Wuthering Heights

·
Okunma
·
Beğeni
·
98689
Gösterim
Adı:
Wuthering Heights
Baskı tarihi:
Ağustos 2015
Sayfa sayısı:
374
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786054782024
Dil:
English
Ülke:
Türkiye
"If all else perished, and he remained, I should still continue to be; and if all else remained, and he were annihilated, the universe would turn to a mighty stranger."
-from Wuthering Heights

Wuthering Heights, analyzed, discussed and studied from every possible critical point of view, yet still remaining unexhausted, depicts fascinating characters, upon whom it probably rests its popularity, especially Heathcliff for whom Charlotte Brontë, in the preface for the novel after the very death of Emily Brontë, writes: "Whether it is right or advisable to create beings like Heathcliff, I do not know. I scarcely think it is."

Wuthering Heights, partly based upon Gothic tradition, however, transcending its genre due to its wonderful observations and subtlety, has a powerful position in world literature and has been probably one of the most haunting love stories ever written.
392 syf.
·9 günde·Beğendi·10/10
Kitabı bitirir bitirmez bir şeyler yazma ihtiyacı hissettim. Yahu ben ne okudum böyle vay be! dedirten cinstendi. Unutulmaz kitaplar arasına girdi benim için. Tartışmasız okuduğum en iyi klasiklerdendi. Kitapta ana tema olarak mükemmel bir nefret, intikam olgusu işlenmiş. Ve bana göre bu bütün duyguların önüne geçmişti. Okurken atalarımızın "Acıma yetime, döner koyar g..." atasözü aklıma geldi sık sık.
---Spoiler---
Küçükken aileye evlatlık olarak alınan Heathcliff ile, ailenin küçük kızı Cathy arasındaki arkadaşlığın zamanla aşka dönüşmesini ve sonra Heathcliff'in hırsını, kötülüğünü, nefretini ve bolca hastalıklı düşüncelerini okuyorsunuz. Aslında kitapta ki bütün karakterler itici ve bir o kadar da bencildiler. Buna karşın hikaye de bir o kadar akıcı ve etkileyici idi.
İki Şehrin Hikayesi nasıl o zaman ki Fransa'yı mükemmel bir sekilde aktarıyorsa, Uğultulu Tepeler de bir o kadar güzel İngiltere'yi anlatıyordu.
Ah, Heathcliff kitabın sonuna kadar başına cok kötü olayların gelmesini, bir an için hırsının bitmesini ve yerini pişmanlıklarının almasını bekledim ancak ölürken bile mutlu oluşun beni hayalkırıklıgına ugrattı. Iki aileyi birden mahvettiğin halde ölürken biraz olsun acı çekmeni isterdim ancak sevgili yazarımız sana böyle bir son vermemiş ne yapalım :). Son olarak kitapta ki en sevdiğim karaktere değinmeden geçemeyeceğim. Edgar Linton, Bence kitaptaki en iyi kalpli, naif, çok iyi bir eş ve çok iyi bir babaydı. Catherine ile olan baba kız ilişkisini gıpta ederek okudum.
500 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
Öncelikle, Emily Bronte'in ne yazık ki yazdığı tek kitap olan ve muhteşem ötesi diye tanımlanabilecek bu kitabı okurken çok üzüldüğümü bildirmek isterim. Hayır kitabın içinde yazılanlara üzülmedim. Ben, Yazarın bu ilk kitabını yazdıktan bir yıl sonra ölümü nedeniyle, Dünya Edebiyatının ve dolayısıyla da kitap severlerin neler kaybetmiş olduğunu düşünerek üzüldüm. İlk kitabı olarak böylesine muhteşem eser yazan genç bir yazar, eğer daha uzun süre yaşamış olsaydı kimbilir neler yapardı, bizlere okunacak kaç tane daha muhteşem eser bırakırdı diye düşünerek üzüldüm.

