• Bazı insanlar hayalgücünün sadece gökyüzüne ait olduğunu sanmakta. Mesela hayalgücü deyince, yıldızlar, gezegenler, bilinmez diyarlar oluşuverir bu insanların kafasında. Halbuki hayalgücü, sadece bunlardan ibaret değildir. Çok fazla bilinmezin, çok fazla belirsizliğin ve çok fazla dünya dışılığın insan zihninde belirmesini kapsar. Bu kitapta da tam olarak bunu görüyoruz.

    Bir grup insanın Zenci Adası isimli bir adayı satın alan bir milyonerin gerekli işler için gönderdiği davetiyelerle adaya gelmesini, geldikleri evde onları bir takım cinayetlerin, ölümlerin beklemesini konu alıyor.

    "Katil kim?" temalı bu kitabın anlatımı öylesine sürükleyici ki Agatha Christie'nin katil olduğuna bile kanaat getirebilirsiniz. Olayların birebir içerisinde buluyorsunuz kendinizi ve bu da sizin gerilime ortak olmanızı sağlıyor.

    Bir dizi cinayetin ardından katilin kim olabileceği konusunda sizin de aklınızda fikirler oluşuyor. Tam anlamıyla katil şudur diyemiyorsunuz. Tahminler yürütebiliyorsunuz fakat bir kanıt sunamıyorsunuz. Bu da sizin, yazarın hayalgücüne ne denli erişebildiğinizle alakalı.

    Kitabın incelemesini gerçek anlamda detaylandırmak isterdim fakat kitap cinayet, polisiye türünde. Bu tür için ise kitaptan ipuçları vermem, kitabı okumanızdaki heyecanı düşürecektir. Bu sebeple kısa tutmak zorunda olduğum için (spoiler vermemek adına) üzgünüm. Fakat birkaç ipucu vererek katili bulmanıza yardımcı olabilirim. Çünkü bu ruh hastası delinin bir an önce ortaya çıkmasını istiyor olacaksınız. Zira ben katili bu sayede kitabın sonunu gözetmeden buldum. Katil olan karakter kitabın sonunda itiraflarda bulunuyor ve katilin kendisi olduğunu polisin anlaması için üç ipucu olabileceğini söylüyor fakat ben bu üç ipucundan epey uzakta aradım katili. Ve buldum.

    Sadece birkaç ipucu;

    İlk olarak bazı karakterlerinde belirttiği gibi bu ruh hastası katil, adaletin cezalandıramadığı suçluları cezalandırmak isteyen bir ruh hastası.

    İkinci olarak bu tür kitaplarda ilk anlatılan karakterlerin suçlu olma ihtimali daha yüksektir. Çünkü yazar, okurun, kendisinin bu denli ön planda bir katil sunmasına inanmayacağını ve başka alternatiflere yöneleceğini bilir.

    Üçüncü olarak katil soğukkanlılığını koruyan birisi olmalıydı. Bu kişiyi siz de görebileceksiniz.

    Dördüncü olarak katilin kim olduğunu bir mantıkla anlayabiliriz. Herkes katilin kendisi olmadığını iddia ederken, tek bir kişi bunu söylemeye gerek bile duymuyordu. Çünkü herkes kendini bir şekilde katil olabilme ihtimali olanların içinden sıyırmaya çalışırken, asıl katil, kendini de bir şekilde bu katil havuzunun içerisine atıyordu. Böylece zihinlerde ona dair bir güven algısı oluşuyordu.

    Son olarak Lombard'a dikkat çekmek istiyorum. Bu karakter bana göre kitabın en zeki karakteri. Katilin kim olduğunu tam sebebiyle görebiliyor fakat kanıt üretemiyordu. Sonra sonra kendisine bile inanmaz hale geldi ve hedef değiştirdi. Favori karakterim Lombard'dı çünkü suçunu kabullenmişti. Ve suçunu kabullenen bir suçlu bu cezalandırıcı ruh hastası katilin gözünde bir riskti. Şiire uygun ölmeyen, hatta katilin doğrudan fiziki ya da psikolojik yolla öldüremediği tek isim olacaktı. Canım Lombard, aptal bir kızın psikolojisinden çıkan kurşuna yenilecekti...
  • Bu kitabı incelemenin ve üzerine yorum yapmanın ne kadar zor olacağını okuyan arkadaşlar çok iyi biliyor olmalılar 🤦‍️
    Suç ve Ceza benim için best of’tu. Karşılaştırmak çok yanlış ama en az Suç ve Ceza kadar etkilendiğim bir kitaptı.


