Adı:
Ortadirek
Baskı tarihi:
1979
Sayfa sayısı:
456
Format:
Karton kapak
ISBN:
---
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Tekin Yayınevi
Baskılar:
Ortadirek
Ortadirek
364 syf.
·Beğendi·10/10
KİTAP HAKKINDA
Göç sırasında karşılaştıkları talihsiz durumlardan dolayı pamuk toplama zamanı geçmeden Çukurova’ya gitmeye çalışan bir ailenin başından geçen zorlu hayat mücadelesi anlatılmaktadır. Yoksul köylü ailelerin hayatta kalmak için verdiği mücadeleler yansıtılmaya çalışılmıştır.
Bu kitapta köylü halk, üç zorlu unsurla mücadele içindedir.
Birincisi, köyde veresiye eşya aldıkları tüccar Adil Efendi’dir. Köylünün en büyük geçim kaynağı pamuktur. Her sene yaz mevsiminin sonunda Çukurova’ya gidip pamuk tarlalarında çalışıp para kazanırlar. Pamuğa gidene kadar ihtiyaçlarını veresiye ile karşılarlardı. Adil Efendi, pamuktan sonra paraların avucuna geleceğini bildiği için rahatlıkla veresiye verir. Ama yoksul köylü rahatlıkla veresiye alamaz, çünkü Çukurova’da onların neleri beklediğini bilmezler. Her Çukur’a inişleri tedirginlik içindedir. Çünkü tarla bulamam tehlikeleri vardır ki bu en büyük korkularıdır. Adil Efendi’de onlar için kabus olur.
İkincisi, köyün muhtarı Sefer’dir. Muhtar köylüyü sömüren ve çıkarları uğruna her şeyi yapabilecek kadar gözü dönmüş menfaatçinin biridir. Köylüsüne hiç acımayan Sefer, verimsiz tarlaların ağalarıyla anlaşıp, çalıştıracak adam bulamayan bu ağalardan rüşvet alarak zavallı halkını buralarda çalışmaya mecbur bırakır. Böyle olunca umduğunu bulamayan köylüleri Adil Efendi korkusu kaplar. Köylüler muhtarın bu zulmüne zaman zaman isyan etmeye kalkışsalarda muhtarın “canımı sıkarsanız, size Çukur’da hiçbir pamuk tarlası verdirmem” gibi çeşitli tehditlerine maruz kaldıkları için hiçbir şey yapamazlar. Ezilen köylü halkı hiçbir hakka sahip olamadan muhtarlarının ve tarla ağalarının zulmü altında hayat mücadelesi vermeye çalışırlar.
Üçüncüsü ise göç sırasında doğayla olan mücadeleleridir. Uzun göç yolunda doğada onları yalnız bırakmaz ve yukarıdaki iki unsur azmış gibi bir de o eklenir. Aslında doğa diğer ikisinin yanında mücadele bile olmaz ama gene de Çukurova’ya kadar halk yağmurda çamurda perişan oluyordu.
Romanda bu üç unsurla asıl mücadeleyi Uzunca Ali tek başına veriyordu. Ali’ye özel iki unsur daha eklemişti. Bunlar anası Meryemce ve Koca Halil idi. Atı yüzünden Koca Halil’den bir türlü kurtulamayan Ali, annesinin de bu yüzden tavır yapmasından dolayı iyice bunalmıştı. Atın ölümünden sonra anasıyla arası açılan Ali için Çukurova yolu, çile yolu olmuştu adeta. Köylünün gerisinde kalmaları ve pamuğa yetişememe korkusu Ali’yi iyice yıpratmıştı. Bütün bunlara ek olarak anasının kendisine olan tavırları ve yaşlılığından dolayı sırtında taşımak zorunda kalması roman boyunca bizi de çektiği acının içine itiyordu. Uzunca Ali’nin ve anası Meryemce’nin öfkeleri, korkuları, içinde bulundukları şartlarla öylesine uyumlu hale gelmiştir ki büyük bir gerçeklik duygusu uyandırırlar; bunun için roman bittikten sonra da bu duygular bizde yaşamaya devam ederler. Birde muhtarın köylüleri sömürmesine dayanamayan Ali, birkaç arkadaşıyla birlikte ayaklanma çıkarmaya çalışsada bu çabaları hep muhtarın müdahaleleri ve köylünün korkaklığından dolayı sonuçsuz kalırdı.
