• SUUDİ ARABİSTAN'DA OTURAN BİR YEMEN’LİNİN ANLATTIĞI İLGİNÇ BİR OLAY ;

    Kefilim beni aldı, malının zekatını dağıtmak için fakir köylerin bulunduğu güney hattına götürdü.
    Dağıtılacak zekat parası zarfların içine konulmuştu. Ve her bir zarfta 5000 riyal vardı. Köyün birinden çıkıp Cidde

    - Cezan hattına doğru giderken yolda yaşlı ama dinç ve sağlığı yerinde, 70 - 75 yaşlarında bir adamın yürüdüğünü gördük.

    Arkadaşım:
    - Bu adam bu vakitte bu çölde ne yapıyor? dedi.
    Şoför:
    - Kesinlikle Yemenli bir kaçaktır. dedi.
    Durduk ve adama selam verdik.
    - Neredensin?
    - Yemen'den..
    - Nereye gidiyorsun?
    - Kabe'yi özledim!..
    - Ziyaret için iznin var mı?
    - Yok vallahi, izin almadım.
    - Niçin izin almadın?
    - 2000 riyal ödemem gerekiyor; bende ise sadece 200 riyal var. 100 riyal araba parası versem geri 100 riyalim kalıyor.

    Arkadaşım:
    - Tamam amca. Ne kadardır yürüyorsun? dedi.
    - 6 gündür. dedi.
    - Yemek yedin mi?
    - Hayır, oruçluyum.

    Arkadaşım:
    - Buraya kadar en az 5 polis kontrol noktası geçtin. oralardan nasıl geçtin? dedi..
    - Vallahi ben onların yanından geçerken hiç kimse bana bir şey sormadı.
    Ben, çalışmak için mi geldin? diye sordum.
    - Hayır. Vallahi Kabe'yi özledim. Umre yapmak için Mekke'ye gidiyorum.

    Arkadaşım:
    - Sen bu yolda yürürken polis devriyeleri seni iyi yakalamadı!?..
    - Yarım saat önce yaklaşık 3 km geride bir devriye beni tuttu ve buraya 1km uzaktaki şubeye götürdü. Bana nereye gittiğimi sordular. Onlara Kabe'ye gitmek istediğime yemin ettim ve beni bıraktılar. Dedim ki kendi kendime 'Subhanellah, Rabbim seni bu yere bir an önce ulaştırmak ve işini kolaylaştırmak için güvenlik görevlilerini gönderdi.'

    Arkadaşım kalktı ve ona iki zarf verdi.
    - Al; bu zekat parası..
    Adam zarfları aldı ve:
    - Allah razı olsun. dedi.
    Tabi adam içinde ne kadar olduğunu bilmiyordu.
    - Suudi parasını tanıyor musun? dedim.
    - Evet
    - İyi, zarfları aç ve parayı kemerine koy kaybolmasın..
    Zarfları açtı ve içinde 10000 riyal olduğunu görünce:
    - Bunun hepsi benim mi!? diye sordu.
    - Evet senin dedik.

    Adam bayılarak arabanın üzerine düştü. Arabadan indik ve adama su serptik. Kendine gelince bağırarak:

    - Bunun hepsi benim mi? bunun hepsi benim mi? diyordu.
    Oturdu ve çok derinden ağlamaya başladı. Arkadaşım onu biraz ileri götürelim dedi. Bizimle arabaya bindi ve biraz dinlendikten sonra; niye bu kadar ağladığını sordum:

    - Benim Yemen'de bir evim var. Evimin yanında da bir parça arazim vardı. orayı Allah rızası için hibe ettim. Ben ve ailem orada taş ve çamurdan bir cami inşa ettik. inşaatı bitti ancak içini donatacak bir kaç basit eşyaların alınması kalmıştı. Düşünüp duruyordum bu caminin tefrişatını nasıl yapacağım diye...
    Hepimiz ağladık..

    Peygamberimiz (S.A.V.)'in sözü aklıma geldi.
    " Kimin derdi ahiret olursa dünya ayağına gelir" Ve yine bir Hadisi şerifte: " Kimin arzusu ahiret olursa, Allah onun kalbine zenginliğini koyar ve işlerini derli toplu kılar, artık dünya boyun eğerek onun peşinden gelir. Kimin hedefi de dünya olursa, Allah iki gözünün arasına fakirliği koyar, işlerini darmadağınık eder. Neticede dünyadan da eline, kendisine takdir edilmiş olandan fazlası geçmez."

    Bu sırada arkadaşıma ona biraz daha vermesi için işaret ettim. Arkadaşım ona iki zarf daha verdi ve miktar 20000 riyal oldu.
    Adam arabadan inmeden önce kekeleyerek dua ediyor ve ağlıyordu.