    Dostoyevski size bu kitapta kafasında kurduklarını mı , yoksa yaşanmışları mı anlatıyor algılaması ve anlaması zor bir detay.
    Temelinde ise karakterin benliğini aşırılıcılıkla sorguladığını, onun bu sorgulamayı yapmasındaki nedenleri, hakaret boyutuna giden aşağılamaları bazen kendini yerlere göklere sığdıramamayı, sosyal çevrenin insanın hayatını nasıl değiştirmek zorunda kaldığını anlatıyor. •
    • “Saplantılı” sıfatını kendisine reva gördüğümüz kahramanımız gibi aslında bizler de pekişe fark barındırıyor sayılmayız.
    Başkaldırmaya çalıştığımız düzenin ortasında kısır döngülerin içerisine sokarız kendimizi.
    Yeraltından Notlar bir başyapıt kitaplığınızın görünür bir köşesinde durması gereken bir kitap. •
  • "...hatıra denen o büyülü kendini kandırma sayesinde, tadını çıkarak yaşamak istiyordum; şu da var ki insanın böyle şeyleri kavrayabilmesi o kadar da kolay olmuyor. Kim bilir belki de insanın bunları anlaması için ağrıyan bir kalbe gereksinimi vardır."
    Stefan Zweig
    Sayfa 61 - Iş Bankası Kültür Yayınları
  • Birine aşık olduğumu anlamam... Aşık olmak anlaşılır bir durum değildir. Kimse kendi kendine durup da ben aşık oldum demez. Kimse aşık olduğunu fark edemez. Aşk gizli bir duygudur, insanı birden bire ele geçirir saati, tarihi, mekanı umursamadan. Aşk birden bire gelir, parmak uçlarından, saç tellerine kadar bütün bedenine yerleşir. Bakışların değişir, sesin değişir, dokunuşların değişir. Hayatın değişir. Aşık insanın su içişi bile diğerlerinden farklıdır. Bardağı daha sıkı tutar artık, hayata bağlanması için, hayata sıkı sıkı tutunması için farklı bir sebebi vardır. Çünkü artık kalbi doludur, su bardağının ellerinin arasından kayıp yere düşmesine, kırılıp paramparça olmasına izin veremez. Artık yemeğini yarıda bırakamaz, evden ayakkabılarının bağcıklarını bağlamadan çıkamaz. Artık her şeyi tam yapmak zorunda hisseder kendini. Bunları hisseder, çünkü onu motive eden bir duygu vardır. Onu sıcak tutan, üşümesine izin vermeyen bir duygu. Aşık olduğu insan onu, elini dahi tutmadan ısıtıyordur. İçini ısıtıyordur... Buna rağmen aşık olduğunu anlayamaz. Bir insanın aşık olduğunu anlaması için tek yol, birinin onu kolundan tutup, "Sen aşık olmuşsun." demesidir. Ancak o an anlar. Durur böyle, birkaç saniye boş boş bakar. Ben harbiden aşık olmuşum der... Aşık olmak anlaşılmaz, aşık olmak fark edilir."
  • Oysa bilmelidir insan sahip olduğu şeyler kendisinin değil, onu var edenindir; ama belli ki bunu anlaması için var olması yetmedi insanın bir de ölmesi gerekir.
  • Oysa gözlerimi açtığım anda fazlasıyla karışıktı kafam, yıldırım hızıyla yaşadıklarımı bir kez daha sırasıyla, hatıra denen o büyülü kendini kandırma sayesinde, tadını çıkararak yaşamak istiyordum; şu da var ki insanın böyle şeyleri kavrayabilmesi o kadar da kolay olmuyor. Kim bilir, belki de insanın bunları anlaması için ağrıyan bir kalbe gereksinimi vardır.
    Stefan Zweig
    Sayfa 61 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
  • Anlaşılmamak, anlatamamaktan dolayı değilmiş.İnsanlar gönülleri ile değil, gözleri ile bakıyorlarmış her şeye.Müthiş bir kalabalığın içinde kendini yalnız hissedince, sahiden yalnız olmuyormuşsun.Zaten yalnızlıkta kötü bir şey değilmiş ki.İnsan yalnız kaldıkça anlarmış kendini.İnsanın herkesten önce kendini anlaması, kendine anlatması gerekirmiş Anisa.
    Bunların üstüne bir de sevgiyi sordum dedeme.Sevmek madem bu kadar güzel bir şey, neden her seven acı çekiyor?
    "Sevipte acı çeken insanın sevgisi yeterli değildir.Sevmek insanın kendinde başlar, kendinde biter.Eğer sevgisinden karşılık bekliyorsa, o insan sevmek değil, sevilmek istiyordur.Sevilmek isteyen insan acı çekebilir, ama seven insan acı çekmez evladım.Seven insan, sevmekten başka bir şey düşünmez." dedi.
    Biliyor musun, ben acı çekmiyorum Anisa.Olsun diyorum.Allah bana sevmeyi lütfetmiş.Gönül kirliliğinden, sevgi yetmezliğinden ölecek olan şu dünyada, Allah bana karşılıksız seven, sevebilen bir kalp vermiş.
    İnsanların mutlu olmak için tonlarca sebebi varken, bir gram hüzünle mutsuz olabiliyorlar.Ben sabahları kalkabildiğime mutlu oluyorum.Geceleri gökyüzüyle sohbet ediyor, bir yıldıza derdimi anlatabiliyorum.Seyir halinde olan buluta halini hatrını sorup, her yağmur tanesiyle kendimi daha kalabalık hissediyorum.Mutlu olmak için sebep aramıyorum.Yaşamanın verdiği tatdan dolayı bütün bir ömre şükrediyorum.
    Bilmiyorum.Bu iyi bir şey mi?
    Lütfen iyi olduğunu söyle bana.
    İyi şeylere o kadar çok ihtiyacım var ki Anisa..