Bugüne kadar okuduğum, kısa veya uzun yazılmış, sayısız dünya klasikleri içinde, bu kitap kadar akıcı, bu kitap kadar sürükleyici ve aynı zamanda da kapsamlı olanına rastlamadım.

Kitapta yazar, bir anlık acıma duygusunun yol açtığı olayları anlatırken, başta hastalık derecesindeki aşırı sevgi olmak üzere, aşk, nefret, iyilik, kötülük, dostluk, düşmanlık, sadakat, korku, intikam, hata , pişmanlık, zayıflık, güçlülük, .. vs. gibi temaları muhteşem bir şekilde işliyor. Bütün bu duyguları içeren hikayeyi müthiş bir şekilde kurgulayıp elinizden bitirmeden bırakamayacağınız bir sürükleyicilikle bize yansıtıyor. Olayların anlatımında, özellikle bütün karakterleri tanıyan ve olayların tamamının içinde olan bir kişinin kullanılmasının da, bu sürükleyicilikte ve kitabın daha kolay okunmasında, büyük pay sahibi olduğunu düşünüyorum.

Kısaca, büyük bir yetenek sahibi usta bir yazarın kaleminden çıkmış bu muhteşem eserin, mutlaka ama mutlaka okunması gerektiğine inanıyorum. Böyle bir eseri hatırlatarak, okumama vesile olan 1K' da ki kitapsever dostlarıma da ayrıca binlerce teşekkür ediyorum.

Son cümle olarak, keşke yazar daha uzun yaşasaydı ve bize okuyacağımız daha çok eserler bırakabilseydi diye de çok üzüldüğümü tekrar bildirmek istiyorum.
432 syf.
·7 günde·Beğendi·Puan vermedi
Uğultulu Tepeler(Wuthering Heights)/Deli ve Tutkulu bir aşk öyküsü bu; Bildiğiniz gibi değil, bilmediğiniz gibi..

İlk olarak 1847'de Ellis Bell takma adıyla(o döneme ait baskılar sebebiyle Emily ve kardeşleri eserlerini takma isimle yayınlatmışlardır) yayınlanmış Emily Bronte'ye ait ilk ve tek romandır Uğultulu Tepeler. Yayınlandığı sene pek olumlu eleştiri almamıştır: Eleştirmenler romanı çok yabanıl,aşırı kaba ve kurgu açısından da hantal bulmuşlardır. Ancak roman hakettiği değeri 1850'li yıllarda kazanmış ve İngiliz dilinde yazılmış en iyi roman olarak nitelendirilmiştir.Fakat Emily'nin bu başarıyı görmeye ömrü yetmemiş; 1848 yılında(30 yaşındayken) veremden ölmüştür. Ablası Charlotte ölümünden sonra gerçek ismiyle romanı yeniden yayınlatmıştır.
Ölümünden önce(1846) ablası Charlotte ve kız kardeşi Anne Bronte ile birlikte çıkarmış oldukları "Poems by currer, ellis and acton bell" adlı şiir kitabında Emily'nin şiirleri eleştirmenler tarafından tam not almıştır.


Emily 19.Y.Y Victoria döneminde yoğun bir kilise baskısı altında kadının hor görüldüğü bununla birlikte bastırılmış bir cinselliğin olduğu bu dönemde şehvet, aşk, acı, tutku, intikam ruhâni hazların dorukta yaşandığı bir kitap yazmıştır. Ölene kadar kilise ve mezarlığa yakın bir taşra kasabasında yaşamış ve o vakte kadar hiç evlenmemiş(Ama sevmiş bana göre hem de tutkulu bir aşkla sevmiş. Belki kavuşamamanın ya da tam olarak hislerini yaşayamamanın verdiği bir nefret ve intikam duygusuyla da ölmüş) olan Emily'nin o dönem kadınının tutkusunu ve dışavurumunu başarıyla yansıtması dikkat çekicidir doğrusu...Bu tarzıylada erdem, iyilik,romantizm, kadının ev hali gibi mülâyim konuları işleyen çağdaşlarından ayrılır.
Emily çağdaşlarına göre daha erkeksi bir karakterdir ve bunu romanına da yansıtmıştır. Bu özelliğiyle de 19.Y.Y İngiliz kadın tipinin oldukça dışındadır.

