Madam Bovary

·
Okunma
·
Beğeni
·
85,6bin
Gösterim
Adı:
Madam Bovary
Baskı tarihi:
2012
Sayfa sayısı:
383
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789944436786
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Gönül Yayıncılık
İlk Realist roman sayılan Madam Bovary aynı zamanda Flauberf in bir şaheseridir. Eser, romantik, hayalci ve mantıktan çok duyguları ile hareket eden bir kadının başından geçenleri anlatmaktadır. Bu yönü ile de aynı zamanda Romantizme bir tepki özelliği de taşımaktadır. 19. asrın ikinci yarısıdır. Charles Bovary, Roucn'de eğitim görmektedir ve doktor olur. Tostcs adlı bir kasabada mesleğine başlar. Charles, hırslı ve idealist bir insan değildir. Elindekiyle mutlu olan bir kişidir. Ancak karısı Emma'nın yüksek idealleri ve lüks tutkusu vardır. Emma Bovary'nin sergilediği davranışlar ve gayrı meşru ilişkileri döneminde büyük yankı uyandırmış ve bu yüzden Flaubert çeşitli eleştiri ve suçlamalarla karşı karşıya kalmıştır.
400 syf.
·Puan vermedi
Merhabalar en beğendiğim klasiklerden olan Madame Bovary eseri genellikle okuyucuları betimlemelerinden dolayı çok eleştirmektedirler bence çok yerinde ve kusursuz bir şekilde kaleme alınmıştır.Teknik bakımdan batı tarzı ilk romanımız olan Aşkı Memnu yazılırken bu eserden esinlendiği söyleniyor.Bu eseri okurken Stefan Zweig’in Korku kitabı aklıma geldi Stefan Zweig de eserini yazarken esinlenmiş olabilir diye düşündüm.Kitaba gelecek olursam konu olarak Dr.Charles Bovary tedavi için gittiği bir çiftlikte Emma Bovary adında genç bir kadına aşık olurlar ve zaman içinde evlenmeye karar verip evlenirler.Evliliklerinde Emma yaşantısının sıkıcı ve monotonluğundan dolayı eşine olan bakış açısı değişir ve Emma yasak aşk yaşamaya başlar.Emma başka biriyle aşk yaşarken başkasını aldattığı için huzursuzdur.Emma’nın yasak aşkının yarı yolda bırakmasıyla mutsuz evlilik hayatına geri döner.
Keyifli Okumalar Dilerim
431 syf.
·38 günde
Bazı kavramlar vardır, örümcek beyinli insanların ağlarına takılan ve o örümcek beyinlilerin ağlarıyla etrafını iyice sarıp yemleri olarak kullandığı. Bu kavramlar, bu insanların kaleleridir ve hayatları bunlara bağlıdır; bu kaleler ne kadar sağlamsa ve konforluysa, hayatları da o derece güzel ve güvenli geçer... İşte bu kaleler kişiye, zamana ve topluma göre değişiklik gösterir; bazen bir "put" olur bu kale, bazen bir "din", bazen "örf", bazen "ırk", bazen de başka bir zemine dayandırılan "ahlak" olur.....

Açıkçası bu kitap da bu kalelerden birine veya birkaçına zarar verme girişiminde bulunduğundan, kitabın raflara, ellere ve beyinlere kabullenme süreci biraz sancılı olmuş... Kitap 1857 yılında Fransa mahkemelerinde toplumun din ve ahlak ilişkilerine saldırdığı gerekçesiyle yargılanmış ancak beraat etmiştir...

Şimdi bakalım dine (Hristiyanlık) nasıl saldırmış;

