Sabırsız Yürek veya Acımak’ı okurken şu soruya cevap arayacaksınız; sevmek mi sevilmek mi? Ve bunu yaparken de vicdanınızın en derinindeki yaralarla yüzleşeceksiniz… En müphem suçlarla!
Diğer yandan merhameti düşünüyor insan. Gerçek, saf merhamet nasıl olmalı? Sayfalar ilerledikçe insanlığını sorgularken buluyor birden bire kendini. Çünkü acımak, merhamet etmek, sevgi, vicdan gibi duygular bizi biz yapan şeyler değil mi? Zweig’in en uzun konulu kurgusu olan bu eser, harmanlamış duyguların arasında tatlı ama zorlu bir gezintiye çıkaracak sizi… Kesinlikle okunmalı!
Bir solukta, bir gerilim filmi izler gibi okunacak bir kitap.
Tabii, altı çizilecek çok da fazla yeri var kitabın. Bir an geliyor durup düşündürüyor insanı: Ben olsaydım ne yapardım, diyor insan.
Sevgi, merhamet, aşk hatta... Derinlemesine çözümlemeler var kitapta. Zweig yine psikolojik tahlilleri bolca yapıyor. Sorguluyor, sorgulatiyor vicdan kavramını.
Elinden bir şey gelmeyen zengin bir baba ve sakat kalmış bir kızı. Elinden gelse tüm servetini dökecek kızını iyilestirebilmek icin. Tıbbın çaresizliği, bir babanın çaresizliği, genç bir kızın çaresizliği...
İyi ki okudum dediğim kitaplardan biriydi.
Kitap bir teğmenin merhamet duygusundan dolayı kötürüm bir kıza olan yaklaşımını ve bu yaklaşımının sonuncunda yaşananlardan bahseder.
Ülkemizde Merhamet, Acımak ve Sabırsız Yürek şeklinde üç farklı isimde basılmıştır.
Sevgi, acıma, merhamet, vicdan gibi kavramların bir insanda nasıl derin bir şekilde yaşandığını bize gösterir. Bunu yaparken bizim de bu duyguları yeterince samimi yaşayıp yaşamadığımızı bize sorgulatır.
Kahramana yaşattığı derin duygularla insanın hisleri karşısında ne kadar çaresiz kaldığını açık bir şekilde görürüz.
Ben kitabı okurken her insanın zavallı bir yanının olduğunu hissettim.
İyi okumalar.
Zweig’in en güzel ve en etkileyici eseri olarak görüyorum.
Vicdan kavramını derinlemesine ele alındığı bir eser.
İlk başlarda arkadaşça başlayan ilişkinin giderek karmaşık bir hal aldığı bu eser de ; Bir yandan koltuk değneklerine mahkum olan genç bir kadın. Aşık olduğu adama karşı derin bir sevgi ve aşık olduğu adamın onu terk ettiği düşündüğü icin intihar eden bir kız. Diğer tarafta da sırf kız sakat diye sevemeyeceğini düşünenen ama asıl sakatlığın kafasında olan ve kalbi merhametle dolu olan bir subayın pişmanlığını ...Olaylar ve duygular başarılı bir şekilde ele alınmıştır.
Zweig.. beşinci kitabı ile tanıştım. Olağanüstü bir gece,Bilinmeyen bir kadının mektubu , Bir kadının hayatından 24 saati, Satranç ve Acımak.
Diğer kitaplarına baktığımızda Acımak kitabı bir hayli uzun, kitaba başlamaya hazırlık aşamasında ilk defa uzun bir Zweig kitabı ile karşılaşmam ona karşı merakımı artırarak okumak için heyecanlandım.
Kitabı okuduktan sonra anladım ki daha önceki kitaplarının bir başrolü varken, bu kitapta beş başrol var hepsinin ayrı ayrı hikayeleri ve tasvirleri mevcut.
