Adı:
Dava
Baskı tarihi:
2016
Sayfa sayısı:
216
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755842073
Kitabın türü:
Çeviri:
Nurettin Süleymangil
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Öteki Yayınevi
amamlanmamış bölümleriyle, Kafka'nın ölümünden iki yıl sonra yakın arkadaşı Max Brod'un katkılarıyla yayınlanan, gerçek dışı absürt niteliği ile, Kafka'nın çok çarpıcı, çok şaşırtıcı, çok önemli ve yapıtları arasında çok özel bir yere sahip romandır "Dava".Olmayan belirsiz bir dava üzerine kurgulanır roman. Aslında ortada geçek bir dava yoktur. Yoktur ama Bay K. zaten yaşam tarafından tutsak alınmış, fakat bunun bilincine hiçbir zaman varamamıştır.

Sahi, aklı tutsak alan sınıflı toplumlarda davası olmayan kaç K. vardır?..
Paranoyaklık üst seviyede! Geliyor birileri sabah hiçbir şey yokken kapınızı çalıyor. Aa yoksa siz ayakkabı aldınız da kargonuzun geldiğini falan mı sandınız? Yok öyle bir dünya. Karşınızda hiç de önceden görmediğiniz hatta mahallenizde bile görmediğiniz adamlar. Ne yapabilirsiniz ki? Dilenciye bile kapını açmazsın. Bu adamlara niye açma isteği duyarsın ki? İşte senin davan bu. Senin davan burada başlıyor. O adamlar senin nefsin ve sen o kapıyı açana kadar da orada duracaklar. Sen ne kadar o adamları ve davanı düşünürsen o kadar bu davanın içine gireceksin ve çıkamayacaksın. Ne kadar da Truman Show'vari bir dünya değil mi ama!

Dava size nasıl kaçacağınızı öğretmez. Kaçamazsınız da zaten. O merak dürtüsü yok mu o merak dürtüsü. Sizi yiyip bitirir. Bir bakarsınız sizden yukarıda olan insanların odasından çıkarken onların size karşı öksürdüğünü ve size yukarıdan baktığını görürsünüz. Budur sizin davanız, neden o insanlar yukarıdayken ben aşağıdayım diye kafanızı yiyip bitirirsiniz. Sen o kafayı yiyip bitirene kadar davan da seni bekler oralarda bir yerde. Aslında dava da hem her zaman vardır hem de hiçbir zaman yoktur. İsteyen ve onla tanışmak için can atan kimseler için bu böyle değil midir zaten? Kapına kargo gelmesini beklerken böyle adamların gelmesini nasıl açıklayabilirdin ki annene? Normal bir gün olacağını sanıp camış gibi koltuğunda yatıp Whatsapp'ta arkadaşlarınla grup sohbeti yapacağın yerde senin davanı hatırlatıp sana "Tutuklusunuz, bundan başka bir şey bilmiyoruz." diyecek adamlar olsa senin tepkin ne olurdu sanki?

Dava, sizin davanız efendiler. Bu kitap yazılmasaydı bu davadan habersiz kalacaktık. Zira bu dava hep içimizde, bizi her gün yiyip bitiriyor kapımıza gelmese de.
"İnsanı ısıran ve sokan kitaplar okumalıyız. Okuduğumuz kitap bir yumruk indirerek bizi uyandırmıyorsa ne işe yarar?" demiş Kafka. Ve eserinde de o yumruğu yedirmiş. Yani şahsen ben kitabın sonlarına doğru o yumruğu tam aklımdan yedim. Düşüncelerimden vurdu beni Kafka.

Bence Kafka'nın yazdığı en iyi eser bu olmalı. Beğenmeyelerin ve önermeyenlerin aksine gerçekten çok etkileyici buldum. Iyi ki buluşma kitabımız olarak seçmişiz zira sadece inceleme yapmak yetmez bana. Karşılıklı oturup üzerinde konuşmak istediğim çok şey var. Uzun uzun tartışılabilecek, farklı bakış açıları sunulabilecek bir eser her şeyden önce. Baştan sonra hikayenin ilerleyişi hakkında en ufak bir tahminde bulunamıyorsunuz, merak uyandırıcı ve çok akıcı. Ayrıca bir hukukçu olan Kafka'nın hukuk sistemine yaptığı en ağır eleştiridir bence Dava. Yaptığı tespitlerle görüyoruz ki aslında Kafka'nın kafasında yarattığı bu distopya günümüzün anayasası, hukuğu, avukatı, hakimi, sanığı.. Bu da onun ne kadar ilerigörüşlü bir insan olduğunu kanıtlar nitelikte.

Konu olarak tıpkı Dönüşüm'deki gibi başlıyor. Bir sabah bambaşka bir güne uyanır karakterimiz Bay K. Artık tutukludur. Ne ile suçlanmaktadır kitabın sonuna kadar bilinmez. Bu bir sır. Ya da tıpkı Samsa'nın örümceğe dönüşmesi gibi sembolik midir yoksa? Evet semboliktir bence bu çünkü K aslında kendi zihninde tutuklanmıştır. Ki bu olabilecek en kötü senaryo da değil midir zaten?