Romanın en önemli özelliği tutku ve intikamı dönemin diğer aşk romanlarından farklı olarak daha derin ve ürkütücü işlemesidir.Ayrıca romanda yüklü romantik benzetmelere ve retoriğe gerek duyulmamıştır. Konu için gerekli olmadığı sürece parlak diyaloglara yer verilmemiştir.Kitabın kasvetli havası ile katı ve acımasız karakterleri türüne uygun(Gotik Kurgu,Psikolojik Kurgu) bir özellik kazandırır.

Bu kısım yüzde onbeş kadar spoi içerebilir.Spoileri çok sevmiyorum ama bu kadarından bahsetmek zorundayım:)
Genel hatlarıyla konuya biraz değinmek isterim.Kitabın en başında ilk bakışta anlaşılması zor bir ilişkiler krokisi dikkat çekiyor.Sonrasında okudukça krokideki herşey yerli yerine oturuyor.İki çiftlik Linton'ların yaşadığı görkemli 'Thrushrross' çiftliği ve Earnshaw'ların yaşadığı 'Uğultulu Tepeler'...Uğultulu Tepeler'de evin en büyük efendisi Bay Earnshaw bir gün iş için gittiği yerden sokakta donmak üzere olan bir çocuğu(adına Heathcliff denecek) alıp eve getirir.Kimse istemez aslında bu çocuğu o evde. Evdeki hizmetçilerde dahil hemen herkes(Bay Earnshaw hariç) hâkir ve hor görürler onu..Bir tek aynı yaşlarda olan Catherine ona yakınlık gösterir.İkisi de bencil ve nefret dolu çocuklardır ve bu sebeple de iyi anlaşırlar.Zamanlarının çoğunu birlikte geçirirler.Emily evlenme çağı geldiğinde çok zor bir durumda hisseder kendini; aşık olduğu ama asaletten yoksun beş parasız Heatchcliff'i mi seçmelidir yoksa asil,zengin ve görgülü Edgar Linton'ı mı? Catherine Edgar'ı seçer ve hikaye asıl bundan sonra başlar.Bu kadar yeter arkadaşlar sonrasını siz okuyup keyfini çıkartın bence..:)

Tabiri caizse okuru kapıp koyuveren bir kitap.Bu kitap gerçekte aşklarını yaşayamayan (Toplumsal baskı ve sınıf farklılığı sebebiyle) bencil ve nefret dolu iki aşığın birbirlerine karşı gurur, hırs ve intikam(Heatchcliff'te bu duygu ölene kadar etrafına zarar vermiştir) dolu öyküsüdür.Uğultulu Tepeler Gotik bir kurgu gerçekten; Hikaye boyunca o kasvetli havayı net bir şekilde hissediyorsunuz.Bu türü çok sevdim.Sonraki okumalarıma bu türün topiklerinden Edgar Allen Poe'yu da katmak istiyorum:)

Viktoria dönemini araştırırken şunu fark ettim; İngiltere'nin pek çok önemli ismi bu dönemde doğmuştur.Sigmund Freud, Oscar Wilde, Charles Dickens, Edwar Elgar, Charles Darwins, Bronte kardeşler vs.gibi...Baskı ve sınırlama bazen görkemli bir dışavurum ya da patlama(ortaya çıkış) sağlayabiliyor. Hani tohumu toprağa gömersiniz ve üzerine taş koyarsınız ama o, taşın dışında filizlenecek bir yer mutlaka bulur ve çıkar, işte onun gibi bir şey..
Gotik edebiyat, bu tarzı bir deneyin derim..Keyifle..
500 syf.
·Beğendi·9/10
Bu kitabı okuyacak olanlara uyarımdır!

Ölümsüz bir aşkın, olağanüstü tatlılıktaki bir sevginin, sarsıntılı bir sadakatin, insanı ölüme terk eden bir ihanetin, uzun süre planlanacak olan bir intikamın gölgesini sayfayı her çevirişinizde ürpere ürpere hissedeceksiniz.
500 syf.
·Puan vermedi
Dünya edebiyatı eserleri içinde en sevdiğim ve bendeki yeri en ayrı olan kitaptır. 6 yıl önce okumuştum. Depremden önce. Ve bende bıraktığı izlenimi size aktarmam gerçekten zor. Sadece bi aşk kitabı denemez asla. O nefret ve aşk ile dizayn edilmiş bir şaheser benim gözümde. Mükemmel bir dünyaya adım atıyorsunuz kitaba başladığınızda her kitap bir dünyaysa bu kitap bin dünya. Sözün özü, şiddetle tavsiye ederiim. Okuyun, okutturun.
480 syf.
·8 günde·Beğendi·8/10
Thrushcross Çiftliğine kiracı olmaya hazır mısınız? Emily Brontë'nin yazdığı ilk ve son romanı. Henüz 30 yaşındayken tüberkiloz nedeniyle hayatını kaybetmiş İngiliz yazar. İlk romanı bu kadar etkileyiciyse daha sonra yazacaklarını düşünmek bile insanı heyecanlandırıyor açıkçası.

Her şey Bay Lockwood'un kırsalda inzivaya çekilmek için bir çiftlik kiralamasıyla başlıyor. Diyorsunuz ki işte bu adamın neden inzivaya çekildiğini, iç dünyasını falan okuyacağız belki oralarda bir köylü kızına aşık olur falan bildiğimiz hikayeler. Daha kitabın başından bizi şaşırtmaya başlıyor yazarımız. Bay Lockwood kiraladığı çifliğin sahibi hakkında kahya kadına sorular sorunca olayımızda başlamış oluyor. Çocukluk yıllarından başlayan bir aşk, dostluk aynı zamanda hor görme ve küçük düşürme, hayalkırıklığı, mutsuzluklar, tatminsizlik... Karakterler olabildiğince renkli gördüğünüz gibi. Sürekli bir huzursuzluk hali. Diyorsunuz ki aslında ufacık bir davranış farklı olsaydı neler olabilirdi? Uğultulu Tepeler aslında bir ömür boyu süren kocaman bir kelebek etkisi. Küçük bir söz, bir tersbakış nelere kadir.Tersi şekilde dargın birine uzatılan bir kitap ne de güzel sonuçlar doğurur.

