Atinalı Timon (Hasan Ali Yücel Klasikleri Dizisi)

·
Okunma
·
Beğeni
·
2.489
Gösterim
Adı:
Atinalı Timon
Alt başlık:
Hasan Ali Yücel Klasikleri Dizisi
Baskı tarihi:
2008
Sayfa sayısı:
152
Format:
Ciltli
ISBN:
9789944882484
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Baskılar:
Atinalı Timon
Atinalı Timon
Atinalı Timon
Gençler İçin Shakespeare - Atinalı Timon
Atinalı Timon
William Shakespeare (1564-1616): Oyunları ve şiirlerinde insanlık durumlarını dile getiriş gücüyle yaklaşık 400 yıldır bütün dünya okur ve seyircilerini etkilemeyi sürdüren efsanevi yazar, Atinalı Timon’da talih perisinin herkesin kul köle olduğu gözdesini bir anda alaşağı edebileceğini ve o zamana kadar talihli adamın önünde yerlere kadar eğilenlerin onu nasıl yüzüstü bırakacaklarını anlatır. Birçok eleştirmene göre, eserde göze çarpan bezginlik, umutsuzluk, insanlara yabancılaşma, tiksinti ve kin duyguları bu oyunu yazdığı sırada Shakespeare’in çektiği kişisel acıların yansımasıdır. Sabahattin Eyüboğlu (1908-1973): Hasan Âli Yücel’in kurduğu Tercüme Bürosu’nun başkan yardımcısı ve Cumhuriyet döneminin en önemli kültür insanlarından biriydi. Tek başına ya da ‘imece’ birlikteliğiyle yaptığı çeviriler, Hayyam’dan Montaigne’e, Platon’dan Shakespeare’e kadar dünya kültürünün hep doruk adlarındandı.
113 syf.
·1 günde·Beğendi·9/10
"Ziyafetle kazanılan dost çabuk yitirilir.Bir kış yağmurunun bulutu görünmeye görsün,bu sineklerin hiçbirini ortada bulamazsınız."

Ah Timon,sevgili Timon!Sen ne güzeldin ne saftın ama insanoğlu bu iyi niyete lâyık olmadı hiçbir zaman.İnsanları o kadar fazla sevmişti ki nefret etmeye gelince birinciliği kimseye bırakmamıştır.

Shakespeare'in Atinalı Timon oyunu bencilliğin,riyakarlığın,yalakalığın nefret uyandırası bütün yönlerini gözler önüne seriyor.Mutlaka ölmeden önce yapılacaklar listeniz varsa bu kitabı okumayı yazmayı ihmal etmeyin.
113 syf.
·8 günde·Beğendi·10/10
Okuduğum kitaplar hakkındaki tefekkür sürecim bazen hayli uzun sürebiliyor. Mesela Atinalı Timon’u birkaç yıl önce okudum. Birkaç defa hakkında yazma maksatlı girişimim de oldu. Lakin hiçbiri yeterli değildi. Fakat artık yazmak için hazırım sanırım. Nedeni de şudur: “Dün birisi bana saf olduğumu, kimi meseleleri idrak edemediğimi, basitçe inandığımı yani açıkçası biraz salak olduğumu” söyledi. Bu çok sevdiğim kişinin bu hususa nazarı dikkatimi celbetmesi, uzun süredir kendimi özdeşleştirdiğim Timon karakter hakkında artık bir şeyler yazmaya hazır olduğumu hissettirdi. Neticede Timon’da bir parça saf bir karakter. İçinde bulunduğu durumu anlaması hayli uzun sürdüğünden ve dostlarına olan sarsılmaz güveninin ancak hakikate kafa üzeri çakılması ile boşa çıktığından, Timon için: tam bir taş kafalı diyebiliriz. Tıpkı benim gibi…

Ben kitabı İş Bankası Yayınlarından okudum. Önsözün mutlaka okunması gerektiği kanaatindeyim. Oradan aktaracağım bilgilere göre, Atinalı Timon kimi çevrelerce Shakespeare’nin diğer eserleri yanında zayıf görülüyormuş. Sebebi ise dil konusunda diğer eserleri kadar üstün olmayışı imiş. Lakin tabi ki ben İngilizce okuyamadığım için dil konusunda bir değerlendirme yapma kabil değil. Ancak esasa taalluk eden meseleler hakkında konuşacak olursam, ben Atinalı Timon’un okuduğum Shakespeare eserleri arasında en dişe dokunur konulardan birini içerdiğini düşünüyorum. Şimdi bir alıntı ile yoluma devam edeyim:

“Aslan olsan tilki sana oyun oynardı. Kuzu olsan kurt seni yerdi. Tilki olsan da eşeğin suçlamasına uğrasan aslan senden kuşkulanırdı. Eşek olsan sersemliğin yüzünden dert çeker, ayıya kahvaltı olurdun. Ayı olsan at seni öldürürdü. At olsan parsın pençesine düşerdin. Hangi hayvan olmalıydın ki başka bir hayvana boyun eğmeyesin. Ne türlü bir hayvansın ki hayvan olmakla neler kaybettiğini görmüyorsun!”

Bu söz oldukça can alıcı bir hakikate işaret ediyor. Ve birazdan izah edeceğim üzere kitabın özüne. .. İnsan olmakla, yani bir nevi hayvan olmakla, daha doğrusu dünya üzerine gelmekle bir nevi savaşın ortasına atılıyoruz. Bu savaşın ortasında hangi canlı türüne dahil olursak olalım, daima bir diğerinin taarruzuna maruz kalıyoruz . Evrim teorisi de aslında bir nevi bu hakikate işaret ediyor. Her canlının ihtiyaçları doğrultusunda ve gelecek tehlikelere karşı bir savunma mekanizması oluştuğunu söylüyor. Bilim adamlarının evrim dediği süreç tam olarak bu: hayatta kalma arzusundan hareketle milyonlarca yılda vücuda gelen, şartlara göre şekillenme vakası… En basit tabiat belgeselinde dahi bu husus gözlerden kaçmıyor. Canlılar bir tehlikeye karşı biteviye mücadele ediyorlar. Neticede savunma mekanizmaları işe yaramayan mahluklar tükenip yok oluyorlar. Neticede insan da tıpkı diğerleri gibi bir savunma mekanizmasına sahip varlıkdan değil mi?