Kitaptan kısa bir alıntı: "Zincire vurulmuş olmak çoğu kez özgür olmaktan daha iyidir." (Panama Yayıncılık- Sayfa 225) nasıl yani olur mu canım öyle şey diyeceksiniz. Nietzche'nin bir sözü ile yanıt vermek istiyorum bu alıntıya. "Özgür mü diyorsun kendine? Sana hükmeden düşünceni duymak isterim, bir boyunduruktan kaçıp kurtulduğunu değil." (Böyle Buyurdu Zerdüşt- İş Bankası Yayınları Sayfa 57) işte böyle. Kafka'nın bu alıntısındaki zincir nedir? Insanın beynine hükmeden düşünceleri, korkuları. Bir başkasının sizin adınıza kararlar verebilmesi bazı durumlarda iyidir. Mesela bir avukatın varlığı size güven verir. Sizin yerinize birileri davanızla ilgilenecek, size çıkış yolları arayacaktır. İste Block sırf bu yüzden zavallı bir köpeği oldu avukatının. Kitapta beni en çok etkileyen ikinci kısımdı. Ilki ise o son kısımdaki bekçi ve taşralı hikayesiydi. Işte yumruğu orada indirdi bana Kafka!
  • Kürk Mantolu Madonna
    8.9/10 (14.727 Oy)18.324 beğeni41.494 okunma2.727 alıntı174.562 gösterim
  • Küçük Prens
    9.0/10 (10.370 Oy)12.952 beğeni33.155 okunma3.148 alıntı139.387 gösterim
  • Satranç
    8.7/10 (8.890 Oy)8.837 beğeni24.276 okunma1.648 alıntı112.583 gösterim
  • Hayvan Çiftliği
    8.9/10 (7.146 Oy)7.718 beğeni21.707 okunma783 alıntı84.830 gösterim
  • 1984
    8.9/10 (5.783 Oy)6.097 beğeni16.058 okunma2.713 alıntı82.838 gösterim
  • Simyacı
    8.5/10 (7.567 Oy)8.524 beğeni25.173 okunma2.301 alıntı108.771 gösterim
  • Suç ve Ceza
    9.1/10 (6.268 Oy)7.615 beğeni20.603 okunma3.724 alıntı123.297 gösterim
  • Yabancı
    8.3/10 (4.210 Oy)3.727 beğeni12.358 okunma1.111 alıntı50.153 gösterim
  • Şeker Portakalı
    9.0/10 (7.279 Oy)8.723 beğeni24.288 okunma1.305 alıntı119.611 gösterim
  • Fareler ve İnsanlar
    8.6/10 (5.470 Oy)5.573 beğeni18.929 okunma777 alıntı96.744 gösterim
Dava felsefi altyapısıyla çok şey anlatan adalet sistemini sorgulatan bir kitap olarak karşımıza çıkıyor.


