Sait Faik 1906’da Adapazarı’nda dünyaya gelir. Varlıklı bir ailenin çocuğudur, tüccar bir babanın oğlu olarak maddi sıkıntı çekmeden büyür. Eğitimine Adapazarı, İstanbul ve Bursa’da devam eder,ardından Fransa’ya gider. Ancak diplomasız olarak Türkiye’ye döner. Bu durumda hayatındaki ilgi çekici ayrıntılardan biridir. Oldukça rahat bir hayat sürmesine rağmen edebiyatında zengin çevreler, konforlu hayatlar neredeyse hiç yer almaz.
Onun kalemi hep
balıkçıyı,
işsizi,
emekliyi,
köylüyü,
kimsesiz çocuğu,
yoksul esnafı,
kahvehaneleri, meyhaneleri ve sokakları anlatır.
Ama aslında "anlatmak" da eksik bir kelime olur. Sait Faik, okurunu da o hayatın içine çekerken, birlikte yürütür, birlikte oturtur, birlikte hissettirir. Bu tercih bilinçlidir. Hayatı uzaktan seyreden bir yazar değildir o. Sokakta dolaşan, insanlarla konuşan, aynı masaya oturan, aynı havayı soluyan bir yazardır. Varlıklı bir aileden gelmesine rağmen kalbini toplumun kenarında kalmış insanlara vermesi, onu edebiyatımızda özel bir yere koyar. Üstelik bunu yaparken kendine özgü, samimi ve sahici bir anlatım kurmayı da başarmıştır.
Sarnıç’taki en çarpıcı duygulardan biri, iyilik yaparken hissedilen o garip güç hâlidir. Bir Karpuz Sergisi isimli hikayesinde İhtiyacı olan birine yardım ederken insan bir an için kendini dünya yaratacak kadar güçlü hisseder. Fakat Sait Faik sadece bu gücü hissettirmez, yardım eden insanın o güçten utanabileceğini de gösterir. İnsanı idealize etmez. İşte bu dürüstlük, onun metinlerini samimi ve candan kılar.
Kalorifer ve Bahar isimli hikayesinde Rumlar, Ermeniler, Yahudiler, Türkler aynı sokakta yaşar. Sarı Apostol, Zargana Agop, Barbunya Ahmet… Bu isimler sadece lakap değildir; birlikte yaşamanın doğal hâlidir. Kimlikler tartışma konusu yapılmaz, hayatın akışı içinde yer alır.