Adı:
Cimri
Baskı tarihi:
2006
Sayfa sayısı:
120
Format:
Ciltli
ISBN:
9789754588415
Orijinal adı:
L'Avare ou L'École du Mensonge
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Molière [Jean-Baptiste Poquelin] (1622-1673); Eserlerindeki tiplemelerle dünya edebiyatında, Shakespeare’den sonra insan gerçekliğine belki de en derinlemesine nüfuz eden oyun yazarlarından biridir. Kadınlar Mektebi’nden Kibarlık Budalası’na, Cimri’den Hastalık Hastası’na bu oyunlar, sadece dönemin tutucu otoritelerini rahatsız etmekle kalmamış, tazeliklerini bugüne kadar korumuşlardır.

Sabahattin Eyüboğlu (1908-1973): Hasan Âli Yücel’in kurduğu Tercüme Bürosu’nun başkan yardımcısı ve Cumhuriyet döneminin en önemli kültür insanlarından biriydi. Tek başına ya da imece usulü yaptığı çeviriler, Hayyam’dan Montaigne’e, Platon’dan Shakespeare’e kadar, dünya kültürünün doruk adlarındandı.

Önsöz

MOLIÉRE’İN ÇAĞI

İnsanların öyle günleri, milletlerin öyle çağları var ki çözülmez düğümler birden çözülüverir, kurulmaz yapılar kurulur, yüzyıllardır kapalı kalmış kapılar birden açılıverir…
120 syf.
·9/10 puan
İlk tiyatro okumamı bu güzel eserle başlatmış bulunmaktayım.İyi ki bu kitapla başlamışım tiyatro okumaya çünkü tiyatro okumaya hep önyargıyla bakıyordum; karakterler karışır, olayı anlayamam, sürükleyici olmaz gibi düşününcelerim vardı.Bu kitapla bu düşüncelerimi aştığım için mutluyum.

Kitabın adının hakkını sonuna kadar verdiğini düşünüyorum. 'Cimri' kelimesinin anlamını Harpagon karakteriyle iliklerinize kadar hissedeceksiniz.Ama bu bizim bildiğimiz cimrilerden değil ' cimrinin de cimrisi '.Düşündüğü tek bir şey var 'para'.Hatta bazı yerlerinde" yok artık bu kadar da cimrilik olmaz " diyececeksiniz.Ve çok güleceksiniz.

İnanılmaz keyifli bir okumaydı, okurken çok eğlendim.Konu hiç sıkmıyor, renkli karakterler var, diyaloglar efsane...Bir solukta okunabilecek film tadında bir eser.Kesinlikle tavsiye ediyorum.Keyifli okumalar:)
104 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10 puan
Hep para, para!
Ağızlarını açtılar mı ilk söz para! Tek bildikleri, tek düşündükleri bir şey var : Para!

Moliere’in yaşadığı dönemde Fransa’da tiyatro, edebiyatın yerini almış ve Fransız düşüncesinin sahnede anlatılması ile adeta sanat ve edebiyat kaynaşması gerçekleşmiştir.

Bu dönemde tiyatro sadece saray sınıfının ve entellektüellerin ilgi alanında olan tragedyalar ve halk sınıflarının seyircisi olduğu kaba halk komedileri olarak ikiye ayılmış. Moliere’in en büyük başarısı ve tiyatroyu yücelttiği nokta bu iki ayrı sınıf arasındaki ayrılığı giderebilmiş ve aydın kesimle kaba halk kitlelerini tiyatro çatısı altında bir araya getirebilmiş olmasıdır.

Kendisi de tragedya lar ile yola çıkan Moliere yakalamayadığı başarısını komedya ile yakalamayı başarmıştır. Komedyayı içindeki güldürü öğelerini bozmadan ciddileştirmiş ve bir nevi güldürürken düşündüren bir forma kavuşturmuştur. Bu yeni yaklaşım ve oyunlarındaki konu seçimleri ile çağdaşlarının, kilisenin ve sarayda pek çok kişinin de hışmına uğramış her devrimci ve yenilikçi kişi gibi pek çok zorlukla karşılaşmıştır ve sonunda belki de Aristophanes’ten sonra gelmiş geçmiş en iyi komedya yazarı ünvanını almıştır.