----------------------Spoiler------------------------




K bir gün uyanır evinin etrafının polislerle sarılı olduğunu görür. Artık normal bir insan olmaktan çıkar davalı bir insan olur. Polisler kendisine davalı olduğunu aktarırlar fakat kitap boyunca hiç bir zaman neden davalı olduğunu söylemezler. Kitabın çarpıcı tarafı da bu ya K kendini neden savunduğunu hiç bir zaman öğrenemez. Bu kitabın trajik ve aynı zamanda komik yönü adaleti sorgulayan yanı aynı zamanda. K ne zaman dava hakkında bilgi toplamaya çalışsa'da memurların hiç birinin haberi yoktur onlar sadece görevlerini yaptıklarını söylerler. Bu dava davadaki bürokratik yapı, bürokratik işleyiş davanın ana konusunun önüne geçmiştir. Burada artık K nin davada haklı olup olmaması önemli değildir. Bir kere devlet tarafından mahkemeye verilmesi yeterli ve toplum tarafından damgalanması için gayet güzel bir gerekçedir. Dolayısıyla kimse K'nin haklı olup olmadığını sorgulamaz. Ve K nin haklı olup olmadığı konusunda kimse bilgi toplama gereksinimi zahmetinde bulunmaz. Sadece açılan davayı en kısa yoldan bir takım bürokratik yöntemler'le aşma derdi içerisine girilir. Ve işin ilginç tarafı davayı açanlar da aslında davanın açılma gerekçesini bir tarafı koyarak kapanması için bürokratik yolları gösteren kişiler olur. Mahkeme içeresinde verilen yardımcı unsur olarak görülen kişiler(avukatlar, danışmanlar) K ye akıl verirler. Memurlarla iyi geçin, memurlarla şöyle ilişkin olsun, daha alttan al, kelimeleri şöyle seç vs gibi bunları söylerlerken aslında haklı olup olmadıkları konusunda hiç bir düşünceleri yoktur önemli olan bir dava açılmışsa onu kısa yoldan kapatmaktır. Diğer yandan K öyle bir noktaya gelir ki bir banka memurudur aynı zamanda. Kendisinin takipçileri vardır bir takım memurlar gönderilir izlemesi gayesiyle ve bunlar K yi her zaman gözetler. K kendi içerisinde iç dünyasında neden davalı olduğunu, ne yapmış olabileceği, bu işin üstesinden nasıl geleceği, savunmasını nasıl yapsa işten sıyrılacağı üzerine diyaloglar kurmaya başlar iç ses olarak. Ancak problem şudur ki niçin davalı olduğunu bilmeyen bir insanın kendini savunması da trajik ve komik olacaktır. İşte Kafka'nın komedisi de kitabın içindeki komedisi burada başlıyor. Adalet sistemini can alıcı bir şekilde sorguluyor sorgulatıyor. Ve günümüzdeki adalet sistemindeki aksaklıkların hala devam ettiğini çok rahat görebiliyoruz.
Bugünde artık gerçekten haklı veya haksız olmanız önemli değildir mahkemeniz varsa davalıysanız toplum içinde istenmeyen bir insana dönüşebiliyoruz. Dönüşümde'de olduğu gibi Kafka'nın karekteri böceğe dönüşerek istenmeyen bir insan haline geliyordu. Kafkanın toplum içerisinde yanlızlaşan ve toplum tarafından hor görülen çünkü toplumun işlerini artık göremeyen topluma adapte olamayan insanlar üzerine çok düşündüğünü görebiliyoruz çünkü birbiriyle uyumlu eserler bunlar. Dava sade bir dille yazılmış bir kitap ama kuvvetli bir kurguya sahip felsefesini gayet iyi yansıtan bir kitap. Kitabın bir kısmında bay K artık davayı umursamak istemiyor. Fakat bir akrabası geliyor(amcası) senin davan artık senin davan olmaktan çıktı demeye getiriyor. Bu artık sadece senin davan değil bu artık bütün ailenin davası çünkü senin isminin kirlenmesi bizimde ismimizin kirlenmesi demek. İşin ilginç yanı adam hiç bir şekilde niçin mahkemeye verildiğini haklı olup olmadığını sorgulamıyor ama şunu söylüyor. ''Eğer devlet tarafından mahkemeye verilmişsen bir sorun çıkarmışsın'dır'' Mantık bu devlet tarafından mahkemeye verilmek dava edilmek proplemli bir insan olduğunun yeterli bir gerekçesi haline getirilmiş. Gerçekte haklı olup olmadığı önemli değil kimse bunun la ilgilenmiyor. Ailenin ismini temize çıkarmak için bu davanın önemli olduğunu, bir takım aracılar bularak mahkemede ki hakimlere yakın onlarla iletişim halinde bulunan avukatlar temin ederek davanın kısa sürede olumlu yönde sonuca ulaşması için çaba sarf ediliyor. Bu gelen kişide yani amcası da aynı yönteme baş vuruyor diğer avukatlar ve danışmanlar gibi memurlarla iyi geçin, memurlarla şöyle ilişkin olsun, daha alttan al, kelimeleri şöyle seç gibi şeyleri tekrarlanıyor. Kayıp bir hak arama mücadelesi var. Bürokrasi davanın önüne geçmiş. Yani haklı ya da haksız olmanız hiç önemli değil. Bürokratik yöntemleri iyi bilirseniz kurtulabilirsiniz. Bürokratik işleyişe aklınızın yatması, bürokratik işleyiş hakkında bilgi sahibi olmanız ve buna göre konum almanız tanıdıklarınızın olması ve bu tanıdıklar vasıtasıyla mümkün olduğunca hasarsız bir şekilde davadan kurtulmanızı ümit edilmesi sağlanır. Kitap'da rüşvet alan memurlar var aynı zamanda haksız uygulamalara giren alt memurlar var. Mesela K ilk duruşmasında bu memurların kendi eşyalarını kullanmasını söylemesi ile birlikte daha sonra üst memurlar görevini kötüye kullanan bu alt memurları yakalıyorlar rütbelerini düşürüyorlar ve hatta dövüyorlar. Ve bu insanlar dayak yerken diyorlar ki ''Bizi niye ihbar ettin, neden bizi gambazladın, neden bizim senin eşyalarını kullandığımızı, senin kahvaltını yediğimizi veya senin evinde kendi evimizdeymişiz gibi rahat dolaştığımızı söyledin ki bak senin yüzünden daya yiyoruz'' K O kadar yumuşak ve vicdanlı ki bunların dayak yemesi ve rütbelerinin düşürülmesi nedeniyle vicdan azabı çekiyor. Ve şikayetini geri aldığını söylüyor dayak atan adama. Birde dayak atan adam var. İşin komik tarafı şu ki memurlara yaptıkları yolsuzluklar, çevirdikleri kurallar dolayısıyla dayak atan adam bir zamanlar öyle bir memurdu hiç yakalanmadığı için dayakçı rütbesine yükselmiş oldu.(Nasıl bir rütbeyse). Dayak yiyenler diyor ki kitap'da ''Bizde eğer yakalanmasaydık bizde bir gün dayakçı olacaktık. Dayakçı olma hayalimiz senin mahkemede bizim hakkımızda konuşmanla son buldu.'' Ne kadar kokuşmuş bir sistem olduğunu çok güzel dile getiriyor Kafka. İşte günümüz adalet sistemine kafkanın gözünden baktığımızda neler ortaya çıkıyor neler. O yüzden bu kitap tehlikeli bir kitap yetkililer toplumun bilinçlenmemesi için yasaklamalı bu kitabı. :)))
SPOİLER OLABİLİR AMA TAKILMAYIN.. YİNE DE SİZ BİLİRSİNİZ AMA HERKES BAŞKA BİR ŞEY OKUYACAKTIR BU KİTAPTA

YAŞAMAK “DAVA”SI

Lise yıllarında dershaneye gidiyordum,çoğumuz gibi.Bir gün önüme bir test sorusu gelmişti, bin yıl önce yaşamış bir filozofun sözü vardı soruda, “Hukuk her zaman güçlüden yanadır”. 17 yaşındaydım ve kafam allak bullak oldu, inanamadım. Hayır ya dedim olamaz ! Düşündüm ,düşündüm ,düşündüm. Evet ya dedim olabilir! Şimdi 17x2 yaşındayım. Davayı okudum.

Dava. Franz Kafka’nın 20. yy. başlarında yazdığı hem gerçeğin ta kendisi hem kurgu hem metaforlar zinciriyle örülü kitabı. Hukuk okumuştur Kafka. Hakim,savcı,avukat değildir ama hukukçudur.

“Joseph K.’ya iftira edilmiş olmalıydı” diye başlar kitap. “K.” Diyelim ki Kafka olsun. Ona davayı haber vermeye gelen birtakım adamlardan birinin adı ise “Franz”. O da diyelim Kafka olsun. Dakika bir gol bir . 1-0. Yoksa 1-1 mi demeli ? Al sana bir adamın çift yüzlü karakteri. Joseph K. tutuklanır, peki ama hapse mi atılır ? Hayır. Gözaltına mı alınır? Hayır. İyi de bu nasıl tutuklama? Al sana metafor zincirinin halkası.

K. bankacıdır, orta çaplı sayılabilecek bir memurdur. Bu kitapta belki de kesinlikle emin olduğum tek konu, Kafka’nın yıllarca çalıştığı sigorta şirketini ve işini burada banka ve bankadaki memuriyeti olarak anlatması. Bunun dışındaki hiçbir şeyden tam olarak emin olamam sanıyorum.

K. hakkında bir dava açılır, davacı bilinmez ama ipucu var gibidir. Suçu nedir bilinmez ama ipucu var gibidir. K. Kendinden emin bir şekilde davayı önemsemez çünkü masumdur.

Sonra birtakım adamlar onu birtakım mahkeme benzeri yerlere çağırır veya çağrılmadan gider veya her ikisi de. Bilmiyorum.. Ortalıkta dolaşan bir mübaşir karısı vardır, ki mübaşir dediğimiz adamın mevkisi nedir ki alt tarafı mübaşir. Fakat herkes adamın karısını elde etmenin peşindedir. Kadın metaforu gücü elinde tutmayı mı temsil ediyor? Bilmiyorum..

Görünen yargıçlar, görünmeyen yargıçlar, hiçbir zaman görünemeyecek yükseklikte yargıçlar.

Bu ülkeden bir Ergenekon geçti malum ! Bir de 15 temmuz o da malum ! Şimdi şu paragrafa dikkat kesilelim,

“Şurası kesin ki, mahkemenin bütün yapıp etmelerinin dışında,benim davamı örnek gösterirsek , bu tutuklanış ve soruşturmanın arkasında büyük bir örgüt var,öyle bir örgüt ki,emrinde sadece parayla tutulmuş görevliler,ahmak şefler ve en önde gelenlerinin erdemi kibirsiz olmayı geçmeyen sorgu yargıçları görevlendirmekle kalmıyor,hademelerin,yazmanların,jandarmaların ve öteki yardakçılarının,hatta cellatların aralarında bulunduğu o epey kalabalık maiyetleriyle yüksek ve en yüksek yargıçlar topluluğunu da yapısında tutuyor.Bu organizasyonun amacı nedir acaba beyler?Suçsuz günahsız insanların tutuklanması,bu insanlara karşı anlamsız ve benim davamdaki gibi genellikle sonuçsuz kalacak bir takibat ve kovuşturmanın süregitmesi.”

Bu sözler kime ait ? Doğu Perinçek’e mi? Aziz Yıldırım’a mı? İlker Başbuğ’a mı? Bu nasıl dünya , bu nasıl döngü, bu nasıl kurgu? Metofarlar zinciri diyorum da aynı zamanda hakikatin ta kendisi mi?

Sonra K.’nın amcası girer devreye. Bakar ki bu işin bu davanın iyiye gideceği yok,
( kötüye gittiğinin işareti var mı peki, o da yok) K.’ya bir avukat bulur, avukat da amcanın çok eski bir dostudur. Adama rica minnet davayı verirler de avukatın da dünya umrunda değildir, hem yaşlı hem hastadır. Avukatın yanında bir genç hanım kalmaktadır, hastabakıcısı mı metresi mi neyidir belli değil..

Kahramanımız K. Bu kadınla bir gönül bağı kurar, yakınlaşır,oynaşır,bir ilişki biçimi geliştirmeye çalışır. Bu kadın da tıpkı mübaşirin karısı gibi herkesin elde etmek istediği bir kadın ve tabiri caizse hafif meşrep ve her erkeğe yol veren bir kadındır.(Mübaşirin karısı da böyleydi) Bu kadın da mı gücü temsil ediyordu, hani herkesin elde etmek istediği?Güç kendisini arzulayana yakın mı duruyordu? Bilemiyorum..

Avukatımızın evi yolgeçen hanı gibidir. K. Ve amcası, bakıcı ya da metres olduğu şüpheli kız, derken bir de fabrikatör karakteri dahil olur. Bu adam da tüccarlar yoluyla parayı mı temsil ediyordu ? Bilemiyorum..

Peki bitti mi ? Yok. Asıl bir de ressam karakteri devreye girer ki bana göre kitabın en etkileyici karakteridir. Bu arada K. Bankadaki memuriyetine devam etmektedir, müdür, müdür yardımcısı, müşteriler gibi karakterlerle olan ilişkileri de sürüp gitmektedir. Zaten tutuklu muydu ki K.? Hayır.

Fabrikatör bir gün K.’yı bankada ziyarete gelir, avukatla ortak dostlukları vardır ve davayı duyduğundan bahseder, size olsa olsa ressam Titorelli yardım edebilir diyerek K.’yı bu adama gönderir. Adına hasta olduğum bu ressam amca, K.’yı iyi karşılar, tam eski zaman gariban sanatçılarına uygun köhne tavanarası gibi bir ev hatta sadece bir odada kalmaktadır. Uzun bir sohbet geçer K. İle aralarında, bir şey çıkar mı bundan, kim bilebilir? Ressamın çok önemli bir özelliği , davaya bakan ya da davayı açan yargıçların, yüksek yargıçların tablolarını yapıyor oluşudur. O kimseye eyvallahı olmayan kibir abidesi yargıçlar bu ressam karşısında kedi gibidirler, ressam da onlara saygı duyar ama pek de önemsemez. Buradan benim çıkardığım şu oldu ki, sanata ve sanatçıya olan mecburiyet.. Ne olursan ol , ne mevkide olursan ol sanatçıya muhtaçsın, sanatçı olmak başka türlü bir şey.. Neyse konumuz neydi? Ya da bir konu var mıydı? Neyse K. ressamdan yardım almaya gelmiştir, yargıçlara olan bu yakınlığından ötürü. Ressam konuşmanın bir yerinde K.’ya sorar,

“Daha önce soracaktım ama unuttum; nasıl bir aklanma istiyorsunuz siz?Üç tercihiniz var çünkü: Gerçek aklanma, sözde aklanma, sürüncemede bırakma”

Sonrası mı? Ne bileyim okuyun..

Peki karakterler biter mi? Hayır. Bir de kilisenin papazı çıkar karşımıza. Bir gün İtalyan bir banka müşterisini gezdirme görevini K.’ya verirler. Müşteri bankaya gelir, müdür adamı K ile tanıştırır, K. biraz İtalyanca da bilmektedir üstelik. İtalyan müşteriyle ertesi sabah gezilerine başlayacakları kilisede buluşmak üzere sözleşirler. K. tam vaktinde kiliseye gider ama müşteri ortalıkta yoktur. K. kilisenin belli belirsiz loş ışığında kilisedeki tasvirleri ,ince işçilikleri incelemeye koyulur.Derken rahip çıkar meydana.

“Başını iyice çevirince yaklaşmasını işaret etti rahip.” “Senin ismin Joseph K.”

“Bir zamanlar ismini ne kadar rahat söylediği geldi aklına.Nice zamandır ismi yüktü kendisine. Artık ismini ilk kez karşılaştığı kimseler bile biliyordu.Önce tanıtılmak,sonra tanınmak ne de güzel bir şeydi”

“Sanıksın sen dedi rahip” “Davan kötüye gidiyor haberin var mı?”

Şimdi bu zavalli K. ne halt etsin? Nerden çıktı bu rahip? Dava üzerine konuşmaya başlarlar, rahip kıssadan hisse bir hikaye anlatır , bilmece iyice çetrefilleşir. K. bankaya döner. Bu kısım da dinin hayattaki yerini mi anlatıyordu? Bilemiyorum..

K.’nın sonu pek iyi olmaz, okursunuz artık. Dava ne olacak peki? Bir dava mı vardı? Hangi dava?

Anlatabildim mi bir şeyler ? Pek sanmıyorum. Belki buz dağının görünen yüzünden bir parça sadece. Beynim,ruhum,kalbim bu büyük yaranın ne kadar farkına varabildi? Bilemiyorum. Bir şeyler eksik kaldı,bir şeyler eksik kalmaya mecburdu,bir şeyleri anlatmak istemedim,bir şeyleri de anlatamadım.

Bu bir yaşamak davası mıydı?
Gregor Samsa’nın bir sabah uyandığında böceğe dönüşmesi gibi aniden olmuştu her şey. Evindeki davetsiz misafirler onu bir "yabancı" yapmıştı.

"Suçlanıyorum ama suçum ne bilmiyorum. Beni neyle itham ediyorlar?
-Sonra durumu fark etmeye başlıyor: Şimdi anlıyorum ki... Benim tutuklanmamın ve bu soruşturmanın arkasında... koca bir teşkilat var. Masum insanları tutuklayarak onlara karşı soruşturma başlatıyorlar.”

Suçsuzluğunu avukat tutup, mahkemeye çıkarak, ispatlayabileceğini düşünür Joseph. Kimsenin yardımı olmaz ona. Joseph K. bütün hayatı boyunca kendini cezasını hayatın içinde tutsak kalarak yaşayacaktır. Küçük dünyasından çıkamayarak zaten bir hapishanededir. Bunun ayrımına varamadığı için cezası ne olacaktır?

İnsanlar, İş yerleri, Mahkemeler, Memurlar, Bürokratlar; üst kesimden bireyin çevresini sarmış olan toplum otoritesi… Adeta avını aramaya çıkmış insan yiyicilerini andırıyor. Kafka’nın distopik romanı çok tanıdık bir hikaye sanki! Bugün Yüzlerce Joseph K. hunharca kalbinden bıçaklanıyor. Suçsuzca. Suçlu olan Joseph’i tutuklayanlar mı yalnızca? Hayır. Asıl suçlu her şeyi bir kenardan izleyen ve hiçbir şey yapmayan bizler, toplumun kendisi. Tek başına bufalo sürüsüne dalıp zayıf olanı yakalayan bir aslanın sert dişleri karşısında bir araya gelmeyen, boynuzlarını kullanmayan ve kaçıp giderek onu ölüme terk eden bufalo sürüsü gibi. Romandaki K.’ya selam veren çamaşırcıdan daha farklı değiliz. K. gibi kurbanlar arasına girmeden bir çözüm yolu bulması gereken bizler Kafka’nın tüm uyarısına rağmen hiçbir şey yapmadan sıramızı bekliyoruz. Öyle değil mi?

Kitaba dair, “Çağdaş insanın, dünyayı kendi içgüdülerinin bir yansıması olarak algılayan yalnızlaşmış insanın dile getirilişi” diye müthiş bir yorumda bulunmuş Albert Camus. Romanın psikolojik çözümlemesi tek cümleye sığdırılsa böyle olurdu sanırım. Dava, bir kerede okunulup anlaşılmayacak kitap raflarına girmeli. Böylesi bir kitap bir okumada anlaşılamaz.

Hepimizin küçük ya da büyük bir davası var, başımızı ağrıtan Kafkavari sebeplerimiz var. Yeter ki kör kitlelere dahil olmayalım ve davamıza sımsıkı sarılalım.
İyi okumalar...
Öncelikle şunu belirtmeliyim ki "Dava" F.Kafka'ya ait okuduğum ilk kitaptı. Ya Kafka okumaya yanlış kitapla başladım, ya da Kafka'yla birbirimize hitap edemedik. Herkes her kitabı okuyamazmış "Dava" sayesinde çok daha iyi anladım.

Kitabı elime her aldığımda 'bu sefer kesin keyif alarak okuyacağım' diyerek başladım ama her seferinde büyük bir hüsranla 15-20 sayfa okuyup bıraktım. Çünkü her defasında inanılmaz yoruldum. Ve nihayet 12 günlük Kafka serüvenim büyük eziyetler sonucu bitti. Böyle bitsin istemezdim ama "Dava" beni benden aldı.

Sayın Kafka severler; hepinizin affına sığınıyorum. Bunları yazmasaydım 12 günlük çilemin bir anlamı olmayacaktı. En azından benim için... Dilerim topa tutulmam. Zira bu çileden sonra hiç hazır değilim. Hepinize saygılar...
Francis Bacon bir sözünde şöyle der:
'Bazı kitapların tadına bakılmalıdır, diğerleri yutulmalıdır ve çok azıda çiğnenip hazmedilmelidir.' Evet bu kitap o çiğneyip hazmetmeniz gereken kitaplardan.
Albert Camus(Türkçe telaffuzu 'Alber Kamü' bu arada) bir korku çağından bahseder. İnsanın hemcinsleriyle insanca bir iletişim kuramadığı, insanca tepkiler veremediği bir çağ. Kitapta bu durum Josef K. Karakteri üzerinden anlatılır. Kitabın başlangıç cümlesi:
'Josef K. bir iftiraya uğramış olmalıydı,çünkü kötü bir şey yapmadığı halde bir sabah tutuklandı.'
Gerisini merak ediyorsanız okumaya başlayın. :)
İtiraf etmeliyim ki başımı döndüren, biraz zorlayıcı bir eserdi. Buna rağmen bir okuyucu olarak beni kendisinden uzaklaştıramadı. Aksine içinden çıkamayacağımı düşündüğüm betimlemelerle birlikte zihnimde bir şeyler kurguladım. Tabi ki kitap zihnimdeki kurgulara göre ilerlemedi. Bundan şikayetçi de sayılmam. :)
Spoiler içeriyor.

Oblomov gibi bu kitabın baş kahramanıda 30 yaşlarında bir erkektir. Bankacıdır. Kimselere zararı dokunmayan çok iyi bir insandır.

Bir gün evine polisler gelir ve tutuklanır. Ne gibi bir suç işlediği veya kanunun hangi maddesine göre tutuklandığı kendisine hiçbir zaman söylenmez. Karşılaştığı herkes onun suçlu olduğunu kabul eder.