Peki insan bu savaşta yaşam iradesinin etkisi ile neleri yaratmıştır? İnsanın savunma mekanizmaları nelerdir? Daha doğrusu ilk başta irdelememiz gereken husus, bu savunma mekanizmaları niçin doğmuştur? Yukarıda verdiğim alıntıda gördüğünüz gibi insan da o hayvanlardan biri olduğu ve sürekli taarruza maruz kaldığı için, yaşama iradesine dayalı bir bencillikle, hayatta kalabilmek adına evrimleşmiş ve en büyük savunma mekanizması zekası olmuştur. Fakat benim konum insanın kendini tabiattaki diğer varlıklara karşı koruma içgüdüsünden doğan savunma mekanizması olmayacak. İnsanı kendi türünden koruyanlardan bahsedeceğim.

İnsan eliyle yaratılan kutsal şeylere bir göz gezdirelim: din, ahlak, yasa, erdem… Tüm bunlar yukarıda işaret ettiğimiz üzere her ne kadar dışarıdan kutsal görünse de aslında insanın, kendi türünden korunmak üzere yarattığı savunma mekanizmalarıdır. Örneğin, bir davranışı ahlaksızca bulup yapmamak, aslında o davranışın kendisine yapılabileceğinden hareketle yola çıkan insanın bencilliğinin ortaya çıkışıdır. Neticede iddiam şudur ki: İnsanın en fedakar davranışlarının altında bile bencillik yatmaktadır. Ve bu trajedinin işaret ettiği en önemli husus da budur. Bu iddiamı biraz açayım.

Bahsini ettiğim üzere insan bencil içgüdüleri ile, bir şekilde yaşama tutunmaya, hayatta kalmaya çalışmaktadır. Huy ve davranışlarının kökeninde bu içgüdüden başka bir şey olmadığı kanaatindeyim. Bunun çeşitli yollarının farklı insan davranışlarında zuhur edişini konu edinen trajedimizde, Atinalı Timon farklı bir yolu tercih etmiş bir adam olarak karşımıza çıkmakta. İnsanın tabiatını açıklayan Arthur Gobineau tanımlamasına yer vererek, doğal insandan başlayalım: Hususiyetle kötüniyetli kindar hayvan. Evet insanın doğal tabiatı tam olarak da budur. Bu sebeple açık bir şekilde bencil davranışlar sergileyen insan, tabiatının gereklerini yerine doğrudan yerine getiren insan, en doğal hareketi yapmaktadır . Fakat iş bu ya, bizim trajedimizin kahramanını saf, komik ve salak yapan onun bu sonuca dolaylı yoldan gitmesi. Yani kısa yol dururken uzun yolu tercih etmesi sonucu rezil olması, komik duruma düşmesi…


Atinalı bir zengindir Timon. Çevresi dostlarıyla doludur. Ve cömerttir. İnsanlara kendini sevdirme ve kabul ettirme, daha doğrusu kendini koruma yolu olarak cömertliği seçmiştir. Kapısını çalan hiç kimseyi geri çevirmez. Çevresi dalkavuklarla doludur ama öyle saftır ki bunun farkında bile değildir.

“Ben karşılık beklemeksizin veririm” ve “Yardımıma güvenen birini silkip atacak bir yaratılışta değilim” diyerek kibrini ortaya koyar. Yani bu safhada Timon’un kendini koruma yöntemi olarak, doğal olanı değil, dolambaçlı olanı seçtiğini görürüz. Bir nevi üst bencillikle hareket etmektedir. Lakin bu kibri azametin bedeli olarak bir gün serveti tükeniverir. Onun kendine seçtiği bu kibirli koruma yöntemi tükenişine neden olacaktır. Servetini tüketince tek tek dost bildiklerinin kapısını çalacak ve o kapılar yüzüne kapanıverecektir. Halbuki trajedinin deli filozofu Apemantus kendisini defalarca uyamamış mıydı?

Apemantus :
Nedir bu maskaralıklar!
Nedir o eğilip bükülmeler, kıç kaldırmalar!
Bu bacak kırmalar değer mi o verilen altınlara!
İçi çamur dolu dostluklar bunlar.
Bana sorarsanız, sahte yüreklilerde
Hiç sağlam bacak olmaması gerekirdi.
Hep bu bacak oyunlarına gidiyor
İyi yürekli sersemlerin paraları.


İşte tam da bu noktada, yani Timon’un servetini yitirip dost kapılarından eli boş dönmeye başladığı vakit onun saf ve sevimli yönü ortaya çıkıverir.. Zaten trajedi kahramanlarını bize sevdiren de bu yön değil midir? Hatırlarsanız Kral Lear da bu saflığı ile karşımıza çıkmış, neticede meselenin aslına oldukça geç uyanmış bir karakterdir. Onun bu saflığı bir parça içimizi sızlatır ve ona sempati besleriz. İşte Timon da böyle biri. Bu tükeniş evresinde onun hala hakikate uyanamaması, saflığı , salaklığı gözümüzde onu güzel bir noktaya koyuverir. Kahyası Flavius, tükenen servet için ağlarken o hala safça “Çevresinde dostları varken Timon’un sıkılacağını ne söyle, ne de aklına getir Flavius. Ne diye ağlıyorsun? Dost bulamayacağımı sanacak kadar güvenin mi yok? “ diye konuşmaktadır. Vah zavallı Timon!

