Adı:
A'mak-ı Hayal
Baskı tarihi:
Şubat 2011
Sayfa sayısı:
192
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786055455118
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Amak-ı Hayal
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Pozitif Yayınları
"Ey avare yolcu! Yürü; durma, yürü. Bu geçici âlemin zevkleri seni Allah'a kavuşmaktan alıkoymasın. Bu essiz manzaraların, bu güzelliklerin hepsi rüya ve hayalden ibarettir.Ey zavallı ziyaretçi! Yürü; durma, yürü.Yürü ki, Allah'a kavuşmanın gönüle ferahlık veren tazeliğinde yüceliklere eresin. Yürü; kendi aslına kavuş
194 syf.
·Beğendi
Ve Bir Rüya aleminin daha sonuna geldik.

" Türk edebiyatının ilk felsefi ve gerçeküstü romanı kabul edilen A'mâk - ı Hayal , Filibeli Ahmed Hilmi'nin felsefi ve tasavvufi görüşlerini içermektedir . Romanın kahramani Raci , içindeki şüphe ejderhasını susturmak ve mutlak hakikate ulaşmak için mezarlıkta karşılaştığı Aynalı Baba'nın yardımıyla manevi seyahatlere çıkar , Raci bu seyahatlerinde hedefine ulaşmak için Buda'yla Hiçlik Zirvesi'ne , Yunan tanrılarının bulunduğu Olimpos Dağı'na , Hürmüz ile Ehrimen'in savaş meydanına , Simurg'un sırtında Merih gezegenine , Kaf Dağı'na ve daha birçok yere gider . Raci hakikatin peşinde nice âlemde , boyut ve mekânda dolaşırken biz okurlara Ahmet Hilmi'nin Doğu ve Batı felsefesi , tasavvuf , mitoloji , dinler tarihi üzerine kurduğu bu gerçeküstü romanı izlemek düşüyor -şaşkınlıkla , merakla ve zevkle ..." der kitabın arka kapağında.

Kitabı okurken kah İlahi Komedya'yı kah Shadow and Bone' u okuyormuş gibi hissettim başı rüya gibiydi taki sonundaki bir kaç hikaye kadar. Son on-onbeş sayfada bir kopukluk hissettim. Sanırım rüyadan uyanmak o hissi verdi.

Türkiye iş Bankası kültür yayınlarına ve çevirmenimiz Mehmet Kanar 'a çok teşekkür ederim.

Keyifli okumalar dilerim.
204 syf.
·Puan vermedi
I. Bölüm: https://youtu.be/PADubJLQEyU
II. Bölüm: https://youtu.be/_MqrK51TsUg
Selam kitapçokseverler. Türk edebiyatının ilk felsefi ve gerçeküstü romanı kabul edilen, Filibeli Ahmet Hilmi’nin felsefi ve tasavvufi görüşlerini içeren A’mâk-ı Hayal yapıtını konuşuyoruz.

Romanımızın kahramanı Raci’nin, içindeki şüphe ejderhasını susturmak ve mutlak hakikate ulaşmak için mezarlıkta karşılaştığı Aynalı Baba’nın yardımıyla çıktığı manevi seyahatleri; Buda’yla Hiçlik Zirvesi, Yunan tanrılarının bulunduğu Olimpos Dağı, Hürmüz ile Ehrimen’in savaş meydanı, Simurg ve Kaf Dağı üzerinden Doğu ve Batı felsefesi, tasavvuf, mitoloji, dinler tarihi üzerine sohbet ediyoruz.

Keyifli dinlemeleriniz olması dileğiyle.

Sevgiler.
192 syf.
·61 günde·7/10 puan
Filibe yada bugünkü adıyla Plovdiv Osmanlı döneminde birçok entelektüel çıkarmış bir şehirdir . Ahmed Hilmi de bunlardan biridir. Onun kitaplarında o dönemi yaşıyormuş gibi hissedersiniz.

Keyifli okumalar dilerim.
160 syf.
·Puan vermedi
Hayal ile gerçek arasında bulunan ince çizgiyi anlatan dini anlatımdır kardeşlerim.Tasavvufun derinliklerine inip içinde şüphe olanların tekrar tekrar okumasını tavsiye edeceğim ilmi yazılar bütünüdür.Eser ; hak yolunu bir çok din yaşamı ile anlatarak bizleri bilgi ve olayları kavrama yönünden kendine hayran bırakıyor.Kısa ve öz olarak kitap iki karekter arasında geçen manevi yolculuğu aktarıyor.Kendine bir hak inancı bulup , içindeki batılı yok etmeye çalışan bir fani kendisine bu konuda yoldaş bir alim bulur.Tasavvuf ve ilim yolundaki bu adımlar bizlere hakkı bulmaya çalışan karakterin rüyada gördükleriyle akılda kalıcı olaracak şekilde aktarılır.Daha bir çok yazılacaklar var ama amaç uzun uzun kitabı anlatmak değil , kısa ve özü geçirebilmek sizlere.Okuma notu sizin olsun...
204 syf.
·1 günde·8/10 puan
Bugün okuyabileceğim en ilginç ve en etkileyici romanlardan birini okudum. Kitap âdeta beni içine hapsedip farklı bir etki yarattı üzerimde.

Fakat bu kitaba nereden, nasıl ve ne şekilde başlayacağımı inanın hiç bilmiyorum. Ama durun durun bir giriş buldum.

Aynalı Dede'yle başlayalım. İnsan neden boynuna aynalar takar ki? Delilikten mi? bir deli bu kadar akıllı olabilir mi? Keşke benim de karşıma Aynalı Dede gibi bir zat çıksaydı da beni bazı hakikatleri öğrenmek adına hayal âlemine yollasaydı. Zira Dünya'da mantıklı bilgiler aramak gereksiz olacaktır Çünkü: "İnsanlar mantığı ne dediklerini ayırt etmek için değil, her dediklerini mantığa uydurmak için icat etmişler."

Aslında ben de birçok nasihatler ve bilgiler edindim. Çünkü bu kitabı okumakla ben de Raci'yle beraber hakikat yolculuğuna çıktım sayılır. Orada neler öğrenmedim ki...
Budizm dinini, Zerdüştlük'ü, Yunan tanrılarını, Kaf Dağını, Simurg kuşunu, Aşk'ı ve daha nice şeyleri... Ama en önemlisi de 'İnsanoğlunun aciziyetini' gördüm. Hayır hayır, Raci'nin delirdiği kadar delirmedim, henüz delirmedim...

Lâkin aklımda birçok soru işaretleri kaldı ama nihayetinde Bâyezid-i Bistâmi'nin de dediği gibi; "Her arayan bulamaz lakin bulanlar arayanlardır."

"Hakikatleri aramaya devam etmeniz dileğiyle."



                     Küllü men aleyhâ fanin
(Bütün insanlar fanidir, yok olucudur.)
192 syf.
·5 günde·7/10 puan
İkinci Meşrutiyet döneminde yazılmış bir eserin bugüne yansıması nasıl olabilir merakıyla kitaba başladım. Kitabın önsözünde “bu kitabı hakikat endişesi ile dolu vicdanlar, sonu olmayan bahisleri seven insanlar zevkle okuyabilirler” demişti yazarımız.
Kitabın 1.bölümünde kahramanımız varlık ve yokluğu sorgularken Matrix filmini hatırlattı bana. Daha sonra yazarımız Raci’yi anlatırken bize, Tutunamayanlar’daki Turgut geldi aklıma. Şüphe, eğitim, alkol-eğlence ve felsefe yönüyle Raci’nin arayışıyla, Turgut ve Selim’in arayışının ortak bir çıkış noktasından beslendiğini düşündüm. Bir farkla ki, Raci’nin hayatında onu “Hayalin Derinliklerine” götürebilecek bir Aynalı Baba vardı.
Aynalı Baba bir kahve içilebilecek kadar bir zaman diliminde Raci’yi Buda, Zerdüşt, Brahmanizm’den başlayarak derin bir hayal dünyasında dolaştırıyor, bölümün sonunda tekrar Kainatın Efendisi’yle buluşturuyor ve bütün inanç ve dinler hakkındaki derin bilgisiyle okuyucuyu şaşırtabiliyor.
Yedinci Günde Aynalı Baba’nın bir kedi yavrusunun doğmasından dolayı sevincini anlatırken özellikle bir kralın oğlunun doğmasıyla karşılaştırmasını, “kralın oğlunun nasıl birisi olacağı belli değilken, hatta kral oğlu olduğu için kibirli ve bencil olma ihtimali yüksekken” zararsız bir kedi yavrusunun dünyaya gelmesinin sevinmeye daha layık oluşunu anlattığı bölümü çok beğendim.
İkinci bölümde ise Raci’nin Manisa Tımarhanesinde geçirdiği dönem ve buradaki hatıraları anlatılırken “delilik” ve “akıllılık” kavramları sorgulanıyor. Gerçek aklın bizi mutlak hakikate ve ebedi hayata götürmesi ile anlaşılabileceğine dair en çarpıcı önermeyi Taine’den aktarıyor; “İnsanlar yaratılış ve terbiye bakımından delidirler. Kazara akıllı bulundukları zaman çok kısadır!”
Raci’nin Aynalı Baba’yla çıkmış olduğu bu masalsı yolculuğu ve felsefi derinliği yazarın çok etkili bir şekilde aktarabildiğini düşünüyorum. Keşke biraz daha uzun olsa, yazarla ve kahramanıyla birlikte biraz daha seyahat edebilseydik daha güzel olurmuş, çabucak dünyamıza döndük ve “hafif delileri eğleyecek kadar zevk bulunan” hayatımıza devam ediyoruz!
202 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
Muhiddin İbn-i Arabi, Vahdet-i Vucüd felsefesine dayanarak yazılmış bir kitap.
İnsanın iç yolculuğu bu kadar mı güzel anlatılır. Mezar bekçisi ölmüş ancak yaşayan insanlara vurgu yaptığını düşünüyorum. İnsanın kendi içindeki okyanusu fark etmesine dair gidilen yolda yaşadıkları fark ettikleri fark edemedikleri. Değer verdiğim kitaplardan biridir. Derinliği olan bir kitaptır.
204 syf.
·Beğendi·9/10 puan
Tüm kitap dostlarına merhaba!
Bugün Filibeli Ahmet Hilmi’den muhteşem bir felsefe ve tasavvuf eseriyle karşınızdayım.

Aslına bakarsanız kitap, diğer Türk Klasiklerinden hem konusu hem de kurgusu bakımından oldukça farklı ve dikkat çekici. Ana karakterimiz Raci varlık, yokluk ve ruh gibi, aslında her insanın merak ettiği konularda büyük bir şüphenin pençesine düşmüştür. Hepimizin tahmin edeceği üzere şüphe kalbe bir kere kök saldı mı tedavisi çok zordur. İşte Raci’de bu hastalıktan kurtulmak ve gerçeklere kapı aralamak için arayıştadır. Bir gün yolu eski bir mezarlığa düşer ve orada Aynalı Baba’yla karşılaşır. İşte olaylar bundan sonra hız kazanır. Aynalı Baba’nın neyinden çıkan o ahenkli ses her seferinde Raci’yi bir başka diyara götürür. Yapmiş olduğu bu manevi seyahatlerde bazen bir karınca, bazen bir mecnun bazen güçlü kuvvetli bir genç, bazen de bir öğrenci olur.

Eğer felsefe, mitoloji, dinler tarihi gibi konular hakkında okumayı seviyorsanız mutlaka tavsiye ederim.

Kitapla kalın
160 syf.
·3 günde
Kitabı okurken ara ara nihavend makamında ney taksimi eşliğinde uyku seansları yapıyordum.Fonda üflenen ney 'in tesiri yer yer artıyor satır arası boşluklarından ruh'uma nakşediyordu.Muazzam bir haz duygusu ile okumaktan bitap düşmüş gözlerim ne kadar karşı koymaya kalkışsa da yine böyle bir anda uykuya teslimiyetini sunmaktan geri kalmamıştı.
Gözlerimi açtığımda sokak lambalarının yer yer aydınlattığı uzunca bir yoldaymışım. Nerede olduğumu anlamaya çalışırken yanımdan bir hışım adamın biri geçiyor topuklarının asfalta değmesi ile çıkardığı ses hafif aydınlık bu yolda kulaklarımda yankılanıyor.Adamın nereye gittiğini merak edip,arkasına takılıyorum.Epeyce yol aldıktan sonra mezarlığa doğru yönelip, eskice bir kapıdan içeri giriyoruz.İlk başta bir ürperti alsa da bedenimi, koca çınarlar altında yatan birçok kabir görünce,ruhumda hafifleme hissediyorum.Arkasında yürüdüğüm adamla otları eze eze eski bir kulübeye varıyoruz ve bizi yaşlıca bir adam karşılıyor.Kulübeden yayılan cezvedeki pişmiş kahvenin kokusunu içime çekiyorum.Yaşlı koca çınarın dizinin dibine doğru çömelip bağdaş kuruyorum. Beni görmüyorlar.
Konuşmalarına kulak kabartınca adamın isminin Raci yaşlı adamın ismi'nin ise Aynalı Baba olduğunu öğreniyorum.Aynalı Baba uzunca neyini alıp üflemeye başlayınca başka alemlere götürüyor bizi. Bu böylece tam dokuz gün sürüyor. Raci ile yokluğa doğru Hindistan yollarından tutun da zulmedenlere karşı savaş meydanında pehlivanca çarpışıyor,gerçek bilgi ve dönüş yolunda âlimlerin toplantı yerlerini ziyaret ediyorduk.Anka kuşunun sırtında yol alıp farklı alemleri seyir ediyorduk. Yeri geliyor karınca oluyor bakış açılarımıza gülüyor yeri geliyor hüzünleniyorduk. Hint padişahı'nın oğul olup masal dağına çıkıyor, kaf dağını arıyorduk. Bir kedinin sağ sağlim doğum yapmasına sevinip tören yapıyorduk. Ve yine yeri geliyor benliğimizi ve ruhumuzu anlamaya çalışıp, Berzah aleminde felsefeciler, yazarlar, şairlerle konuşuyorduk. Dertli beşerîyet olarak ah! çekip, mutluluğun kıymetinin ne olduğunu peygamberlerin ve bilge kişilerin ağzından işitiyorduk.Yine böyle bir günde yerimi almışken, Aynalı Baba kulübesinden nefis kahve kokusu eşliğinde çıkıyor.Raci ve bana yaklaşıp gülümsüyordu. Masaya bakınca üç kahve fincanı görüyorum. Aynalı baba geri kulübesine gidiyor. Bir elinde dumanı tüten cezve, diğer elinde bir urgan ile bize doğru geliyor.Kahvelerimizi doldurunca şaşkınlığımı gizleyemeyerek soruyorum :Beni görüyor muydunuz?
Raci ile Aynalı Baba gülümsüyor birden urganı boynuma geçirip beni koca bir çınarın dibinde asıyorlar! Tam çırpınırken gözlerim açılıyor.Rüyamdaki boynuma geçirilen urgan'ın etkisiyle ellerimi boynuma atıyorum. Kulaklık boynuma dolanmış, ağzım kurumuş ve eşsiz ney taksimi durmadan devam ediyor. Başucumda duran kitaba bakıyor, Raciden ve Aynalı babadan ayrılışımın hüznü ile üflenen neye kulak verip bir kahve pişiyor ve fokurdayan cezve'nin başında kahve kokusu eşliğinde naçizane şu satırları kaleme alıyorum;
Ruhumun kucakladığı ruhlara bedenim değmez olmuş
Ruh'um hüzzam makamı
Dilim durup söylemiş, kulak işitmiş ama
sözlerim cüzzam olup
Kalbe işlemez olmuş
Gönlüm derdi devayı aramış
merhemi yok ne çare.
Ah Gönlüm!
Gönlüm,harbi meydan olup derbeder olmuş.
Boşuna ne diye debelenip durursun
Ey biçare!
Bundan böyle kâinatta,bendeki ben de
Arzular susmaz olup da
Nefsim ar edip,susar olmuş...

Fonda çalan ney taksimi :https://youtu.be/mpyLlk0z6FQ
204 syf.
"Sorgulanmamış bir hayat yaşamaya değmez" der Sokrates . Ve karşıma sogulayan, arayış içinde olan bir karakter kitabı olarak çıkan Amak-ı Hayal, (Hayalin Derinlikleri) Türk edebiyatının ilk felsefi ve gerçeküstü romanı kabul ediliyor. Çok fazla tanımlayıcı bilgiye yer vermek istemiyorum çünkü tarayıcı bilgisinden çok kendi izlenimlerimi yazdığım bir inceleme olacak. Çok büyük tesiri hissetmesem ve tasavvufi öğeler barındıran bir kitap olsa da, okurken daha önce okuduğum Sidharta'dan, Hay Bin Yakzan'dan, masallardan, Zerdüşt hikayelerinden ve hatta en sevdiğim animelerden Avatar Aang'in yolculuklarından bile esintiler buldum kendimce:)

Roman kahramanımız Raci, kitabın birinci bölümünde, vücudunu saran kuşku ejderhasından kurtulmak için kendini sorgularken, mezarlıkta karşılaştığı Aynalı Baba'nın ikram ettiği kahveden her yudumladığında farklı âlemlere yolculuklar yapıyor. Hiçlik Zirvesinde, Yunan tanrılarının Olimpos Dağı'nda, Merih gezegeninde, Kaf Dağı'nda ve birçok yerde bulunuyor. Bu çeşitli alemler ve boyutlar arası yolculukta, tasavvufi bir felsefeyle anlam arıyor. Bu yolculuklarda dikkatimi çeken yerleri yazacağım:

Hürmüz ve Ehrimen ( Zerdüştlükte iyilik- kötülük tanrıları) ile yaptığı yolculukta Ehrimen'in yaptığı varlik-yokluk konuşmasında, tabiatın dengesi olarak yorumladığımız şeylere karşı bambaşka bir yönelim sunuyor:
" Bir böcek tohumları yiyor, o böcek de diğer bir hayvanın dişleri arasında yem oluyor. O hayvanı da bir diğeri yutuyor. Bir koyun bitkiyi yiyor, siz de koyunu yiyorsunuz. Bu alem birbirini yemek, yok etmek üzerine kuruludur. Her şey birbirinin doğal düşmanıdır."

Başka bir bölümde Aynalı Baba'nın bir kedi yavrusu için şenlik düzenlemesine saşırılmasına cevaben; " Şimdi sana desem ki falanca kralın oğlu dünyaya gelmiş, o millet şenlik yapıyor, bu sözlere hiç şaşırmaz belki de bunu doğal bulursun. Fakat düşün ki çocuğun yaşayıp yaşamayacağı bilinmez, iyi adam olup olamayacağı da bilinmez, kral olduğu için kibirli zorba bencil cahil olması da öngörülebilir." Bir çocuk için yapılan şenliğe ses çıkarılmazken yavruya şaşırmak karşısında alaycı bir hikmet dersi dikkat cekiciydi benim için.

Yine Ulular meclisi bölümünde "Saadet nedir" sorusuna Hz. İbrahim'den Konfüçyüs'e Aristo' dan Buda'ya kadar olan diyalog kısmı birinci bölümü için çok iyi bir özetti.

İkinci bölümde ise Raci Manisa Tımarhanesinde karşımıza yine bambaşka hayallerde çıkıyor. Bu bölümde de oldukça başarılı metinler vardı. "Emek ve mükâfat" " Güzellik ve Hayal" bölümleri oldukça iyiydi. Çokça yeni kavram öğrendiğim bir kitap oldu benim için. Okunması gereken Türk klasiklerinden olduğunu düşünüyorum ve tavsiye ediyorum.
"Gerçekleşmesi imkansız bir umudun peşinden gittiğimi anlayınca, hayal kırıklığından sebep bitap bir şekilde yere yuvarlandım.. "

Kitabın basım bilgileri

Adı:
A'mak-ı Hayal
Baskı tarihi:
Şubat 2011
Sayfa sayısı:
192
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786055455118
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Amak-ı Hayal
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Pozitif Yayınları
"Ey avare yolcu! Yürü; durma, yürü. Bu geçici âlemin zevkleri seni Allah'a kavuşmaktan alıkoymasın. Bu essiz manzaraların, bu güzelliklerin hepsi rüya ve hayalden ibarettir.Ey zavallı ziyaretçi! Yürü; durma, yürü.Yürü ki, Allah'a kavuşmanın gönüle ferahlık veren tazeliğinde yüceliklere eresin. Yürü; kendi aslına kavuş

Kitabı okuyanlar 9,2bin okur

  • Tugay arıcan
  • Basatbeg
  • Mehmet Berkay Ünal
  • Mahir Karasu
  • Zehra Altıparmak
  • Âhu ye deşt
  • Büşra Aygün
  • Aslı Kemerci
  • M
  • Ayşenur Erdem

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-12 Yaş
%6.8
13-17 Yaş
%3.6
18-24 Yaş
%23.9
25-34 Yaş
%35.5
35-44 Yaş
%22.9
45-54 Yaş
%4.6
55-64 Yaş
%0.8
65+ Yaş
%1.8

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%60.9
Erkek
%39.1

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%10.7 (307)
9
%6.5 (188)
8
%4.5 (129)
7
%2.3 (66)
6
%1.1 (33)
5
%0.7 (19)
4
%0.2 (7)
3
%0.1 (3)
2
%0.1 (4)
1
%0.1 (3)

Kitabın sıralamaları