Romanda baş kahramanın kendisinin suçlu olmadığını ıspatlamak, en azından işlediği söylenilen suçun ne oldugunu bulmaya çalışması içinde bulunduğu çaresizliği anlatmaktadır.
Dava çoğu kişi tarafından somut olmaktan çıkarılmış ve içsel bir çatışmanın olduğu savunulmuş.Ancak Kafka Hukuk okumuş biri ve sigorta şirketinde bir memur.Eğer herhangi bir memurun yaşamına ya da hizmet ettiği kurumun işleyişine daha da basit olarak bizlerin belli bir sistem çerçevesinde adımlarımız daha önce belirlenerek yönlendirildiğimiz gerçeğine bakacak olursak Dava'nın aslında illa anlattıklarından çok daha farklı imgesel olması gerekçesinden vazgeçebiliriz.Bu tarz anlatımlar bakış açıları farklılaşmış kişiler tarafından her yerde açık ve net görülmektedir.Çoğu kişi ise içinde olduğu sistemin bir parçası haline geldiği için-bu doğaldır çünkü sisteme uyum sağlamayan sistem tarafından dışlanacaktır- olanın gözler önüne serilmesi kabul edilemez görünüyor ve altında mutlaka soyut bir şeyler aranıyor.Ancak Kafka bu eserde tamamen yozlaşmış aslında artık varlığı çokta bir anlam ifade etmeyen hatta onu var eden üst düzey yöneticilerin bile yalnızca Mahkemeye hizmet eden çarklar haline geldiğini Mahkemenin ise artık yaşayan ve içindeki her şeyin anlamsız da olsa Mahkemenin yaşaması için hizmet ettiği bir yapıya dönüştüğünü anlatıyor.Tıpkı bizlerinde çoğu şeyi anlamsız bulsakta kendi varlığımızı yani sistemin işlerliğini devam ettirebilmek adına bir çok sınava girmemiz bir çok anlamsız prosedürü yerine getirmemiz ya da çoğu hareketimizi sadece başkalarının beklentileri doğrultusunda yerine getirmemiz gibi.Bu eser anlamayacak biri için oldukça şizofrenik ya da kurgusal görünebilir ancak gerçekleri kabullenmeyi başaran biri bu eserde yaşam alanına hatta en basit bir hareketine nasıl yön verildiğini aslında yaşamın neye hizmet eder olduğunu görecektir.İçeriğe gelecek olursak eğer kısaca şöyledir:
Bir Hukukçu'nun 'Dava'sından sıradan beyinler elde tutulan somut bir dosya beklemektedir.Fakat bu sıradan bir dava değildir.Çok önemli bir davadır.K ise bunu o kadarda ciddiye almak istemiyordur.Fakat herkesin ortak tek kanısı bu davanın onun düşündüğü kadar basit olmadığı aksine çok önemli bir dava olduğudur.Bu davayı bu kadar mühim yapan ise kimsenin bu davanın içeriğini sanığın neden suçlandığını bilmiyor olması ve K'nın bu hakikatin yani Dava'sının peşine düşmüş olması.İnsanın bir sanık olduktan sonraki ruh hali değişiklikleri gayet güzel bir şekilde her sayfaya işlenmiş.Sonunda ise K 31. yaş gününün gecesinde mahkemenin görevlendirdiği iki kişi tarafından evinden alınıp tenha bir yerde kafası kesilerek öldürülecektir-K bunu bile arzulayacaktır çünkü onlara itiraz etmeyip işlerini kolaylaştıracaktır-Çünkü sisteme itiraz etmiştir.Varlığını koruyan Bürokrasinin varlığı için bir tehdit unsuru haline gelmiştir.Bu nedenle Dava'sı sonuçlanmış sistemden ayıklanarak ölüm cezasına çarptırılmıştır.Tıpkı hastalıklı bir hücrenin vücut tarafından yok edilmesi gibi.(Bu kitabı okuyan kişilerin İncelemem hakkındaki görüşlerini ya da farklı görüşlerini benimle de paylaşmalarını rica ediyorum.)
Naçizane düşünceme göre, Dava, Franz Kafka’nın en önemli eserlerinden birisidir. Bir sabah uyandığınızda kapıda polisler Josef K.’yı tutuklamak için bekliyordur. Bu sıradan, işinden başka bir şeye karışmayan banka memuru Josef K.’nın durduk yere tutuklanması ve sebebini bir türlü öğrenememesi ile alakalı bir eserdir. Kafka’nın Dava eseri, daha önceki incelememde yer verdiğim Amerika (Kayıp) romanından birçok yönden çok farklıdır. Amerika (Kayıp) bir açık hava labirenti gibiyken, Dava ana karakterin içinden çıkamadığı sanki bir kapalı labirenttir. Bu kitapta güç figürü olarak devleti, bürokrasiyi ve anlaşılmaz bir kısıtlamayı yansıtır. Korku Çağı diye adlandırılan 20. yüzyılda insanoğlunun kuşatılmış yaşamının bir hikayesidir. Bu çağa korku egemendir, çünkü insan, hemcinsleriyle insanca bir dil aracılığıyla iletişim kurabilme, böyle bir dille insanca tepkiler uyandırabilme olanağından yoksun kalmıştır.
Dava aşağıdaki şekilde özetlenebilir:
Josef K. bir sabah uyandığında başında bekleyen birkaç kişi görür ve bu beylerden tutuklandığını öğrenir. Israrla tutuklanma nedenini onlardan öğrenmeye çalışsa da, bu adamlar K.’ya hiçbir bilgi vermemektedir. Suç işlemediğinden emin olan Josef K. ne yapacağını bilemez durumdadır. Önce, kendi evinde birkaç saat esir edilip sonrasında adamların evden gitmesiyle şimdilik serbest bırakıldığını öğrenir. Bu saçma işe bir türlü anlam veremez. Kendisi aynı zamanda bulunduğu bölgenin önemli bankalarından birinde üst düzey bir görevde çalışmaktadır.
Kendi davası hakkında çevre adliyelere gider, yetkili kişilerden bilgi almaya çalışır fakat hiçbiri bunun mümkün olmadığını, kendisine bir şey söyleyemeyeceklerini bildirir. Aynı zamanda, garip bir şekilde bölgede yaşayan hemen hemen herkesin, Josef K. adına açılmış bu davadan haberi vardır. Oysa Josef K, bu durumdan rahatsız olduğu için elinde olsa kimsenin haberdar olmasını istemez. Özellikle bankada kendisiyle yarışan müdür yardımcısının…
Bu haber, kendisinden çok uzakta yaşayan amcasının kulağına bile gitmiştir. Ertesi gün hemen K.’nın yaşadığı yere gelen amcası, kendisini iyice azarlar. Josef, her ne kadar suçsuz olduğunu anlatmaya çalışsa da amcası doğal olarak ilk başta buna inanmaz. Ama sonunda Josef’in yoğun ısrarları üzerine ona inanmak zorunda kalır ve Josef’in bu zamana kadar akıl edemediği hatta gerek bile olduğunu düşünmediği bir şeyden bahseder: bir avukatın gerekliliği. K.’yı aldığı gibi yıllar önce okul arkadaşı olan ünlü bir avukatın evine götürür. Bu avukatla yıllardır görüşmemişlerdir. Kapıda uzunca bir süre bekledikten sonra avukatın hizmetçisi kapıyı açar ve avukatın hasta olduğunu, görüşme kabul edemeyeceğini söyler. K.’nın amcası ısrarla görüşmek istediğinden, kıza kim olduğunu avukata bildirmesini ister ve sonra da içeri alınır. Avukat çok hastadır, odasında yatmaktadır. Avukat, ilk zaman Josef’i göremese de sonradan fark etmiştir. Amcası, davadan bahsederken Josef de bir sandalyede konuşulanları dinlermiş gibi sandalyede oturmaktadır. Oysa aklında kapıyı açan hizmetçi vardır, kızı beğenmiştir. Konuşma devam ederken mutfaktan bir tabak sesi gelir ve Josef, amcasıyla avukata rahatsız olmamalarını ve kendisinin duruma bakacağını söyleyerek odadan çıkar. Elbette ki bu bahanedir ve tahmin edildiği üzere, Josef hizmetçi kızın yanına gitmiştir. Kızla uzunca bir süre flört ettikten sonra amcasının evden çıktığını duyup yanına gittiğinde kendisinden azar yemiştir. Amcası ona yardımcı olmaya çalışırken, o ise avukatın hizmetçisiyle düşüp kalktığı için amcası ona çok kızmıştır ama iyi bir sonuç olarak bu avukattan dava süresince Josef’e yardımcı olma sözü almıştır.
Aradan uzun zaman geçmiştir. Josef K. hala neden kendisi adına dava açıldığını bilmemektedir ve öğrenmek için çeşitli girişimlerde bulunmaktadır fakat hiçbiri olumlu sonuç vermemektedir. Bu süreç içinde birkaç kez avukat ile görüşen Josef, davanın sebebini öğrenemediği için avukatına da sinirlidir. Bir gün dayanamaz ve dava adına hiçbir şey yapmayan bu avukatının evine gider. Kapıyı paspal kıyafetli bir adamın açması üzerine çok şaşırır. İçeri girdiğinde bu adamın, avukatın müvekkillerinden biri olduğunu ve o evde kaldığını öğrenir. Bu zamana kadar avukatın hizmetçisi Leni’nin kendisine sadık kaldığını düşünen Josef, aslında kızın bu paspal adamla da bir ilişkisi olduğunu öğrenir ve zaten sinirliyken daha da sinirlenmiş olur. Bir an önce avukatın odasına girer ve kendisinin avukatı olmasını istemediğini, iş birliklerini artık yok saydığını bildirir. Avukattan beklediği sert tepkiyi almayan Josef durumu biraz garipser. Josef’in bu tavrına rağmen avukat hala ona yardım edebileceğini, yargı mahkemesine dilekçeler yazacağını söyler fakat Josef duruma hiç yanaşmaz ve evden çıkar.
31. yaş gününe girdiği gece evinin kapısını silindir şapkalı iki adam çalar. Josef bu adamları tanımıyordur fakat buna rağmen kendisini dışarı çağırıp gezinme tekliflerini hiç karşı çıkmadan kabul eder. Birlikte kol kola girip birkaç sokak dolaşırlar ve kent dışına çıktıklarında bu adamlar Josef’i bir taşın üzerine yatırır ve kendisini idam ederler.
Ağır ilerleyen ama son sayfasına kadar merak uyandıran bir kitap oldu benim için. Konusuna gelince; Otuz yaşında olup, bir bankada şef olarak çalışan Josef K. bir sabah odasında uyandığında, iki kişi tarafından hakkında açılan bir dava nedeniyle tutuklanır. Tutuklanır ama bu arada işine gidip normal yaşamına devam etmekte ve hakkında açılan davanın konusunu öğrenmeye çalışmaktadır. Bürokrasi ve adalet sisteminin sorgulandığı klasik bir Kafka kitabı.
İnsanlarla iyi geçinmek hem çok zordu hem de çok kolay; bunun bir kuralı yoktu.
Franz Kafka
Sayfa 134 - Sahaf Yayıncılık
Kendime denk biriyle konuşacağım birkaç kelime, bu adamlarla yapacağım upuzun konuşmalardan çok daha aydınlatıcı olacaktır benim için.
Franz Kafka
Sayfa 12
Bir sürü boş şey arasında adalet kaybolup gidiyor! Ortada hiçbir şey yokken, mahkeme bir suç yaratıyor.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Dava
Baskı tarihi:
2016
Sayfa sayısı:
216
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755842073
Kitabın türü:
Çeviri:
Nurettin Süleymangil
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Öteki Yayınevi
amamlanmamış bölümleriyle, Kafka'nın ölümünden iki yıl sonra yakın arkadaşı Max Brod'un katkılarıyla yayınlanan, gerçek dışı absürt niteliği ile, Kafka'nın çok çarpıcı, çok şaşırtıcı, çok önemli ve yapıtları arasında çok özel bir yere sahip romandır "Dava".Olmayan belirsiz bir dava üzerine kurgulanır roman. Aslında ortada geçek bir dava yoktur. Yoktur ama Bay K. zaten yaşam tarafından tutsak alınmış, fakat bunun bilincine hiçbir zaman varamamıştır.

Sahi, aklı tutsak alan sınıflı toplumlarda davası olmayan kaç K. vardır?..

Kitabı okuyanlar 6.619 okur

  • Handan ...
  • Şeyma Özdemir
  • göksu
  • Leylacb
  • Yusuf Hampolat
  • Çiğdem Orhan
  • Kitapguncemm
  • Büşra Güçlü
  • Savas Özdemir
  • Kübra Demirel

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%73.3
Erkek
%26.7

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0.1 (1)
9
%0
8
%0.1 (2)
7
%0.1 (1)
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0.1 (1)
1
%0

Kitabın sıralamaları