Timon:
Dur, daha fazla ders verme artık bana:
Kötü yürekle cömertlik etmiş değilim ben;
Akılsızca da olsa ahlaksızca para saçmış değilim.
Ne diye ağlayıp vahlanıyorsun?
Nasıl düşünebilirsin dostsuz kalabileceğimi?
Merak etme, dostlarımın kesesine başvursam
Beni sevenlerden borç istemeye kalksam,
Nicelerinin kesesini açtırabilirdim.
Senin ağzını açtırabildiğim gibi.


Fakat bu safça sözleri eden Timon dost kapılarının bir bir yüzüne kapandığını görünce bahsini ettiğimiz üzere bu kafaüstü çakılma neticesi bir süre sonra kendisine gelecektir. Artık insani bencilliği galeyana gelmeye başlamıştır. Dostlarına servetini yeniden kazandığı şeklinde bir söylenti yayarak bir ziyafet tertip eder. Bu ziyafete katılanları ise bir sürpriz beklemektedir. Ziyafete gelen dostlarının önlerine tabaklar konur; açılan tabaklarda ılık sudan başka bir şey yoktur. Timon yaşadığı aldanışın yarattığı yürek yangını ile konuşmaya başlar:

TIMON
Sevgili dostlarım, oturmaz mısınız? (...) Herkes sevgilisini öpmeye koşar gibi geçsin yerine. Hepiniz tıpatıp aynı şeyi yiyeceksiniz. Resmi bir ziyafetteymiş gibi yer seçmekle oyalanıp yemeği soğutmayın. Oturun, oturun! Ama tanrılara şükran borcumuzu ödeyelim önce.
Ey yüce koruyucularımız; bu topluluğumuzdaki yüreklere şükran duyguları serpin. Çünkü sizler, bizlere verdiklerinizle yücelttiniz kendinizi, ama varınızı yoğunuzu da vermeyin, yoksa tanrılığınız hor görülür. Herkese yetecek kadar verin ki, kimse kimseye muhtaç olmasın. Çünkü siz tanrılar, insanlardan borç istemek zorunda kalsanız gözlerinden düşersiniz. Yiyecekleri yemeği yedirenden daha çok sevdirin insanları. Yirmi kişilik bir toplantıda bir o kadar da alçak bulunsun her zaman. Bir sofraya oturan on iki kadının bir düzinesi o bildiğiniz soydan olsun! Ey tanrılar, ne kadar lanetiniz daha kaldıysa yağdırın Atina'nın senatörleri ve aşağılık çirkef sürüleri üstüne! İçlerindeki çamura boğun onları! Buradaki dostlarıma gelince, hiçe saydığım için hepsini, hiçlik dilerim hepsine sizden, buyursun hiç yesinler!
Açın tabaklarınızı, köpekler, açın da yalayın!
(...)
Dilerim görüp göreceğiniz en iyi ziyafet olsun bu!
Sizi gidi ağız dostları sizi!
Duman ve ılık su; tam sizin şanınıza layık işte.
Timon'un son yemeği budur size.
Yıkayıp temizliyor işte kendini Timon
Üstüne pul pul yapışan dalkavukluğunuzdan;
Savuruyor işte böyle suratınıza
Vıcık vıcık alçaklığınızı.
Herkesin lanetleriyle yaşayın, uzun uzun hem de;
Sizi sırıtkan, yapışkan, iğrenç sömürgenler sizi!
Para budalaları, sofra sülükleri, iyi gün sinekleri!
Süklüm püklüm uşaklar, uçarı dumanlar, kalleş kuklalar!
Bütün insan ve hayvan hastalıklarına tutulasıcalar!
Ne o? Kaçıyor musun? Dur biraz; ilacını iç de öyle git!
Sen de! Sen de! Dur, para vereceğim, borç istemeyeceğim.
Ne o? Kaçış mı hep birden?

Timon safça bir yanılgı ile, insanüstü yollarla kendini koruma gayesine girişmiş bir karakterdir. İşte onun hikayesini farklı kılan ve bir trajediye dönüştüren bu aldanışı ve saflığıdır. Devamında insanlara lanet yağdırması ise hala içinde bulunduğu saflığa işaret eder. Diğerleri, yani çevresindeki dalkavuklar, hayatta kalmak için en doğrudan ve en kolay yöntemi uygulamakta iken Timon bunu safça bir kibirle insanüstü yollarla yapmaya çalışmış ve tükenmiştir. Netice de Timon’da, etrafındaki dalkavuklar da insan tabiatının özünü oluşturan bencillik ve hayatta kalma iradesine dayalı sonuca ulaşmak istemektedirler. Fakat Timon bu aldanışın yarattığı travmayı asla atlatamamıştır. Atina’dan ayrılmak üzere surların önünde beklerken beddualar sıralar:

