Parma Manastırı

·
Okunma
·
Beğeni
·
10,5bin
Gösterim
Adı:
Parma Manastırı
Yazar:
Baskı tarihi:
2009
Sayfa sayısı:
286
Format:
Karton kapak
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Sentez Yayıncılık
591 syf.
Balzac, "Parma Manastırı" nı üst üste 3 kez okumuş ve olağanüstü diye nitelemiştir. 1mektubunda da 50 yıldan bu yana yayımlanmış kitapların en güzeli diye belirtmiştir bu hayranlığını. Balzac, onu göklere çıkarırken, pek çok eleştirmen yerin dibine batırmıştır Stendhal'i. Balzac'a yazdığı mektupta Savunduğunuz bu kitabı 60, 70 gün içinde söyleyip yazdırdım, der Stendhal...

"... Herkesin gördüğü çok yüksek 1yerde duran insan, artık şiddetli hareketler yapmamalıdır..."

Aşırı muhafazakâr 1i olan Fabrizio, Napoléon için savaşan, dik başlı, naif, idealist 1gençtir... 1 yandan da kadınları etkileyen 1yakışıklılığa sahiptir. Hiç1 hazırlığı olmadığı halde, Waterloo Savaşı’nın ortasına atar kendini. Yenilginin ardından İtalya’ya döner. En önemli eserler arasında gösterilen Parma Manastırı, başkahramanının önce hapishanade, en sonunda manastırda sıkışan, aşk hikâyeleriyle, saray entrikalarıyla dolu yolculuğu böyle başlar ve hayat onu, savaş meydanından hapishaneye, manastırdan saraya uzanıp sıra dışı 1 yolculuğun kahramanı yapar...

Kitapta en çok Fransız ve İtalya karşılaştırmaları yaparken aklımdan Proust cümleleri de kayar ki Kayıp Zamanın İzinde serisinde karakter benzetmeleri ve durumları yaptığı için okumam gerekiyor diyip başladığım 1kitap olmuştur, oyüzden çok zevk aldm bu bölümleri okumaktan ve bu bölümlere ait okuduğum her1cümleden, ekstradan Fabrizio ve halası da asla unutamayacağım 1karakter olarak hafızamda kalacaktır, Stendhal "Mutlu Azınlığa" hitap ederken...

"Parma Manastırı ölmeden önce okunması gereken #1001kitap tan 1idir. Okuma süreci zorlayıcı geçse de asla unutamayacagim kitaplar arasında yerini almıştır, zira kitap bitince insanın içinde buruk 1tat kalıyor, kesinlikle yoğun olmayan 1vaktinizde okumanız öneririm, okurken nadir zorlandigim klasikler arasında yer alır :-(((
Herkese keyifli, huzurlu, mutlu okumalar...
599 syf.
·13 günde·Beğendi·7/10 puan
Fransız yazar Stendhal'in İtalya'da kaldığı sıralarda izlenimlerinden ve gördüklerinden esinlendiği bir kitap. Yazar kendisi de zengin bir ailenin çocuğu olduğu için 19.yy zamanında birçok soylunun ve varlıklı insanların salonlarında bulunmuştur.
Kitapta konusu geçen olaylar da ,bu varlıklı,soylu, burjuva insanlar arasında olmaktadır.
Kitapta ensest bir sevgi, ilişki de söz konusu. 19. yy 'da bu tip ilişkilerin Avrupa aristokrasi hayatında olağan ,yadsınamaz olduğunu görüyoruz.
Stendhal'in bu kitabı yedi haftada (biraz fazla 52 gün)yazdığı söyleniyor. Ayrıca Balzac'ın bu kitabı övmesi ile önem kazanmış.
Yer yer sıkıcı, yer yer de ilginç, sürükleyici yerleri var kitabın. Yani bence pek istikrarlı değil .Bazı yerleri de saçma geliyor. Ama o günün İtalya'sını ve Avrupa'sını merak edenler için gayette okunabilinir bir kitap.
601 syf.
'Başınıza gelenler yü­zünden fazla üzülmeyin sakın! Dünyaya mutsuz olmak için gelmiş değil miyiz zaten?' (#88236397)
__________