"Siz kâfirin birisiniz. Ne dininiz var, ne imanınız!..
— Neden olmasın, benim de dinim var, hem benimki, o türlü türlü hokkabazlıklar, maskaralıklar eden heriflerin hepsininkinden ileri… Bilakis, ben Allah’a taparım. Bizi, vatandaş ve aile babası vazifelerini görelim diye bu dünyaya getiren, adı ne olursa olsun, bir Yüce Varlık, bir Yaradan bulunduğuna inanırım. Ama, kiliseye gidip gümüş tabaklar öpmeye, bizden iyi yiyip içen birtakım soytarıları kesemden beslemeye gereksinme duyamam; çünkü insan Allah’a saygısını bir ormanda, bir tarlada, hatta eski zaman adamları gibi, gök kubbeyi seyretmekle de gösterebilir. Benim Allah'ım Sokrates’in, Franklin’in, Voltaire’in, Béranger’nin Allah'ıdır. Ben Savoie Papazının Amentüsü ile 89 ihtilalinin ölmez prensiplerine taraftarım. Yoksa, bahçesinde elinde bastonu ile dolaşan, dostlarını balinaların karnına yerleştiren, bir feryat koparıp ölen ve üç gün sonra yeniden dirilen bir Tanrı kabul edemem. Bunlar, aslında manasız, üstelik fizik kanunlarının hepsine aykırı şeylerdir; sırası gelmişken söyleyeyim, papazların öteden beri kendileriyle birlikte halkı da sürükleyip bulanık suda boğulmaya zorladıklarına, ne korkunç bir bilgisizlik içinde çürümekte olduklarına bu da bir delildir."

Gördüğünüz gibi kaleye saldırı var ve bu onların hoşuna gitmiyor elbette, işte bütün o tantanalar bundan ileri geliyor.. Gelin birlikte değerlendirelim bunu; bir Yüce Varlık, insana vazife yükleyen, yaradan, saygıyı hak eden ve bu saygıyı belli şekillerde değil içtenlikle (riyasız) isteyen, bilgiden yana olan bir Tanrı'ya inanması; kendilerine köle arayan, yüksek makamlar elde eden, dini makyaj olarak kullanan Tanrı'nın adamları olarak kendini lanse eden kişilere ise inanmaması dine saldırı oluyor.
-din diyorum, çünkü bana göre her dinde böyle bir oluşum var zaten ve bu durum bilinçsiz bir şekilde ( çünkü bazıları kendileri için kesin kanıt niteliğinde olan bulgular elde ederek dinden uzaklaşabiliyor) bazı kişilerin dinden uzaklaşmasına sebep oluyor-
Ben burada taşlanacak bir şeytan göremiyorum yani dine saldıran bir şeytan yok! Bunun yanında dine saldıranlara saldırı var...Ama görebiliyorsan gel de gör...

Şimdi ikinci kısma geçmeden buraya bir dipnot düşmem gerekiyor;
-İşte bakın, bu Hristiyanlık'ta böyle oysa ki, Müslümanlık'ta böyle bir şey yok!
-Gördünüz mü, dinler böyle işte oysa dinsizlikte böyle bir şey yok
Vb. şeyleri aklınızdan bile geçirmeyin çünkü bunun ne Hristiyanlıkla ne de, dinle direkt bir alakası var, çünkü bazıları kişileri de putlaştırarak aynı şeyleri yapıyor zaten.
Ve putlaştırılan kişilere yaklaşmaya çalıştığınızda yüksek voltajlı elektrik akımına kapılır gibi olursunuz! Net yani bu durum... Araştırın görün! Ya da görmüşseniz, deneyin!
Peki ne ile alakası var efendiii, diye bana sorar gibisiniz? Sömürgen (düşünceleri sürüngen) örümcek beyinli insanlarla alakası var! Kısacası kalelere takılmayın içindekilere odaklanmaya çalışın...
(Yukarıda saydığım gruplar arasında mantıksal açından bir fark yok, sadece tuttukları şey farklı, oysa zihni açık insanlar hiçbir zaman bu kalelere sığınmazlar!)

Artık ikinci iddiaya geçebiliriz; "Ahlak" evet ikinci olarak ahlaka saldırı; neymiş bu ahlak zenginlik dürtüsü ve cinsellik arzusu ile dışa açılma (Virginia'nın kulakları çınlasın bir an aklıma dışa yolculuk geldi) yani kısacası evli ve çocuklu bir kadının kocasını aldatması, tam bu noktada konuya biraz daha açıklık getirmek için güncel haberlerden faydalanalım biraz, şöyle ki;
A.T.; yavrumm bebeğim sen nasıl bir şeysin böyle, evli olmasan var ya senin gibi şeker tatlı bal bir kızı hayatta kaçırmazdım gibi..
yani tutup da 1857 yılındaki Fransa'nın ahlak anlayışını araştırmışlığım yok dolayısıyla o konuda kendilerine uygun düşüp düşmediğinin kararını verecek değilim. Varsa bilgisi olan bizimle paylaşıversin.