TIMON
Son bir kez dönüp bakayım size,
Ey o kurtlar yatağı, yere batası surları
Koruyamaz olun Atina'yı
Analar, utanç nedir bilmez olun
Çocuklar başkaldırsın büyüklerine
Köleler, soytarılar, atın başınızdan
O ağır başlı, kırışık alınlı senatörleri,
Sıkı yönetin devleti onlar yerine
Körpe bakireler, açın kucağınızı hemen herkese,
Ana babalarınızın gözleri önünde hem de.
Müf1isler, sıkı tutun elinizde kalanı;
Borç ödemektense çekin bıçaklarınızı
Kesin gırtlağını alacaklılarınızın
Başı bağlı köleler, çalın çalabildiğiniz kadar
Asıl eli uzun hırsızlar
O kerli ferli efendilerinizdir sizin:
Kanun yoluyla soyup soğana çeviriyorlar milleti!
Hizmetçi kız, git, gir efendinin yatağına;
Kerhaneliğin biridir o senin hanımın
On altısında delikanlı, al koltuk desteğini,
Dağıt beynini yürüyemez olmuş yaşlı babanın!
Saygı, korku, tanrılara inanç, barış,
Hakseverlik, doğruluk, dirlik düzenlik kaygısı
Gece rahatlığı, iyi komşuluk, eğitim, görgü,
Sanatlar, zanaat1ar, yükselme basamakları,
Gelenekler, töreler, yasalar, allak bullak olun;
Tam tersiniz neyse ona dönün hepiniz!
Sonu gelmez bir kargaşalık sarsın dünyayı.
İnsanları kıran korkunç salgınlar,
En belalı, en zehirli ateşlerinizle,
Üşüşün üstüne bu içinden çürümüş Atina'nın.
Soğuk yeller girsin senatörlerin kemiklerine,
Elleri, belleri tutulsun vicdanları gibi!
Taşkınlık, serserilik öylesine işlesin ki
Gençlerin beynine, iliklerine,
Ahlak yollarının tam tersine saldırıp
Cümbüş ırmaklarına atsınlar
Kaşıntılar, çıbanlar, öyle derin kazın ki
Atinalıların göğsünü bağrını,
Birer cüzam tarlasına dönsün hepsi.
Solukları hastalık üfürsün soluklarına;
Dostlukları zehir olsun!
İğrenç şehir, çıplak bir bedenle çıkıyorum senden!
Al şunu da, bütün lanetlerimle birlikte!
Ormanlarda yaşayacak artık Timon.
En yırtıcı canavarlar bile
Daha insaflı gelecek ona insanoğlundan!
Tanrılar, bütün tanrılar, duyun sesimi;
Kahredin bu duvarların içinde, dışında
Yaşayan bütün Atinalıların hepsini!
Artsın Timon'un hıncı yaşı ilerledikçe
Bütün insan soyuna, efendisine de, kölesine de
Amin!



Timon bu kötü dua ile insanlardan tiksinerek, dumanlı dağlara, mağara kovuklarına çıkar. Bu bir nevi tabiata dönüş, insanlarla hesabını kapatma gibi görünse de devamında sergilediği davranışlar bize onun niyetinin bu olmadığını gösterir. Onun insani bencilliği şaha kalkmış ve içi intikam duyguları ile dolmuştur. Artık karşısına çıkan her insanın yüzüne tükürmeye başlar

Kaderin cilvesi olsa gerek Timon burada bir hazine bulur. Felaketine sebep olan kaybettiği servet trajik bir şekilde karşısına tekrar çıkmıştır. Fakat bu sefer bu serveti farklı bir yolla kullanacaktır. Eğer Shakespeare burada Timon’a servetle birlikte bir geri dönüş ve eski dalkavuklarla bir yüzleşme imkanı yaratsa bu eser son demde berbat edilmiş olurdu. Lakin o dehasını işleterek hakiki bir son ve hakiki bir trajedi yaratmış. Timon mağarasına gelip gidenlere bu sefer bambaşka bir saikle servetini dağıtmaya başlar. Karşılaştığı İki fahişeye altın vererek onların yüzlerini gözlerini daha iyi boyayıp insanlara hastalık saçmalarını, erkeklerin canını çıkarmalarını ister.

Timon:
Hiç şaşma orospuluğundan;
Seni kullananların sevdikleri yok seni.
Hastalık aşıla onlara, şehvet saldırılarına karşılık.
Ateşli saatlerini iyi kullan;
Hamamlarda deva arat sana kul köle olanlara;
Al yanaklı delikanlıları iğne ipliğe çevir.

Bu sırada Atina’ya savaş açan Alcibiades’e para vererek Atina’ya lanet yağdırmasını ister.

Apemantus da Timon’u ziyaret eder. Timon’un bu son haline hayran olur. Lakin bu iki karakter arasında bir fark vardır. Apemantus ideal inancı ile kimi insanları sevebilmekte, Timon ise herkesten nefret etmektedir. Değerlendirmemin son bölümünde bu iki karakterin farkını ve son bölümün manasını ortaya koyacağım için şimdilik geçiyorum.

Son safhada kahyası Flavius gelir yanına. Hala efendisine sadıktır, hala onu sevmektedir. Timon ilk başta Flavius’u da zehirli sözlerine maruz bırakır. Lakin bir süre sonra kendisine beslenen gerçek sevgiyi görünce içinde insani bir şeyler titrer yine. Bu savaşın ortasında bulduğu tek gerçek insani sevgi budur belki de. Bu onu hüzünlendirir. Flavius’a para vererek onun da insanlara zulüm etmesini ister.

Timon:
Demek böyle bir kahyam vardı benim;
Bu kadar sadık, bu kadar dürüst ve kara gün dostu.
Katılaşan yüreğimi yumuşatacak nerdeyse bu.
Dur yüzüne bakayım senin; kadından doğmuşsun, belli.
Bağışlayın beni, aldanmaz, aldatmaz tanrılar,
Bütün insanlığa toptan lanet ettiğim için.
Önünüzde söylüyorum, namuslu insan varmış;
Yanlış anlamayın, bir tek insan, fazla değil!
O da bir kahya.
Ne kadar isterdim
Hepsine birden düşman olmak insanların;
Ama sen temize çıkardın kendini;
Senden başka hepsine lanet okuyorum.
Ama unutma ki, senin de namusun var aklın yok;
Kalleşlik edip beni çiğnemekle D
aha kolay yeni bir iş bulabilirdin kendine!
Çokları ilk efendilerinin sırtına basarak
Yeni efendilerini bulurlar.
Ama doğru söyle.
(Çünkü gerçeğin karşısında bile kuşkuluyum artık)
İyiliğin bir kurnazlık, bir kandırmaca,
Bir simsar cömertliği olmasın sakın, zenginlerin
Bire karşı otuz bekleyen hediyeleri gibi?

Görüldüğü üzere Flavius Timon’da insani bir his canlandırır lakin bu da pamuk ipliğine bağlı güvenle canlanan bir histir.

Son sahnede Timon’un hazine sahibi olduğunu öğrenen dalkavuklar yine başına üşüşürler. Zira Alcibiades şehri kuşatmıştır. Timon’un şehrin başına geçmesini isterler. Ancak Timon çilesinin sonuna gelmiştir.

Son perdede oyunun aldığı sıra dışı hal adeta bir kaos isteğini çağrıştırmaktadır. Bu noktada Apemantus’a değinmek istiyorum. Nasıl ki Kral Lear oyununda sürekli Kral Lear’ın ahmaklığına işaret eden bir soytarı ise, Atinalı Timon’da da bu görev bir deli filozof olan Apemantus’a düşüyor. Sanırım hayat denilen bu cinnetin içerisinde “kral çıplak” diyebilmek için ya deli olmak lazım ya da soytarı. Bütün aklıbaşındalar bir kendini aldatandan başka nedir ki?

Deli dolu Apemantus kralın çıplak olduğunu görüyor lakin sonuca ulaşmada bir yanılgıya düşüyordu.Çünkü onun hakikati zannederim ki bir ideal dünya söyleminden doğmakta. O zenginliği, sahteliği dalkavukluğu eleştiriyor lakin neticede yolu bir ideal inanca çıkıyordu. Sırf bu ideal inancından kaynaklı olarak, başkalaşıma uğramış Timon’u gördüğünde onu artık daha çok sevdiğini belirtiyor. Lakin bu sevgi ve hayranlığına karşı Timon kendisine sadece nefretini sunuyor. Bu noktada bu iki karakterin ayrıştığını görüyoruz. Timon asla Apemantus gibi değil. O yazımın başında ifade ettiğim hakikate ulaşmış bilinçte biri artık: İnsan ne türlü davranırsa davransın bencil ve ikiyüzlüdür. Bu noktada Timon ideal bir dünya olmadığı hakikatine ererek, ideal yerine kaosun, acının, ıstırabın hüküm sürdüğü bir dünya istiyor.Çünkü ona göre bu tabiatta bir varlığın hak ettiği şey ancak budur.

Fakat Timon son aşamada yine aynı yazgıya dönüp bir an için çizgisinden tekrar çıkacaktır. Flavius’un sadakati ve sevgisi karşısında yüreğinin yumuşaması, Timon’un en baştan beri ihtiyacı olan şeyin sadece bir sevgi açlığı olduğuna işaret edecektir. Yine aynı zaafa yakalanmıştır. İnsanın temel korunma güdülerinin ve yaşam iradesinin onu getirdiği sonuçlardan biri de budur: Sevilmek, güvenmek. Son aşamada karşımıza çıkan Flavius, insanın içinde hala ufak bir ışık taşıdığına dair bir işaret olsa gerek. Zira sebepsiz yere efendisinin peşinde sürüklenen bu kahyanın hareketine anlam verebilmek mümkün değil. Hatta Timon da bunu yapamayarak Flavius’tan bir hinlik düşünüyor diye kuşkulanıyor. Eğer yanlış yorumlamadı isem, insana dair hala bir umudun varolabileceğine dair bir açık kapı bırakılmış. Belki de tamamen yanılıyorum. Bilemiyorum.

Neticede ben bir eser hakkında kendimce bir çıkarım yapmaya, sanatçının gösterdiği çabayı bunu yaparken çektiği eziyeti kavramaya çalıştım. Bu konuda ne kadar başarılı olabildiğim tartışılır. Belki Shakespeare bunları okusa “Hiç de alakası olmadığını” söylerdi. Fakat öyle bile olsa, böyle bir çağda sıradan bir okuyucu olarak böyle bir çaba göstermemi de küçümsemezdi diye düşünüyorum.Umarım sizlerin işine yarayacak bir şey olmuştur.

Eseri anlama gayretim biraz da kendimle alakalı. Hayat boyu sevmek sevilmek istedim.Belki bu istek de benim Timon’la aynı korunma güdüsüyle hareket ettiğimi gösteriyor. Ve arayış şeklim emin olun ki Timon’unki gibi dolambaçlı bir yoldan oldu. Çok kez hayal kırıklığına uğradım. Neticede aradığımı buldum fakat hem geç kalmıştım, hem de Timon gibi varı yoğu tüketmiştim. Tekrar deneyecek gücüm kalmadı. Fakat bu yolda pek çok Flavius bulduğumu da inkar edemem. Çıkarsız ve amaçsızca beni seven pek çok dostum var. Bu da insanlığa karşı umudum ve tesellim oldu. Dumanlı dağ eteklerine çekilmiyor, hala insanların arasında bulunuyorsam sebebi onlardır işte.

Evet Timon gibi saf ve salağım, çoğu zaman meseleleri idrak edemiyor ve hala ahmakça inanıyorum. Bu da beni Timon’un en sevimli hali ile özdeş kılıyor. Bundan memnunum. İnsanlara inanmak istiyorum. Umarım bir gün Timon’un mezartaşında yazan sözler dilimden dökülüvermez. Saygılar.

Zavallı bir canın zavallı bedenidir burda yatan:
Adımı sormayın, dünyada kalan geberesi alçaklar!
Sağken bütün insanlardan iğrenen Timon yatıyor burda;
Geçerken söv sövebildiğin kadar, ama geç git, durma!
113 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
“Sürekli olarak başka benlikleri dinlemek değil de nedir okumak?”diyor Nietzsche.Shakespeare de size sürekli olarak başka benlikler sunuyor işte.