Stendhal'in 52 günde yazdığı romanı Parma Manastırı, Kırmızı ve Siyah'ta olduğu gibi yazarın duyduğu gerçek bir olaya dayanır ancak bu seferki olay, tarihteki bir olaydır. Stendhal bu olayı yaşadığı döneme taşıyıp kurgulayarak sunmuştur. Bunu yaparken, içinde bulunduğu Restorasyon Dönemi'nin atmosferinin topluma ve bilhassa da saray ve çevresine yansımalarını romanında işlemiştir. Bu çerçevede roman, sürgünden kaçarak ordusunun başına yeniden geçen Napolyon'a hayran genç soylu Fabricio del Dongo'nun da sarayından kaçıp, Napolyon'un ordusuna katılmasıyla başlar. Coşkulu başlayan macerasında Fabricio, savaş atmosferine girer girmez coşkusunu yitirmeye başlar, en azından karşılaştığı kadınlar veya askerlerin kendisine davranışlarından olsun birbirlerine olan davranışlarından olsun biz okurlar, bu hissi alırız. Aslında bizim okurken hissettiğimiz hissin asıl sahibi Stendhal'in kendisine aittir. Çünkü o da gençken Napolyon'un ordusunda bulunmuş hatta pek çok sefere katılmıştır. Savaşın ve askeri kahramanlığın uzaktan bakıldığı gibi şanlı, efsanevi olmadığını bilakis daha çok şansa, tesadüflere ve nahoş davranışlara bağlı olduğunu görür. Bir seferden yazdığı mektubunda kardeşine Stendhal, hayatın keyfini çıkarmasını söyler, umutsuz ve hayalkırıklığına uğramış bir psikolojide, nitekim aynı şeyi Fabricio da yapacaktır. Sonra da Fabricio'nun gözünden Waterloo Savaşı'nı izleriz lakin şunu belirtmeliyim: Romanı biraz araştırdım ve sürekli romanda Waterloo'nun çok iyi anlatıldığından bahsedilmiş ama açıkçası ben bu anlatımdan etkilenmedim, Belki, beklentim çok yukarı çıktığı için böyle gelmiş olabilir ancak bu olasılığın üzerimdeki etkisinin fazla olmadığını düşünüyorum. Waterloo'da Napolyon son kumarını oynamış ve kaybetmiştir. Fabricio da Parma'ya dönmüştür.

Roman, bundan sonra Fabricio- Saverinna Düşesi- Clelia Conti arasındaki aşk; Kont Mosca- Adalet bakanı Rasini- Saverinna Düşesi arasındaki siyaset üçgenleri arasında geçer. İlk üçgende, Fabricio işlediği cinayet sonucunda Clelia Conti'nin babasının kalesindeki kuleye hapsedilir. Hücresinin yanındaki dairede Clelia kuşlara bakar ve bir süre sonra aralarında aşk başlar. Ama bu aşkın taraflarına biraz eğilelim: Clelia, dindar hatta biraz sofuca bir genç kızdır. Güzeldir de ve çokça talip gelir kendisine ama hep bunları reddeder. Bu yüzden babasını da kızdırır. Fabricio'yu görünce ona hemen ısınır ve ona aşık olur. Onun aşkının nedeni nedir, yani bunca insandan etkilenmeyerek aciz bir mahkumdan etkilenmenin perde arkasında kendisine üstünlük kuracağı bir erkek bulma mı vardır, bilemiyorum. Fabricio'nun aşkında ise başarısız askeri macerasından sonra rahiplik okuluna giden ve orada sık sık çapkınlık yapan bir insanın özgürlüğünden olması, soylu olmasına rağmen buna layık olmayan muameleler görerek gururunun incinmesi ve zehirlenme endişesiyle bir kulenin tepesinde paranoya ve umutsuzluk psikolojisinden kaçma dürtüsünün etkisi var mıdır, bilemiyorum. Ama Fabricio'nun bu kuleden bir zehirlenme teşebbüsünden sonra daha güvenli bir yere taşınmasından sonra daha mutlu olması gerekirken, bilakis daha mutsuz olur. Her ne kadar pek çok açıdan olumsuzluklar içinde bulunsa da kule, onun hayatı olmuştu ve ondan bir andan kopuş, alışkanlıktan kopmak ve yeni bir alışkanlık yaratmaya neden olacaktır. Bu nedenle onun mutsuzluğu anlaşılabilir. Düşes ise Fabricio'nun halasıdır ve yeğenine platonik bir aşk duymaktadır. Onun için her şeyi yapar. Düşesin aslında aşk hayatı gayet hareketlidir. Siyasi konumu kuvvetli iki insanla evlenmiştir. Buna rağmen, kendisinden yirmi yaş küçük yeğenine aşık olur. Bunda gençliğe arzu duyma, aşk hayatına etki eden siyasete böyle marjinal bir isyanda bulunma arzusu etkili olmuş diyebilirim.

