Elime ilk kez bir Halil Cibran kitabı aldığımda yazarın kim olduğu hakkında en ufak bir fikrim yoktu. Kapağı açtım, ilk şiiri okudum ve adeta efsunlandım.
Yıllar sonra Lübnan’a gittiğimde, tüm turist noktalarında, hediyelik eşya dükkanlarında mutlaka Cibran’ın eserleri olduğunu gördüm. Uluslararası tanınırlığı o kadar yüksek ki ülkenin tanıtım sembollerinden birisi haline gelmiş.
. Herkese Selam!
Deli kitabı ile karşınızdayım. Halil Cibran’ın okuduğum ikinci kitabı. Birer sayfalık hikaye ve şiirlerden oluşuyor. Düşündürücü felsefi ve edebi cümlelerle adalet, erdem, iki yüzlülük gibi konular ele alınıyor.
.
.
Bu da ikinci cep kitabım, karbon yayınlarından. Kitabı da boyutunu da çok sevdim. Felsefi ve edebi düşünceleri okumayı seviyorsanız tavsiye ederim
Herkese mutlu pazarlar ️
Kitapla kalın
Nasıl bir deliye dönüştüm? diyerek başladı yolculuk. Özellikle 'Diğer Dil' başlıklı hikaye çok hoşuma gitti. Aslında yaşamın bir özeti gibi geldi bana. Şiirsel bir dili var Halil Cibranın. Kitapları ince olmasına rağmen manayı anlamak için bazen birçok kez aynı satırları okurken buldum kendimi. Özellikle hakikat, mana gibi spritüel konular hoşunuza gidiyorsa bir de Cibranın perspektifinden bakmalısınız...
206 - İkinci sesli kitap denemem. İlkinde sürekli uyuyakaldığımdan onu okunmuş/dinlenmiş saymıyorum. Bunda ise uyumadan sonuna kadar dinleyebildim. Kitaba başlarken kaç sayfa olduğunu görememek, elde tartıp ölçüp biçememek hala tuhaf hissettiriyor. E-kitaba alışmak zor olmamıştı ama sesli kitap? Ninni gibi. Bir de topluma hitap eder gibi, bir arkadaş oturmasında metin okuyormuş gibi vurgu ve tonlamalar iyice sabırsızlanmama sebep oldu dinlerken. Bir an önce ne olduğunu, bir sonraki sayfayı merak ede ede dinledim. Oynatma hızını artırmayı da denedim, bu sefer hem vurgu hem ses tonu kaydı, daha da tuhaf oldu. Isınamadım. Yine de kitap bitmiş oldu. Ona dair de birkaç kelam etmeliyim.
İlk birkaç öyküde konuya adapte olmam vakit aldı. Bir deli, bir şeyler anlatıyordu. Bazı çevirilerde meczup olarak çevirmişler ki bence öylesi daha uygun. Kitabın ortalarına doğru aklıma nedense Bukowski ve Sıradan Delilik Öyküleri geldi. Eğer Buk imana gelse ve “ahlaklı” bir yaşam sürerek “ahlaklı” bir kitap yazsaydı ortaya Halil Cibran ve Meczup çıkabilirdi diye düşündüm. Hatta kitabın adı da bu sefer “Kıssadan Delilik Öyküleri” olabilirdi. Tales of Ordinary Madness yerine Tales of Parable Madness yani. Bunların hepsini düşündüm. Toplumun ahlaki yönlerine iyisiyle kötüsüyle değinmiş Halil Cibran ve böyle olunca da bu bizim meczuba kendince ders çıkarmalı fantastik kıssalar anlattırmış. Çerezlik diyemeyeceğim, özlü bir anlatı çıkmış ortaya da.
Mevlana gibi hikayeci, Nietsche gibi etkileyici bir yazarla tanıştım. Halil Cibran'ı ilk kez okudum bu akşam. Bir iki saatte bitirdim kitabı. Sözlerini, hislerini anladım; sevdim, saygı duydum. Böyle Buyurdu Zerdüşt kadar etkilenmedim ama bizden bir yazar. Şaşırtmadı çok fazla, sözünü bangır bangır söylemedi. Ama derdini anlatmayı bildi. Tasavvufla ilgilenen herkes sevecekti bu kitabı. Dini ne olursa olsun, herkes kendine yakın hissedecektir. Yakın dönemde yaşamış bir derviş, bir filozof imiş Halil Cibran.