Uğultulu tepeler 1800'lü yılların başlarında İngiltere kırsalında geçen insanların; bencil, sevecen, kindar, fedakar, kıskanç, plancı, duygusal, öfkeli ve kederli hikayelerini bize soluksuz anlatıyor. Okumaya başlayacaksanız Thrushcross Çiftliğine hoşgeldiniz! Ev sahibinizle iyi geçinmeye bakın ve hastalanırsanız eğer Nelly'den örgülerini alıp gelmesini ve en iyi bildiği hikayeyi anlatmasını isteyin.
Keyifli okumalar...
500 syf.
·3 günde·Puan vermedi
Uğultulu Tepeler, bir tarafta hırçınlığıyla ünlü Catherine ve diğer tarafta yaşadığı sert koşullar sebebiyle katılaşmış, başkalarına olduğu kadar kendine karşı da acımasız olan Heathcliff’in vahşi bir nefretle körüklenen aşklarının hikâyesi.
''Kitapların çoğu , beynime kazılı , yüreğime yazılı benim ! ''
408 syf.
·6 günde·Puan vermedi
Emily Bronte “Uğultulu Tepeler”. İpucu vermeden, açık etmeden nasıl fikrimi beyan ederim diye düşündüm, düşündüm düşünmesine de, fikrimi sakınarak bahsetmek istediğim bir kitap değil bu, bilakis kalemimi özgürce oynatmak istiyorum. Yani tercihe göre yazdıklarımı buradan sonra, okur ya da okumazsınız.. Bronte’nin 1840’lı yıllarda yazdığı Victoria dönemi eserinin, arka kapakta “orta sınıfın yükselişini de simgeleyen ve gelmiş geçmiş en büyük aşk romanı” olduğuna değinilir. Bu kısmı, aşktan ne anladığınıza göre, değişir. Tabi yükselişten de..
İki komşu çiftlik, her iki çiftlikte bir kız bir erkek/ bir kız bir erkek ikişer kardeş, onlara ek evlatlık alınan Heathcliff karakteri, kitabın ilk yarısının ana kadrosunu oluşturuyor. Aynı evde büyüyen evlatlık ve Catherine, birbirine düşkün iki çocuktan gençliğe geçtiklerinde, kadın başkarakter, tercihini sevdiği adamdan değil, yan çiftliğin oğlundan yana kullanır, bunda da herhangi bir baskı yoktur. Kendine çok daha yakışan bir eşleşme olduğu kanısındadır, hem kültürel hem maddi. İkilinin asabi, kötücül karakterleri kitaba satır satır kasvet olarak akar. Heathcliff intikam duygusuyla “sevdiği kadından değil, kocasından” onun görümcesi isabella’i kandırıp evlenir. Maksat sadece işkence etmektir, ki bunu gerçekleştirirde. Onun eşine davranış şekli, ondan bahsederken kullandığı kelimeler vs okurken çok sabrımı zorladı. İki çiftlik arasındaki coğrafyada geçen eser, zaten yer olarak tamamiyle izoledir, emektar hizmetçinin başka bir hizmetçiyle karşılaşmasını aktardığı kısa kasaba sahneleri dışında, karakterleri hiçbir zaman kalabalıklar içinde görmeyiz. Bu bağlamda orta sınıfın yükselişini temsil etmesini de anlamlandırmakta güçlük çektim, zira balolar, partiler, sosyalleşme amaçlı konuk ağırlamalar, keza giyim kuşam vs diye giden bir sınıf atlama listesi, veri olarak yok elimizde, konu edilen paranın el değiştirmesiyle sınırlıysa onu bilemeyeceğim. Hemen hemen tüm hikaye, hizmetli Nelly ağzından aktarılır, ikili üçlü diyalogların akışa katkısı yok denecek kadar azdır. Bu özellik de okur ve eser arasında soğuk bir alan yaratır. Karakterler birebir iletişim halinden uzak olunca, az ya da hiç olmayan içses yoksunluğu, kasvet duygusunu perçinler. İklim koşulları dahi buna uygundur. İsmiyle müsemma “Uğultulu Tepeler”.
