bana, "Sen Sevim Taşan'sın! dediklerine göre, bir bildikleri vardır! Koskoca devlet bu, yalan söyler mi hiç?
    SEVİM - Saçmalama! Sen hiçbir şey yapmadın!
    HATİCE — Öyleyse niye Yapıyorlar bunu bana? SEVİM — ………….. Eeee? Şimdi ne olacak?,. Direndim... Her şeye karşın direndim teslim olmadım onlara.. Peki, bu işkenceye nasıl direneceğjm? Onlara bir suçlu gerekiyordu Onu da bulmuşlar işte! Nereden çıktın sen be?... Hadi, bırak ağlamayı da konuşalım biraz... Adın neydi Senin?
    HATİCE — Sevim...
    SEVİM — Hayır asıl adını soruyorum
    HATİCE — Hatice Taşan Sevim Durdu!, Sevim Hatice Durdu!
    SEVİM — Allah’ım akımı yitiriyor bu kadın.. Ne yapacağım şimdi?.. Bu garibandan ne istediniz be!!!
    HATİCE —.Bağırma Sus! Devlete bağırılmaz Devlet öyle bir eder ki insan mahfeder! Sen kimsin ki, bağırıyorsun devlete!. Şikayet edeceğim seni!
    SEVİM— Kendine gel Hatice!.. Ne olursun. Düzelecek her şey.

    Sevim dışarı doğru seslenir...

    SEVİM — Heeey! Poliiis! Buraya bakın Ben yeniden ifade vermek istiyorum.
    HATİCE — Sen hiçbir şey veremezsin Çekil oradan. Komiser, Yardımcısı ve Bekçi koşarak içeri girerler..
    KOMİSER — Ne oluyor burada?
    SEVİM — Ben Sevim Taşan olduğumu...

    Hatice herkesi susturacak biçimde haykırmaya başlar:
    HATİCE — Evet! Evet! Evet! Evet! Herkesi ben öldürdümm! Hatta eceliyle ölenleri bile! Örgüt mensubuyum ben!
    SEVİM — Hatice...
    HATİCE — Evet evet, örgüt mensubuyum ben! Beni bu işe, İhsan Sabri Çağlayangil tevşik etti!
    BEKÇİ— O da kim?
    HATİCE — O, bir çeşit Celal Bayar’dır.. Ve haberlerde yaşar! Ayrıca teşkilatımızda Müzeyyen Senar da vardı! Ama ben emirleri Kayahan’dan alıyordum! İtiraf ediyorum, polis efendi, san saçlarımdan ben suçlu yum!
    SEVİM — Sus Hatice! Yalvarırım sus!
    HATİCE — Evet Sevim Taşan benim!.. Aslında ben Sevim Taşan da değilim! Nene Hatunum ben! Muhacirlik zamanında cephedekilere lavaş ekmek götürdüm. Ben hiçkimse değilim ulan!.. BEN HİÇ KİMSE DEĞİLİİM ULAN. KONUŞ!.. SÖYLE!.. CEVAP VER!.. BEN KİMİM ULAN!.. KİMİM BEN!.. KİMİM BEN!.. KİMİM BEEEEEEEN!...

    KARANLIK

    1992- Haziran
  • 145 syf.
    ·Beğendi·9/10
    İncelememe konu olan bu kitabın ilk bakışta ismi bana çok etkileyici gelmişti :Var olmak .Sahi var olmak nedir ? Kuşkusuz bu soruya yüzlerce farklı şekilde cevap verilebilir.Gelin bu soruya ahlak felsefesi alanında çalışmış,Cumhuriyet döneminin ünlü düşünürlerinden biri olan Nurettin Topçu ‘nun ağzından yanıtlayalım .Topçu ‘ya göre var olmak ;düşünmek ,hareket etmek ,istemek ve sevmektir .Kitap ilk başta bu cümlelerle karşılıyor bizi .Sonra ise alabildiğine değişik başlıklar altında (Bilmek,günah,affediliş,benlik,yalan,dua ,çocuklar,Zafer ,çile vb.) Topçu’nun fikir dünyasına konuk oluyoruz.Konular çeşitli olunca düşüncelerimiz de bir uçtan diğer uca doğru sürükleniyor haliyle.Örneğin bir sayfada günahtan bahsedilirken diğer sayfada affedilişten bahsediyor yazar.Yer yer bazı sayfalarda Mehmet Âkif ‘ten,Oscar Wilde ‘dan,Paskal ‘dan alıntılar karşılıyor bizi.Kitabın neredeyse her sayfasında bilmediğim bazı kelimelere denk geldim ,bu nedenle bir deftere bu kelimeleri ve anlamlarını yazıp ,okuma serüvenimi kesintiye uğratmadan daha bilinçli bir şekilde devam ettirdim.Üstelik bu kelime listesinin bana çok şey kattığını da itiraf etmem gerek .Ayrıca kitapta kimi satırlar bende nokta atışı etkisi oluşturdu,bu yüzden birkaç kez okuma gereği duyduğum bir sürü çarpıcı paragrafla karşılaştım .Örneğin şu paragraf “Bin nedametle nihayet anladık ki dünyada belki her şeyi bulmak kolay, kendini bulmak zormuş. Kendimizi nerede bulalım? Kendi dışımızda nereye koştuksa gurbette kaldık” (Not :Nedamet -Pişmanlık) ya da şu paragraf “Hayatımız, bilmecelerle doludur: Suyun berisinde bir adam öldüren katildir de ötesindekini öldüren neden kahramandır? Her tezlil, her küçük düşürme ahlaksızlıktır da müsabaka neden meşrudur? Vurmak neden zulümdür de yenmek niçin şereftir? Millette birlik neden saadettir de düşmanı yenen alkışlanır? Tanrı neden bir çoklarınca yoktur da taşlanır? Tarih neden menfur bir dramdır da yine tekrarlanır? Ölüm niçin en kuvvetli derstir de hepimiz için manasız kalır?” Bunun gibi onlarcası kitapta yer almakta ve bu nedenle kitap, ara ara okumam ve üzerinde tekar tekrar düşünmem gereken başucu kitaplarım arasında şimdiden yerini aldı.Tavsiyem zevkle okuduğum bu kitabı ,sindire sindire okumanız yönündedir .Şimdiden herkese iyi okumalar dilerim.Sağlıkla kalın:)