Zulüm ve sömürü altında ellerinden hiçbir şey gelmeden yaşamaya çalışan yoksul köylü halkın acılarını, pek görünmesede neşelerini ve hayatta kalma mücadelelerini toplumsal gerçekçiliğe uygun bir şekilde yansıtmaya çalışıyor bu eser.
ZAMAN
Romanda net bir zaman kavramı yoktur. Ama yazın son zamanları ile sonbaharın ilk zamanları olduğu söylenebilir:”Güz yelleri neredeyse esmeye başlayacak. Boz toprağı soğuk, ürpertici bir yel yaladı yalayacak. Kuş boyunlarını kanatlarının arasına çekmiş, kuytularda büzülmüş duruyorlar. Üşümüş kuşlar. Keklik sesleri gelmez oldu. Kınalı ayaklarının izi yok artık çalı diplerinde. Günler geçtikçe bu azıtan ne? Yaz sonu yelleri(s.10).
“ Bir anda on tane adamın kisvesine bürünür. Demokrat olur, İsmet Paşacı olur.”(s.27) cümlesinden Demokrat Parti döneminin olduğu anlaşılıyor. Bu dönemde 1950-1960 yılları arasını kapsıyor.
MEKÂN
Olaylar Yalak Köyü’nde başlar. Yalak Köyü hakkındaki ise tasvir yapılmamıştır. Romanın genelinde ayrıntılı mekân tasvirleri vardır. Çünkü eser bir göçü anlattığı için kapalı bir mekân hiç yok gibidir. Köyden çıkıp yolculuğa başlamalarıyla farklı farklı mekânlar tasvir edilmeye başlanır. Köylünün ilk mola verdiği yer Çağıloluk’tur. “Yol koyağın tam dibinden geçiyordu. Yolun üst başında, dört bir yanını kokulu yarpuz almış ulu cevizlerin altında bir pınar vardı. Adına Çağıloluk derlerdi. İlk konak burasıydı.” (s.39)
Daha sonra orman içinde konakladıktan sonra Ziyaret Cevizi’ne gelirler. Burası efsanevi bir hikâye sahip olduğu için korkulan bir yerdi.
“Köy gelmiş Söğütlü’ye konmuş epeydir burada bekliyordu. Burası son konaktı. Çukurova toprağı aşağılarda, bir sis, bir güneş buğusu içinde ağaçları, Hüyükleri, akarsularıyla uzanıp gidiyordu.”(s.251) diyerek son konak yeri belirtiliyor.
Romanda en son durak olarak Çukurova’ya gelinir. Ve burada karşılanılan verimsiz tarlalar köylülerde hayal kırıklığı yaşatır.
ANLATIM TEKNİKLERİ
Romanda olaylar birinci tekil şahıs tarafından anlatılıyor. Roman yazarı konuşuyor ve söyledikleri romandaki kişilerin kafasından geçenlerdir.
İç monologlara geniş yer veren yazar, bununla romandaki kişilerin içini okuyucuya açar. Özellikle Meryemce üzerinden iç monolog sıkça yapılır. Meryemce’nin bir diğer özelliği inatçılığından dolayı oğluna söylemek istediklerini ona kin duyduğundan ya gelinine ya da bir nesneye söyleyerek iletir:”Ağaç, dedi, kimseye demiyorum, sana diyorum, hey ulu ağaç. Benim atımı Koca Halil öldürdü.” (s.98)
Yaşar Kemal romanı boyunca sıkça ikilemelere yer vermiştir. Bunun yanında deyim ve atasözlerine de eserde yer verilmiştir.
DİL ve ÜSLUP
Yazar, eserinde sade bir dil kullanmıştır. Köylü hayatını anlattığı bu eserinde Anadolu’nun konuşma dilini kullanmış ve bu da eserin gerçekçiliğini ön plana çıkarmıştır. Böylece yapaylıktan uzak yazılan bu eser daha inandırıcı olmuştur.
Büyük bir gözlem gücüne sahip olan yazar, bunu etkileyici betimlemelerle süsleyerek okuyucuyu adeta anlatılanların içine sürüklüyor.
İç monologlara, ikilemelere, atasözlerine, yerel ağız özelliklerine, sözcüklerine yer vererek, bunları kendi dil ve üslubuyla karıştırıp, sağlamak istediği gerçekçilik duygusunu elde ediyor.
364 syf.
Yürü bre fıkaralık elinden, dolanıp belime kuşak olmuşsun...