Eser beş perdeden oluşuyor.Atinalı zengin bir adam olan Timon üzerine yoğunlaşıyor.Paraya,mala mülke değer vermeyen Timon kimin başı sıkışsa yardım eden dünya da dostluğa inanan bir insan.Öyle ki gerçeği yüzüne vuran bir kişi tek vardır bu kötü karakter olarak bilinir.Ama yalnızca en iyi dostunuz size dogrulari söyler.Gerçek yaşamda olduğu gibi.


Bir insanın hayatta tek bir şeye olan umudunu yok ederseniz aslında o insanı öldürmüş olursunuz.Bir başkası değil kendisi bunu kendi kendine bile yapsa yok eder benliğini.Bundan sonra umudun öldüğü yerde o insan düştüğü çukurdan çıkmak istemezse nasıl sözler sarfeder.Bunu eseri okuduktan sonra siz karın verin veya hükmünuze göre yargilayin.


Keyifli okumalar.
113 syf.
·6 günde·Puan vermedi
Shakespeare'in okuduğum ikinci kitabı.Timon u okuduktan sonra daha da bağlandığımı hissettim bu kelimelerin sahibine.İnsanı yavaş yavaş yıkan bir oyun.Derinden sızıntılar oldu önce.Sonra bir bakıyorsunuz tüm sevgiyi içinde barındıran yüreğiniz bomboş kalmış.Neden mi? Kötü bir çağdayız.Ya da vazgeçtim çağa suç atmayacağım hemen.Bizler kötüyüz.Zamanla ya da mekanla alakası yok aslında olayın.İnsanlar fırsatçı oldukça, toplum tarafından cömert insanlara saf ve kandırılması gerekir gözüyle bakıldıkça sonumuz Timon gibi olmasın da ne olsun ? Bu kaçınılmaz.Yalnız bir ölüm.İnsanlara küs bir ölüm.Tüm mesele yürekleri temiz tutmakta.Bana bir yaklaşana on yaklaşmayı öğretirdi annem.Ben koşarken sana, tam da ulaşmışken ruhunun en derinine, olur mu senin bana taktığın çelme? Bu senin ayıbın olur belki ama beni ziyan eder.Zira Timon ölmekten beter oldu.
Okuyun arkadaşlar ve kaçın dalkavuklardan.Timon kaçamadı ama belki biz kaçarız kim bilir...
113 syf.
·6 günde·Beğendi·8/10
Şeyh pirin okuduğum ilk kitabı ve tam olarak kulaktan dolmalarla hayal ettiğim gibi bir dile sahip. Mükemmel bir tiyatro yazarı. Bu kitapta da insanlardan neden nefret edilmesi gerektiğini belirtiyor bunun nedenini okuyarak anlamalısınız çünkü hiçbir inceleme kitapta ki kadar güzel bir tasvir ile bu nedeni açıklayamaz.
113 syf.
·Beğendi·8/10
Shakespeare okumak için çok geç kalmışım. Muhteşemdi, gerek kurgusu, gerek anlatımı, kelimelerin kullanışı... Az, sade ve abartısız kelimelerle bu kadar güzel anlatılabilirdi her şey.
113 syf.
·Puan vermedi
Kişilik gelişimini belli dönemlere ayırarak ele alan Erikson, sekiz psikososyal dönem tanımlamıştır. Bu dönemlerin ilk beşi Freud’un psikoseksüel kişilik gelişim dönemlerine benzer.
Bu sekiz dönem daha çok “aşama” olarak adlandırılır ve “aşamalı oluşum ilkesi” olarak bilinir.
Erikson’un kuramındaki diğer bir önemli kavram “psikosoyal kriz”dir. Erikson’a göre her gelişim aşaması çevrenin gereklerine uyum sağlayarak kişinin aşma zorunda olduğu çatışmalar ve gerilimlerle belirlenmiştir. Bu çatışmalar ve gerilimler süresince bireyin kimliği tümüyle korunmaktadır. Ancak gelişimin sağlıklı sürdürülebilmesi için her aşamadaki kriz başarıyla çözümlenmelidir. Eğer kriz ilgili aşamada çözümlenemez ise sonraki aşamalardaki krizin tetik noktasını oluşturabilir ve çözümleninceye kadar sorun yaratır.

Bireyin ilgili aşamadaki krizi atlatabilmesi o aşamaya özgü temel gelişim görevinin tamamlanması anlamına gelmektedir. Bir aşamayı yaşayan birey önceki aşamalardan kalan sorunlarla birlikte yaşamını sürdürebilir ancak bireyin çeşitli zorlanmalar karşısında bir önceki aşamaya gerilemesi mümkündür.
Bu sekiz aşamaya göre kimlik duyguları:
1. Aşama: “Bana ne verildiyse ben oyum”
2. Aşama: “Ne yaparsam ben oyum”
3. Aşama: “Hayal ettiğim şeyi olacak kişiyim”
4. Aşama: “Ne öğrenirsem ben oyum”
5. Aşama: “Ben kimim?”
6. Aşama: “Biz sevebildiklerimizin tümüyüz”
7. Aşama: “Ben ürettiğim şeyim”
8. Aşama: “Ben geride bırakabildiklerimim”.

Bu noktada Atina’lı Timon’a bakınca bir sürü süreci özetlemiş yazar. Bunu yaptığı sıralarda bu tür kuramlardan habersiz yazmış yazar. Atinalı timon bağlamında bu dönemlere göndermeler yapmış yazar. Bir çok anlamda bir riyakarlık oyunu olan eserde insanlığın her yüzü olmasa da çok yüzünü sergilemiş. Varlık kelimesinin çoğul anlamı içinde parasal varlığın geçici bedensel varlığın ise gerçek olduğunun ispatı gibi. Kurduğumuz sosyal bağların ne kadar kırılgan ve çıkar ilişkisi yönünde olduğunun kanıtı. Her yüzümüze gülen elbette dost değil ve her seni çamura saplayan da düşmanın değil.