Tiyatroya getirdiği bu yeniliklerin temeli insan olgusunu en üst seviyede gözlemleme ve yaşama şansına sahip olması ile ilgilidir. Paris’te zengin bir aile’de dünyaya gelmesi, babasının işi nedeni ile saray çevresinde bulunması, ardından tutku haline getirdiği Tiyatro ile çıktığı taşra gezilerinde bilgisiz ve yoksul Fransız köylüler ile kurduğu iletişim kendisine çift taraflı bir gözlem şansı sunmuştur. Oyunlarını da o dönem için daha popular olan kitap dili ile değil sahne dili ve gerçekçilikle kurgulanmıştır.

Cimri oyunu temellerini Plautus’un Çömlek adlı komedyasından alıyor. Moliere bu ölümsüz eseri ile aslında insanın hiçbir zaman güncelliğini kaybetmeyen anlam arayışını, parayı yaşamın anlamı haline getiren ve adeta tüm insani değerlerin üstüne koyan kitleyi gözümüzün önüne koyuyor. Yaşantımızın her evresinde rastladığımız bu insanların eleştirisini yaparak düştükleri durumun komikliğini bir nevi sahneliyor. Bu eser ile Moliere’in dönemin burjuva sınıfını eleştirdiği söylenmiş olsa da şahsi görüşüm Cimri’nin evrensel bir Cimri olduğu ve Moliere’in bu komedya ile evrensel bir mesaj verdiğidir.

Oldukça keyifli ve bir oturuşta okuyabileceğiniz bu oyunu özellikle mutlu olmaya ya da enerjiye ihtiyacınız olan bir gün okumayı tercih edebilirsiniz. Diğer tüm Moliere eserleri gibi.

Bu kitapta sizleri neler bekliyor : Para, Para, Para
120 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10 puan
Molière’in yaşadığı çağ bugüne dek Fransızların en mutlu saydıkları çağdır.
1622 Molière, Paris’te, rahat, hatta zengince bir evde doğuyor. Babası sarayın halıcıbaşısı, tutumlu bir tüccar, anası yine bir halı tüccarının, okuma yazması kıt, iyi giyinmesini sever kızıdır. Annesi otuz yaşında ölüyor. Dedesi sayesinde kolejde okuyor.

"Molière çağında Paris’te tiyatro, edebiyatın şahdamarı olmuştu."

Molière şanslıdır; refah bir dönem, iyi bir eğitim görmüş ve döneminde tiyatronun ön planda olması elbette onun yollarını açmıştır.
Molière'nin sevdiğim özelliği ise aydınlarla halk arasındaki, sarayla şehir arasındaki ayrılığı gidermeyi amaçlaması, halkın gürbüz tiyatro eserlerini yukarıya, yukarının kültür değerini halka ulaştırmasıdır. Sadece o da değil, Molière hem yazar hem oyuncu, hem işveren hem işçi olmuş dolayısıyla da insanlığın her haline, her kılığına girmiştir. Bu yüzden her iki tarafı da görmüş, tanımıştır. Her iki safhada yer almış Molière iki tarafıda birbirine yakınlaştırır, aralarında bağ oluşturur.

Molière’in başarısı, hayatı ve dönemi çok uzun olduğu için sadece bu kadarcığını değinmek istedim. Şimdi kitabımıza geçelim.