Romanda ağır basan duygu, mutluluk arayışıdır. Her karakter aslında kendi hayatında mutluluğu aramaktadır. Buna karşın kimsenin nihai ve mutlak mutluluğa eriştiğini söyleyemeyiz. Buna Stendhal'in kendi aşk hayatının yansımaları da etkili olmuştur diye düşünüyorum. Romandaki aşka dair mutluluğun belirsizliği nasıl Stendhal'in aşk hayatının belirsizliğin yansımalarıysa, romandaki siyasetin belirsiz ve kaos halinde olması da Restorasyon'un yansımalarıdır. Evet, Napolyon yenilmiş ve devrime karşı Avrupa krallıkları birlik olarak eski düzeni kurmuşlardır ancak herkes de hissetmektedir ki, kurulmaya çalışılan bu eski düzenin temelleri eskisi kadar sağlam değildir. Ve romandaki siyasi figürlerin boğucu entrikaları da bunun yansımalarıdır diye düşünüyorum.

Kırmızı ve Siyah'a göre daha derli toplu, detaylı ve daha çok uğraşılmış bir roman Parma Manastırı, ancak Kırmızı ve Siyah'ın sürükleyiciliği ve siyasi atmosferin belirginliği daha yüksektir. Son olarak, Balzac romanı çok beğenmiş ve onun övgülerinden sonra çok ilgi görmüş, İlber Ortaylı ise Restorasyon Dönemi'nde İtalya'yı anlamak için başvurulması gereken bir roman olarak nitelemiştir.

NOT: Stendhal'in biyografisi #87006249
576 syf.
·3 günde·8/10 puan
Kitap 52 gün gibi kısa bir sürede yazılmış ve Balzac kitabı bir başyapıt olarak övmüştür. Bu bilgi kitabı daha çekici kıldı gözümde. Kitabın karmaşık yapısı -bana göre- isimlerden daha çok düşes, kont, markiz, kontes gibi unvanların söylenmesinden kaynaklanıyor fakat biraz ilerledikten sonra her şey anlaşılır hale geliyor zaten. Yine de dikkatli okumakta fayda var.
Seven bir kadının neler yapabileceğini çok iyi anlatmış yazar. Aynı zamanda o dönemde yaşanan entrikaları, mevki sahibi olmak için dönen oyunları, kadınların yöneticiler üzerindeki etkilerini görmek de mümkün. Savaşmak için genç yaşta evden kaçıp daha sonra yaşadığı büyük sıkıntılara rağmen toplumun en saygın kişilerinden biri olan Fabricio’nun aşk ve fadakarlık kavramlarıyla işlenmiş hikayesi okunmaya değer.
567 syf.
·8 günde·Beğendi·9/10 puan
Kitap 52 gün gibi kısa bir sürede yazılmış ve Balzac kitabı bir başyapıt olarak övmüştür.
İtalya’da, genelde de Parma’da geçen; savaş, tutku, aşk ve siyasal maceralarla dolu sürükleyici bir kitap...
Savaşmak için genç yaşta evden kaçıp daha sonra yaşadığı büyük sıkıntılara rağmen toplumun en saygın kişilerinden biri olan Fabricio Del Dongo'nun aşkı, kendini arayışı, hayatı, yaşamı anlamlandırmaya çalışmasının hikâyesidir Parma Manastırı.
Genç ve meraklı, heyecanlı Fabrizio oldukça gözü kara bir karakter, hemen hemen başı hiç dertten kurtulamıyor desek yeridir. Fabrizio tüm bu sıkıntıları yaşarken, onu her düştüğünde kaldıran, onu korumak için tüm gücünü ve servetini kullanmaktan çekinmeyen halası Düşes Sanseverina, platonik olarakta genç adama aşıktır. Parma sarayı içinde ve dışında yapılan sayısız entrikaları bol bol okuyoruz kitapta.

Kitapta, yazarın psikolojik ve siyasal konularda derinlemesine yaptığı inceleme ve betimlemeler  oldukça yoğun.
Romanda ağır basan duygu, mutluluk arayışı. Her karakter aslında kendi hayatında mutluluğu aramaktadır. Buna karşın kimsenin nihai ve mutlak mutluluğa eriştiğini söyleyemeyiz.
Kitap 570 sayfa, bazen zamanın ve karakterlerin  değişmesine rağmen yaşananların değişmemesi, tekrarı sıkıcı olabiliyor. Özellikle de saray içinde yaşanan sahneler iktidar sahibi değişse de ; yalakalıklar ya da düşmanlıklar değişmediği için aynı şeyleri okumaktan sıkılabilirdiniz.
Stendhal kitabı ilk yazdığında sayfa sayısı 1000 civarındaymış fakat Balzac ve yayıncıların önerisi ile kısaltmalar yapmış.
Benden bu kadar. Sağlıcakla ve kitapla kalın. Aklımızı, ruhumuzu, yolumuzu aydınlatacak kitaplara çıksın yollarımız.
319 syf.
·20 günde·Beğendi·8/10 puan
Büyük umutlarla başlayıp iki üç günde okuyup rafa kaldırırım sanmıştım ama bazı kitapları okumak için doğru zaman olmuyormuş o an.
Bizi kendimize mahkum eden şey, kötü bir zamanda yine kötü bir insan olmaktır.
O yüzden iyi hatırlanan.
Spoiler İçerir
Olay napolyon çağının son yıllarında başlar, ardından gelen reaksiyon devresine kadar uzanır. Hikayenin kahramanı, muhafazakar bir asilzade olan Marchese del Dongo'nun oğlu olsa da çocuğun, gerçekte onun Napolyon ordusundaki bir subayınoğlu olduğuna inanır. Kendisini anlamayan, sempati duymayan babası ve magdur yaşlı abi yüzünden çocukluğu ıstıraplı geçer
539 syf.
·14 günde·Puan vermedi
Parma Manastırı, Stendhal 'ın 52 günde yazdığı ve benim de 14 günde ancak okuyabildiğim eserdir.

Kitap, sürgünden kaçarak ordusunun başına yeniden geçen Napolyon'a hayran genç soylu Fabricio del Dongo'nun da sarayından kaçıp, Napolyon'un ordusuna katılmasıyla başlıyor. Bu kısım gayet ilgi çekiciydi aslında. Daha sonra savaşın bitmesi ile saray entrikaları başladı ki bu kısımda okuma hızım bayağı düştü. Herkes bir dolap çeviriyor, iki siyasi grup arasındaki çekişmeler, aşk üçgenleri derken olaylar bir hayli karışık ilerliyor. Tabi Fransa 'da Restorasyon Dönemi olarak adlandırılan bu dönemin insanının psikolojisini anlatması bakımından önemli bir eserdir muhakkak. Ama ben kitabı okumakta zorlandım açıkcası. Şunu söylemekte de fayda var : Kitabın İletişim Yayınları baskısında kronolojik olarak dönemin olayları verilmiş. Bence bu yararlı ve okumayı kolaylaştıran bir durum olacaktır. Okuyacaksınız öyle tercih edebilirsiniz.
591 syf.
·2 günde
Stendhal’dan okuduğum ikinci eser. Kurgusunun çok sağlam olmasına rağmen Kırmızı ve Siyah ile mukayese ettiğimde çok daha karışık, okunması zor ve edebi olarak daha zayıf buldum. Çok fazla karakter var, özellikle ilk bölümlerde kim kimdir hatırlamakta oldukça zorlandım. Akış yavaş ilerlemesine rağmen mekanlar ve karakterler hızlı değişiyor bu da okumayı oldukça zorlaştırıyor. Bazı yerlerde yıllar çok hızlı geçiyor, bazen neredeyse saatler sayılıyor. Koşu bandında ilerlemek gibi. Ana karakter şımarık ve yakışıklı genç Fabricio. Roman evden kaçıp savaşa katıldığını zanneden, güzel yüzü ve uyumlu yapısıyla çevresindeki tüm kadınları kendine hayran bırakan, insanda sarıp sarmalama hissi uyandıran Fabricio’nun, Napolyon döneminde başından geçenleri anlatıyor. Akışta Fabricio’nun maceralarına tanıklık ederken bir yandan da din ve devlet adamlarının birbirleriyle olan münasebetleri, saray entrikaları ortaya dökülüyor. Belirttiğim gibi kurgusu sağlam olmasına rağmen okurken dikkat ve sabır isteyen zorlayıcı eserlerden.
576 syf.
·11 günde·Puan vermedi
Nasıl bir klasik okudum ben :) okurken epey zorlandım diyebilirim. Kitabın içerisinde aşk , entrikalar , karmaşıklık ne ararsanız var. 52 günde Stendhal neler neler yazmış. Baş karakterimiz Fabrizio ve halası Düşes. Düşesin Fabrizio ya bağlılığından dolayı yaşanan entrikalar bitmek bilemedi. Fabrizio da çok aklı başında bir genç değildi tabi ki :) Halasın sürekli arkasını kollayacağını bildiğinden akıllanmakta pek istemedi. Kitap biraz daha uzun olsaydı bitirebilir miydim bilmiyorum. Tavsiye eder misiniz derseniz ondan da pek emin değilim. Çünkü kitabı iki üç kere okuyupta hala anlayamadığını söyleyen kişiler de varmış :)
576 syf.
·16 günde·Beğendi·8/10 puan
Lise döneminde okuduğum ilk hacimli kitapti Parma Manastırı, Stendhal'in Realist yaklaşımı gerçekten çok güzel idi. Avrupa, Asya'dan gelen Veba ile kırılırken aynı zamanda karanlık dininde altında eziliyordu. Veba ölümlerini şeytan işi olarak görüp, cadı avına çıkmışlardı. Ayrica şehir devletleri halinde yaşayan İtalyanların kendi aralarındaki ve düşmanları Fransizlarla olan mücadelelerini ele almıştır. Lise de okuduğum için ürkütücü gelmişti bazı şehirlerde veba yüzünden insan kalmamıştı. Kedileri dahi öldüren akılsız insanların pislikten yayılan hastalık karşısında çaresiz kalmasi çok ibretlik bir durumdur. Temizlikle İlgili büyük sıkıntılar söz konusu bu dönem için. İnsanlar evlerde tuvalet olmadığı için pisliklerini sokaklara döküyordu. Öyle ki bazen kafanıza yağmur gibi pislik yagabiliyirdu çünkü lazimliklari pencerelerden sokaklara döküyorlardi. Veba pisliğin olduğu yerde çok çabuk ürerken, temizlikten yoksun olan Avrupa o dönemde nüfusunun yarısından fazlasını kaybetmişti. Devletler sokaklardaki ölülerin toplanması için görevliler tutmuştu. Ölüm çok basit bir olgu haline gelmişti. İnsanların yüzlerinde vücutlarinds çıkan siyah lekeler ölümün ilk kesin habercisi konumundaydı..
591 syf.
·6/10 puan
Kitabı elinize ilk aldığınızda sayfa sayısı dikkatinizi çekiyor kitabı okurken ilk dikkatinizi çeken romantik bir yazarın elinden çıkmasıdır. Her sayfada romantizm buram buram kokuyor. Fransız bir yazarın yazdığı İtalya'da geçen bir roman olması da güzelliklerinden biridir. Nedeni ise yazarın İtalyanlara özgü yorumları hem iğneleyici hem de hafifçe gülümsetiyor. Kitaba getireceğim eleştiri aynı kişi için bazen düşes bazen kontes demesi. Okurken ilk başta aynı kişiden bahsettiğini anlayamamazlık yaşıyorsunuz. Aynı zamanda romantikliğin fazla olması nedeniyle okurken ara sıra gözlerimi devirdiğimi reddedemem. Son olarak ana karakter Fabrizio'yu pek sevmediğimi belirtmek isterim.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Parma Manastırı
Yazar:
Baskı tarihi:
2009
Sayfa sayısı:
286
Format:
Karton kapak
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Sentez Yayıncılık

Kitabı okuyanlar 794 okur

  • Selma
  • Dolores Haze

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%0
7
%0.4 (1)
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları