[İkinci kez okuduğum kitaplardan]
"Efsuncu Baba" Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın, toplumcu gerçekçilikle mizahı aynı potada erittiği en dikkat çekici eserlerinden biridir. Roman, halk arasında “keramet sahibi” olduğuna inanılan bir adamın etrafında şekillense de, dönemin toplumsal yapısındaki cehaleti, hurafeye bağlılığı ve insanların çaresizlikten doğan inanç zaaflarını eleştiriyor. Gürpınar, olay örgüsünü bireysel bir hikâye üzerine kurmuyor, mahalle yaşamını, dedikodu kültürünü, korkularla beslenen toplumsal psikolojiyi ve insanların akıl yerine mistik çözümlere yönelmesini ironik bir üslupla eleştiriyor. “efsunculuk” metafizik bir aldatmaca ziyade, toplumun düşünsel geri kalmışlığının sembolüdür. Roman boyunca karakterlerin batıl inançlarla hareket etmesi, yazarın pozitivist dünya görüşüyle bilinçli biçimde çatışıyor. Hüseyin Rahmi, halk dilini son derece canlı ve doğal biçimde kullanıyor; sokak ağzı, gündelik konuşmalar ve mahalle atmosferi romanı yapaylıktan uzaklaştırırken, anlatıya güçlü bir gerçeklik hissi kazandırıyor. Yazarın mizahi dili, sert toplumsal eleştiriyi daha okunabilir ve çarpıcı hâle getiriyor. Bir dönemin insanlarını anlatan klasik eser, bugün bile insanların korkular üzerinden nasıl yönlendirildiğini gösteren zamansız bir toplumsal analiz niteliğindedir. Özellikle insanların akıldan uzaklaşıp kurtuluşu gizemli figürlerde araması, romanın güncelliğini koruyan en önemli yönüdür. Gürpınar’ın sade fakat zekice örülmüş anlatımı, okuyucuyu hem güldüren hem de rahatsız eden bir etki yaratıyor. Roman ilerledikçe insan, eleştirilen cehaletin yalnızca geçmişe ait olmadığını fark ediyor. "Efsuncu Baba" Türk Edebiyatında mizah aracılığıyla toplumsal çözümleme yapan, en güçlü eserlerden biri olarak öne çıkmaktadır.