Adı:
A'mak-ı Hayal
Baskı tarihi:
Şubat 2007
Sayfa sayısı:
192
ISBN:
9789756963050
Orijinal adı:
Amak-ı Hayal
Çeviri:
Ahmet Gürtaş
Yayınevi:
Pozitif Yayınları
"Ey avare yolcu! Yürü; durma, yürü. Bu geçici âlemin zevkleri
seni Allah'a kavuflmaktan alıkoymasın. Bu eflsiz
manzaraların, bu güzelliklerin hepsi rüya ve hayalden
ibarettir. Ey zavallı ziyaretçi! Yürü; durma, yürü.
Yürü ki, Allah'a kavuşmanın gönüle ferahlık veren tazeliğinde
yüceliklere eresin.
Yürü; kendi aslına kavuş"

Aşk ile aklın,
iyi ile kötünün,
bilgelik ile cehaletin amansız kavgası...
ve bu kavganın tam orta yerinde bir Âdemoğlu...
Bazı kitaplar vardır ki aslında insanın hayat güzeranı içinde yaşayacağı ve hangi duraklardan geçeceğine dair birşeyler fısıldamak için sırada bekler sanki insanı..Amak-ı hayal beni sırası gelmeden daha tabiri caizse ön sıralara kaynak yaparak bulmuş bir kitap.. o yüzden hakkını veremediğimi düşündüğüm bir nevi tamam okudum geç dediğim bir kitaptı..
Sizden üst boyutta olan bir insanın söylediği ama sizin idrak edemediğiniz cümleler sanki başka bir dilden konuşuyor gibi gelir ya insana işte ilk anda bende öyle oldum..kelimelerin ve anlatılanların büyüsünden sıyrılıp bırakamadım da..okudum müthiş bir tad bıraktı ama tam anladım mı o esnada hayır..
Raci ile Aynalı baba.. mezarlıkta bir fincan kahve bazen de ney le gelen o lahuti sesin büyüsüyle Racinin Aynalı Baba yla olan manevi katmanlardaki yolculuğu..soğan gözlü adamlardan tutun hiçlik tepesine yolculuğu ve meydan savaşında Aşk ın ve diğer duyguların kıyasıya dövüşü..alıır götürür insanı..
Ben bu kitabı okuduktan ve anlamadıktan yıllar sonra akraba ortamında eskaza bu muhabbetin açıldığı Aynalı Baba'nın hayali bir şahsiyet olmadığını ve İstanbul'da yaşamış olduğunu öğrendiğimde çok şaşırmıştım..hatta ortaöğretim seviyesinde olup da insan olmanın kaygısını manen çeken akrabalarım ''aa nasıl anlamadın sen o kitabı yahu'' dediklerindeki hissiyatımı ise tarif edemem.. bazı yollar akılla alınmıyor.. kalple devam etmek gerekiyor..bunu anladığım ilk kitap..
o gün bugündür sıradaki kitapları okur ama bi kenardan melül melül bakan Amak-ı hayali tekrar okumaya cesaret edemem.. kimbilir belki de hayalin derinliklerinde bir raci olmayı hala göze alamıyorumdur..
Kalbe Hitap Eden Kitaplar Vol 11

Yine aklı değil kalbi doyuran bir kitap okumuş olmanın mutluluğunu yaşıyorum. İnsanı sadece akıldan ibaret saymamak lazım. Akıl denilen mefhum her ne kadar doğru ile yanlışı birbirinden ayırt edebilse de, karar verme konusunda bazen yanlışı seçebiliyor. Kendi zararına olduğunu bildiği halde o işi yapabiliyor.

İşte kalbi doyurup, aklın belirlemiş olduğu doğru ve yanlışlara göre insanı doğruyu seçmeye yönlendiren bir kitap A'mak-ı Hayal. Aklın maddi alemi keşfetmekle sınırlı olduğunu, maddenin arkasındaki asıl gerçeğin kalb ile görülebileceğini anlatıyor bize. Ama zannedilmesinki sadece kalbi okşayan cümlelerle dolu. A'mak-ı Hayal sizi ayrıca öyle bir felsefe deryasına düşürüyor ki, içtikçe kanmıyor daha çok içiyorsunuz. Kitap ismini hak ediyor, sizi hayalin en derinliklerine daldırıyor.