-bu arada şunu da söyleyeyim zaman zaman görüyorum adam bir bakıyorsunuz belki o konuda açıp okumuşluğu dahi yoktur ama o konunun profesörü olup çıkıyor bir ahkamlar bir ahkamlar ben öyle hayretler içerisinde bakıyorum sadece, neyse-

Ancak böyle durumlarda aklımı dolayısıyla mantığımı ve vicdanımı kullanarak yorumlamaya çalışıyorum;
bizim edebiyatımızda, Gustave Flaubert’in Madame Bovary'si, Lev Tolstoy'un Anna Karenina'sı ve Halit Ziya Uşaklıgil'in Aşk-ı Memnu'su bir kategoride değerlendiriliyor, tabii kitabı okumadan önce bunlar hakkında tek bilgim izlememekle birlikte Aşk-ı Memnu dizisi idi ve bildiğim kadarıyla yengesiyle yasak aşk yaşayan bir kişinin hikayesi idi. Açıkçası burada durum bana göre bambaşkaydı yani sadece evli birinin aşkı değildi mevzu, aldatmadan daha önemlisi yengesiyle böyle bir serüvene girmiş olmasıydı. Yani ahlaksızlık denilip aynı kategoriye konulunca bu eserler ben de bu nitelikte bir şey bekliyordum ancak bu eserde öyle bir durum yok sadece evli bir kadının aldatmasından bahsedebiliriz...
Peki neydi bu ateş püskürtmeler, edebiyatın konusu olmasına dahi karşı çıkmalar -bana göre absürt de olsa edebiyata konu sınırlaması getiremezsiniz- "evli kadının aldatması" idi ...

Şu an muhafazakar Türkiye'ye bakıyorum
TUİK (2017) verilerine göre Kadınların aldatma nedeniyle boşanma oranı: Yüzde 32,2
Erkeklerin aldatma nedeniyle boşanma oranı: Yüzde 8,7
-dikkat edin bu resmi makamlara intikal eden ve boşanma ile sonuçlanan oranlar-
ve aynı yıl içerisinde, evlenen çift sayısı 569 bin 459, boşanan çift sayısı ise 128 bin 411 oldu. Şimdi onun hesabını da siz yapın sadece Türkiye'de bir yıl içerisinde kaç erkeğin ve de kadının böyle bir şey yaptığını ve bunun da resmi olarak ispatlandığını bunun yanında mahkemeye intikal edip ispatlanamayanlar, boşanmadan sonuçlananlar ve gizli gizli devam edenleri de düşünerek durumu daha net hale getirebilirsiniz....

Kısacası şunu demek istiyorum hoşunuza gitse de gitmese de size göre ahlaklı bir davranış olsa da olmasa da bu durum hayatın tam merkezine oturan bir gerçek ve Gustave Flaubert de gerçekçi bir yazar olarak bilinir dolayısıyla bu konunun işlenmesi çok doğal... Eğer bu ahlaksızlık ise şu an Türkiye'deki ahlaksızların hayatınızı ne kadar sardığını da bir düşünün ve gerçeklerle yüzleşin...

"Nurullah Ataç:
Gustave Flaubert en titiz sanatkârlardandır. Her cümlesi üzerinde saatlerce, günlerce çalıştığı söylenir. " demiş. Buna katılıyorum. Kesinlikle çok yüklü cümleler oluşturduğuna şahit oldum ve kalemini beğendim.

Romanın yazım kurgu kısmına gelince, olayların kopukluğunu fazlasıyla hissettim bazen sanki hikayeden hikayeye atlıyormuşum gibi bir izlenime kapıldım tabii eseri bitirdiğinizde olay kafanızda berraklaşır bunu da belirtmekte fayda olduğunu düşünmekteyim...

Üzerinde durulan konular, yasak aşk, duyguları matlaştıran evlilik, cinsellik (sadece duygu kısmı yoksa Masumiyet Müzesi'ndeki gibi detaylı değil yani :)), zenginliğe ulaşma düşüncesinin duygular üzerindeki etkisi, kadın ile erkek arasındaki aşkta kadının bu aşka bakışı ve erkeğin aynı aşka bakışı arasındaki fark, küçük dünyalarda oluşan mutluluğun körleştirdiği algı gibi.. bu konularda düşünmenizi ve fikir üretmenize olanak sağlayabilir...