Şiirsel aşk, büyük aşk, gelmiş geçmiş en büyük aşk, öyle mi gerçekten?. Tema okuyucuya, aşk diye kodlansa da, bana göre ölüm. Neredeyse tüm karakterler kelebek gibi, herhangi bir sebep dahi gösterilmeksizin ölüyorlar. Yo hayır bi salgın hastalık da söz konusu değil, muhtemelen buna sebep keder. Şayet kederden ölünüyorsa, bu kitapta bolca var. İkinci yarıda ise karşımızda kuzenler var, ilk yarıda karakter kadrosunu oluşturan liste, erken ölümlerin haricinde devam eder. Doğan çocuklar büyür ve ilk kalıp yinelenir. Yine iki çiftlik yine yine yine, bu tekrarlanan kalıptan, hatta yine şımarık, huysuz, asabi vs diye giden karakter özelliklerinden de hoşlandığım söylenemez. Çağdaş bir eser olsa, kuzenler arası bu denli aşklaşmaya dokunmasını, eyvahlar olsun, ensest ilişkiden aşk mı olur derdik, lakin dönemin koşullarıyla değerlendirip diyemiyoruz. Bir de Heathcliff’in sevgilisinin mezarını açması vs var ki; ona da nekrofil demek mümkün olmuyor. Sonuç itibariyle sempati duyup, sevebileceğiniz, evet aşk dediğin böyle olmalı diyebileceğiniz bir eser olur mu? Benim için olmadı. Çok daha esaslı bir sorum var, hem kendime, hem size. Şayet yazar, kadınların koşullar gereği hiç eser veremediği o dönemde yazmış olmasaydı, hayatı da neredeyse kitap gibi izole ve bilinmezler içinde karanlıkta kalmasaydı, eserin basılmasının hemen ardından ölmeseydi (evet ardışık sorular).. Bu kitap bir klasik olur muydu? Bu niteleyene göre değişen hikaye “gelmiş geçmiş en büyük aşk” olur muydu?
Saygılarımla..
500 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
Bir solukta okuyabildiğim nadir klasiklerden sanırım. Dili mükemmel, kurgusu mükemmel. Karakterlere gelirsek onlar mükemmelin tam zıttı durumdalar. Zaafları olan hatta biraz da hastalıklı. Kitabı muhteşem yapan da bu sanırım. Ne kadar hastalıklı olursa olsun, hatta ne kadar hastalıklı olursa o kadar çok büyüyor sanırım 'aşk' denen duygu. Zayıf, şımarık, hırslı, hatta düpedüz kötü insanlar, belki de tarihe geçecek masalsı aşkların daha çok hakkını veriyorlar.
429 syf.
·9/10
İngiliz edebiyatının önemli eserlerinden biri olan Uğultu Tepeler, 19. yüzyılın başlarında İngiltere'de yaşamış zengin Earnshaw ailesinin kızı Catherine ile ailenin evlatlığı Heathcliff arasındaki sancılı aşkı şiirsel bir dille anlatıyor. Aşkın hiç bitmeyecek bir nefrete dönüşmesine şahit olduğumuz bu roman, intikam duygusunun insanı kör ederek ne denli yıkıcı olabileceğini büyüleyici bir kurguyla gözler önüne seriyor.
491 syf.
19.yüzyıl İngiliz edebiyatının önemli kadın yazarların biri olan bir Emily Bronte'nin tek romanı Uğultulu Tepeler, kırık olduğu kadar marazi de olan bir aşk hikâyesi etrafında gezinerek kadın ve erkek, insan ve doğa, aşk ve ölüm, sadakat ve ihanet, hakikat ve yalan gibi ikilikleri kendine özgü bir dille işliyor.

Uğultulu Tepeler günümüzde gotik romanın en önemli örneklerinden biri sayılmaktadır. Gotik roman karmaşık ve hastalıklı aşklar, girilmesine izin verilmeyen adaların olduğu büyük karanlık evler, hayaletler, kâbuslar ve kadınların sert mizaçlı ve kötü niyetli erkeklerin ağına düşen av olarak görüldüğü temaları işler.

Uğultulu Tepeler bu temalarını hepsine sahiptir. Ölüm, kahramanların yanı başındadır. Aşklar hastalıklı, tutkular mantıkdışıdır. Bronte'nin bu romanda dağa huzur veren bir yeşillik değil, adeta yabani olduğu kadar hırçın yapısıyla da ölüme neden olan, tedirgin edicidir.

Roman içindeki tekrarlardan hep aynı kalıplarını yinelendiğini görürüz, karakterlerin bazen kaderleri onları bir bütün olarak görmemize neden olmaktadır.

Annesiz büyüyen çocuklar, varlıklı bir ortama doğmuş ama her şeyini kaybetmiş gençler, sevgisiz evlilikler, aile içinde dışlanmalar sürekli tekrarlanır karakterlerin hayatlarında.

Mina Urgan İngiliz Edebiyatı Tarihi kitabında şöyle anlatır. Emily Bronte ilk ve tek romanını:

" Wuthening Heights ne nesnel gözlemlerden ne de öznel deneyimlerden kaynakların sadece ve sadece düş gücünün yarattığı bir mucizedir ve ihsan şaşar ıssız Howarth köyünden ancak birkaç ay uzaklaşan, ailesi dışından neredeyse hiç kimseyi tanımayan bu evde kalmış kızın, salt düşgücüyle böyle bir mucize yaratmış olmasına."

Dünya da her şey olanca karmaşıklığına rağmen son derece yalındır. İstekler çözülür, arzular, geri çekilir, geriye uğultusuyla yabani bir doğa, sızılı bir yalnızlık ve aşktan taviz veren bir ruh hali kalır:

Hem bu ne biçim aşk böyle, sonsuz aşkın bir kar fırtınasına bile dayanamadı! Yaz günleri, ay gökyüzünde parladığı sürece, bizde yataklarımız da rahatça uyuduki ama kışın ilk fırtınasıyla hemen başını sokacak bir yer arıyorsun.

Emily Bronte , kar fırtınasına dayanamayan güneşli aşklardan soğukları, rüzgarları göze alan bir aşk anlayışından yana atıyor zarını, acıyı ve yalnızlığı göze almak pahasına...

Sunuş bölümünden az olsa yararlandım. Kitap kalın olmasına rağmen akıcı ve güzeldi hiç bitmesini istemedim. Okumayan okurlara tavsiye ediyorum.
"İnsanı insan yapan, yüzüne güzellik katan ve onu sevdiren tek şey kalbinin temizliğidir. Yoksa hepimiz aynıyız, etten ve kemikten oluşmuş bedenleriz. Bizi birbirimizden ayıran tek şey kalplerimizin özelliğidir. Eğer temiz ve güzel bir kalbiniz varsa, bu dışınıza yansır. Fakat kararmış, herkesin kötülüğünü isteyen, kıskanç biriyseniz, kalbinizin kötülüğü yine yüzünüze yansır. Ve dünyalar güzeli olsanız bile, kalbinizin karanlığı güzelliğinize gölge düşürecektir."
“Hiç kitabınız yok mu?” dedim. “Burada kitap olmadan nasıl yaşıyorsunuz, diye sorabilir miyim? Doğruyu söylemek gerekirse, kitaplarımı elimden alsalar çıldırırım.”
Ama saat ona kadar uyumanız hiç doğru değil. Sabahın en güzel saatlerini kaçırmış oluyorsunuz. Bir insan, günlük işlerinin yarısını saat ona kadar bitirememişse, öbür yarısını ertesi güne bırakmak zorunda kalabilir.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Wuthering Heights
Baskı tarihi:
Ağustos 2015
Sayfa sayısı:
374
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786054782024
Dil:
English
Ülke:
Türkiye
"If all else perished, and he remained, I should still continue to be; and if all else remained, and he were annihilated, the universe would turn to a mighty stranger."
-from Wuthering Heights

Wuthering Heights, analyzed, discussed and studied from every possible critical point of view, yet still remaining unexhausted, depicts fascinating characters, upon whom it probably rests its popularity, especially Heathcliff for whom Charlotte Brontë, in the preface for the novel after the very death of Emily Brontë, writes: "Whether it is right or advisable to create beings like Heathcliff, I do not know. I scarcely think it is."

Wuthering Heights, partly based upon Gothic tradition, however, transcending its genre due to its wonderful observations and subtlety, has a powerful position in world literature and has been probably one of the most haunting love stories ever written.

Kitabı okuyanlar 5.723 okur

  • Merve esen
  • ilayda
  • Pınar Tuç
  • Jehan Kaya

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%0.1 (1)
7
%0.1 (1)
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları