Hayatın biricik anlamı olacak kadar derin bir aşkın trajediye dönüştüğü Dar Kapı’da sorgulanan, erdeme giden yolun zorluğudur. Jerome bütün erdemlerini aşkıyla ayakta tutarken, Alissa gerçek erdemin her şeydenarınmış olması gerektiğine inanır.
Fedakârlık nedir, insan aşk için nelerden vazgeçer? Peki ya ilahi aşk?.. Saflık için, Tanrı’ya tertemiz geri dönmek için, erdem olarak kabul edilen değerleri korumak için insan hayatını verebilir mi?
Dar Kapı, tercihlerini zor olandan yana kullananların yaşadığı ruhsal fırtınalarını gözler önüne sererken, Nobel Edebiyat Ödüllü André Gide, çarpıcı üslubuyla okuru derinden etkiliyor.
Dar KapıAndré Gide · L&M Yayıncılık · 20064,515 okunma
Harika ama bir o kadar da dramatik bir kitaptı felsefeye hakim olan 1 saatte bitirir. ayrı incelenir ilk aşkı ve aşkın felsefik boyutu arasında bir mekik dokuyor.Gerçek hikaye hikayenin sonunda -SPOILER- Alissanin günlüğünü okuyunca o aşk heyecanı çok güzeldi ayrıca kitapta o kadar güzel sözler buldum ki çizmekten komple kitabı çizecektim-SPOILER-
Bu arada bu yayınların çevirisi yanlış Hıristiyan dini üzerinde olmasına rağmen yayınevi inatla Allah yazmış dini inanç ve kişi tercihlerine saygım sonsuz ama yazara yakışır bir şekilde olsa çok daha iyi olabilirdi :)
Tanrı'yı yanlış anlamış olabilir miyiz bazen? Bu kitapta kocaman bir yanlış anlamanın farklı yönlere sürüklediği genç ruhlar var. Bir yorumlama hatası nelere mal olabilir...?
Dar KapıAndré Gide · L&M Yayıncılık · 20064,515 okunma
Fransız yazar Andre Gide'in bu meşhur kitabı,yazarın kendi yaşamından,kendi deneyimlerinden esinle yazılmış bir gençlik aşkı aracılığıyla erdem ve ilahi aşkın sorgulandığı güzel bir eser.Alissa ve Jerome'un hikayesi,maddi aşktan mecaza ilerleyen;yine yazarın deyimiyle mutluluk kapısı iki kişinin geçemeyeceği bir dar kapı ve bu kapıdan aşkı kirletmeden onun acısıyla ilahi huzur ve mutluluğa erişmeyi düşünen Alissa ve ona sadık,bekleyen Jerome.Hüzünlü bir son...Alissa'nın günlüğüne yzdığı bir dua:"Şimdi kendi kendime istediğim şeyin mutluluk mu,yoksa daha çok mutluluğa giden yol mu olduğunu soruyorum.Oh Allahım!Beni çok çabuk erişebileceğim bir mutluluktan koru!Mutluluğumu uzaklaştırmayı,sana kadar götürmeyi öğret"...
Güzel bir kitap,tavsiye ederim...
Dar KapıAndré Gide · L&M Yayıncılık · 20064,515 okunma
Merak ettiğim ve uzun zamandır okumak istediğim bir kitaptı, oldukça kısa ve akıcı yazılmış. Anlatılan aşk hikayesi fiziki bir aşktan ziyade bir metafor olarak "ilahi.." bir aşka yönelerek orda ölümsüzlüğü yakalaması ve ayrıca sürekli vurgu yapılan "dar kapı.." tanımlaması yönüyle sanki bizim geleneğimizde ki "vahdet-i vücud.." ve "tasavvuf.." düşüncelerini anımsattı. Dünyada yaşanması hele günümüzde böylesi aşkların olabilmesi ihtimali epey uzak gibi görünse de okuması keyifli bir kitap tavsiye ederim.