"Sonu kendi ölümüyle noktalanan her şeyi riyasız görür, saygı duyarım."
  • Anna Karenina
    8.8/10 (3.757 Oy)4.391 beğeni14,1bin okunma25bin alıntı111,7bin gösterim
  • Babalar ve Oğullar
    8.1/10 (4.729 Oy)4.398 beğeni18,4bin okunma16,3bin alıntı188,8bin gösterim
  • Ana
    8.6/10 (3.547 Oy)3.804 beğeni14,3bin okunma20,3bin alıntı75,1bin gösterim
  • Robinson Crusoe
    8.3/10 (4.281 Oy)2.250 beğeni10,9bin okunma2.719 alıntı118,5bin gösterim
  • İki Şehrin Hikâyesi
    8.5/10 (5,6bin Oy)5,7bin beğeni20,8bin okunma19,2bin alıntı154,7bin gösterim
  • Eylül
    7.6/10 (3.181 Oy)3.059 beğeni17,7bin okunma11,4bin alıntı148bin gösterim
  • Oliver Twist
    8.3/10 (1.563 Oy)1.470 beğeni8,5bin okunma2.092 alıntı37,6bin gösterim
  • Karamazov Kardeşler
    9.2/10 (4.245 Oy)4.908 beğeni13,3bin okunma52,2bin alıntı220,3bin gösterim
  • İntibah
    7.7/10 (3.216 Oy)2.678 beğeni16,3bin okunma9,4bin alıntı59,2bin gösterim
  • Sinekli Bakkal
    8.2/10 (1.656 Oy)1.664 beğeni9,3bin okunma2.921 alıntı34,6bin gösterim
400 syf.
·7 günde·8/10
Zaman zaman uyuklayarak,esneyerek okumaya başladığım kitaptır kendileri.Betimlemeler önce kelime oldu,cümle oldu,paragraf oldu,bölüm oldu,bitmek bilmedi.Tam niyeti bozdum "Yeteer!" diye başımı duvarlara vurmak üzereyken kitap tüm tılsımını,güzelliğini bırakıverdi bir anda.İlk kez bir kitaptan özür dilemek zorunda kaldım.:)

Yazar,bilindiği üzere Natüralizm akımının öncüsüdür.Madame Bovary'nin şanı ise yazardan daha önde gitmekte.Zamanında hükümet tarafından toplumun ahlaki ve dini duygularına hakaret ettiği gerekçesiyle yasaklansa da temize çıkmıştır.

Konusu genel itibariyle;yaptığı evlilikte umduğu hayatı bulamayan Emma'nın kendince çırpınışlarınını anlatmakta.Gözü hep yükseklerde,gösterişli ve zengin bir yaşam sürmek ister.Aşkı dibine kadar yaşayabileceği birilerini arar.Bu arayışlar onun hayatında onarılmayacak sorunlara mâl olur.Sadece kendini de değil çocuğu ve onun bu ihtiraslarını bir türlü anlamayan kocası da bu ateşten nasibini alacaktır.

Bu eseri okumakta fayda var.Belki başlarda biraz sıksa da sonunda hayatınız boyunca unutamayacağınız bir hikayeye tanık olmuş olacaksınız.
408 syf.
·Beğendi·10/10
İlk kez bir kitap için inceleme yazısı yazacağım. Kitaba başlayıp 50'li sayfalarda bırakıp aylarca okumamıştım ama en sonunda merakıma yenik düşüp 1 günde bitirmeye karar vermiştim ki öyle de olmuştu. 1 günde bitirmiştim, ağır betimlemelerine, yer yer sıkıcı olaylarına rağmen. Ama bende çok büyük etki yaratmıştı.
Gerçekten beni çok etkileyen bir kitap oldu.


Madam Bovary yani Emma'da kısmen de olsa kendimi gördüm. Sevgiye muhtaç bir kadın. Okuduğu kitaplardaki güzel sevgilerle öyle çok doldurmuş ki kafasını gerçek hayattaki hiçbir sevgi tatmin etmiyor onu. Gerçek sevgiyi ararken ihtiraslarına, tutkularına yenik düşüyor, kendi ahlâkî değerlerine ters düşüyor.


Kocası Charles Bovary karısını çok seviyor ama onu anlamıyor. Evet çok iyi bir eş ama karısının isteklerini, duygusunu,hayallerini anlamıyor. En çok da bu yüzden uzaklaştı kocasından belki de Emma Bovary. Belki de tek isteği anlaşılmaktı. Hayallerinin anlaşılmasını isterdi. Ama kocası onu tüm o geniş hayallerine rağmen bir eve hapsetti.

Yaşama bakış açıları, istekleri birbirinden ayrı iki insandı onlar. Emma hayalleriyle yaşayan, Charles sadece gerçek hayatta yaşayan biri. Kitap biraz da olsa bunu anlatıyordu; hayatı boyunca hayallerle yaşayan bir kadının gerçekler karşısındaki hayal kırıklığı, umutsuzluğu.

Kitabı okumadan içeriği hakkında bir fikrim vardı bu yüzden Emma'ya karşı bir önyargı ile okumaya başladım ama sonlara doğru onu anladığımı hissettim. Hepimiz öyle değil miyiz zaten, sevgiyi arayan anlaşılmayı isteyen insanlarız.

Flaubert Emma Bovary'i salt kötü olarak oluşturmadı bence, sadece gerçekleri göstermek istedi. Bir kadının hayalini, iç dünyasını, isteklerini o kadar güzel bir anlatımla gözler önüne seriyor ki okurken yazara saygı duyduğunuzu hissedebiliyorsunuz.

Gerçekten okuma kültürüne sahip, birikimi olan her insanın okuması gereken bir kitap. Her bir karakter, her olay tamamen bizim yaşantımızdan. Mükemmel bir üslup, çok etkileyici bir kitap. Ağır ve uzun betimlemelerine dayanıp bitirebilirseniz hayatınızda yer edinecek bir karakterdir Madam Bovary.

Okuyun, okutturun!
353 syf.
·Puan vermedi
Aslında hepimizin içinde Bovary var...sadece dizginleyebilmek öne çıkıyor. Okunmalı. Bazen hepimiz saçma tutkular edinip hayatımızda o tutukluları en öne koyarız. Hayatımızı mahvetmek pahasına...
396 syf.
·5 günde·8/10
İlk defa bir kitaptaki karakterden bu kadar nefret ettim. Madame Bovary'e sinir oldum.
Madame Bovary, hep bir arayış içinde ne istediğini kendisi de bilmeyen bilmeyen bir kadın.
Doktor Charles Bovary'de fazlaca saf ve iyi niyetliydi. Böyle adamların olduğuna inanmak ta çok zor. Karısını o kadar seviyor ve güveniyor ki hiç şüphelenmiyor.
Kitapta en üzüldüğüm de küçük Berthe oldu. Annesinden hiç sevgi görmedi ve sonunda da kimsesiz kaldı.
Karakterlere ne kadar sinir olsam da kitabı sevdim.
396 syf.
·7 günde·9/10·
Madam Bovary, Fransız yazar Gustave Flaubert'in "Madam Bovary: Taşra Hayatı" orijinal ismiyle 1856'da yayınlanan ilk romanıdır. Yaşadığı sıkıcı ve sıradan taşra hayatından kurtulabilmek için sınırlarını umutsuzca zorlayan Madam Bovary'nin hikâyesini anlatır. Acaba bıraksam mi dediğim çok oldu ama sonra iyiki yarıda bırakmadım dediğim kitaplardan biri bülbülü öldürmek kitabından da aynı durum başıma gelmişti. Okurken sizi zorluyor uzun uzun betimlemelere yer veriyor, olayları en ince ayrıntısına kadar ele alıyor. Öyle ki bu cümleleri yeri geliyor birkaç defa okumanız gerekebiliyor. Fakat kitabı bi 100 150 sayfa okuduğunuzda artık yazarın üslubuna alışıyorsunuz ve kitap sizi içine çekiyor adeta. iyiki bırakmamışım dediğim kitaplardan biri okuduğum kitap karakterlerinden kolay kolay nefret etmem ama ilk kez bir karakterden nefret ettim. Emma (Madam Bovary)
Emma hep arayış içinde, her zaman bir şeylere sığınma derdinde hep daha iyisini arama derdinde lüks bir hayat derdinde sürekli o yüzden gırtlağına kadar borç batağına girip buna rağmen hiçbir şeyden ödün vermeyen biri madam bovary okunmasi gereken bir kitap fazla spoiller vermeme adina burada bırakıyorum.

Charles karakterine de değinmeden edemeyecem çocukluğundan beri kendi fikirleri olmayan annesi tarafından sürekli yönlendirilen annesinin isteği ile doktor olan annesi tarafından ondan yaşca büyük dul bir kadınla evlendirilen daha sonra hanımı vefat edince Emma ile evlenen Emma eğitimli güzel bir bayan onla evlendikten sonra onu mutlu etmek için
her türlü fedakarlığı gösterebilen bir karakter ama hanımı tarafından defalarca aldatılan biridir.

ALINTILAR

Toplumun mahkûm etmediği bir tek duygu var mı?
En soylu iç güdüler, en temiz sempatiler hırpalanıyor, kötüleniyor.

Sevdiklerimizi çekiştirmeye başladık mı onlardan kopmaya başladık demektir...

Charles Emma'nın sevdiği bu yüzün karşısında Rodolphe'nin karşısında hayaller içinde kayboluyordu.Olağanüstü bir şeydi bu!Şu adamın yerinde olmak isterdi...


Ruhunun derinliklerinde, bir olay bekliyordu. Tehlikede olan gemiciler gibi, yaşamın tekdüzeliği üzerinde umutsuzca göz gezdiriyor, uzaklarda, ufkun sisleri içinde bir ak yelken arıyordu.
422 syf.
·Puan vermedi
Okuduğu romanların büyüsüne kapılıp heyecan arayan yüksek kesimlere imrenen rutin bir hayata katlanamayan Emma mı, zor şartlarla hekim olan hayatını sade bir şekilde geçiren elindekilerle yetinen iyi niyetli Charles mı suçlu ? Suçlu kim tartışılır fakat bir gerçek göz önünde Madam Bovary tutkularının kurbanı oldu. Ne Rodolphe ne de Leon’da düşlediği şatafatlı hayatı ve sonsuz tutkuyu bulamadı. Charles Emma’nın yüreğindeki kederi anlamaya çalışsaydı kim bilir belki her şey çok farklı olacaktı…

Toplum tarafından dışlanacak bir konuyu ele alan yazar kalemini gözü pek bir şekilde eline almıştır. Yazar dönemin toplumsal yapısını da açık bir dille okuyucuya aktarmıştır. Flaubert yaptığı betimlemeler ile kitabı zihnimizde rahatlıkla resmetmemizi sağlamıştır. Madam Bovary’nin rutin hayata tahammülsüzlüğü kocasına ihanet etmesine sebep olmuştur. Kitabı okuyanların çoğunun Madam Bovary’e ahlaksız kadın gözüyle baktığını düşünüyorum. Fakat yazar görebildiğim kadarıyla romanında bu kadının iç dünyasındaki karmaşasına yaşadığı ızdıraba karşın kocasının vurdumduymazlığına dikkat çekmek istemiştir.
396 syf.
·62 günde·10/10
Yaşamdaki her şeyin mümkün olduğunu veya mükemmelliğe ulaşmanın eşiğinde olduğunu düşünmek isteriz. Her güne olumlu bir bakış açısıyla bakmak mutlak bir rüya olurdu. Tanım gereği gerçekten mükemmel bir yaşam yoktur. Bunun yerine, bu rüyaya ulaşma arzususu mevcuttur.


Emma Bovary de kusursuzluğun ötesinde bir hayat hayal ediyordu. Sıradan ve ortalama bir yaşam sürdüğünün farkındadır, ancak bunu devam ettirmek istemez. Romanda Emma, ​​Charles Bovary adlı bir doktorla tanışır. İlk karşılaştıklarında, Charles anında ona aşık olur. Sonunda evlenirler ve bir süreliğine de olsa normal bir çift gibi her şey yolunda gider.
Her şeyi beraber yaptılar ve son derece mutluydular. Bu yaşam sevgisi ve tutkusu Emma’nın gerçek duyguları ortaya çıkmaya başladıktan kısa süre sonra sona erdi..
408 syf.
·11 günde·Beğendi·Puan vermedi
Kitabı İlber Ortaylı'nın Bir Ömür Nasıl Yaşanırı okuduktan sonra almaya karar vermiştim. Ağır ilerliyor, betimlemeler çok fazla, yalnız okudukçada merak uyandırıyor.
Charles adında genç bir doktorla , gözünü hırs, şehvet, para bürümüş, hiçbir şeyle mutlu olmak nedir bilmeyen Emma adında bir kız evlenir. Emmanın doyumsuzluğu, sürekli bir arayış içerisinde oluşu yüzünden kendisini, eşini, çocuğunu sürüklediği hazin sonu gerçekçi anlatımıyla bizlere sunmuş yazarımız. Flaubert'te Stefan Zweig gibi kadın ruhunu mükemmel işlemiş bu eserinde.
Kitap ders niteliğinde birçok şey barındırıyor. Kendinizi sorguluyor, çevrenizdekileri, toplumun ahlaki değerlerini düşünmeye dalıyorsunuz. Günümüzde veba gibi yayılan memnuniyetsizliği çarpıcı şekilde gözler önüne seriyor.
İnsanların hırsı, açgözlülüğü mutlu olmamalarının tek nedenidir.Aç gözlülük şehvete, şehvet hırsa, oda öfkeye, doyumsuzluğa yol açar.
431 syf.
·Beğendi·10/10
https://youtu.be/RUez39BwoFg

Madam Bovary ve Aşk-ı Memnu romanı arasındaki büyük benzerlikleri anlattığım Dünya Klasikleri video serimin 2. videosunu izleyince çok şaşıracaksınız. Tabii iki kitabı da okuduysanız siz bunları zaten biliyorsunuzdur
İnsan, hiçbir şeye karşı ilgisi, hiçbir şeyden umudu kalmayınca,
hayatın her gün değişmeyen tekrarı altında ezilir.
Gustave Flaubert
Sayfa 124 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları 13.Basım
-Evet, birçok şeylerden mahrum kaldım; hep yapayalnızdım. Ah, hayatta bir gayem olsaydı, bir sevgiye rast gelseydim, birini bulsaydım..
Gustave Flaubert
Sayfa 149 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları 13.Basım
Ama işte günler akşam oldu, kış geçip bahar geldi, yaz gidip sonbahar oldu, parça parça, sanki çöp çöp aktı bitti; kederimde geçti gitti, daha doğrusu dibe indi; çünkü ne de olsa bir şeyler kalıyor, nasıl söyleyeyim... Sanki insanın yüreğinin üstüne bir taş oturuyor!
Gustave Flaubert
Sayfa 20 - İş Bankası Kültür Yayınları
"Ya dostlarınız ne olacak?"

"Dostlarım mı? Peki hangileri? Dostum var mı benim?
Kim beni düşünüyor ki?"
Gustave Flaubert
Sayfa 148 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları 13.Basım
Bilmem size de hiç oldu mu?.. Bazen insan bir kitapta kendisinin de aklından geçmiş bir fikre, ta derinden hatıra gelen silinmiş bir hayale rast gelir ki bu, en ince hissinizi anlatıyor sanırsınız.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Madam Bovary
Baskı tarihi:
2012
Sayfa sayısı:
383
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789944436786
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Gönül Yayıncılık
İlk Realist roman sayılan Madam Bovary aynı zamanda Flauberf in bir şaheseridir. Eser, romantik, hayalci ve mantıktan çok duyguları ile hareket eden bir kadının başından geçenleri anlatmaktadır. Bu yönü ile de aynı zamanda Romantizme bir tepki özelliği de taşımaktadır. 19. asrın ikinci yarısıdır. Charles Bovary, Roucn'de eğitim görmektedir ve doktor olur. Tostcs adlı bir kasabada mesleğine başlar. Charles, hırslı ve idealist bir insan değildir. Elindekiyle mutlu olan bir kişidir. Ancak karısı Emma'nın yüksek idealleri ve lüks tutkusu vardır. Emma Bovary'nin sergilediği davranışlar ve gayrı meşru ilişkileri döneminde büyük yankı uyandırmış ve bu yüzden Flaubert çeşitli eleştiri ve suçlamalarla karşı karşıya kalmıştır.

Kitabı okuyanlar 13,9bin okur

  • Hasan Doğan

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları