1000Kitap Logosu
Sefiller
Sefiller
Sefiller

Sefiller

OKUYACAKLARIMA EKLE
9.2
14,1bin Kişi
56,9bin
Okunma
16,5bin
Beğeni
396bin
Gösterim
528 sayfa · 
 Tahmini okuma süresi: 14 sa. 58 dk.
Basım
Türkçe · Türkiye · Güçlü Yayımcılık · 2005 · Karton kapak
Diğer baskılar
5 mağazanın 223 ürününün ortalama fiyatı: ₺18,05
9.2
10 üzerinden
14,1bin Puan · 1652 İnceleme
Oğuz Aktürk
Sefiller'i inceledi.
1724 syf.
·
13 günde
·
Beğendi
·
9/10 puan
ESAS SEFİLİN KİM OLDUĞUNU BULDUM
YouTube kitap kanalımda hayatımda en sevdiğim kitaplardan biri olan Sefiller'i yorumladım: youtu.be/IJYWj2MAhyo Sefillik* temalı bu inceleme bana 13 gün boyunca arkadaşlık etmiş 1724 sayfalık dünyanın en uzun sefalet destanının sadece birkaç sayfalık özüdür. Elek hayat, elekten geçemeyen taşlar ise sefil insanlardır. Bu incelemeyi benim ellerim değil, sefil insanların kanları yazmıştır. Peki, nerede, kimde, neden aramalı bu sefilliği? Kimdir bu sefil insanlar? İncelemenin okuyucusu bu cevapsız sorulara cevap aranacağını kendisi anlamıştır. i.ibb.co/TrWj8RK/onca-yoksul... Belki de bu fotoğraftan başlamalı sefilliğin tanımını aramaya. Ellerinde "Onca Yoksulluk Varken" kitabı ve devamında kafalarında "Bize mi çattı bu sefillik?" düşünceleri. Gülüşsüz, parıltısız gözlerde, renksiz, cansız bir tende sefilliğin tezahür ettiği duygusal yansımalar. Sefilliği aramaya bu çocuğun göz bebeklerinin içinde başladım yıllar önce fakat dünyanın kaçınılmaz yuvarlaklığı gibi kendimi yine başladığım yerde elde 0 halimle buldum. Devam ettim sefilliği aramaya. i.ibb.co/3yNHKZY/umran.jpg çıktı karşıma. Bilmediği bir hayatta bilmediği birileri tarafından yüzü, gözü bu hale getirilmişti. Kimdi, ne istiyordu bu insanlar? Anlayamamıştı. Anlatmamışlardı. Üstündeki renksiz ve duyguları yok edilmiş tezahürünün, cansız ve bitkin bakışlarının nedenini bile soramayacak sefillikte bulunmuştu. Devam ettim sefilliğin kaynağını bulmak için... i.ibb.co/CKLmk7g/aylan.jpg çıktı karşıma. İsimlerin ne önemi vardı? Nasıl olsa çoktan unutmuştuk onları, değil mi ama? Bana yüzünü dön, dedim. Seni göremiyorum, dedim. Dönmedi, dönemedi. Denizin kumları, deniz suyu, tuz, medcezir, dalgaların oluşmasını sağlayan bütün gemiler, denizin köpüğü, deniz kızları, su altı canlı aleminin hiçbiri onu bana döndüremedi. Bugüne kadar hiçbiri böyle bir sefillik türüyle karşılaşmamışlardı. Bilimselliğe boyun eğen denizin dalgaları, yıkamaya devam etti cesedi, bütün sefilliğiyle. Şimdi de esas sefile gelelim: i.ibb.co/TWH9QVX/cocukluk_fo... Nasıl da gülüyor, nasıl da gözlerinin içi parlıyor. Nasıl güzel ve tertemiz kıyafetleri var. Ne güzel yukarıdan kafasına bomba düşmeyen, tamamen güvenlikli bir bölgede ve evde yetiştiriliyor. Neden gülmesin ki? Cesedinin fotoğrafının çekilemeyeceği bir yaş ve koşulda. Battaniyesi var