“Ah bu insanlar! Kulakları öğütlere sağır,
Dalkavukları dinlemeye hazır.”

Timon elbette şan şöhret para sarhoşluğu içinde har vurup harman savururken gözlerindeki perde kalkıyor ama gelişimin son evresinde. Kuramcının belirttiği 6. aşama (İlk/Genç Yetişkinlik Dönemi yakınlık- yabancılaşma/ yalıtılmışlık.) 7. Aşama (Yetişkinlik dönemi, üretgenlik-verimsizlik/durgunluk) onun için tam bir felakete dönüşüyor. Dostlar dediği tüm insanların sırtını döndüğü bir olaylar zinciri içinde kendini buluyor, hiç aramadığı halde. Bir sorgulama başlıyor elbette aramanın gereği olarak, ve bir çok çıkarım:

“İnanç ve çıkar ayrılıklarından doğmadır bu yiğitlik,
Gerçekten yiğit olan insan katlanır,
İnsanoğlunun en pis soluğuna!
Birer giysi sayar kötülüklerini;
Ve giyinir de onları hiç yadırgamadan;
Ama yüreğini korur ve kötülüklerden,
Günah tehlikesi karşısında tutar kendini.
Gördüğümüz her haksızlık adam öldürecekse bize
Bir başka hayat seçmeliyiz kendimize.”

Kurgusal gerçeklik içinde en çok değer verdiğimiz para oluyor daima. İnanç sistemlerini bile etkileyen bir gerçeklik. Tanrı-para diyorum ben bu olguya. İnsanın tüm değerleri değişti Alman pos bıyıklı adamının dediğine göre “Tanrı öldü çoktan”. Başka şimdi yaşananlar başka bir inanç sistemi bize dayatılan. Timon ancak son döneminde anlıyor bunu ve vazgeçiyor insan olmaktan soylu ve zengin olmaktan. Umutsuzluğunu Atina’lılara şu şekilde söylüyor:

“Şurada koruluğumda bir ağacım var benim;
Yakacak odun için kesmek zorundayım yakında.
Söyleyin dostlarıma, söyleyin Atina’ya,
En baştakilerden en sondakine kadar herkese,
Kim kurtulmak istiyorsa dertlerinden,
Söyleyin hiç durmasın, hemen gelsin buraya
Ağacım baltayı yemeden assın kendini!”

İşte bu noktada sekizinci ve son evreye girdiğini görüyoruz Timon’un yani yaşlılık, benlik bütünlüğü/umutsuzluk. Bu evrede kendi mezarını kendi kazacak kadar vazgeçiyor insan olmaktan tamamlıyor benliğini ve bir iki satır yazarak çıkıyor işin içinden öfkeli ve yenik terk ediyor dünyayı:

“Zavallı bir canın zavallı bedenidir burada yatan: Adımı sormayın, dünyada kalan geberesi alçaklar! Sağken bütün insanlardan iğrenen Timon yatıyor burada; geçerken söv sövebildiğin kadar, ama geç git, durma!”

Keyifli okumalar!
113 syf.
·2 günde
Shakespeare'e dönüşüm Soneler adlı eserini okumamdan sonra bu eserle oldu. Tiyatro eserlerini çok özlemişim bunu okuyunca anladım. Timon karakteri gibi bir karakteri çok güzel bir şekilde anlatmış. Özellikle kendi açımdan Timon'a bir yandan acırken bir yandan da ona deli gibi kızdığımı fark ettim. Bir karakter için çoklu duyguları oluşturabilmek Shakespeare'e yakışırdı.
160 syf.
·Beğendi·10/10
Ne görüyorum orda?
Altın, şu parlak ve değerli sarı metal!
Bu azıcık altın; siyahı beyaz, çirkini güzel, haksızı haklı, alçağı soylu, ihtiyarı genç, korkağı yiğit göstermeye yeter!
Papazlarınızı ve hizmetçilerinizi yolunuzdan uzaklaştırır, hastaların başucundan yastığı çekip alır.
Bu sarı para sözler verdirir, sözler bozdurur, melunu mübarekleştirir, morarmış cüzzamlıya taptırır, hırsızlara unvanlar saygınlıklar ve övgüler kazandırıp onları senatör koltuklarında oturtur, gözü yaşlı dulu yeniden evlenmeye o karar verdirir. İğrenç bir ülserliler hastanesinin iğrenerek kusacağı kadını o allayıp pullar, parfümler ve gençleştirir...
Haydi oradan! Lanetli toz onca milletler içinde fitne tohumları eken bütün insan cinsinin fahişesi, seni tabiattaki yerine iade etmek istiyorum.

Perde 4/Sahne 3
113 syf.
·Beğendi·9/10
Dışarıdan bakıldığında çok soğuk, saçma, uyumsuz insan gibi görünen Apemantus'a Timon da sonradan düşünsel olarak katıldı ve hareketleriyle faaliyete geçti. Belki okuduğunda çoğu insan buna ne gerek vardı, daha derin hareketlerde bulunarak tavrını ortaya koyabilirdi diyebilir, yalnız Timon bir Atinalı'dan daha fazlasıydı. Günümüzde bir Timon ve Apemantus olamayan bizlere örnek alabileceğimiz, en azından düşüncelerine yoğunlaşabileceğimiz ve hayattaki duruşumuza duruş katabileceğimiz iki kıymetli insanın tragedyası. ''Bu sefer güldürmedi'' esprisini belki kitabın sonlarında kullanacaksınızdır fakat bir düşünce tarzı olarak hayatınızda duruşunuza bir değer katarak sizi güldürebilir. Tavsiye ederim, toplumun uygunca başkaldırılara ihtiyacı var, aksi halde bu mahmurluğu def edemeyeceğiz.
145 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
Bir solukta okuyacağınız,üslubu harika kurgusu mukemmel,hayatımda okuduğudum en mükemmel kitaplardan biri.paranın tükendiği yerde insanların asıl yüzlerini ortaya döken bir şaheser.
148 syf.
·3 günde
Aslında timon, Troilos ile Kressida'nin birinci perdesinin üçüncü sahnesinde Ulyses'in öğütlediği düzenin tam tersini istiyordur. Sonu gelmez bir kargaşanın dünyayı sarmasını istiyordur. Ve toprağın altında bulduğu altından -belki kaderin bir oyunudur ya da yeniden başlaması için bir fırsattır bilinmez- parayla kargaşa yaratabileceğini düşünür. Timonun iyilikle dağıttığı para artık kinle dağıtılan bir para olmuştur. Doğada yaşaması da pek bir işe yaramamıştır. Huzur gelmesi lazımken hepten delirmiştir. Doğada gördüğü hayvan ilişkileri, doğa olaylarındaki çıkarcılık bile onun son kalan sevgisini bitirmiştir bi ara Flavius geldiğinde belki deriz düzelir diye ama flaviusa da altın verir ve gönderir son umudumuzu.