Her şehrin huzur kokan mekânları vardır. Bazen bir deniz kenarı, bazen bir şelale, bazen bir park...Çukurovada huzur topraktır işte...Tarladır, göz aldığınca yeşildir huzur...
Sonbahar mevsiminde, hele sabahın erken bir saatinde geçiyorsanız tarlaların kenarından, güneş ilk ışıklarını tüm cömertliğiyle dökmüşse pamukların üzerine, Yaşar Kemal 'in kelimeleriyle "ipiltiye kesmişse " beyazdır huzur. Işıl ışıl, bembeyaz...
İşçiler güneşin doğmasıyla pamuk tarlalarına doğru yola koyulurlar. Çukurova sıcağı hiçbir şeye benzemez. Yine de sabahtan akşama durdurak bilmeden çalışırlar genciyle, yaşlısıyla, çocuğuyla. Adı geçim derdi. Kiminin geçimi sadece hasada bağlı. Ücret , toplanan pamuğun ağırlığınca ödenir. Ne kadar pamuk, o kadar para...
Çile işte... Pamuğun sonu çile, zaman çile. Çukurovada esmerliğin diğer adı çile...

Ortadirek, Dağın Öte Yüzü üçlemesinin ilk kitabıdır. Geçimini pamuk toplayarak sağlayan insanlar, kısıtlı imkânlar ve başı dara düşenlerin, yarattıkları düş dünyasında buldukları yollar ....
Köy muhtarının rüşvet karşılığında köylüleri kandırarak, pamuk toplamak için götürdüğü çorak tarlalarda, umutların da tükenmesi Yaşar Kemal farkıyla anlatılıyor kitapda.
Uzun Ali, eşi Elif, çocukları Hasan ve Ümmühan, annesi Meryemce nin Çukurovaya inene kadar yaşadığı sıkıntıların neredeyse kitabın tamamında yer alması, Yaşar Kemal'le yeni tanışanlar için bir yol hikâyesi okuyor hissiyatı verebilir.Lâkin usta yazar bu yol hikâyesinde çilenin içine umudu, öfkenin içine sevinci, gitmelerin içine kalmaları sığdırmıştır.
İnsalar, olaylar, mekânlar için kullanılan tasvir, muazzam... Yaşar gibi...

Keyifli okumalar...
364 syf.
·31 günde·Beğendi·8/10
"Çok ağır, çok zor koşullar içinde yaşayan sonsuz bir dirençle yaşamasını sürdüren insanların hikayesidir." diyor Yaşar Kemal. Kitabı okurken Uzunca Ali ve ailesi gibi yorgun oluyorsunuz. Sanki sizde onlarla beraber o Çukurova yollarını yürüyorsunuz, ayaklarınız yara bere içinde oluyor. Sanki sizde onlarla beraber aç ve uykusuz kalıyorsunuz. Yaşar Kemal betimlemeleriyle anlatım gücüyle sizi olduğunuz yerden alıp götürüyor. Burnunuza sefalet ve yokluk kokusu geliyor. Yapışıyor yakanıza fukaralık. Bu kitapta mitlere de yer veriyor Yaşar Kemal. Çünkü " İnsan, mit yaratan bir mahluktur." diyor. Kitap bitiyor ve sizin aklınız hep Çukurova'da kalıyor.Rahmetler olsun..
364 syf.
·9 günde·Beğendi·10/10
Döngele...
Geldi yine Halil Emmi'nin ayaklarının dibine.Halil Emmi bilirdi bunun anlamını.30 yıldır hiç şaşmamıştı.Ama artık yaşlanmıştı ve kocalık gibisi de yoktu.Ama eğer döngele geldiyse bunun gereğini de yerine getirmek lazımdı.
Ortadirek, Yaşar Kemal'in 'Dağın Öte Yüzü' üçlemesinin ilk kitabı.Yukarıda anlattığım olay ile başlıyor ve köylünün pamuğa inişi ile devam ediyor.Bu yolculuk sırasında baştan geçen olaylar ve anlatılar.Bu anlatımı Yaşar Kemal yapıyorsa okumamak elde değil bence.Yazarın öyle bir dili var ki alıp götürüyor sizi.Bir kere bulunduğu coğrafyaya ve şivesine çok hakim ve eserlerinde bunu ustaca kullanıyor.Yaşar Kemal'i okuyun ve inin Çukurova'ya.Hiç yabancılık çekmezsiniz oraya ve insanlarına :)
Ve bu pamuğa iniş öyle bir iniş ki biz bu iniş sırasında oradaki köylünün yaşamını, dramını, çaresizliğini, ezilişini ve güçlünün güçsüzü nasıl da acımasızca sömürüşünü okuyacağız.Üçlemenin ilk kitabını okuyup bırakmak olmaz çünkü hepsini okuduğumuzda her şey daha net yerine oturacaktır.Şimdi sıra da 'Yer Demir Gök Bakır' var.Herkese keyifli okumalar dilerim :)
364 syf.
·9 günde·4/10
Gereksiz tekrarlardan oluşan bu Yaşar Kemal kitabını okumaktan malesef haz alamadım. Betimlemeleriyle cezbetsede bana hitap etmedi, devamını ise okuyacağımı zannetmiyorum.
456 syf.
·26 günde·10/10
İyi ki, Yaşar Kemal gibi, büyük bir yazarımız var. Ortadirek, üzerine tezler yazılmış bir kitap. Bitirdikten sonra bu kitabı inceleyecek yeterli donanıma sahip olmadığımı fark ettim. Benim incelemem, ancak denizde damla olur.
Yaşar Kemal Çukurova'nın toprağını, doğasını, insanını, üslubunu öyle gerçekçi ve güzel tasvir etmiş ki, bu toprakları bilmeseniz bile artık aşina olursunuz.
Günümüzden o döneme bakınca, hala bazı şeyler değişmemiş dersiniz. "Menfaati için, yetkisini kullanan, halkın emeğini çalan, gerekirse cahil halkı kandırmak için dini kullanan bir yönetici...muhtar(!)
Ah Ali ah... Çaresizliğine ve öfkesine rağmen annesini bırakmaması, merhametinden ve vefasından olan Ali...
Yaşar Kemal; Koca Halil'i, Meryemce'si,
Elif'i, muhtarıyla... bugüne ,bugünün insanına ne çok şey anlatmışsın...
364 syf.
·9 günde·Beğendi·7/10
Ortadirek, klasik bir Yaşar Kemal romanı. Çukurova'da tarım işçilerinin yaya olarak yaptıkları uzun yolculuğu konu almış bir kitap. Tabi bu yolculukta kahramanlarımızın başına olmayacak işler geliyor. Bin türlü zorlukları aşarak Çukurova'ya pamuk toplamaya gidiyorlar.

Kitap gayet akıcı. Her zamanki gibi Yaşar Kemalin bu kitabında da harika doğa betimlemeleri var. Ancak kitapta derin kişilik analizleri bulmayı beklemeyin.

Belki de üçlemenin ilk kitabı olduğundan olabilir, farklı farklı olay örgüleri yok. Belli bir olay ekseninde akıyor kitap.

Üçlemenin ikinci kitabıyla devam edeceğim. Umarım üçlemenin ikinci kitabında daha çeşitli hikaye örgüsüyle karşılaşırım.

İyi okumalar.
364 syf.
·Puan vermedi
Anadolu insanını anlatıyor, onun ikircikliklerini anlatıyor, psikolojinin derinlerine iniyor, etkilenmemek elde değil. Ustayı eleştirmek bize düşmez fakat bunu uzun uzadıya yapıyor.
364 syf.
·20 günde·Puan vermedi
Ortadirek, Yaşar Kemal'in Dağın Öte Yüzü üçlemesinin ilk romanıdır. 1959'da Cumhuriyet'te tefrika edildikten bir yıl sonra, 1960 yılında, yayımlanmıştır. Toros Dağları'nın bir yüzünde yaşayan köylülerin Çukurova'ya iniş süresince karşılaştığı güçlüklerin, insanın doğayla mücadelesini ele almaktadır. İlk baskısı Remzi Kitabevitarafından yapılmıştır.
Köylü, yaz mevsiminde Çukurova'ya göçerek pamuk toplamaktadır. Bu iş köylülerin tek geçim kaynağıdır. Yalak'tan Çukurova'ya gidiş, köylülerin yoksulluğu nedeniyle yaya olarak gerçekleşmektedir.Yalak köylülerinin Çukurova'daki çalışma süresi bir, bir buçuk ay kadardır. Ovaya inme vaktini köylülerden döngele dikenine bakarak Koca Halil haber eder. Koca Halil yaşlanmıştır, köylüleri peşine takıp ovaya at sırtında inebilir. Meryemce Ana köyün tek atına sahip kişidir. Koca Halil ile Meryemce'nin arası açıktır. Muhtar Sefer ise ağanın tarafını tutarak köylünün yanına yer almaz böylece en verimsiz, kazancı en az topraklar Yalak köylülerine kalır. Uzunca Ali çok sıkıntılıdır. Analığı Meryemce ata binmiştir. Karısı Elif, çocukları Hasan, Ummuhan ve kendisi ise yürümektedir. Küheylan ise çok yaşlıdır. Kafile gece yol alır, gündüz dinlenir. Koca Halil'in kesildiğini gören Ali, anasının terkisine Halil'i de bindirince Meryemce buna çok kızar. Yolda gittikleri bir gün şiddetli bir yağmur bastırır. Köylü yürümeyi hızlandırır, ormana sığınır. Geride at sırtında Meryemce ve Koca Halil kalmışlardır. Atın çöker ve kalkamaz. Koca Halil, kafileye yetişip durumu anlatır. Köylüler yollarına devam ederken Ali, çocukları ve karısını alıp geri döner ve anasını bulur. Anasını bulduktan sonra köylüleye yetişmek için yola çıkarlar fakat at ölür. Meryemce, atın Halil'i bindirdikleri için öldüğünü söyler durur, oğluna çıkışır. Ali anasını sırtlar. Bir onu götürerek bir dönüp gelip yükleri alarak bitkin bir şekilde yollarına devam ederler.