üşüdüğünde üstüne örtebilecek, Yiyeceği var tıka basa karnını doyurabilecek, Parası var istediği gibi harcayabilecek, Ailesi var istediği gibi sevebilecek... Aslında esas sefilin kendim olduğunu anlayalı o kadar uzun zaman geçti diyeme... DANK! O da ne? Kafama bir şey dank etti. Bir kitap. Adı Sefiller. Kendi kendine 1656. sayfası açıldı: "Mutlu olmak korkunç bir şey! İnsan halinden nasıl da memnundur! Bunun kendisi için yeterli olduğuna nasıl da inanır! Yaşamın yanlış hedefi olan mutluluğa yönelirken, gerçek hedef olan sorumluluk nasıl da unutulur." Bu kitap mı anlatabilecekti bana sefilliğin tanımını, kaynağını, bütün çeşitlerini, aşağıda olmayı ve aşağılık olmayı? Bu kitap mı anlatabilecekti bana "sfl" kökünden gelen kelimenin harflerini kanla ve açlıkla seslendirmeyi? Akson ve dendrit uçlarım arasında gelip giden sinirlerime, duygularıma sirayet eden bütün bu sayfalarda duyguların rengarenk uçlarını Sefiller karakterleriyle mi adlandıracaktım artık? Vicdan azabının Jean Valjean ve Javert karakterleri arasındaki psikolojik gelgitlerini gözlerimin hüzün ordusu olan gözyaşlarıyla mı okuyacaktım? Liderleri çarpışırken sefalet içinde kıvranan insanın içinde olup biten manevi savaşları mı yoksa Wellington ile Napolyon'un 1815 yılının bir günü Waterloo Savaşı sahnesinde en sefil ordunun kim olduğunu kanıtlama amacıyla karşılaşıp bir hendek yüzünden sefaletin vahşet ve kan ile elde edildiğini mi düşünecektim aklımın odalarında? Zeka ve ileri görüşlülük gerektiren savaş taktikleri mi yoksa yiyecek ve para gerektiren hayatta kalma taktikleri mi sefilliği alıp götürecekti bir lağımın içerisinde başka diyarlara? Zaferlerin azaldıkça özgürlüğün arttığı 19. yy Fransa siyasi ve toplum düzeninde, karakterlerin sefaletle birlikte tam tersine düşünce dünyalarının enginliği betimlenecek ve zenginlerin düşünce dünyalarının darlığı mı eleştirilecekti? Manastır hayatı ve çilehanelerin dışarıdaki sefil insanları görmemizi engelleyen bir göz bandı oldukları mı kanıtlanacaktı? Suçunun pişmanlığıyla, ahlaka yönelim ve örnek insan olmayla, itiraflarla, adalet ve vicdan gelgitleriyle, Paris lağımlarıyla bir insan id-ego-süperego döngüsünü nasıl tekrar tekrar yaşayabilecekti? Salt ekmek hırsızlığı yüzünden kürek mahkumiyeti gibi yüz kızartıcı bir suçla birlikte hayatı boyunca etiketlenmekten kaçamamak hukuk sisteminin sistemsizliğine mi verilecekti? 