Kitap hem kurgu hemde anlatım olarak çok güzel bir uzun öykü. Yazıldığı yıldan 101 yıl sonraki bir salgını, 161 yıl sonra yaşayan bir kişinin ağzından şaşılacak derecede bir öngörüyle anlatması; kitabı hayranlıkla okumama sebep oldu. Prof. Smith i dinlerken kitabın sonuna nasıl geldim anlayamadım. Kesinlikle okumalısınız özellikle şu yaşadığımız dönemde daha da anlam kazanan bir kitap. İnsan o dönem okuyanların bu adam ne anlatıyor demiştir diyeceği ama şuan yaşayanların hiçte şaşırmayacağı olaylar olması sebebiyle daha da önem kazanıyor. Ben çok beğendim okuyan herkesin de beğeneceğini umuyorum.
Kızıl VebaJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202147,8bin okunma
Jack London’ın kaleminden çıkan unutulmaz eserlerden biri olan ‘Kızıl Veba’, insanlık varoluşunun derinliklerine dalmış, felaketin ve umutsuzluğun hüküm sürdüğü bir distopyayı ustalıkla resmediyor. London’ın bu öyküsü, toplumsal çöküşün ve hastalığın yıkıcı etkilerini anlatırken, insan doğasının direncini, dayanıklılığını ve umudu da cesurca sergiliyor. İnsanlığın karşı karşıya kaldığı acımasız gerçeklerle yüzleşirken, eser, okuyucuya derin bir düşünce ve duygusal yoğunluk sunarak, insanın varoluş mücadelesini sorgulama fırsatı veriyor.
Okuması çok kolay, dili akıcı kısa bir kitaptı. Kitabı okurken sanki zihninde bir film izliyormuşsun hissi veriyor. Sadece kitabın sonunun daha farklı bitmesini beklerdim ayrıca kitap biraz daha uzun olabilirdi. Onun dışında hemen okuyup bitirebileceğiniz güzel bir kitap. Tavsiye ederim.
Kızıl Veba, 2010'lu yıllarda tüm dünyayı etkisi altına almış bir salgının ardından, 60 yıl sonra, salgının son canlı tanıklarından bir dede ile salgın ve ve eski dünya hakkında hiçbir fikri olmayan 3 torunu arasında geçiyor. Granser'in geçmişi anlatması ile neler yaşanmış olduğunu, medeniyetin ve insan ırkına dair birçok şeyin yok oluşunu, evcilleştirilmiş hayvanların vahşi özlerine dönüşünü, doğanın değişimini, insanlarında vahşi doğada tekrar ilkel hallerine dönüşünü muazzam bir öyküyle gösteriyor Jack London bizlere.
Düşünsenize 1910'lu yıllarda iken günümüze ışık tutmuş adeta. Yazarın dilini çok sevdim ama dilinten öte öngörüsü çok etkiledi beni.
''Geçici düzenler köpükler gibi uçup gider.
Aynen öyle, köpükler gibi, geçici.
İnsanın bu dünyadaki bütün çalışması köpükten öte bir şey değil."
-kitaptan bir alıntı
Çok beğenerek okudum. Pandeminin hayatımızı temelinden sarstığı şu günlerde okunacak bir kitap. İyi okumalar..
Kızıl Veba
Selamm
Sizlere bir distopya kitabı ile geldim. Bu benim okuduğum ilk distopya kitabı bilginiz olsun.
Kitap bence gayet akiciydi 3 saatde falan bitirdim dili ağır degildi bizim yaşınıza uygun yani.
Kitapda kızıl veba isimli bir hastalığın çıktığı bir dönemde hastalığa bağışıklığı olan ve yakalanmiyan bir adamın dilimden o dönemi dinliyoruz çoğunlukta fakat bazı yerlerde adamın torunları ile olan konuşmalarına tanıklık ediyoruz .
Ben çok beğendim ve asla sıkılmadan birçok kez okuyabilirim. Bu yaşlarda yavaş yavaş klasikler ve edebi eserleri okumaya başlamamız gerekiyor bence bu kitap başlangıç için uygun.
Öncelikle belirteyim: Kızıl Veba’yı henüz okumayanlar için ipucu içerir. Dikkat!
Covid-19 ile mücadele ettiğimiz şu günlerde yaşadıklarımızı yüz yıl önce öngören Jack London’ın Kızıl Veba eseriyle buradayım.
Kızıl Veba, bir uygarlığın virüs salgınıyla nasıl yok olduğunu konu edinen etkileyici bir kitap. Günümüzde yaşadıklarımıza çok benzer olsa da sonuçları daha yıkıcı olan bir virüsle karşı karşıya kalan insanların ve insanlığın nasıl değiştiğini gözler önüne serer.
Salgından kurtulmayı başaran ve altmışlı yaşlarına gelen Profesör Smith, torunlarına ve bizlere yaşananları anlatır. Virüs bir avuç insan dışında herkesin ölümüne sebep olur ve dünyadaki tüm kuralları, bilgileri, ahlakı, dili, eğitimi, yaşayışı, tüm düzeni sıfırlar. Sağ kalan insanlar her anlamda eşitlenir, zengin ile fakirin yerini güçlü ile güçsüz alır.
Profesör Smith, seneler önce doğup büyüdüğü ve yetiştiği medeniyeti anlatırken torunları hiçbir şey anlamaz çünkü virüs hayatta kalan insanları ve doğan insanları tarihin başlangıcına götürür. Geçen seneler, medeniyeti ilerletmez aksine virüs ilkel bir yaşama sebep olur. Toplayıcılığı ve avcılığı yeniden yaşayan bir insanlık...
Koskoca medeniyet bir anda vahşileşir. Virüse yakalanan insanlar 15 dakika içinde ölür. Bu korku içinde insanlar farklı bölgelere kaçar, virüsü daha da yayar hatta birbirlerini öldürür. Açlık ve yağma da beraberinde gelir.
Profesör Smith, yeniden kurulan bir medeniyeti göremese de torunları ve onlardan sonraki insanlar bu medeniyeti kurup görebilecek mi?
Jack London’ın bugün dünyayı tehdit eden bir virüsü 1912 yılında kaleme alması, bugün yaşadıklarımıza benzer anları o yıllarda öngörmesi, dünya nüfusuna dair tahminleri ve birçok düşüncesinin gerçekliği okurları oldukça etkiliyor.
Kızıl Veba, özellikle salgın döneminde
İlk iki sayfası betimlemeli olduğu için biraz sıkıyor ama sonrası güzeldi. Sonunu daha iyi bekliyordum ama kitap genel anlamda güzel. Zaten çok kısa bir kitaptı.
Merhaba;
Jack London'ın 1912 tarihli klasiği Kızıl Veba, sadece 68 sayfalık hacmine rağmen medeniyetin kırılganlığına dair sarsıcı bir vizyon sunuyor. Roman, 2073 yılında, "Kızıl Ölüm" adındaki bir hastalığın uygar toplumu yok etmesinden sonraki ilkel yaşamı görmüş son kişi olan anlatıcı Granser (Profesör James Howard Smith)'in ağzından aktarılıyor. London'ın, romanı yazdığı dönemden yaklaşık yüz yıl sonrasını, 8 milyar nüfus tahmini gibi demografik detaylarla bu denli isabetle öngörmesi eserin en çarpıcı yönüdür. Eser, Granser'in torunlarına anlattığı uygarlığın hızla "köpükler gibi uçup gittiğini" gösterirken, aynı zamanda veba sonrası dünyada bile batıl inançların ve umut tacirlerinin yer alması üzerinden güçlü bir sosyal eleştiri yapar. Kızıl Veba, günümüz okuyucusu için özellikle Pandemi sonrası anlamı daha da derinleşen zamansız bir eserdir.
Daha fazlasını bloğum için yazmıştım:
hknkr.com/kizil-veba-kita...
İyi okumalar.
Kızıl VebaJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202147,8bin okunma
Kitabın konusu, salgın bir hastalık sonucu medeniyetin çöküşü ve tekrardan doğuşu. Asla varolmamış ilahi adaleti ve her şeyin gelip geçiciciliği konularını özellikle işliyor bu roman. Tavsiye ederim, oldukça kısa ve bir gün içerisinde bitirilebilir.
Öncelikle Jack London'un ön görüşünün hakikaten gerçekçi olduğunu inkâr etmek mümkün değil. 1913 yılında yazılan bu kitap 2013 yılında başlayıp dünyayı kasıp kavuran kurgu bir salgını anlatıyor. Anlatıcımız sağ kalabilmiş bir edebiyat profesörü ve olayı onun gözünden görüyoruz. Okunması gerekli olduğunu düşünüyorum.
Kızıl VebaJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202147,8bin okunma
Jack London un okuduğum toplamda 3. kitabı oldu. Martin Eden ve Beyaz Diş kitaplarından sonra. London ile ilgili Martin Eden incelememde yazmıştım bilgiler. O nedenle tekrara düşmemek için o kısmı Martin Eden incelememden okuyabilirsiniz. #154617128 .
Kızıl Veba kısaca bir veba salgını ile ilgili kıyamet sonrası kurgusu kitabıdır. Bizi tekrar mağara dönemine götürür. Covid 19 a benzer yönlerinden dolayı kitap 2020 den sonra iyice popüler olmuştur.
Konusu şudur : Nüfus azalmasından yaklaşık 60 sene sonra James Smith, Kızıl Veba salgınında hayatta kalanlardan birisi olarak torunları ile birlikte seyahat yapmaktadır. İlkel bir hayat sürmektedirler. Avcı toplayıcı bir şekilde hayatlarını idame ettirmektedirler. Gelişimle ilgili belirli rahatsızlıkları vardır ve torunları, sürekli Kızıl Veba nın olduğu dönemle ilgili bilgiler edinmek istemektedirler.
İsyan ve birbirlerini öldürme kısmı bana çok gerçekçi geldi. Hatta gelecekle ilgili bu şekilde bir öngörüm de var. Dünya nüfusunun hızlı büyümesi bence kesin buna neden olacak. Bu ne zaman olur bilinmez ama salgın hastalık yayma, terör yönetimi, petrol gibi önemli ihtiyaçlardaki azalma, toprak ve besinle alakalı sorunlar, su ihtiyacı, gaz kullanımının da tekel halinde olması, hırs vs aklınıza binlerce neden gelebilir. Ama bir gün bu durumlar yaşanacak ve bu London un dediğinden belki de daha sert bile olabilir. İnsanın gerçekte nasıl bir vahşi doğaya uygun varlık olduğunu görmek açısından bu kısımlar güzeldi.
İnsanoğlunun bencilliğini, kolektivizm ve bireyciliğin karşı karşıya gelişini kitap güzel anlatır ve bilimin değerini de çoğu yerde bizlere hissettirir.
Ayrıca Smith in sosyal ihtiyaç arayışı da bence önemli bir konuydu. Her şeyin çok sakin olduğu bir bölgeden, tehlikeli bir bölgeye gitmesinin nedeni insanın sosyal bir varlık
12 Ocak 1876’da San Francisco’da doğdu. Gerçek adı John Griffith Chaney’dir. Evlilik dışı bir çocuk olarak dünyaya gelen Jack London, soyadını, henüz sekiz aylıkken annesinin evlendiği John London adlı savaş gazisinden aldı. Maddi sıkıntılar nedeniyle küçük yaşta okulu bırakıp gazete satıcılığı, tayfalık, balıkçılık, istiridye korsanlığı, gazetecilik, sahil koruma devriyeliği gibi çeşitli işlerde çalıştı ve Amerikan işçi sınıfını tanıdı. 1894’te serserilik suçlamasıyla otuz gün hapis yattı. Hapisten çıktıktan sonra hayatını değiştirmek arzusuyla liseye kayıt yaptırdı. Lise öğrenimini bir senede tamamlayarak 1896 yılında Kaliforniya Üniversitesi’ne girdi. Bir dönem okuyabildiği üniversiteden maddi zorluklar sebebiyle ayrıldı. 1897’de Klondike bölgesinde altın arayanlara katıldı ama bir yıl sonra yine yoksul ve işsiz olarak geri döndü. Yoğun bir çalışma programı hazırlayarak şansını yazarlıkta denemeye karar verdi. Soneler, baladlar, nükteli fıkralar, anekdotlar, korku ve serüven öyküleri yazmaya başladı. 1909’da yazdığı Martin Eden bu dönemi yansıtması bakımından otobiyografik izler taşır. İlk kitabı Kurt Dölü (1900) büyük ilgiyle karşılandı. Aynı yıl Elisabeth Maddern ile evlendi ve bu evlilikten iki kızı oldu. Ancak bu beraberlik uzun ömürlü olmadı ve 1904’te sona erdi. Charmian Kittredge ile ikinci evliliğin ardından 1916’da Kaliforniaya’daki çiftliğinde hayatını kaybetti. London yazarlık kariyeri boyunca elliye yakın kitap yazdı ve döneminin en çok okunan yazarlarından biri oldu. Yazdıkları, yaşadıkları etrafında şekillenmiş, sosyalizmin de etkisiyle toplumcu bir dünya görüşüne ulaşmıştır. Başlıca eserleri arasında Beyaz Diş, Martin Eden, Uçurum İnsanları, Vahşetin Çağrısı yer alır.