Cimri kişinin bir paylaşımda bulunacağı zaman kendisinden sanki bir parça kopuyormuşçasına rahatsız olur. Cimriler denildiğinde ise elbette akla ilk olarak para sevdaları gelir. Para dediğime bakmayın, altın onların en vazgeçilmezi.
Kitabımızın kahramanı Harpagon cimrimi cimri bir adamdır. Bütün varlığı, yaşama amacı paradır. Namus, ahlak, iyilik gibi erdemler paranın yanında hiçtir. Cimrilik onda hastalık haline gelmiştir. Her şeyde, herkesten şüphe eder, hiç kimseye güvenemez. Hatta parasını kasaya bile güvenmez çünkü kasalar hırsızlar için bir kolaylıktır. Hizmetçilerini az yemeleri için perhize sokar, atları çok yemesin diye onları bile aç bırakır, zavallıların ayağa kalkacak dermanı bile olmazdı. Çocuklarına zınlık koklatmaz. Ne kızına ne de oğluna bir üst baş almaz, açlıktan ölseler umrunda hiç olmaz. Çocukları ise elbette bu duruma çok karşıdır.
Molière burada cimriliği abartılı halini gösterir ve bunun üzerine olaylar olur.
Kitaptan bir ders çıkarma size kalıyor. Yani kitap cimriyi cezalandırmıyor, onun acizliğini gösteriyor. Siz cimriye bakınca ondan iğreniyor, nefret ediyor ve aciz görüyorsunuz böylelikle cimriliğin ne kadar kötü olduğunu ders çıkartıyorsunuz.
Ben kitabın sonuna kadar acaba bu cimri yaşlı adamı ne bekliyor, nasıl bir sonu olacak diye bekledim. Peki sonuç ne oldu? İşte Molière'nin başarısı burada kendini gösterdi. Kitabı okurken yalnızca detaylara odaklanın ve fark edeceğiniz çok şey olacaktır.

Çevrenizde illa cimri insan vardır, hatta belki sizde cimri olabilirsiniz. Şöyle de diyebiliriz 'paylaşmayı sevmeyen biri cimri olabilir' bunu biraz daha açarsak; para, mal, mülk vb. Maddi şeyleri paylaşmıyorsanız bu cimriliğinize işarettir. Yalnız cimriliği tutumlulukla sakın karıştırmayın. Tutumlu kişi doğru, gerekli ve israf etmeden harcar; cimri kişi asla asla harcamak istemez, özellikle gerekli şeylere harçama yapmaması dikkat çeker.

Cimrilik kelimesinde ilginç bir noktaya değinirsek; kelime anlamı itibari ile Farsçada ”adi, soysuz ve alçak” anlamına gelir, cimri kelimesinden Türkçeleştirilmiş ve genellikle “pintilik, hasilik” manasında kullanılır. Farsça da ağır bir anlam içeriyor. Aşırı cimrilerde gerçekten bu anlamlar var. Hiç şüphesiz cimrilik insanı rahatlıkla alçaltır.
Kitapta cimri adam kızına ve oğluna karşı takındığı tavır ve yaptıklarıyla kesinlikle ”adi, soysuz ve alçak” olur.

Bu dönemde konu önemli değil, hatta yazarlar tragedyaya başlık bile düşünmezler. Onlar için önemli olan düşündürmek ve bir şeyler anlatabilmektir. Cimrinin giyimi olsun, konuşması, eylemleriyle yazar onu somut bir şekilde gösterir.
Bunun yanı sıra aile bağıda ele alınır. Cimrinin kızı ve oğlu arasında ki ilişki ile bunu görmekteyiz. Yan konu olarakta elbette aşk var; cimri ile oğlu genç bir kıza aşık ama aslında bizim cimri kızın parasının olduğu düşüncesiyle evlenmek ister oysa oğlu gerçekten sevmektedir. Cimrinin kızı ise genç, yakışıklı bir adamı sever ancak cimri kızını para için zengin bir adamla evlendirmek istiyor. Burada gördüğümüz gibi aile bağı olacaktır. Söylemeyi unutmadan, bir takım gerçekler ortaya çıkacaktır.
Not: bu gerçekler size saçma ve abartı gelebilir ama dediğim gibi detaylara odaklanın :)

Okuğumda çok keyif aldım, kimbilir izlenmesi ne güzel olur. Umarım bir gün izlemekte nasip olur. :))

Ben kesinlikle bu değerli eseri tavsiye ediyorum. Keyifli okumalar.
104 syf.
·3 günde·8/10 puan
‘Moliere okunmadan geçen ömür yaşanmaya değmez.’ - Goethe
Jean Baptiste Poquelin ya da Paris dışında hayatını sürdürürken bir köyden aldığı mahlasıyla Moliere. Fransızların en mutlu çağının adamı. Sanmayın ki kendisi de mutlu, mutlu olan sadece eserleri.
Kitaptaki cimrimiz namıdiğer Harpagon Molier’in kendi çağında rastladığı, oturup konuştuğu, tanıdığı burjuva çevrelerinin temsili ve de eleştirisi. Yer yer bu kadar da olmaz dedirten ve çoğunlukla olayların absürtlüğüne güldüren bir metin. Defalarca sahnelenmiş ve de sahnelenmeye devam eden komedi türünün başyapıtlarından. Siz de Goethe gibi düşünüyorsanız kitaplığınıza eklemelisiniz, keyifli okumalar.
104 syf.
·2 günde·10/10 puan
NOT : Cimrilerin ve kalpsizlerin okuması yasaktır.
NOT : Kitap okuma alışkanlığı kazandırmak için uygundur.

Son zamanlarda keyif alarak okuduğum harika bir kitaptı. Çok beğendim. Her duygu var içerisinde, şaşırıyorsunuz, üzülüyorsunuz, heyecan, komedi her şey vardı. Kullanılan dil muhteşemdi okuru yormayan akıcı bir dildi. Gerçekte bu tarzda cimri insanları tanıyorsanız gülerek okuyorsunuz. Tanımıyorsanız da şaşırıyorsunuz. Tabi okuması güzeldi güzel olmasına ama acı gerçeklerdi bunlar. Ne zor halden anlamayan para sevdası gözünü bürümüş insanlarla uğraşmak ! Paranın gücüne yazıklar olsun diyeceksiniz okurken. Okumak isteyenler için tavsiye edilir. Keyifli okumalar dilerim :)
104 syf.
GEL DESE DE BAKMA CİMRİ AŞINA BİR FIRSAT ARAR DA KAKAR BAŞINA.

Moliere, 5 perdelik bu oyununda Paris burjuvasını ele alıyor. Para hırsının insanda nasıl tezahürleri olduğunu, parayı kazanma şekilleri ile onu korumak için düşülen durumları eleştiriyor. Bu oyun 5 perdelik kara mizah şeklindeki ağır bir hicivdir. İnsanın kendisine yabancılaşması, paranın karşısında yitirilen özgürlük ve kaybedilen özgürlüğün devamında sınırlarını maktülün çizdiği bir cinayet. Burada toplum ilişkileri zayıftır. Zayıftır çünkü ana unsur paradır, parasız olmaktansa dünyayı çöpe atmak yeğdir... Cimri karakterimizin para konusunda serzenişi şöyledir:

''Hey Allahım! Hep para, para! Başka söyleyecek lafları yok bu adamların: Para, para, para! Ağızlarını açtılar mı ilk söz para! Sabah, akşam para! Tek bildikleri, tek düşündükleri bir şey var: Para!''

1621 yılında dünyaya gelen Moliere'in girişte yer alan hayat hikayesinde tüccar olan babasının tutumlu oluşundan bahis eder. Yazarların kitaplarında beni en çok etkileyen şey yaşanmışlıkların nakış nakış sayfalara işlenmiş olması olsa gerek. Bu konuda Sabahattin Ali'yi direkt örnek gösterebilirim. Her kitabında kendi yaşanmışlıkları ile edebi kişiliğini harmanlamış ve bizlere sunmuştur.

Oyunda yer alan karakterler sınırlı. Aşk her eserin olmazsa olmazıdır ancak bu oyunda ana unsur olmamakla birlikte baya baya köşesine sinmiş bir şekilde karşılıyor bizi. Ağır mizah düşündürürken güldürüyor da. Bu yönüyle Aziz Nesin'i anmadım değil.

Bir çırpıda bitirebileceğiniz, gülmekten kendinizi alamayacağınız bir eser. Sonu biraz sıkıştırılmış gibi geldi. Her şey çok hızlı gelişip çok hızlı bitiyor. Ancak bu bile eseri sevmenize engel değil. Keyifli okumalar.
https://www.youtube.com/watch?v=9jlv6zc8L2o
104 syf.
Ah Harpagon...
Hiç sıkıldığımı söyleyemem bilakis keyif alarak, yüzümde yer yer gülümsemelerle okudum. Kitap okurken hep böyle olur ama bu tarz tiyatro türündeki eserlerde, olayların içerisinde dolaşan bir hayalet gibi değil, bir tiyatro salonunda hayal ediyorsunuz kendinizi. En azından bende öyle oluyor, bu his bile güzeldi. Öyle ki zihnimdeki yerine gerçek bir sahnede izleme isteği uyandırdı.
Tabii herkesin tercih edip memnun kalacağı bir tür değil ama ilgisi olanların okuyunca beğeneceğini düşünüyorum.
104 syf.
·1 günde·Beğendi·8/10 puan
Moliere'in Cimri'si güzel bir tiyatro eseriydi. Herkes hayatında mutlaka cimri birisi tanımıştır. Bu kitaptaki cimri arkadaş cimriliğin son noktasına gelmiş, bundan daha ötesi yok bence :) Gözü paradan başka birşey görmeyen, çok parası olduğu halde çocuklarına bu paradan koklatmayan, atlara bile masraf olmasın diye yemek vermeyen bir adam düşünün. Sinirleriniz bozuldu, "Bu nasıl bir insan be!" dediniz değil mi? Bu kitapta bol bol diyeceksiniz bunu :) Bu cimrinin nasıl komik durumlara düştüğünü, ne kadar aciz bir insan olduğunu göreceksiniz. Bunun yanında olay örgüsü de oldukça güzeldi. Okurken çok keyif aldım. Size de keyifli okumalar dilerim.
120 syf.
·1 günde
Okumaya başlamamla bitirmem bir oldu. Sayfa sayısının az olması dışında kitap, akıcı ve sürükleyiciydi de. Kitaptaki eleştiriler, kinayeler inanılmaz iyiydi. Keyifli bir okuma oldu. Hayat normale döndüğünde tiyatroda Cimri'yi seyretmeyi çok isterim. Vee umarım yıllar sonra bu incelemeyi okuduğumda hayat hala kısıtlı kısıtlı gitmiyor olur.
120 syf.
·Puan vermedi
evet, para düşkünlüğü harpagon'un hastalığı ama kardeşler arasındaki şu diyalog dikkat çekici: her geçen gün, annemizi aratır oldu. acaba eşini kaybetmiş bir adamın, oluşan boşluğu doldurmak için paraya her geçen gün daha da sarılışı mıydı esas mesele? yani tatmin olmaz bir açlık var ve sanki ardında yatan neden yitirmişlik. zaten çöpçatanın onun aklını çelişi de göreceli kâr mantalitesi ile değil de erkekliği ve hala beğenilme ihtimali üzerinden oluyor. "pinti", "cebinde akrep var" gibi tanımlamalarla onlardan vazgeçerek kolaya kaçıyoruz sanki. misal finalde de parayı gördü unuttu diye yaklaşarak muhtemelen yalnızlığından yöneldiği para hastalığına onu terk etmiş olduk.

Cleante, kız kardeşi Elise’e Mariane adında bir kızı sevdiğini itiraf eder. Daha sonra babasının yanına bu konuyu konuşmak için giden kardeşler babaları Harpagon’un da onlara söylemek istediği şeyler olduğunu öğrenirler. Elise’i varlıklı, yaşlı bir adam ile Cleante’yi de varlıklı, yaşlı bir kadın ile evlendireceğini söyler ve Harpagon bunların yanı sıra evlenmek istediğini söyleyerek evleneceği kızın Mariane adında genç bir kız olduğunu anlatır. Cleante bu durum karşısında çok şaşırsa da kendini ele vermez. Babasını vazgeçirmek istese de bu konuda başarılı olamaz. Babasını ikna edemeyeceğini anladığında en iyisinin kendi planlarını hızlandırmak olduğunu düşünerek evden ayrılır.

Cleante, babasının boyunduruğundan kurtulabilmek için bir tefeciden borç almayı planlar. Tefeci ile irtibat kurabilmek için uşağı La Fleche yardım eder. Simsar Simon Efendi borç verecek kişi ile bir buluşma ayarlar. Tefeci’nin şartları çok ağırdır. Ancak Cleante’nin kabul etmekten başka çaresi yoktur. Alacağı para ile Mariane ile mutlu olabileceği yeni bir hayat kurmayı planlar. Buluşma yerine vardığında Simon Efendi tarafları tanıştırır. Ancak iki tarafta şaşkındır. Çünkü borç verecek olan tefeci Harpagon’un ta kendisidir. Baba-oğul birbirlerine karşı suçlamalarda bulunduktan sonra ayrılırlar.

Harpagon ile Mariane’nin arasını yapmak ile sorumlu Frosine, Harpagon’a diller dökerek işin tamamlandığını anlatırken bir yandan da üstü kapalı bir şekilde para istemektedir. Ancak Harpagon, Frosine’ın iltifatları dışında söylediklerini duymazdan gelir ve uzaklaşır.

Akşam vakti Elise ile evlenmek isteyen Anselme adındaki yaşlı adam misafir olacaktır. Harpagon misafir için bir ziyafet hazırlamayı planlar. Bu ziyafeti olabildiğince ucuza halledebilmek içinde çalışanlarını tembihler. Çalışanlarına giydirdiği kıyafetler oldukça eskidir. Birinin üstünde yağ lekesi varken diğerinin pantolonunun arkası tamamen yırtıktır. Harpagon tüm bunları değiştirmek yerine yağ lekesi olan çalışanına lekeyi şapkası ile kapatmasını, pantolonu yırtık olan çalışana ise duvara dönük olarak hareket etmesini söyler. Mariane’i de akşam yapılacak olan ziyafete çağırmayı düşünerek iki işi tek yemekte halletmek ister ve şoförüne Elise ve Mariane’i panayır gezisinden sonra eve getirmesini tembihler. Sonra da aşçıya dönerek yemekler konusunda uyarı yapar. Şoför ve aşçı aynı kişi olduğundan Harpagon hangi vasıf ile konuşacak olursa Jaques Usta o kıyafetini giyer. Panayıra gitmeden önce Harpagon ile tanışmaya gelen Mariane, Elise ve Cleante ile de tanışır. Cleante’yi gördüğünde çok şaşırır. Ancak Cleante durumu üstü kapalı bir şekilde anlatır. Cleante’nin Mariane’e söylediği güzel sözleri kıskanan Harpagon şüphelenmeye başlar.

Elise ve Mariane gittikten sonra Harpagon oğlunun ağzını aramak için Mariane’i beğenmesi durumunda evlenmelerine izin vereceğini söyler. Cleante, Harpagon’un tuzağına düşerek her şeyi anlatır. Mariane için baba ve oğul birbirlerine girer. Kavgayı Jaques Usta durdurur. Harpagon Jaques Usta’nın hakem olmasını ve kimin haklı olduğuna karar vermesini ister. Jaques Usta Harpagon ve Cleante’ye duymak istediklerini söyleyerek barışmalarını sağlasa da bu durum fazla sürmez ve yeniden kavgaya tutuşurlar. La Fleche ise Harpagon’un altınlarını sakladığı yeri bulur ve bu kavgayı fırsat bilerek altınları çalar. La Fleche bulduğu altınları efendisi Cleante’ye verir. Cleante, Fleche ile ortadan kaybolur.

Altınlarının çalındığını fark eden Harpagon, bütün şehri suçlayarak herkesin yakalanmasını ister. Eve gelen komiser evdekileri sorgulamaya başlar. İlk olarak sorgulanan Jaques Usta, gıcık olduğu Valere’nin altınları aldığını söyleyerek Valere’ye iftira atar. Harpagon, Valere’yi çağırarak suçunu itiraf etmesini söyler. Olanlardan habersiz Valere, Harpagon’un Elise ile beraberliklerini kastettiğini sanarak her şeyi itiraf eder. Altınları yüzünden öfkeli olan Harpagon’un duydukları onu daha da sinirlendirir. Harpagon ve Valere tartışırken içeri Elise’in müstakbel eşi Anselme girer. Napolili varlıklı bir ailenin çocuğu olduğunu söyleyen Valere’ye birkaç soru sorarak yalan söyleyip söylemediğini anlamaya çalışır. Valere başından geçenleri anlattığında Anselme, Valere’nin gemi kazasında kaybettiği oğlu olduğunu anlar. Durumu birbirlerine anlattığı sırada içeri giren Mariane de Anselme’nin babası olduğunu ve Valere’nin ise erkek kardeşi olduğunu öğrenir. (Anselme ve ailesi bir gemi kazasında dağılmış ve birbirlerinin öldüklerini sanarak yalnız bir hayat sürmeye başlamışlardır.)

Cleante, Harpagon’a altınların yerini bildiğini ancak Mariane ile evlenmesine izin verirse altınlarına kavuşabileceğini söyler. Dünyada en çok parayı seven Harpagon, durumu kabul etmek zorunda kalır. Anselme ise Harpagon’dan Valere ve Elise’in, evliliklerini onaylaması için izin ister. Harpagon rızası olmayan bu birliktelik için düğün masraflarına karışmayacağını öne sürer. Anselme, bütün masrafları kendi üstüne alarak gençlerin evlenmesini kolaylaştırır. Harpagon’da altınlarına kavuşur.
104 syf.
·1 günde·9/10 puan
Evvet, herkese merhabalar insan kardeşlerim.

Bir süredir okuduğum kitaplardan sonra inceleme yapmıyordum. Çünkü okuduğum kitaplar için mâhir insanlar tarafından yapılmış incelemeler mevcuttu. Şüphesiz bu kitap için de mevcuttur lâkin okurken güldüren, güldürürken de düşündüren bu kitap hakkında ben de düşüncelerimi sizlerle paylaşmak istedim.
Öncelikle kitabı okumadan önce Moliére'nin yaşamını ve yaşadığı çağa bir göz atıp öyle okusak kitabın vermiş olduğu ince mesajı ve kahramanların kişiliklerinin sebebini daha iyi kavramış oluruz.
Moliére Fransa' nın en mutlu olduğu çağ da yaşamıştır. Nitekim Moliére de hep mutludur. Nitekim ondan ötürü eserlerini taşlama yönü ağır basan komedyalardan oluşturmuştur. Zengin ve bir o kadar da tutumlu bir babanın oğludur.
Moliére' den ilk çevirileri bildiğimiz üzere Ahmet Vefik Paşa Tanzimat döneminde yapmıştır. Biz de ki Batılı anlamda ki tiyatro akımına da öncülük ettiği söylenebilir.
Kitabın içeriğine gelecek olursak içerikten pek söz etmem bilirsiniz. Yalnız belirttiğim gibi cimri bir babanın oğlu ve kızına karşı takındığı tavrı anlatan, içinde illa ki aşkın da yer aldığı bir olay söz konusudur. Baba Harpagon cimriliğin atası sayılabilir. Hatta bazı diyalogları okurken Harpagon'a epey güleceğinizin garantisini verebilirim. Pek uzun sayılmayan bu kitap oldukça da içten ve akıcı üslupla yazılmış. Tek solukta okuyabilirsiniz. 1.5 - 2 saat sürede bitirebilirsiniz. Lafı uzatmayayım. Zaten hayli uzattım yine. :/
Sevgiyle kalın, Kitapla kalın. :)
104 syf.
·2 günde·Beğendi·8/10 puan
60 yaşında olan bir baba ve oğlu aynı kızı severler . Oğlu , güzel kızı önce görür ve konuşmaya çalışır . Baba sonradan görür ve o kıza haber yollatır . Oğlunun parası yoktur ama baba zengindir . Oğlu kızı almak için babasından para ister ve babası hayır der . Babası 5 kuruşunun hesabını yapan biridir . Çocuk ta mecbur kalıp faizci biri bulur . Ve olaylar gelişir. 10/8
Asılacak bir insan darağacını görmekten korkmaz olur mu?
Molière
Sayfa 58 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Hem dünyada kim var, hayatında bir kez olsun aklını kaybetmeyen?
Molière
Sayfa 7 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Açık söz yerin dibine batsın! Ne belalı şeymiş doğruyu söylemek!
Molière
Sayfa 57 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
"Ah ah ! Bütün bu delikanlılarin hoşluğuna diyecek yok; çok da güzel laf ediyorlar. Gelgelelim ceplerinde metelik yok zavallıların.
Molière
Sayfa 58
+ misafirlerin yanına düzenli gelin
-Efendim pantolonumun arkası delik benim
+ arkanı duvardan yana verir, yalnız önünü gösterirsin misafirlere
- benimde ceketimde yağ lekesi var
+Sen de hizmet ederken şapkanı hep böyle tutar lekeyi gizlersin
Molière
Sayfa 48

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Cimri
Baskı tarihi:
2006
Sayfa sayısı:
120
Format:
Ciltli
ISBN:
9789754588415
Orijinal adı:
L'Avare ou L'École du Mensonge
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Molière [Jean-Baptiste Poquelin] (1622-1673); Eserlerindeki tiplemelerle dünya edebiyatında, Shakespeare’den sonra insan gerçekliğine belki de en derinlemesine nüfuz eden oyun yazarlarından biridir. Kadınlar Mektebi’nden Kibarlık Budalası’na, Cimri’den Hastalık Hastası’na bu oyunlar, sadece dönemin tutucu otoritelerini rahatsız etmekle kalmamış, tazeliklerini bugüne kadar korumuşlardır.

Sabahattin Eyüboğlu (1908-1973): Hasan Âli Yücel’in kurduğu Tercüme Bürosu’nun başkan yardımcısı ve Cumhuriyet döneminin en önemli kültür insanlarından biriydi. Tek başına ya da imece usulü yaptığı çeviriler, Hayyam’dan Montaigne’e, Platon’dan Shakespeare’e kadar, dünya kültürünün doruk adlarındandı.

Önsöz

MOLIÉRE’İN ÇAĞI

İnsanların öyle günleri, milletlerin öyle çağları var ki çözülmez düğümler birden çözülüverir, kurulmaz yapılar kurulur, yüzyıllardır kapalı kalmış kapılar birden açılıverir…

Kitabı okuyanlar 9,7bin okur

  • Günahkar
  • Nilüfer oskan
  • Nurseda
  • sevde gül
  • Havva Kunut
  • Rana Demir
  • merve
  • Senem Öner
  • Bedodeniz
  • S

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%7.9 (227)
9
%8.6 (247)
8
%8.2 (237)
7
%3.3 (94)
6
%1.4 (40)
5
%0.4 (12)
4
%0.1 (4)
3
%0.1 (3)
2
%0.1 (2)
1
%0

Kitabın sıralamaları