"Tıpkı ay gibi: Saçacak ışığım kalmayarak.
Ama ben ay gibi yeniden doğamadım,
Ödünç alacak güneşler yoktu çünkü."

Alcibiades Atinalı onurlu bir komutandır, arkadaşının savaş sırasında öldürdüğü insandan dolayı cezaya çarptırılmasını istemez. Bunun üzerine kendi de sürgün edilir. Fakat Timon gibi mağaraya çekilip kinle dolmak yerine Atinayı fethetmeye kalkar. Coriolanus anayurdu Roma'nin üstüne nasıl yürüdüyse o da Atina'nin üstüne yürümeye hazırlanmıştır. Zafer onundur.

"Bir asker olarak konuşuyorum ben de
Niçin insanalr savaşlara giriyorlar budalaca
Bütün saldırılara katlanacak yerde
...
Yiğitlik katlanmasını bilmekse,
Ne işimiz var bizim yabancı ülkelerde?
...
İşkenceye katlanmak erdemli olmaksa.
Sayın büyükle, acımakla gösterin büyüklüğünüzü:
Serinkanlı bir zorbalığı kim savunabilir?
Öldürmek günahların en büyüğüdür elbet:
Ama korunmak içinse hoşgörülür haklı olarak"

Apamentus adlı tipleme durduk yere insanlara nefret dolu biri. Timonun tam zıttıyken bazen fikirlerinde hak verdim ona, en azından belli bir çizgisi var diye. Insanlara karşı nefret, bu kadar. Hatta bir ara şaşırdım Apemantus Timon'u sevdiğini söyledi bi tiratta. Burada onun da insani duygularının olması hoşuma gitti ama eşek gene eşek. Ama arada bir fark var Timon'u bu hale kendisi ve doymayan insanlar getirmişken Apemantus sebepsiz hep insanlara öfkelidir.

"Gönül rızasıyla fakirlik kararsız zenginlikten
Hem daha uzun ömürlüdür.
Hem daha tez varır mutluluğa
Belinde isteklerin sonu gelmez
Ötekinde istek kaşıntısı kalmaz."
"Ne o? Altın mı? Sapsarı, pırıl pırıl, değerli altın mı? Hayır tanrılar, açgözlü alığın biri değilim ben. Kökler, ey duru gökyüzü! Karayı ak, çirkini güzel, haksızı haklı, alçağı soylu, yaşlıyı genç, korkağı yiğit yapmaya yeter bunun bu kadarı. Ah, tanrılar neden bu? Neden bu, ey tanrılar! Rahiplerinize, uşaklarınıza yüz çevirtir bu sizden, başının altındaki yastığı çeker dipdiri bir insanın; bu sarı köle, dinler kurar, sonra yıkar, cüzzamlıyı taptırır; hırsızı alıp üne, özgüye boğar, yanyana oturtur ulu kişilerle; budur işte yeniden evlendiren kırk yıllık dulu."
Şeytan insanlara politik olmayı öğrettiginde
Farkına varmamıştı kendisine rakip çıkardığının.
Sonunda insanın kötülükleri şeytanı bile aklayacak.
Başka türlüsünü düşünemiyorum.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Atinalı Timon
Alt başlık:
Hasan Ali Yücel Klasikleri Dizisi
Baskı tarihi:
2008
Sayfa sayısı:
152
Format:
Ciltli
ISBN:
9789944882484
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Baskılar:
Atinalı Timon
Atinalı Timon
Atinalı Timon
Gençler İçin Shakespeare - Atinalı Timon
Atinalı Timon
William Shakespeare (1564-1616): Oyunları ve şiirlerinde insanlık durumlarını dile getiriş gücüyle yaklaşık 400 yıldır bütün dünya okur ve seyircilerini etkilemeyi sürdüren efsanevi yazar, Atinalı Timon’da talih perisinin herkesin kul köle olduğu gözdesini bir anda alaşağı edebileceğini ve o zamana kadar talihli adamın önünde yerlere kadar eğilenlerin onu nasıl yüzüstü bırakacaklarını anlatır. Birçok eleştirmene göre, eserde göze çarpan bezginlik, umutsuzluk, insanlara yabancılaşma, tiksinti ve kin duyguları bu oyunu yazdığı sırada Shakespeare’in çektiği kişisel acıların yansımasıdır. Sabahattin Eyüboğlu (1908-1973): Hasan Âli Yücel’in kurduğu Tercüme Bürosu’nun başkan yardımcısı ve Cumhuriyet döneminin en önemli kültür insanlarından biriydi. Tek başına ya da ‘imece’ birlikteliğiyle yaptığı çeviriler, Hayyam’dan Montaigne’e, Platon’dan Shakespeare’e kadar dünya kültürünün hep doruk adlarındandı.

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

  • 20 defa gösterildi.

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0