Fethi Naci, eseri "bugüne kadar" okuduğu en mükemmel Türk romanı olarak nitelemiştir.

Yaşar Kemal 'in okunması gereken önemli kitaplarındandır .Kesinlikle tavsiye ederim . Iyi okumalar ...
364 syf.
·7 günde·Puan vermedi
“...bir de başka, yukardaki gibi bütün memleketçe bilinmeyen, yalnız bölgelerce kullanılan sözcükler var. Biri benim başıma geldi. Cumhuriyette şimdi çıkmakta olan romanıma bilinmeyen bir sözcükle başlamak zorunda kaldım. Bir romancı için bu, o kadar iyi değil. Bu sözcük, "döngele" sözcüğüydü. Aradım, taradım, acaba şu istanbul'da şunların yazı dilinde döngeleye ne derler, dedim. Ne Osmanlıcasında ne de Türkçesinde böyle bir sözcüğü, onun karşılığını bulamadım. İstanbullulara da sordum, bilmediler. Döngele insan başı büyüklüğünde, bozkırda yetişen bir dikendir. Tarif ettim. Böyle bir diken İstanbul'da yok ki adı olsun, dediler.. Eee... ben ne yapayım şimdi? Bu sözcüğü Kayseri'nin Avşarlarından, Antebin Barak Türkmenlerinden, Torosun köylüsünden başkası kullanmıyor, bilmiyor diye ben de kullanmayayım mı? Latincesini, Grekçesini bulup onları mı yazayım romanıma? İstanbul'da bu diken yoksa, adı konmamışsa günah benim mi? Efendiler, ister istemez döngele sözcüğünü kabulleneceksiniz. Çünkü yeryüzünde döngele var.” (Yaşar Kemal, Ağacın Çürüğü, sayfa 24 - 25)
364 syf.
·3 günde·9/10
Taşı, toprağı, sıcağı, sineği, yağmuru, seli, pamuğu, birbirinden değişik otları, yılanı, çiçeği, en önemlisi bahtsız köylüsü ve acımasız ağalarıyla bir baştan bir başa Çukurova... Yaşar Kemal'in eserlerine seçtiği en güzel tema... Dağın Öte Yüzü üçlemesinin ilk eseriyle yine bir Çukurova dramı; Ortadirek...

Eseri tanıtmadan önce okumayı düşünen arkadaşlara, kitaba ilk başladıkları anda önsözü okumamaları konusunda küçük bir tavsiyede bulunmak isterim. Zira kitabı okumaya başlamadan evvel önsöze şöyle bir göz atınca kitabın içeriğine dair bilgiler verildiğini fark ettim ve önsözü okumaktan vazgeçtim. Kitabı bitirdikten sonra önsöze baktığımda ise kitabın neredeyse özetinin yapıldığını gördüm ve iyi ki okumamışım dedim kendi kendime.

Eserde pamuk toplayıp biraz olsun para kazanabilmek için Çukurova yollarına düşen köylünün acınası durumu anlatılıyor. Kitabın içerisinde yer alan ve hepsi ayrı birer başlık olabilecek o kadar çok mühim olgu var ki... Fakirlik Çukurova köylüleri için en büyük sıkıntı. Bunun yanı sıra ağalara karşı yapılan borçlar ve ağaların bu fırsatları değerlendirerek köylünün boğazına çökmesi apayrı bir sıkıntı. En büyük gelirleri pamuk toplamak olan köylünün kendi muhtarları tarafından kandırılarak pamuğa geç götürülmesi ve sonunda yaşanan hayal kırıklığı... Bunların yanı sıra cahil olduğu için sürekli muhtar tarafından yalan yanlış kanunlarla kandırılan köylülerin vehameti yer alıyor satırlarda. İnsan her birine dair satırları okudukça yapılan haksızlıkları hazmedemiyor.

Olaylar genellikle Ali, Meryemce, Elif ve Koca Halil üzerinden anlatılıyor. Koca Halil ve Meryemce arasındaki düşmanlık, pamuğa giden yolda birbirinden garip olaylara sebep oluyor. Ali'nin annesi Meryemce'ye karşı gelgitli duyguları ve Meryemce'nin oğlu Ali'ye küstüğü için değnek, ağaç, ot, taş, at ile konuşuyormuşçasına oğluna göndermelerde bulunması kitapta yer alan hoş kısımlardandı. Kimi zaman Meryemce'nin yaptıklarına, taş kalpliliğine ve inadına o kadar kızdım ki, böyle bir kadın insanın ömrünü çürütür diye düşünmeden edemedim. Meryemce'nin Ali"ye gönderme yapmak adına ot ile olan konuşmasına kulak verelim:

'Elimdeki yeşilcecik ot, sana diyorum, kimseciklere demiyorum. Üstlerine alınmasınlar. Yeryüzünün süsü, toprağın canısın sen. Doğmaz, ölmezsin, güneşe bulaşır, dağ dağ, düz düz parlarsın. Dünyanın gözüsün. Yeşilcecik ot, benim elim, ayağım tutarken, şu koca yokuşu da çıkmışken ben yürür de giderim. Kimsecikler yerinmesin. Sevinsinler, sırtlarına binecek değilim. Yeşilcecik ot, dur şurada da şu yokuştan aşağı bak. Gözün kararır. Bu yokuşu çıkan, şu düz yolu yürüyemez mi? Ben yürüyorum, sen sağlıcağlan kal, yeşilcecik ot!"

Yaşar Kemal'in Çukurova manzarasına ve insanlarına dair yaptığı betimlemeleri anlatmaya gerek bile duymuyorum. Zira Yaşar Kemal'in tek bir eserini dahi okumuş olan herkes bilir ki, bu konuda kimse onun eline su dökemez. Ağacıyla, dağıyla, hayvanıyla bir manzaranın bu denli etkileyici anlatılması yazarı nadide kılan en önemli özelliklerden biri. 286 sayfalık, bakıldığında çok fazla olay barındırmayan ve kısa bir zaman dilimini anlatan bir eserin kendisini soluksuz okutabilmesi her yazarın harcı değil. Kitabı her yönüyle fazlasıyla beğendim. Heybeme de çok güzel alıntılar ekledim. Bir tanesini sizlerle paylaşmak isterim:

"Kadın kısmı da bir korkak olur ki, fıkaracıklar. Çocuklardan beter. İyi, çocuklardan güzel, azıcık saf. Hepsi böyle. Kocasına da, gencine de adamın yüreği acır. Kadın kısmı bir hoş, vefalı."
"Yiğit arkadaşlarıyla, doğruluk uğruna can verene pıravo. Nur dolsun mezarlarına.."
Yaşar Kemal
Sayfa 22 - Adam Yayınları 4. basım 1999
...bir sevinç dolmuştu içine. Bir umut sevinci, kaybedenlerin, birdenbire bulduklarının sevinci...

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Ortadirek
Baskı tarihi:
1979
Sayfa sayısı:
456
Format:
Karton kapak
ISBN:
---
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Tekin Yayınevi
Baskılar:
Ortadirek
Ortadirek

Kitabı okuyanlar 477 okur

  • Didem Ateşoğlu
  • Tuğba Demirci
  • Berke Gökşen
  • İdil Konur
  • Rukiye özdemir
  • idris yılmaz
  • Zeynep Balcı
  • Yusuf Tural
  • Allegro
  • Emre Yiğit

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%1.9 (3)
9
%0.6 (1)
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0