Sana benziyorum, ey Gece!karanlık ve çıplaksın uyanıkken yaşadığım düşlerin ötesinde alev alev yanan patikada yürürüm ve ayağımın bastığı her yerde koca bir zincir çıkar ortaya.
Hayır, ey Deli! Bana benzemiyorsun.Çünkü kumda bıraktığın ayak izlerini ölçmek için hala arkana bakıyorsun.
Sana benziyorum ey Gece! sessiz ve derinsin. Yalnızlığımın derinliklerinde doğum sancıları içinde bir tanrıça yatar ve o Gök'ü tam doğuracağı sırada cehennem ile yek vücut olur.
Hayır bana benzemiyorsun ey Deli! Çünkü acının karşısında hala ürperiyorsun ve dipsiz uçurumun derinlikleri seni ürkütüyor.
Sana benziyorum ey Gece! Vahşi ve korkunçsun. Çünkü kulaklarım sağırlaştı artık köleleşmiş halkların feryatlarına unutulup gitmiş yerlerin acılarına.
Hayır bana benzemiyorsun ey Deli!Çünkü sen hala yüce benliğinle birliktelik kurmaya çalışıyorsun, dev benliğin ile dost olman zor olduğu için.
Sana benziyorum ey Gece!Acımasız ve ürkütücüsün. Çünkü göğsüm denizlerde yanan gemilerin ateşi ile aydınlanmış ve dudaklarım yenilmiş savaşçıların kanıyla ıslatılmıştır.
Hayır bana benzemiyorsun ey Deli! çünkü sen kendi kanununu kurmuş değilsin ,hala iyilik meleği olma arzuları ile dolusun.
Sana benziyorum ey Gece! Neşeli ve mutlusun. Çünkü çatımın altına girmiş her kimse, saf şaraptan sarhoş olduğu gibi günahın lezzetini çıkarmaktadır.
Hayır bana benzemiyorsun ,ey Deli!Çünkü ruhun yedi katlı bir kumaşla kaplı. Hatta yüreğinin sesini işitebilecek durumda bile değilsin .
Sana benziyorum ey Gece! Sabırlı ve tutkulusun. çünkü göğsümde solmuş öpücüklerin kefenine sarılı binlerce aşık gömülmüştür.
Evet deli... Bana benziyor musun?Bana benziyor musun? Öyleyse kasırgaya binebilir veya bir kılıç gibi yıldırımı tutabilir misin?
Sana benziyorum her Gece! Ben sana benziyorum ! Güçlü ve Ulvi.Çünkü tahtım yıkılmış
Lübnan asıllı filozof, şair ve ressam Halil CİBRAN yaşamı boyunca yapıtlarında hakikati aramış ve sevginin kutsallığını savunmuştur.
DELİ’nin çevrisini yapan Dr. Kriton DİNÇMEN kitabın önsözünde Halil CİBRAN ile ilgili şunları yazmış: “Ona göre, insan olmak kutsaldır. Ve ancak kusursuz hareket edebilen bir kimse “insan olma” gururunu taşıyabilir. Duygu ve kararlarında hep mutlaktır. Bu açıdan, kendisini tam bir varoluşçu olarak kabul etmemiz gerek; kendisi NIETZSCHE ve SARTRE ile aynı çizgi üzerindedir. Ve de, özündeki Doğu mistisizmini Batı kültürü ve düşüncesi ile harmanlaştırmış olmakla, diğer varoluşçulardan daha etkini, daha çok İNSAN’dır.”
Deli (The Madman), Halil CİBRAN’ın 1918 yılında yayınlamış olduğu ilk eserlerinden biridir ve Türkçe’ye çevrilmiş en eski eseri olma özelliğine sahiptir. 48 Yıllık kısa yaşamına sığdırdığı başlıca eserleri Kırık Kanatlar, Haberci, Gezgin, Deli, Ermiş, Ermişin Bahçesi, İnsanoğlu İsa, Sözler, Dünya Tanrıları, Asi Ruhlar, Kum ve Köpük Avare, Gönül sırları (Derleme), Aforizmalar, Tanrı Elçisi, Lazarus ve Aziz Dostu & Haberci ve Sus Kalbim’dir.
DeliHalil Cibran
“Daha ne olduğumuzu bile bilmezken, ne olacağımızı tartışmanın ne anlamı var?”