Kitaptaki bazı konuları dile getireyim. Dünyanın aslında çirkin bir yüzü olduğunu, ama kalb gözüyle bakılmazsa sadece madde açısından bakılırsa insanı çok kolay kandıran bir güzel yüz maskesi olduğunu anlatıyor. İnsanın fıtratındaki hisleri savaştırıyor bir öyküde: nifak ile muhabbet, gazap ile hikmet, nefs-i emmara ile aşk savaşıyor. Hangisini daha çok beslerseniz o taraf kazanır, eğer nifak, gazap ve nefs-i emmara kazanırsa dünyanız karanlığa döner.

Gerçeği görmek konusunda göze verdiği değer, yani maddeci felsefenin değerini şu alıntıda belirtiyor. "İnsanların gözü, gerçekleri görmekte arpacık soğanı oranında değerlidir" Bu söz bana başka kitaplarda okuduğum iki sözü hatırlatır.

Evet herşeyi maddiyatta arayanların akılları gözlerindedir.Göz ise maneviyatı göremez...(Risale-i Nur)

İnsan ancak yüreğiyle baktığı zaman doğruyu görebilir. Gerçeğin mayası gözle görülmez.(Küçük Prens)

Son olarak Filibeli Ahmed Hilmi hocamızın bu kitabında Vahdetü'l- Vücud inanışına dair bir çok fikir görüyoruz. "La Mevcude İlla Huv" terimi ile ifade edersek Allah'tan başka hiçbir şey mevcud değildir, görünen her ne varsa sadece O'dur denilmektedir. Bu inanış her insanda aynı güzel ve halis niyetleri uyandırmayabilir. Vahdetü'l-Vücud inanışının kurucusu sayılan İbn Arabi ve diğerleri bu inanışa, Allah'tan başka hiçbir varlığa varlık değeri vermeyerek her an her saniye Allah'la birlikte olmak arzusu ile ulaşmışlardır. O yüzden Hallac-ı Mansur "Ene'l-Hakk" yani ben Hakk'ım demiştir. Ben Hakk'ım derken yanlış anlaşılmasın bu sözünde Hallac-ı Mansur kendine bir varlık ithaf etmez. Kendini tamamıyla hiç, adem, yok sayar. Gelmek istediğim nokta şu, günümüzde bu tarz Vahdetü'l-Vücud'a dair kitaplar okurken daha öncesinde bu inanışla ilgili araştırma yapılması gerekir. Yoksa bu tarz kitaplar okunduğunda bu felsefeyi savunanlar ya direk inkâr ile itham edilecektir ya da bu felsefenin peşinden gitmek isteyenler kendilerini varlıklarından soyutlamazlarsa Ene'l-Hakk sözünü kendi nefisleri uğruna diyecektir.

Bu son meseleye girip konuyu uzattığım için hakkınızı helal edin ama değinmeden geçemeyeceğim bir kritik noktadır benim için.

Uzun lafın kısası, derin bir felsefe yapmak, hayalin derinliklerinde uçmak ve başınız ağrıyana kadar düşüncelere dalmak istiyorsanız kesinlikle okuyun :)

Benzer kitaplar

Kitap hakkında birkaç cümle yazmadan önce biraz yazardan bahsetmeliyim. Zamanında çok iyi eğitim almış Filibeli Ahmed Hilmi. Hem batı felsefesini hem doğu felsefesini çok incelemiş umduğunu batıda bulamayınca doğu felsefesinde aramış. Ve araştırmalar sonunda da vahdeti vücud felsefesini benimsemiş. Zaten kitabı okuyunca da anlayacaksınız ki kitapta tek gereksiz cümle yok. Her satırı üzerinde düşünülmüş. Tartılmış. Biçilmiş. Kitap sayfa sayısı olarak az ama hacim olarak ağır bir kitap. Kitabın bazı yerlerinde de herkesin sorduğu o soruya cevap aramaya çalışmış " Neden yaşıyoruz?" ,".Ruh nedir?, Ben nedir? Ben var mıyım?" gibi felsefenin temel sorularına cevap arıyor. Örneğin şöyle bir cümle geçer kitapta: " Nereden geldik? Nereye gidiyoruz? Saf, temiz bir inancın gayet güzel cevap verdiği bu soruya akıl ve fen bilimleri maalesef cevap veremiyordu. Bir kez daha tabiata baktım. "
Kitap masal tadında bir anlatıma sahip. Baş karakter Aynalı dede'nin yanına gidiyor aynalı dede onu farklı rüyalara gönderip cevaplarını aradığı sorularla başbaşa bırakıyor. Her bölümde bir fikiri incelemeye çalışıyor. Okumanızı şiddetle tavsiye ederim. Zaten sayfa sayısı pek uzun değil.

Kitapta beğendiğim en ince tespit ise şu oldu:
".... Gerçekten garip bir fikir! Bir kısmı ise Ramazan kandillerini gördüğü zaman Müslüman olduğunu hatırlayan Müslümanlardandı. Kandiller yandı mı ellerine tespihlerini alır, dinlememek ve hiçbir şey anlamamak şartı ile camileri dolaşarak Kuran-ı Kerim ve vaaz dinlerlerdi. İkindi vakti kalkmak şartı ile oruç bile tutarlardı. Oruç tuttuğu halde namaz kılmaya lüzum görmeyenleri de vardı. Uzun bir namaz olan teravihe hiçbiri yanaşmazdı. Ramazan bitti mi, bunların din duygusu da “elveda” der, giderdi. Mevsim elbisesi giyme şeklinde olan bu çeşit dindarlığa ben her sene hayret ederdim."
A'mak-ı Hayal... Hayalin Derinlikleri... Adının hakkını verircesine hayal ve gerçek arasında geçen mistik bir yolculuk. Daha önce bir kere niyetlenmeme rağmen okuyamamıştım bu kitabı. İyiki de okuyamamış o zaman. Bu kitabın tadına varmak ve ondan olabildiğince fayda sağlayabilmem için uygun zaman şimdiymiş demek ki.

Kitabın incelemesine geçmeden önce yazarı hakkında bir kaç anekdot aktarmak istiyorum. Şehbenderzâde Filibeli Ahmed Hilmi; batılı tarzda gördüğü eğitimini daha sonra aldığı tasavvuf eğitimi ile iyice derinleştiren ve batının aklını doğunun ruhu ile harmanlayıp böylesine vurucu bir eser ortaya çıkaran, yaşadığı dönemde her devrin muhalifi olmayı başardığı için hayatını sürgünler ve cezalar ile tüketen, açtığı her gazete kapatılan, Cemil Meriç'in deyimiyle tipik bir fikir işçisi. Tipik dediysem asla sıradan olduğu yanılgısına kapılmayın. Aksine günümüzde de örnekleri çevremizi çepeçevre kuşatan, iktidar rüzgarı hangi taraftan eserse o tarafa doğru boyun büküp secde eden, yağmura göre tarlasını taşıyan tiplerden olmayı reddetmiş bir düşünce kahramanı.

Önceki incelemelerimi okuduysanız tasavvuftan zerre miktar anlamadığı halde, tasavvufu pazarlanacak bir metaymış gibi esnaf mantığı ile pazarlayan yazar bozuntularından ne kadar dert yandığımı hatırlıyorsunuzdur. İşte böyle bir vasatlık deryasında A'mak-ı Hayal gibi bir kitabı tanımış ve okuyabilmiş olmak kendi adıma büyük bir talih.

Aslolan yolculuk bu eserde, fenafillaha olan yolculuk. Kitabın ana karakteri Raci'nin yol rehberi Aynalı Baba ile yaptığı; hayal ve gerçeğin içi içe geçtiği, dünyanın, gerçeğin, bilginin, ruhun, kısaca insana dair her şeyin sorgulandığı yer yer bana Matrix'de Neo'nun Morpheus ile yaşadığı aydınlanmayı yaşatan baş döndürücü bir yolculuktu. Öyle bir yolculuk düşünün ki; Belh şehrinin sokaklarında dolaşırken kendinizi bir anda Zerdüşt'ün huzuruna çıkmış ve onunla insanın nereden geldiği üzerine hasbihal ederken bulabilir, ya da bir anda kendinizi Ehrimen ve Hürmüz'ün yani; iyilik ve kötülüğün, karanlık ve nurun bitmeyen kavgasının ortasında bulabilirsiniz. Bir hayalde Zirve-i hiç (hiçlik zirvesi) nam-ı diğer Nirvana 'ya ulaşmak için çıktığınız yolda Buddha'nın sarayında dolaşıp, başka bir hayalde Anka kuşu ile binlerce alem arasında bir yıl süren bir seyahate tanık olabilirsiniz. Velhasılı kelam; Puslu Kıtalar Atlası'nda Uzun İhsan Efendinin yaşadığı kendini bulma ve bilme hikayesine fazlasıyla benzeyen fantastik bir kurgu var karşımızda. En az onun kadar keyif veren zevkli bir yolculuk..

Pareto ilkesini duydunuz mu bilmiyorum. 80/20 kuralı olarak özetlenebilecek bu ilkeyi basitçe örnekleyecek olursak; diyelim ki gardırobunuzda 100 tane elbise olsun. Bu elbiselerin yüzde 20'sini günlük hayatınızın yüzde 80'lik zaman diliminde kullanırken, elbiselerin geriye kalan yüzde 80'lik kısmını hayatınızın ancak yüzde 20'lik kısmında kullanabiliyorsunuz. Bu kural hayatımızın hemen hemen her kısmında geçerli olduğu gibi kitaplarda da geçerli. Kitapların yüzde 20'lik özünü okuyabilmek adına sayfa şişirmek için yazılmış yüzde 80'lik kısmına da katlanmak zorunda kalırız. A'mak-ı Hayal bu kuralın dışında kalan, tamamen yüzde 20'lik özden oluşan, bir kütüphanelik kitap yazılabilecek kadar bol aforizma içeren, her cümlesi, her kelimesi ezberlenesi bir Leylasız Mecnunlar kitabı.



Gelin kendinize bir iyilik yapın. Hayatın koşuşturmacasından, karmaşasından bir süreliğine kendinizi azad edin. Bulabilirseniz Aynalı Babanın muhteviyatı meçhul kahvesi ve Erkan Oğur'dan Zahit Bizi Tan Eyleme: https://www.youtube.com/watch?v=V_7dxixoiyY eşliğinde bu kitabı okuyun.



Çok daha uzun ve detaylı bir incelemeyi hak etmesine rağmen bu aralar pek müsait olmadığımdan şimdilik bu kadarını yazabiliyorum. Ahde vefasızlık olmaması adına kısa da olsa düşüncelerimi yazmak istedim. Gerçi A'mak-ı Hayal tekrar tekrar okunacak kitaplar listemde çok iyi bir yer edindiğinden geniş bir zamanda tekrar okuyup kendisine daha layık bir inceleme yazma planım var. Yol bitmediyse ve nasipte varsa o gün tekrar görüşmek dileğiyle :)
Aynalı Baba ile bir yolculuğa hazır mısınız? Ama bu yolculuğa çıkmaya karar verirseniz bildiğiniz, değer verdiğiniz ve hatta taptığınız ne varsa sarsılacak. Şimdi tekrar düşünün ve öyle okuyun bu kitabı derim. Şeriat ile yaşayan bir canlının Tarikat'a girmesi, Hakikat ile sarsılıp Marifette yok olmasıdır bu kitap.
İyi bir tahsil görmüş olan Raci, kendini aramaya ve uyuşmuş vücudunun bu dünyada ki amacının ne olduğunu merak ederken, evlerine yakın olan mezarlıkta Aynalı Dede ile karşılaşıyor...

Aynalı Dede ise onun her gelişinde şekerli kahve hazırlıyor ve Raci'nin rüyalar aleminde varlığın birliğini olan tasavvuf felsefesi ve öğretisini (VAHDET-İ VÜCUT) öğrenmesi için onu ruhani yolculuklara çıkarıyor...

Raci, Aynalı Dede'den, bu öğretide insan ruhunun Yaratıcının ruhundan bir parça olduğunu ve insanda tecelli edişini rüyalar aleminde yaptığı yolculuklar ile öğrenmeye başlıyor...

Aynalı Dede yeri geliyor ney üflüyor yeri geliyor gazeller okuyordu. Raci ise her iki durumda da mest olup artık akıllılık ve delilik arasında gelip gidiyordu...

Rüya aleminde Raci, en büyük sırrı keşfetmeye çalışıyordu. Bu sırrın adı "AŞK" tı...

Felsefi yönü derin ve insanı düşünmeye sevk eden güzel bir eser. Ben özellikle son bölümde Aynalı Dede'nin defterinden olan hatıraları çok beğendim, özellikle "Mutluluk" adlı hatırasını çok anlamlı buldum.Gazellerin Türkçe yazılmasını isterdim hepsini anlamadığım için fakat okurken rahatsız olmadım...
'Filibeli Ahmet Hilmi ve ismini çok kez duyduğum ve okuma fırsatını sonunda bulduğum kitabı, Amak-ı Hayal. Hayal ve gerçek arasında geçen yolculukta ruhun yol alışı ve kalbe hitap eden bir kitap. Bir arayışın hikayesi aslında, yaşamın anlamını sorgulayan bir arayış. İçinde birçok dinden, inanıştan öğeleri barındıran, felsefik, dini, tasavvufi birçok öğeyi de içinde bulunduran bir kitap Amak-ı Hayal. Kitabın içinde verilen öğeler, kelimeler bilmeyenler için araştırmaya iten bir yönü de var. Kitap dediğimiz de zaten bu değil midir? Herkese tavsiyemdir. :)
A'mak-ı Hayal yani Hayalin Derinlikleri... Gerçekten hayal gibi bir kitaptı. Kitabı okumaya başladığınızda hayatınızın amacı ile ilgili bir arayış içindeyseniz kendinizi Raci’ye yakın hissedebilirsiniz. Raci de bu arayış sayesinde Aynalı Baba ile karşılaşıyor ve 9 gün boyunca hayalin derinliklerinde değişik diyarlara gidiyor. Bu 9 günlük seyahatin her bir günü aslında detaylandırılarak ayrı ayrı kitap olarak bile sunulabilir. Kitabı okurken biraz araştırma yapmanızda fayda var. Çünkü içinde budizme dair ögeler veya vahdet-i vücut gibi tasavvufi konular yer alıyor. Benim yabancı olduğum konular olduğu için kitap beni biraz araştırmaya da itti. Bu konulara çok daha hakim kişiler eminim kitaptan çok daha fazla zevk alacaktır. Kitapta eleştireceğim nokta keşke gazellerin orijinalleri ile birlikte günümüz Türkçesine uyarlanmış halleri bir arada bulunsaydı. Gazel kısımlarını fazla anlayamadığım için Osmanlıcadan bazılarının çevirilerini internetten bulup okudum. Bir de kitabın ikinci kısmını fazla beğenmedim. İkinci kısımda, 9 günlük bu seyahatten sonra Raci’nin bulunduğu durum ve Aynalı Baba’nın birkaç hatırası yer alıyordu. O kısımlar dağınık ve taslak gibi geldi bana. Ama kitapla ilgili şöyle de bir durum varmış; yazar Filibeli Ahmed Hilmi vefat ettikten sonra kitabın ikinci baskısında birçok özensizlikten dolayı kitap çeşitli bozulmalara maruz kalmış. Belki de bu dağınıklığın sebebi bundan dolayıdır. Kitabın birçok baskısı var günümüzde. Hatta çizgi roman haline getirilmiş hali de var. Bir ara filminin yapılması da gündeme gelmiş ama her biri ayrı bir dünya olan 9 günü filmleştirmek kolay olmasa gerek. Kitap benim hoşuma gitti ama şu an ben kitabı tamamen anladım, özümsedim diyemem. Çünkü bence bu kitap bir sefer okumakla özümsenecek bir kitap değil.
Amak-ı Hayal(HayalinDerinlikleri)de yol alan eser iki bölümden oluşmaktadır.
Birinci bölüm;Ahmet Raci’nin Aynalı Baba ile karşılaşması ve dokuzuncu gün sonunda vedasıyla bitmektedir.

İkinci Bölüm ise Ahmet Raci’nin Manisa deliler hastanesindeki hatırlarını içeriyor ve bence bir de üçüncü bölüm tadında Amak-ı Hayale Zeyl kısmı bulunmaktadır.

Eser, Ahmet Raci’nin dilinden,zaman zaman da yazarın dilinden anlatılmakta.


A’mak-ı Hayal; yaşamın amacı,varlık, ruhun gizemi,hiçlik, kainatın sırları… gibi felsefi ve tasavvufi konuların ele alındığı alegorik öğelerle dolu metafizik bir kitap.

Mazbut bir ailenin bohem çocuğunun varoluşsal sancılarla birlikte,gerçeği arayıp,özüne dönmesinin masalı!

Türünün belki de tek örneği olması açısından,hayat-hayal,masal-gerçek,fert-toplum ikililerini birlikte ele alması açısından,delilik ve dahilik sınırlarında felsefe ve tasavvufla kol kola gezinmesi açısından takdir edilesiydi.
Ancak bazı yerlerde fantastizm (bence)çok uzatılmıştı.
Tasavvuf, kendine biraz daha fazla yer bulabilirdi böyle bir kitapta,daha fazla algoritmayla müsbet yol haritası çizilebilir ve en nihayetinde daha doyurucu bir sonla bitirilebilirdi diye düşünüyorum.

Kitapta;felsefe ve düşünürler ile ilgili söz ve açıklamalar da bolca yer bulmuş kendine.
Nesil Yayınevi dipnotlarla ve çeviriler ile başarılı bir iş çıkarmış.
Bu güfteyle de, şiirler ruhunuzda, ayrı bir yankı oluşturacak.

https://youtu.be/pMus1GWNyRg

Ve bu kitabı "Kitap Kardeşliği" etkinliği çerçevesinde bana ulaştıran Sayın Fethullah Küçükkalem beyefendiye teşekkürü bir borç bilirim.
Kitap tam anlamıyla zamansız bir kitapmış. Önyargılarım vardı okumaya başlamadan önce çok önce yazılmış bir kitap olduğu için. Ama okumaya başladıktan yaklaşık 3-4 dakika sonra beni içine aldı ve bana da tadını çıkarmak kaldı.
Tasavvufi anlayışı, bu anlayışın mantığını, özünü hikâyelerle anlatarak okuyucunun dikkatini çekmeyi başarmış.
Bence kitabın konusu da hakikati aramak ve ararken delirmek ve belirmek arasındaki ince çizgiyi insanlara göstermektir.
Acaba mutluluk nedir? İşte bunu bilen yok... Belki de yalnızca bu dünyanın gürültü patırtısından uzak olan deliler mutlu sayılabilir.
"Benim için ise, ben hiçim; benim katımda hürmetle hakaret eşittir. Senin içinse samimi muhabbetin yeterlidir."
Filibeli Ahmed Hilmi
Sayfa 34 - Palet Yayınları \ Buda
İnsanın bilmesi gereken tek şey, bir şey bilmediğini bilmesidir.
Filibeli Ahmed Hilmi
Sayfa 115 - Kaknüs Yayınları
Dalgınlığımı fark eden bir arkadaş:
"Yine neyin var ?" dedi.
"Hiç" dedim.
Bu "hiç" yalnız halimi tarif için söylenmemişti, ağzımdan çıkan bu "hiç" sözü kainatın sıfatı idi.
Filibeli Ahmed Hilmi
Sayfa 25 - Palet Yayınları
Her insanın hayatında, hakikat yolculuğu farklı bir noktadan ve farklı yollara girerek başlar. Bir dairenin etrafındaki sonsuz noktalar gibi, her bir nokta, noktalığının farkına vardığı zaman, bir uyanış başlar: "İnsanlar uykudadırlar; ölünce uyanırlar." hadis-i şerifinde buyrulduğu gibi "ölmeden önce ölmeye" koyulmanın başlangıcıdır bu uyanış.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
A'mak-ı Hayal
Baskı tarihi:
Şubat 2007
Sayfa sayısı:
192
ISBN:
9789756963050
Orijinal adı:
Amak-ı Hayal
Çeviri:
Ahmet Gürtaş
Yayınevi:
Pozitif Yayınları
"Ey avare yolcu! Yürü; durma, yürü. Bu geçici âlemin zevkleri
seni Allah'a kavuflmaktan alıkoymasın. Bu eflsiz
manzaraların, bu güzelliklerin hepsi rüya ve hayalden
ibarettir. Ey zavallı ziyaretçi! Yürü; durma, yürü.
Yürü ki, Allah'a kavuşmanın gönüle ferahlık veren tazeliğinde
yüceliklere eresin.
Yürü; kendi aslına kavuş"

Aşk ile aklın,
iyi ile kötünün,
bilgelik ile cehaletin amansız kavgası...
ve bu kavganın tam orta yerinde bir Âdemoğlu...

Kitabı okuyanlar 1.156 okur

  • Batuhan KODALAK
  • Fadime Balcı
  • Zeynep
  • Levent Varol
  • Sadece Gerçekler
  • Mehmet Mustafa Erkal
  • tülin cankurtaran
  • serenkuru
  • Dilek Kafadar
  • name-i arzu

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%5.7
14-17 Yaş
%4
18-24 Yaş
%23.1
25-34 Yaş
%36
35-44 Yaş
%23.3
45-54 Yaş
%5.5
55-64 Yaş
%1
65+ Yaş
%1.4

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%60.6
Erkek
%39.4

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%40.3 (175)
9
%26.3 (114)
8
%15.7 (68)
7
%8.5 (37)
6
%4.8 (21)
5
%3 (13)
4
%0.7 (3)
3
%0.2 (1)
2
%0.2 (1)
1
%0.2 (1)

Kitabın sıralamaları