1789 ve 1830 Fransız ihtilalleri, 1832 Saint-Denis sokağı barikatlarının direnişiyle birlikte aynı zamanda tinsel bir devrime, askeri düzenin acımasızlığına, devrimi ve rejimi savunan toplumun farklı katmanlarındaki insanların toplum hayatındaki konuşmalarına mı tanıklık edecektim? Kurşunun bir silahın namlusundan çıkma anıyla hayat dolu bedenlere bir bir saplanmaları arasında geçen süreyi hesaplayıp, dünyada o kesitte neler olup bittiğini mi düşünecektim? Yoksa dünyanın en uzun sefalet destanının içerisine polisiye ve gerilim esintileri de serpiştirilip çocuk-anne-baba psikolojileriyle, sefilliğin çaresizliğinden hayatla oynadığı kumarda kitaplarını, dişlerini, saçlarını ve hayatını ortaya koyan insanlarla mı tanışacaktım? Sefiller bir duygu gökkuşağıdır. Hiçbir duygunun eksiksiz bırakılmadığı ve unutulmadığı bu sefalet destanında aklıma gelen duygulara göre karakterlerin eşleştirilmesi aşağıdaki gibidir: ACI : Fantine, Jean Valjean, M. Gillenormand HIRS : Javert, Jean Valjean, Enjolras, Courfeyrac, Grantaire NEFRET : Thenardier, Javert, Eponine, Azelma, M. Gillenormand KISKANÇLIK : Eponine, Azelma İFFET : M. Myriel, Cosette UTANÇ : Cosette, M. Gillenormand FEDAKARLIK : Fantine, Jean Valjean, Gavroche, Fauchelevent, M. Mabeuf KORKU : Jean Valjean, Cosette, Claquesous, Montparnasse, Babet, Gueulemer CESARET : Jean Valjean, Enjolras, Gavroche, Marius, Courfeyrac UMUT : Jean Valjean, Fantine, Cosette MERAK : Jean Valjean, Javert, Fantine, Marius, Cosette, M. Gillenormand SEVGİ : Fantine, Marius, Cosette, Jean Valjean TUTKU : Marius, Cosette, Javert ÇARESİZLİK : Jean Valjean, Javert, Fantine, Marius, Cosette, M. Mabeuf, M. Gillenormand, Gavroche, Petit-Gervais, Dükkandan kovulan iki çocuk HÜZÜN : Fantine, Cosette MERHAMET : Fantine, M. Myriel, Jean Valjean ŞÜPHE : Javert Bu duygu panoramasının hepsini yaşatabilen yazar Victor Hugo'dan, yazarın yazdıklarını okuyup kendisini dünyanın en sefil insanı hissetmesi gereken ise okurdan başkası değildir. İncelemenin okuru eğer incelemeyi buraya kadar okumuşsa sorulması gereken soruları esas kendisine sorması gerektiğini anlamıştır. SAKIN AMA SAKIN! Kimse sefilliği başkasında aramasın. En büyük sefiller güruhu bu ekranda yazılmış olan bu cümleleri harika bilgisayarları, son teknoloji telefonları, engelsiz vücutları, gören gözleri, duyan kulakları, eksiksiz giyimleri, sosyal medya profilleri, güzel kitapları, sıcak evleri, güvenlikli şehirleri ile birlikte okuyandır. Esas Fransız İhtilali, esas Saint-Denis barikatları direnişi, esas Gezi Parkı, esas ruhumuzun Sarı Yelekler'i bu kaçınılmaz gerçeği anladığınızda direnmeye güç bulacaktır. Uyanmanın zamanı gelmedi mi artık? Kim diyor ulan sana bunları yapmanı? Kim sana boyun eğ diyor? Teslim olma, diren isteklerine, diren kendi lüksüne, diren kendinin sefaletine... youtube.com/watch?v=_XSBEAmMD9c "Baylar, yemin ederim ki, her şeyi fazlasıyla anlamak bir hastalıktır; gerçek, tam manasıyla bir hastalık." Dostoyevski Her şeyi fazlasıyla anlayıp hayat boyu geçmeyen bir hastalığa sahip olmaktır *sefillik.
Sefiller
9.2/10
· 56,9bin okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
53
847
1724 syf.
·
Beğendi
·
10/10 puan
İşte gerçek bir kitap!
Hugo’nun yıldızı, uzun zamandır gözümün önündeydi ve şimdi ona veda etme vakti geldi. Zaten bu yazının asıl amacına da inceleme adı altında simgesel bir veda diyebiliriz. Böyle bir kitaba nasıl hakkıyla bir inceleme yazılır? İnanın ben de bilmiyorum. Ama sanırım başlangıç için bir fikrim var. Okumuş olmamıza gerek yok, hepimizin orada burada gördüğü, aşina olduğu bir kitaptır “Sefiller” ve benim bu kitaba vurulup okumam tam da şu alıntı yüzündendir: “Erkeğin cahil ve umutsuz olduğu, kadının ekmek için bedenini sattığı, çocuğun kendini ısıtacak bir ailenin, kendini eğitecek bir kitabın yokluğunda acı çektiği her yerde Sefiller kitabı kapıyı çalıp şöyle diyor: Sizin için geldim sayfalarımı çevirin.” Nasıl ama? Çarpıcı. Şimdi gelin, kitabın neleri işlediğine bir göz atalım; Bu kitap, aydınlıktan bir haber olan cahilliğe, cahillikten doğan kötülüğe değiniyor. Yazarın Fransız toplumunu baz alarak toplumlardaki ikili yapı üzerine bir eleştiri getirdiği görülmektedir. Toplum, güçsüzü dışlayarak sefillerini kendi oluşturmaktadır. Adaletsiz sistem ise sefilleri daha sefil yapmakla meşguldür. Öyle ki ekmek çaldığı için kürek mahkûmiyetine çarptırılan Jean Valjean için şu sözler söylenmekte: “Kürek zindanları kürek mahkûmunu yaratır… Ahmakken gaddar, kütükken yanan kor oldum.” (Düzen bunu sağladı.) Kitabı okumaya başladığımızda ilk olarak Digne psikoposuyla karşılaşıyoruz. Bu kahramanımızın herkes tarafından dışlanan, hor görülen bir adama dokunuşunu ve kitap boyunca aslında bu dokunuşun nasıl bir kelebek etkisi yarattığına şahit oluyoruz. Ayrıca kitapta bunlara ek olarak inanç, din, iyilik, adalet gibi pek çok olgunun ve daha nice şeylerin de üzerinde durulmaktadır. Sonuç olarak en net haliyle şöyle de denebilir: Bu kitabın özü; bireyi aydınlatmaktır, tarihe ışık tutmaktır. Bu incelemede kitabın kahramanlarına değinmeyeceğim çünkü bu kitabı kahramanları çerçevesinde anlatacak olmak, kitabın özünün eksik yansıtılmasına sebep olabilir. İşte şimdi yine bir alıntıya ihtiyacım oldu, gönderdim geldi: “Bu kitap başkahramanı sonsuzluk olan bir dramdır. İnsan yan karekterdir. Bu yüzden, yolumuzun üzerine çıkan bir manastırın içine sızmak zorunda kaldık.” Gözünüzü korkutmak istemem ama bahsettiği bu manastırdan söz edişi yaklaşık 35 sayfa sürmüştür. Paris’in lağımlarına değinmesi ise… Neyse, sadece nasıl dolu bir kitap olduğunun altını çiziyorum. :) Yani diyeceğim o ki siz bu kitaptan sadece bir kurgu beklemeyin, yanılırsınız. Çok daha fazlası olgular ve tarih üzerine bir aydınlatıcı. Şimdi sıra duygularda; Bilen bilir bazı kitaplar vardır, okuma zevkinin çiçek açıp dallanmasına yardım eder. İşte bu kitabın bendeki etkisi böyle oldu. Hugo’nun coşkulu anlatımına kapılmamak mümkün mü? Ağlattı, sevindirdi, bunca sayfanın sonunda ise “iyi ki” dedirtti. Geçmişte okuduğum ve beğendiğimi sandığım pek çok kitap gözlerimin önünden geçti. Eğer bu bir kitapsa onlar neydi? O yüzden diyorum ki; bu kitabı oku lütfen! Şuraya da bir yıldız attım ★ yayınevine dikkat et. Görüyorum; koca sefilleri 500 sayfaya sığdırmışlar, ayıptır yahu! Artık satırlarımın sonlarına geldim ve biliyorum ki kitabın hakkını veren bir inceleme olamadı bu, ama ben buraya ne yazarsam yazayım bu yazı hep eksik kalacaktı. O yüzden bırakıyorum eksik kalsın. Son olarak bu inceleme, alıntılar etrafında şekillendiğine göre, son kez aşağıya bir alıntı bırakıyorum ve gidiyorum . Emeğime sağlık. Herkese iyi okumalar diliyorum, esen kalınız. Eşlikçime veda… Hugo’nun yıldızına… “Gerçekten de, her şey oradaydı ve bundan başka ne istenebilir ki? Gezinmek için küçük bir bahçe ve düşlere dalmak için sonsuzluk. Ayaklarının altında ekip biçebileceği bir toprak, başının üzerinde inceleyebileceği ve üzerinde düşünebileceği sonsuzluk; yerde birkaç çiçek ve gökte tüm yıldızlar.”
Sefiller
9.2/10
· 56,9bin okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
1
80
Hüseyin DEMİR
Sefiller'i inceledi.
1724 syf.
·
23 günde
·
8/10 puan
Risk Almadan Yazıyorum…
Kitabı elime ilk aldığımda farklı bir duyguya kapıldım. Bunun sebebiyse meşhur “Vatan Şairimiz Namık Kemal”di. Hayranı olduğum bir yazardır “Namık Kemal”. Sürgün yıllarında son günlerini yaşarken elinde “Victor Hugo’nun Sefiller” kitabı varmış. Bu kitabı okurken gözlerini yummuş hayata. “Hürriyet Kasidesi” gibi devasa bir şiiri o zamanın şartlarında yazabilmiş bir yazarın, son okuduğu kitabın “Sefiller” olması benim için baya değerliydi. Kitabı bu duygu içinde alıp okumaya başladım. Tadını çıkara çıkara, azar azar… Neticede 23 günde kitabı bitirebildim. Kitap bittiğinde ise evet dedim. Bir esere eğer “Klasik” denilecekse böyle bir kitap olmalı. Ki çoğu klasik denen eser benim nezdimde hiçte klasik olmayı hak etmiyor. Ama “Sefiller” tam tamına bir klasikti. Peki, neden tam tamına klasikti? Kitabın olumlu veya olumsuz özelikleri nelerdi? Başlayalım Efendim… 1. Cesaret Yazar kitabın yazıldığı döneme göre çok cesaret gerektiren bir iş yapmış. O zamanın karanlık Avrupa’sında sürgün ve hapis hayatı yaşayacağını bile bile “Özgürlük, Adalet, Eşitlik” gibi konuları işlemek bir cesaret işidir. Cesur yazar her zaman takdiri hak eder. Ayrıca kendinden sonraki birçok yazara da “Hugo” bu konuda örnek olmuştur. Onların açtığı çizgiden yürüyen yerli yazarlarımız “Tanzimat Dönemi” ile birlikte bu konuları işlemeye başlamıştır. 2. Evrensel Konular Kitabı ana konusu sefillik. Fakat sefilliğin çeşitleri yok mudur? Örneğin bir hayat kadının sefilliği, bir mahkûmun yaşadığı sefillik, bir yetim kızın sefilliği, bir dilencinin sefilliği, devrik bir liderin sefilliği, bir kaçağın sefilliği, bir hırsızın sefilliği, bir devrimcinin sefilliği, bir vicdan sefilliği… Sefillik diye düşünmeye başlasak bu ve buna benzer birçok şey sıralayabiliriz. Kitabı beğenmemin bir nedeni de aklımıza gelebilecek bütün bu alt dalları çok başarılı bir şekilde işlemiş. Özelikle kitabın bir bölümünde “Cosette” adlı kadının yaşadığı sefillik öyle güzel anlatılmış ki hayran kalmamak elde değil. Kitabın güzel taraflarından bir tanesi de “Sefillik” etrafında birçok konuyu muhteva etmesi oldu. Evrensel konular sayılabilecek bütün konular hemen hemen işlenmişti. Ki bu gayet kaliteli bir iş çıkarma anlamına gelir. Örneğin kitabı bitince damağınızda bir polisiye zevki, bir aşk romanı zevki, bir siyasi roman zevki, bir tarihi roman zevki bırakıyordu. 3. Olay Örgüsü Benim kendi değerlendirmelerim içinde bir kitabın en önemli yeri bence olay örgüsüdür. Ayrıca bir kitabı da kitap yapan kesinlikle olay örgüsünün başarılı bir şekilde kurgulanmış olmasıdır. Sefiller kitabına gelecek olursak kitabın olay örgüsüne tek kelime bayıldım. Çok güzel bir şekilde kurgulanmış bir olay örgüsü mevcut. Yaptığım araştırmalar sonucunda kitabın olay örgüsünü en güzel karşılayabilecek ifadeyi buldum: “Örümcek Ağı”. Evet, tamamen bir örümcek ağı gibi yapılmış bir olay örgüsü. Hele de kitabın sonlarına doğru bu ağ çözülünce keyfinize diyecek yok. 4. Kahramanlar “Kahramanlar veya kahraman yaratma” bir kitabın kalıcı olmayı başarmasın koşullarından biridir. Kahramanların akılda kalıcı olması kitabın başarısıyla doğru orantılıdır. Hatta çoğu başarılı kitap artık kendi ismiyle değil bizzat başkarakterinin ismiyle anılır. Sefiller kitabını okuduktan sonra artık hayatınızdan hiç ayrılmayacak Jean Valjean, Marius, Fantine, Cosette, Gavroche gibi kahramanlarla tanışmış oluyorsunuz. 5. Akıcılık Kitabın tek olumsuz yanı bu konu herhalde. Kitap bazı yerlerde çok akıcı ilerken bazı yerlerde ise insanın canını baya bir sıkıyor. Çünkü Victor Hugo kitapta kendini gizlemiyor. Çoğu yerde anlatımı kesip okuyuncaya bilgi veriyor. Verdiği bilgilerde de öyle ayrıntılara giriyor ki neredeyse inciğini boncuğunu ortaya döküyor. Bunların bir kısmı gerekliyken gerçekten de bir kısmı gereksiz olabiliyor. Örneğin kitabın bir bölümünde kahramanlardan biri Paris sokaklarında bir lağıma girmek zorunda kalıyor. Hugo burada kitaba yaklaşık bir 50 sayfalık ara veriyor. Başlıyor lağım tarihin anlatmaya. Lağım ile ilgili bütün ayrıntıları anlattıktan sonra kitaba devam ediyor. Benim bu şekilde gereksiz bulup işaretlediğim yerler baya fazla. Sadece bunlarda değil “Sefiller” roman olmanın ötesinde bir de sanki Hugo’nun köşe yazılarında derlenmiş bir kitap gibi. Çünkü Hugo çoğu yerde olay akışını kesip her konuda görüşlerini açıklayan yazılar yerleştirmiş araya. O dönemin şartlarına bakınca normal olabilir ama bence bu bölümlerin kitaptan çıkarılıp kitabın biraz daha sade halinin basılması daha uygun olur. Hugo bunları, etkisinde kaldığı Romantizm akımının bir gereği olarak yapıyor. Çünkü Romantizm akımın en büyük özelliği tiyatro ve romanı halkı eğitmek için bir araç olarak görmeleri. Bu yüzden yazalar eserlerini okuyucu bilgilendirmek amacıyla yazar. Amaç okuyucu bilgilendirmek olduğu için bu şekilde her konuda okuyucuya bilgi verilir. Çeşitli konular hakkında bilgi almak her ne kadar güzel olsa bile romanda akıcılığa büyük bir darbe vuruyor. Son olarak kitap bence herkes için kesinlikle okunması gereken kitaplar arasında yer almalı. Fakat incelememde de dediğim gibi benim tavsiyem sağlam bir yayınevi tarafında sadeleşmiş halinin basılması ve onun okunmasıdır. Kitabı bu haliyle okumak bana pek mantıklı gelmedi. Çünkü hem canınız sıkılıyor hem de zaman israfı… Not: Daha önceki yazarlarda gördüğüm bir özellik Hugo’da da kendini göstermiş. Bu eserde de Türk Milletinden söz ederken aşağılayıcı ve hakaret eden bir dil kullanılmış. Şahsen bunu Hugo’nun eserinde görmem beni üzdü. Dünyada belki ilk defa eşitlik, özgürlük, adalet kavramları işleyen bir yazardan bir milletin hepsi için bu şekilde hakaret etmesi beni sukutu hayale uğrattı. Ayrıca hemen hemen bütün kitaplarında bizden bu şekilde söz eden bir Batı Milleti karşımızda varken. Bu kitaplarla büyüyen çocukları şimdi karşımızda dururken Avrupa Birliğine gireceğimizi düşünmek bence tamamen saflık. Bin yıl bile geçse Avrupa bize karşı içinde taşıdığı bu kin ve öfke ile bize dost olmaz. Selam ve sevgi ile…
Sefiller
9.2/10
· 56,9bin okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
31
679