Derin bir psikolojik aşk travması. Birlikte büyüyen ve çocukluklarından itibaren birbirlerine yakıştırılan, büyüdüklerinde de evlenmeleri beklenen Alissa ve Jerome’un aşk hikayesi. Daha doğrusu aşk değil ızdırap hikayesi. Kitabın sonunu açıkcası çok merak etmedim çünkü daha ortalarında belliydi sonu. Şaşırtmadı beni. Alissa bence ruh hastası, sado mazoşist bir karakter. Acıdan zevk alıyor, acıyla besleniyor resmen, melankolik bi tip. Yani karşındaki kişi de seni seviyor, evlenmek istiyo ne bu naz, ne bu saçma sapan geri çekilmeler. Dünya’nın tüm yükü bu kızda sanki. Hem istemeyip hemde bu kadar ağır bir aşk duygusu beni boğdu diyebilirim.
Kitapta din, fedakarlık, erdem, başkalarının mutluluğu için kendinden, kendi hayatından vazgeçmeyi konu alan bir akış var.
Yani Jerome onu sevmese ve platonik bir aşk olsa bu çektiği sıkıntılara hak verebilirim ama öyle bişey yok, bu olaylar sırasında dine yönelen ve kafayı onunla bozan bir Alissa var. Çok sıkıcı bir karakter. Yani sevdiğin insanla evlenince Yaradana bağlanamıyor musun? Dine yönelemiyor musun?
Fazlaca abartılmış. Sırf konu bulamamış klasik bir aşk hikayesini nasıl çıkmaza sokarım da kitap yazarım temalı bu kitabın yazarının Nobel ödüllü olması da daha bi tuhaf.
Kitapta beğendiğim tek şey çok fazla kurgu içerdiği için müthiş anlamlı kelimelere, cümlelere yer verilmiş olması.
Yani çok boş vaktim var aman öylesine bir kitap okuyayım diyorsanız alın okuyun. Son derece sıkıcı bi kitap. Anlatılan ve yaşatılan aşktan midem bulandı. Dar KapıAndré Gide
DİPÇE :
Andre Gide; on üç yaşındayken dayısını ziyarete gittiği bir gün, 15 yaşındaki kuzeni Madeleine Rondeaux'yu diz çökmüş ağlayarak dua ederken görür. Madeleine ona, annesinin babasını
Spoiler içerir…
1947 yılında Nobel Edebiyat Ödülü’nü alan Fransız yazar Andre Gide’nin, eleştirmenler tarafından en yaratıcı bulunan kitabıymış; Dar Kapı.
Yazar en önemli edebiyat ödülünü almış fakat kitapları ülkemizde pek rağbet görmemiş. En azından 1000K’yı baz alırsak kitapları fazla okunmamış.
Yazarın hayatını okuduğumda bu kitaptaki Jerome karakterini yaratırken kendinden esinlendiği fark ettim.
Metin Yeşilçam vari bir senaryoyla ilerlerken sonradan çok farklı bir yere bağlanıyor. Kitap ağırlıklı olarak daha çocukken, kendisinden iki yaş büyük, dayısının kızı Alissa’ya aşık olan, Jerome’un aşkından bahsediyor.
Alissa her ne kadar Jerome’u sevse de mantığını kullanıp başta aradaki yaş farkını bahane ederek, sonra da kız kardeşi Juliet’in, Jerome’a aşık olduğunu anlayınca bu aşktan vazgeçer.
Aslında Alissa beşeri aşktan feragat ederek ilahi aşkı ve erdem yolunu seçmiştir. Jerome’un her zorluğa rağmen bu aşktan vazgeçmemesi üzerine Alissa, “Tanrı ile onun arasında benden başka engel yok. Jerome ona erişmekte benim yüzümden gecikiyor, beni üstün tutuyor. Ben onu erdem yolunda durduran engel oluyorum.” diye düşünerek kesin olarak Jerome’dan ve onun aşkından vazgeçer.
Alissa ölmeden kısa süre önce,
“Aşkımızı aldığımız dinsel eğilim yitirdi. Kutsal yücelik adına hayatımızı kaybettik.”
diyerek, seçtiği ilahi yolun, yaşayabilecekken yaşayamadıklarına mal olduğunu hatıra defterine yazar.
“Aşkla erdemi birbirinden ayırmayan ruh,
kim bilir ne kadar mutludur.”
Nobel Edebiyat Ödüllü yazarımız André Gide, romanlarında inançlara ve düşüncelere çok yer ayıran ve kurgusu boyunca onlarla oynayan, onları irdeleyen, yeri gelsdiğinde umut tohumları gibi okurun
André Paul Guillaume Gide (22 Kasım 1869 Paris - 19 Şubat 1951 Paris) Fransız yazar. 1947 yılı Nobel Edebiyat Ödülü sahibi.
Gide, 22 Kasım 1869 tarihinde Paris, Fransa`da dünyaya geldi. Babası Protestan ve köylü kökenli, annesi Katolikti. 8 yaşında Paris'te Alsace Okulu'na gönderildi. Sık sık hastalandığı için öğrenimi kesintiye uğradı. Gide henüz 11 yaşındayken (1880) Paris Üniversitesi`nde hukuk profesörü olan babasını kaybetti. Ailedeki kadınların etkisi ve annesinin katı otoritesi altında büyüdü.
1889'da okuldan mezun oldu. Yaşamını yazarak geçirmeye karar verdi.Yazı hayatına 1891’de 21 yaşındayken yayımladığı André Walter'in Günlükleri(Les Cahiers d'André Walter) ve Narsis Üstüne İnceleme ile başladı. Ama ikisi de başarısız bulundu.
1893'te Kuzey Afrika gezisine çıktı. Arap dünyasının tümüyle farklı değerleriyle tanıştı. Fransa'ya döndüğünde oradaki katı Victorya dönemi yaşantısının olumsuzluklarından rahatsız oldu. 1894'te tekrar Kuzey Afrika'ya gitti. Burada Oscar Wilde ve Lord Alfred Douglas'la tanıştı. Onların yüreklendirmesiyle baskı altında tuttuğu eşcinselliğini kabul etti. Annesi hastalanınca Fransa'ya döndü.
1895'te kuzeniyle evlendi. 1896`da Normandiya`da bir komüne belediye başkanı oldu.
1908`de bazı seçkin yazarlarla birlikte Nouvelle Revue Française adında bir edebiyat dergisi kurdu. 1916`da 16 yaşındaki Marc Allégret ile sevgili oldu. Marc Allegret ile eşcinsel ilişkisi ailesinde huzursuzluk yarattı. Eşi Gide'nin kendisine yazdığı mektupları yok etti.
I. Dünya Savaşı yıllarında Kızılhaç ile gönüllü insani kuruluşlarda çalıştı. 1923'te ilk feministlerden ünlü Elizabeth van Byyselberghe ile olan yasak ilişkisinden tek çocuğu kızı Catherine doğdu. 1924 yılında Corydon adlı homoseksüelliği savunan bir kitap yayımladı, fakat eser ilk etapta kınandı.
1925'te Fransız Ekvator Afrikası'na gitti. Burada gördüklerinden de etkilendi. Dönüşünde sömürgeciliği eleştiren yazılar yazdı. 1925 yılında yayımladığı Kalpazanlar Gide`nin en önemli eserlerinden biri olarak görülür. 1926`da otobiyografik eser olan "Si le grain ne meurt"u yayımladı.
Komünizme ilgi duydu. 1936'da büyük umutlarla gittiği Sovyetler Birliği'nden hayal kırıklığı ile döndü. 1938'de eşini kaybetti.
II. Dünya Savaşı'nın başlamasından sonra 1942'de tekrar Kuzey Afrika'ya gitti. Savaşın sonuna kadar burada yaşadı. 1947'de Oxford Üniversitesi'nden "Edebiyat Doktoru" unvanı aldı. Aynı yıl Kasım ayında da Nobel Edebiyat Ödülü'nün sahibi oldu. 19 Şubat 1951'de yaşamını yitirdi.
Yaşamı boyunca toplumsal ve bireysel ahlakın en önemli ölçütünün, bireyin içtenliği ve kendisini tanıması olduğunu savundu. Edebi, siyasal ve toplumsal sorunlara karşı hoşgörülü bir tutum benimsedi. Genel ahlak anlayışının karşısında bireysel özgürlüklerin savunucusu oldu. Ama aynı zamanda 19'uncu Yüzyıl Fransız edebiyatının en önemli hümanist ve ahlakçı yazarı olarak tanındı. Düşüncelerindeki bütünlük ve soyluluk, üslubundaki arılık ve uyumla Fransız edebiyatının saygın isimleri arasında yer aldı.
Katolik kilisesi André Gide'in eserlerini 1952 yılında Yasak kitaplar listesi'ne koymuştur.