• "Bir kez kendini bulmuş olan kişinin bu yeryüzünde yitirecek bir şeyi yoktur artık. Ve bir kez kendi içindeki insanı anlamış olan, bütün insanları anlar"
  • İki şey çözümsüz görünen problemleri bile çözer:
    1- Bakış açısını değiştirmek
    2- Karşındakinin yerine kendini koyabilmek

    İki şey yanlış yapmanı engeller:
    1- Şahıs ve olayları akıl ve kalp süzgeçinden geçirmek
    2- Hak yememek

    İki şey kişiyi gözden düşürür :
    1- Demagoji (Laf kalabalığı)
    2- Kendini ağıra satmak (övmek, vazgeçilmez göstermek)

    İki şey insanı 'Nitelikli İnsan' yapar:
    1- İradeye hakim Olmak
    2- Uyumlu Olmak

    İki şey 'Ekstra Değer' katar:
    1- Hitabet ve diksiyon eğitimi almak
    2- Anlayarak hızlı okumayı öğrenmek

    İki şey geri bırakır:
    1- Kararsızlık
    2- Cesaretsizlik

    İki şey kaşif yapar:
    1- Nitelikli çevre
    2- Biraz delilik

    İki şey ömür boyu boşa kürek çekmemeni sağlar:
    1- Baskın yeteneği bulmak
    2- Sevdiğin işi yapmak

    İki şey başarının sırrıdır:
    1- Ustalardan ustalığı öğrenmek
    2- Kendini güncellemek

    İki şey başarıyı mutlulukla beraber yakalamanın sırrıdır:
    1- Niyetin saf olması
    2- Ruhsal farkındalık

    İki şey milyonlarca insandan ayırır:
    1- Sorunun değil, çözümün parçası olmak
    2- Hayata ve her şeye yeni (özgün, orijinal, farklı) bakış açısıyla yaklaşabilmek

    İki şey gelişmeyi engeller:
    1- Aşırılık (mübalağa, abartı, ifrat)
    2- Felakete odaklanmış olmak

    İki şey çözüm getirir:
    1- Tebessüm (gülümseme)
    2- Sükut (susmak)

    İki şeyin değeri kaybedilince anlaşılır:
    1- Anne
    2- Baba

    İki şey geri alınmaz:
    1- Geçen zaman
    2- Söylenen söz

    İki şey ulaşmaya değerdir:
    1- Sevgi
    2- Bilgi

    İki şey "hayatta önemli olan her şey" içindir:
    1- Nefes alabilmek
    2- Nefes verebilmek

    "Allah, iradesini hakim kılmak için yeryüzündeki iyi insanları kullanır"

    "Yeryüzündeki kötü insanlar ise kendi iradelerini hakim kılmak için Allah'ı kullanırlar. "
  • Birçok ruhaniler meclisinde kadının bir ruhu bulunup bulunmadığı hararetle tartışılmış, kısaca bir insan sayılıp sayılmayacağı konusunda çeşitli bilginlerce çeşitli yazılar kaleme alınmıştır. Yüzyıllar boyunca etkinliğini sürdüren cadı hezeyanı ve cadıların ateşte yakılması, bu sorunla ilgili olarak bir zamanlar içine düşülen yanılgıları, o müthiş bocalamaları ve şaşkınlığı hazin şekilde belgelemektedir. Kadın, sık sık bütün bela ve musibetlerin nedeni olarak gösterilir. Örneğin, Tevrat’ta insanların cennetten kovulmalarına yol açtığı anlatılır. Homeros’un “İliada”sında ise bir yığın ulusu felaketin kucağına bir tek kadının sürüklediği hikâye edilir. Her çağın destan ve masallarında kadının ahlaksal yetersizliğine, rezilliğine, hainliğine, iki yüzlülüğüne, bir kararda durmayışına ve güvenilemeyecek karakterine değinildiği görülür. Hatta “Kadınlara özgü bir hafifmeşreplik” deyimi yasalarda bile yer almıştır. Ve yine kadın, becerikliliği ve çalışma yeteneği bakımından aşağılanmalara konu edilir. Her ulusun anekdotlarında, atasözlerinde ve nüktelerinde yukarıdan bakılarak yerilir kadın, geçimsiz, titiz, kuş beyinli ve aptal (saçı uzun, aklı kısa!) diye gösterilir. Bütün bir zekâ gücü seferber edilerek kadının yetersizliği kanıtlanmaya çalışılır. Örneğin Strindberg, Moebius, Schopenhauer, Weininger gibi yazarlar, kadın karşısında böyle bir tutum sergiler.”
  • "Bağımlılığın her türlüsü sahibine türlü rezaletlikler yaptırır. Özellikle aşk ve sevda, insanı hepsinden fazla maskara eder."
  • Geçmişten geliyorum…
    Acımasızların ülkesinden…
    Vicdanın kırıntısını bile yüreğinde barındıramayanların yürekleri gibi, buz kesmiş bir yerden…

    Hani klişeye gireriz ya, sürekli “savaşlardan nefret ediyoruz,” “savaşlar artık bitsin,” “dünyaya barış gelsin,” nasıl olacak peki? İnsanlar kendi çıkarları için dövüştükçe, bir böcek gibi birbirini ezmeyi sürdürdükçe, nasıl olacak bu dediğimiz?

    Düşünüyorum da… Asırlar boyu, birçok insan, birçok insanı katletti, iktidar uğruna, mezhep uğruna, herhangi bir etnik mensubiyet uğruna, Yahudi diye, Müslüman diye, Nazi diye, katledildiler. Katledildik. Öldük birer birer, bu göğün altında. Dünya nelere şahit olmuş, nelere şahit oluyor ve bundan sonraki zamanda da neleree neleree şahit olacak kim bilir…

    Ben bir Müslüman’ım. Allah bana, kafirle savaş diye emretmiş. Düşündüğümde insanların ideolojileri uğruna birbirlerini öldürmeleri, onlara işkence etmeleri kadar saçma, insanlık dışı bir şey göremiyorum. Evet ben bir Müslüman’ım. Ama Müslümanlığım, insanlığımın bir gereğidir. İnsan olmayan Müslüman nasıl olabilir? O zaman bu paradoksu nasıl açıklayabilirim? İnanın bilmiyorum…

    Kitapta o kadar acımasız şeyler okudum ki, “bunları yapan insan ise şayet, biz neyiz?” dedim. Biz insan isek şayet, peki bunlar ne? Annelik hakları iptal edilen kadınlar, kamplar, toplu katliamlar, işkence odalarında zavallı insanların dinmek bilmeyen acıları, tecavüzler, en iyisi de, estetik bir idam belki… Bu sadistlik, bu acı vermekten duyulan zevk, insanların gözyaşından, acı çığlıklarından besleniş de ne? “İnsan olmanın” hangi kilometre taşını dolduruyor bu acımasız hasletler? Düşünüyorum, düşünüyorum, düşünüyorum ama nereye koysam bu parçayı, hiçbir tabloyu tamamlamıyor maalesef…

    Kitabımızın içeriğine gelecek olursak; dünyanın eli en kanlı katillerinin başında gelen Stalin’in akli dengesinin bozulduğu ve SSCB’nin Üçüncü Dünya Savaşı’nı başlatabilecek bir nükleer bomba projesini tamamlamak üzere olduğu istihbaratını alan Amerika, Stalin’e suikast kararı alır. Lakin Moskova’nın bu suikasttan bir şekilde haberi olur ve macera tam olarak da burada başlar.

    İçerisinde çok fazla karakter barındıran, uzun metrajlı bir film gibiydi Kar Kurdu. Anna, Slanski, Massey, Lukin, Lebel... O kadar içime sindiler ki, o kadar uzun süre geçirdim ki onlarla, gerçekten şimdiden özlediğimi hissediyorum. En iyi dostlarım arasındalar şimdi hepsi...
    Polisiye roman olmasından ötürü içerisinde çok fazla karakter mevcuttu, bazen "bu arkadaş kimdi ya?" dediğim de oldu. Bazen sıkılıp "amaaan ne çok karakter var yaa, bu adam kimdi şimdi?" dediğim de. Ama iyi ki diyorum, iyi ki, sıkılıp yarım bırakmamışım. İyi ki sonuna kadar sebatla okumuşum.
    Dünyanın daha barış dolu bir dünya olmasını, insanların merhametle dolmasını temenni ederek son veriyorum sözlerime.
    Kesinlikle ve kesinlikle tavsiye eder, kitap dolu bir ömür dilerim...
  • İnsanı sessiz kalmaya zorlayan acı onu bağırmaya zorlayan acısından çok daha ağırdır.

    Furuğ Ferruhzad
  • Herkes yağmurdan kaçarken O (sav) cellabesini yağmura tutar; sahabe sorar: "Ya Resûllullah ne yapıyorsun?" Der ki: "Onun ahdi benimkinden daha taze."