Kitabı eğer bir cümleye indirgesem o cümle bu olurdu. Öyle derin ki, öyle özel bir kitap ki, ne desem eksik kalacak.
Cibran’a duyduğum hayranlık her seferinde katlanarak artıyor. Ermiş, Ermişin Bahçesi ve Meczup. Üçü de birbirinden güzeldi, özeldi.
En son ne zaman “meczup” hissettiniz?
MeczupHalil Cibran · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202521,9bin okunma
Sırasıyla Ermiş, Ermişin Bahçesi son olarak Meczup'u okudum. Aslında bu kitap diğer ikisinden önce yazılmış. Kısa hikayelerden oluşuyor ve kıssadan hisse çıkarmamız üzerine kurulu, toplumun düşünce ve genel inanışlarının sorgulanması ve çelişkilerin abartılması şeklinde bir anlatımı benimsemiş. Halil Cibran ile tanışmama vesile olan ve bu üçlemeyi tavsiye eden sevgili Özge'ye teşekkürlerimle...
Cibran, 1883 yılında Osmanlı İmparatorluğu kontrolündeki Cebel-i Lübnan Mutasarrıflığı'nda Maruni bir ailenin çocuğu olarak doğdu. Ailesi ve kardeşleriyle 1895'de ABD'ye göç etti. Annesi terzi olarak çalışırken Boston şehrinde bir okula başladı. Cibran'ın yaratıcılığını fark eden öğretmeni Cibran'ı fotoğrafçı ve yayıncı F. Holland Day'le tanıştırdı. Gibran, Beyrut'taki Collège de la Sagesse'e kaydolmak için on beş yaşında ailesi tarafından memleketine geri gönderildi.
1904'te, Cibran'ın çizimleri ilk kez Boston'daki Day's stüdyosunda sergilendi ve Arapça ilk kitabı 1905'te New York'ta yayımlandı. Cibran, yeni tanıştığı hayırsever Mary Haskell'in mali yardımıyla 1908'den 1910'a kadar Paris'te sanat okudu. Oradayken, Jön Türk Devrimi'nden sonra Osmanlı İmparatorluğu'nda isyanı destekleyen Suriyeli siyasi düşünürlerle tanıştı; Gibran'ın aynı fikirleri ve aynı zamanda antiklerikalizmi dile getiren bazı yazıları, sonunda Osmanlı yetkilileri tarafından yasaklanacaktı.
Eserleri ve düşünceleri dünya üzerinde geniş yankı uyandırdı. Şiirleri yirmiden fazla dile çevrilmiş olan Cibran aynı zamanda başarılı bir ressam idi. Resimlerinin bazıları günümüzde dünyanın birçok şehrinde sergilenmektedir.
Yaşamının yaklaşık son yirmi yılını ABD'de geçiren yazar, ölümüne kadar kaldığı bu ülkede eserlerini İngilizce yazmıştır.
Halil Cibran'ın en ünlü eserlerinden biri olan ve ilk kez 1923 yılında basılan Nebi adlı eseri, toplam 26 adet şiirden oluşan bir karma şiir denemeleri kitabıdır. El Mustafa adındaki bir kahinin 12 sene kaldığı Orphalese şehrinden ayrılıp evine gitmek üzereyken bir grup halk tarafından durdurulması ve ana kahraman ile halk arasında insanlık ve hayatın genel durumu hakkında geçen konuşmalar kitabın kendisini oluşturmaktadır. Cibran'ın bu kitapta El Mustafa isimli şahsa verdiği bu isimle peygamber Hz. Muhammed'i işaret ettiğini iddia edenler vardır. Fakat kitaptaki metinler çoğunlukla Matta'ya göre İncil'in 5. bölümünde yer alan İsa'nın Dağdaki Vaaz'ıyla içerik ve üslup açısından benzerlik ve paralellik gösterir. Yazarın İnsanoğlu İsa adlı kitabındaki çalışmalar da dikkate alınırsa El Mustafa'nın Meryemoğlu İsa Mesih olabileceği iddiaları daha da güç kazanmaktadır. Ermişin Bahçesi Halil Cibran'ın Ermiş kitabının devamı niteliğindedir. Türkçeye çevirisi R.Tanju Sirmen tarafından yapılmıştır. Yayın yılı 1999.