• Arada bir kendinden isteneni yapmayan bir adam çıkar, o zaman ne olur, biliyor musun? Bütün çark soğukkanlılıkla adamın farklılığını yok etmeye adar kendini. Ruhunu, sinirlerini, bedenini, ve zihnini tehlikeli farklılık yol oluncaya kadar demir çubuklarla döverler. Sonunda teslim olmazsan kusarlar seni, kusmuk kokusuyla dışarıda bırakırlar-ne onlara ait ne özgür. Onlara ayak uydurmak en iyisi.
  • "Şunu bil ki,” dedi, “asker bütün insanlar arasında en mübarek olandır, çünkü en çok sınanandır – asker herkesten çok sinanır. Anlatmaya çalışayım. Bak şimdi, tarih boyunca insanlara adam öldürmenin affedilmeyecek bir kötülük olduğu öğretildi. Öldüren her kişi yok edilmelidir, çünkü öldürmek büyük bir günahtır, belki de bildiğimiz en büyük günah. Sonra bir askeri karşımıza alıp eline cinayet silahı verir, 'Bunu iyi kullan, akıllıca kullan' deriz. K1sıtlamayız. Git kardeşlerinin belirli bir türünden ya da sınıfından öldürebildiğin kadarını öldür. Önceki eğitiminin ihlali olduğu için de seni ödüllendireceğiz."

    Adam kurumuş dudaklarını ıslatıp bir şey sormaya çalıştı, beceremedi, tekrar denedi. "Neden öyle yapmaları gerekiyor?" dedi. "Neden öyle?"

    Cyrus çok etkilendi, daha önce hiç konuşmadığı şekilde konuştu. “Bilmiyorum” dedi. “Olayların nasıl olduğunu araştırdım, öğrendim de belki, ama nedeni hakkında hiçbir fikrim yok. İnsanların yaptıkları şeyleri anlamalarını da bekleme. İnsanlar birçok şeyi içgüdüsel olarak yapar, bir arının bal yaptığı gibi, tilkinin köpekleri aldatmak için patilerini suya batırdığı gibi. Tilkiye sorsan sebebini söyleyemez, kışı hangi arı hatırlar, tekrarlanacağını düşünür? Senin gitmen gerektiği anlaşıldığında, önce geleceği açık bırakayım, kendi keşiflerini kendisi yapsın diye düşündüm, sonra az da olsa bildiklerimle seni korumam daha iyi olur gibi geldi. Yakında gideceksin - yaşın geldi."

    "Gitmek istemiyorum," deyiverdi Adam.

    “Yakında gideceksin,” diye devam etti babası, kulak asmadan. "Şaşırma diye anlatmak istiyorum. Önce giysilerini
    sıyırıp atacaklar, ama daha derine de inecekler. Haysiyetini son zerresine kadar söküp alacaklar; en doğal hakkın olarak gördüğün yaşama hakkını, kendi haline bırakılma hakkını kaybedeceksin. Başka adamlarla yan yana yaşamak, yemek, uyumak ve siçmak zorunda kalacaksın. Sonra tekrar giydirdiklerinde, kendini diğerlerinden ayıramayacaksın. Göğsüne bir şey takıp, bir not iğneleyip, 'Bu benim, diğerlerinden ayrıyım' bile diyemeyeceksin."

    “Yapmak istemiyorum,” dedi Adam.

    "Bir süre sonra," dedi Cyrus, "diğerlerinin düşünmediği tek bir fikir düşünmeyeceksin. Diğerlerinin söyleyemediği tek laf bilmeyeceksin. Ne yaparsan, diğerleri de yaptığı için yapacaksın. En ufak bir farklılığın bile, bir tehlike -benzer düşünen, benzer davranan koca kalabalık için bir tehlike, olduğunu hissedeceksin.”

    "Yapmazsam?" diye sordu Adam.

    "Evet,” dedi Cyrus, “bazen bu dediğin olur. Arada bir kendinden isteneni yapmayan bir adam çıkar, o zaman ne olur, biliyor musun? Bütün çark soğukkanlılıkla adamın farklılığını yok etmeye adar kendini. Ruhunu, sinirlerini, bedenini ve zihnini tehlikeli farklılık yok oluncaya kadar demir çubuklarla döverler. Sonunda teslim olmazsan kusarlar seni, kusmuk kokusuyla dışarıda bırakırlar - ne onlara ait ne özgür. Onlara ayak uydurmak en iyisi. Bütün bunları sırf kendilerini korumak için yaparlar. Ordu kadar muzaffer ve mantıksız, muhteşem ve anlamsız bir şeyin bir soruyla zayıflatılmasına izin verilemez. Eğer ki kıyaslayıp alaya almak için başka şeylerle karşılaştırmazsan, zamanla ordunun kendi içinde mutlaka bir akıl, bir mantık ve korkunç bir güzellik bulacaksın. Bunu kabullenebilen adam her zaman daha kötü biri olmaz, bazen de çok daha iyi biri olur. Sözlerimi iyi dinle, çünkü bu konuya çok kafa yordum. Bazı adamlar vardır, askerliğin iç karartıcı enkazına batıp teslim olur, kimliklerini yitirirler. Ama bunların zaten başından beri pek bir kimliği yoktur. Sen de böylesin belki. Ama bazıları da vardır, ortak batağa dalar, sonra eskisinden de fazla kendileri olarak çıkarlar, çünkü kibir denen hasisliği kaybetmiş, birliğin ve alayın sırmalarıni kazanmışlardır. O kadar derine batabilirsen, düşünebildiğinden daha da yükseğe çıkabilirsin, mübarek bir mutluluk, adeta meleklerin ilahi dostluğu gibi bir arkadaşlık tadarsın. O zaman konuşmayı bilmeseler de insanların içyüzünü bilirsin. Ama ta dibe batmadan bunu bilemezsin."
    John Steinbeck
    Sayfa 32 - Sel Yayıncılık
  • ve her gece yatağımda bir engerek bulmanın
    süregen iğrentisiyle dolardım, sesim
    öylece -Kusmuk Gibi- kalırdı ağzımda.
  • Bazen Paris lağımı taşmaya kalkışırdı; öfkelenirdi sanki bu değeri anlaşılmayan Nil. İğrenç şey ama, lağım suları ortalığı basardı. Zaman zaman çağ dışılığın midesi bozulur, kusmuk gerisin geriye kentin gırtlağına akardı. Kendi çamurunun tadı kaplardı her yanı. Lağımla vicdan azabının bu benzeşmesinde bir hayır vardı; bir uyarıydı bunlar, ama yeterince değerlendirilmesi beklenemezdi. Kent, pisliğin bu densizliğine öfkelenir, geri dönmesini kabul etmezdi. Onu çıkmamacasına defedin!
    Victor Hugo
    Sayfa 496 - İletişim Yayınları, Cilt 2
  • "Arada bir kendinden isteneni yapmayan bir adam çıkar, o zaman ne olur, biliyor musun? Bütün çark soğukkanlılıkla adamın farklılığını yok etmeye adar kendini. Ruhunu, sinirlerini, bedenini ve zihnini tehlikeli farklılık yok oluncaya kadar demir çubuklarla döverler. Sonunda teslim olmazsan kusarlar seni, kusmuk kokusuyla dışarıda bırakırlar — ne onlara ait ne özgür."
    John Steinbeck
    Sayfa 33 - Sel Yayıncılık