Kitabı beğendim, akıcıydı. Ama benim için hala Bilinmeyen bir kadının mektubu en iyi Zweig kitabı. Bu düşüncemde tabi ki kitapları okuduğumuz zamanda kendi ruh halimizin kitap içerisindeki bir olaya /kişiye olan yatkınlığımızın sonucunun etkisi var. Stefan ZweigAcımak
Lisede falan başımızda kavak yelleri eserken okuduğum bir kitap.Yeni baskılarda adı Sabırsız Yürek olmuş.
Bu kadar yıl sonra kitaptan aklımda kalan cümle mealen;
“Acımak iki çeşittir, birincisinde zor durumda birini gördüğünüzde yüreğiniz burkulur ama biraz uzaklaşınca unutursunuz.
İkincisinde yanına oturup derdi neyse çözmeye çalışırsınız, çözemezseniz de oturup beraber ağlarsınız.”
Yüreğime kazınmıştı bu sözler. İkinciyi bir kaç defa denemişliğim de oldu hatta.
Hiç tavsiye etmem paramparça oluyorsunuz. :(
İnsana en çok merhamet yakışıyor. Bence merhamet acımak değil, acıtmamak olmalıdır. Acıma yukarıdan aşağıya olan bir duygu, merhamet ise, yatay bir duygu.
Başkahramanı Teğmen Holfmiller Viyana da zengin bir ailenin düzenlediği baloya katılır. Evin kızı Edith dansa kaldırmak ister fakat kız geçirdiği felç yüzünden sakat kalmıştır. Teğmenın bu hareketi kızda yıkım etkisi yaratır ve Teğmen ne yapacağını bilemez şatodan ayrılır. Ertesi gün Teğmen ,Edith ın gönlünu alıp hatasını telâfi etmeye çalışır ve güller gönderir kıza. Hikâye böyle başlar. Hergün şatoya gider genç Teğmen. Edith genç Teğmen e aşık olur. Bunu öğrenen Teğmen kızdan iğrenir kızı yaratık olarak görür. Acıma duygusu yüzünden başına çok kötü işler geldiğini düşünür ordunun dalga konusu olduğunu düşünür. Teğmen bu durumdan nasıl kurtulacağını planlar ve ordudan ayrılıp gitmek ister. Doktor Kondor buna izin vermez. Eğer giderse bu cinayet olur der. Teğmen mecbur kalır. Kız İsviçre ye gitmeye hazırlanır tedavi için. Teğmen hakknda çıkan nişanlandı söylentilerini yalanlar.Bu yalanı ortaya çıkmasın dıye farklı yere göndilir Teğmen.Edith ise o kadar mâsum ve saf bir şekilde sevdiği Teğmenin onu bırakıp gittiğiini duyunca intihar edip ölür. Teğmen vicdan azabı ile yasmaya çalışır.
"…insanın vicdanı hatırladığı müddetçe, hiçbir hata unutulmuş değildir.’’
Merhamet etmek, Dünya'da hiçbir zaman ve hiçbir yerde görülmemiştir ki maraz doğurmasın. "Acımak" isimli kitabında yazarımız merhamet etmeyi, doğurduğu marazı ve bunun kişide meydana getirdiği ruhi muhteviyatı başarıyla işlemiş.
Kitabı okurken şahsım adına kendimden parçalar bulduğumu söyleyebilirim. Merhamet konusunda şöyle bir savım var: İnsanlar bu konuda 3'e ayrılır. Merhamet edenler, alakası olmayanlar ve merhamet edilenler. Merhamet ettiğiniz zaman bunu belli eder ve kurtulamazsanız bu sizin için bir sancı olur çıkar karşınıza tıpkı başkahramanımız teğmen Hofmiller gibi. Merhamet edilen kişi bunu yanlış yorumlarsa veyahut yorumlamasa dahi marhamet eden kişiye karşı kendini her zaman boynu bükük ve acınası hisseder tıpkı kitabımızdaki diğer başrol Edith gibi. Ve bunun sonucudur ki kitabın bir bölümünde söylendiği gibi hiçbir zaman merhamet edenle edilen arasında bir dostluk oluşmaz. Birde merhametle alakası olmayan bir güruh vardır bahis açmaya bile değmez. Velhasıl hayatta herşeyde bir denge gözetmek gerektiğini düşündüğümden bu konuda da aynı hassasiyet gösterilmelidir.
Son olarak, kitapta engelli bir kişiye gösterilen merhamet ve bunun etrafında gelişen olaylara yer verilmiştir. Kitaptaki engelli karakter Edith'in yaşadıklarından dem vurarak şunu söylemek isterim ki; her engelli bireyi ayırt etmeden, ayıplamadan, toplum içinde gözümüzü dikip bakmadan kabul etmeliyiz. Biz onlara tabiki önem göstererek ama en önemlisi normal bir birey gibi davranmalıyız. Onların duyularının bizden daha hassas olduğunu göz ardı etmeyip bakışlarımızdaki merhameti, sözlerimizde tedirginliği saklamalı ve duygularımızdaki normalliği yansıtmalıyız. Unutmayın hepimizin engelleri var bunun illa göz önünde olması gerekmez.
Gece uzun olacak :( Stefan ZWEİG'DEN yine ruhu acıtan bir eser!! Nasıl bunları yazabiliyorsunuz nasıl!! İnsan bunları yazarken kafayı yemesi bence normal! Ama bunlar bunlarla besleniyorlar... Ben sessizliğimin içsel huzurumu böyle bir eserle yerle bir ettiğim için tekrardan kendime teşekkür ediyorum sana da teşekkürler Stefan
Stefan Zweig, Avusturyalı yazar ve gazeteciydi. Edebi kariyerinin zirvesinde olduğu 1920'li ve 1930'lu yıllarda, dünyanın en çok çevrilen ve en popüler yazarlarından biriydi.
Zweig, Viyana, Avusturya-Macaristan'da büyüdü. Honoré de Balzac, Charles Dickens ve Fyodor Dostoyevski gibi ünlü edebiyatçılar hakkında Üç Büyük Usta (1920) ve belirleyici tarihsel olaylar hakkında Yıldızın Parladığı Anlar (1927) adlı tarihsel incelemeler yazdı. Ayrıca Joseph Fouché (1929), Mary Stuart (1935) ve Marie Antoinette'nin biyografilerini yazdı. Zweig'ın en bilinen kurgu eserleri arasında Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu (1922), Amok Koşucusu (1922), Korku (1925), Karışık Duygular (1927), Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat (1927), psikolojik roman Sabırsız Yürek (1939) ve Satranç (1941) yer almaktadır.
1934 yılında Almanya'da Nazi Partisi'nin yükselişi ve Avusturya'da Ständestaat rejiminin kurulmasının bir sonucu olarak Zweig, İngiltere'ye göç etti ve 1940 yılında kısa bir süre New York'a ve daha sonra yerleştiği Brezilya'ya taşındı. Son yıllarında bu ülkeye aşık olduğunu ilan edecek ve Brezilya, Geleceğin Ülkesi adlı kitabında bu ülke hakkında yazacaktı. Yıllar geçtikçe Zweig, Avrupa'nın geleceği konusunda giderek daha fazla hayal kırıklığına uğradı ve umutsuzluğa kapıldı. 23 Şubat 1942'de Petrópolis'teki evlerinde eşi Lotte ile birlikte aşırı dozda barbitürattan ölü bulundu. Eserleri birçok film uyarlamasına temel oldu. Zweig'ın anı kitabı Dünün Dünyası (1942), I. Franz Joseph yönetimindeki Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'nun çöküş yıllarındaki yaşamı betimlemesiyle dikkat çeker ve Habsburg İmparatorluğu hakkındaki en ünlü kitap olarak anılır.