    Ve yine sevgili Peygamberimiz (S.A.V)'in sözü aklıma geldi:
    " Siz gerçekten hakkıyla Allah'a tevekkül edebilseydiniz. Allah, sabah aç gidip akşam tok dönen kuşları rızıklandırdığı gibi sizi de rızıklandırırdı." Okuduysanız okudum yazın hatta mümkünse paylaşın.
  • SUUDİ ARABİSTAN'DA OTURAN BİR YEMEN’LİNİN ANLATTIĞI İLGİNÇ BİR OLAY ;

    Kefilim beni aldı, malının zekatını dağıtmak için fakir köylerin bulunduğu güney hattına götürdü.
    Dağıtılacak zekat parası zarfların içine konulmuştu. Ve her bir zarfta 5000 riyal vardı. Köyün birinden çıkıp Cidde

    - Cezan hattına doğru giderken yolda yaşlı ama dinç ve sağlığı yerinde, 70 - 75 yaşlarında bir adamın yürüdüğünü gördük.

    Arkadaşım:
    - Bu adam bu vakitte bu çölde ne yapıyor? dedi.
    Şoför:
    - Kesinlikle Yemenli bir kaçaktır. dedi.
    Durduk ve adama selam verdik.
    - Neredensin?
    - Yemen'den..
    - Nereye gidiyorsun?
    - Kabe'yi özledim!..
    - Ziyaret için iznin var mı?
    - Yok vallahi, izin almadım.
    - Niçin izin almadın?
    - 2000 riyal ödemem gerekiyor; bende ise sadece 200 riyal var. 100 riyal araba parası versem geri 100 riyalim kalıyor.

    Arkadaşım:
    - Tamam amca. Ne kadardır yürüyorsun? dedi.
    - 6 gündür. dedi.
    - Yemek yedin mi?
    - Hayır, oruçluyum.

    Arkadaşım:
    - Buraya kadar en az 5 polis kontrol noktası geçtin. oralardan nasıl geçtin? dedi..
    - Vallahi ben onların yanından geçerken hiç kimse bana bir şey sormadı.
    Ben, çalışmak için mi geldin? diye sordum.
    - Hayır. Vallahi Kabe'yi özledim. Umre yapmak için Mekke'ye gidiyorum.

    Arkadaşım:
    - Sen bu yolda yürürken polis devriyeleri seni iyi yakalamadı!?..
    - Yarım saat önce yaklaşık 50 km geride bir devriye beni tuttu ve buraya 1km uzaktaki şubeye götürdü. Bana nereye gittiğimi sordular. Onlara Kabe'ye gitmek istediğime yemin ettim ve beni bıraktılar. Dedim ki kendi kendime 'Subhanellah, Rabbim seni bu yere bir an önce ulaştırmak ve işini kolaylaştırmak için güvenlik görevlilerini gönderdi.'

    Arkadaşım kalktı ve ona iki zarf verdi.
    - Al; bu zekat parası..
    Adam zarfları aldı ve:
    - Allah razı olsun. dedi.
    Tabi adam içinde ne kadar olduğunu bilmiyordu.
    - Suudi parasını tanıyor musun? dedim.
    - Evet
    - İyi, zarfları aç ve parayı kemerine koy kaybolmasın..
    Zarfları açtı ve içinde 10000 riyal olduğunu görünce:
    - Bunun hepsi benim mi!? diye sordu.
    - Evet senin dedik.

    Adam bayılarak arabanın üzerine düştü. Arabadan indik ve adama su serptik. Kendine gelince bağırarak:

    - Bunun hepsi benim mi? bunun hepsi benim mi? diyordu.
    Oturdu ve çok derinden ağlamaya başladı. Arkadaşım onu biraz ileri götürelim dedi. Bizimle arabaya bindi ve biraz dinlendikten sonra; niye bu kadar ağladığını sordum:

    - Benim Yemen'de bir evim var. Evimin yanında da bir parça arazim vardı. orayı Allah rızası için hibe ettim. Ben ve ailem orada taş ve çamurdan bir cami inşa ettik. inşaatı bitti ancak içini donatacak bir kaç basit eşyaların alınması kalmıştı. Düşünüp duruyordum bu caminin tefrişatını nasıl yapacağım diye...
    Hepimiz ağladık..

    Peygamber (S.A.V.)'in sözü aklıma geldi.
    " Kimin derdi ahiret olursa dünya ayağına gelir" Ve yine bir Hadisi şerifte: " Kimin arzusu ahiret olursa, Allah onun kalbine zenginliğini koyar ve işlerini derli toplu kılar, artık dünya boyun eğerek onun peşinden gelir. Kimin hedefi de dünya olursa, Allah iki gözünün arasına fakirliği koyar, işlerini darmadağınık eder. Neticede dünyadan da eline, kendisine takdir edilmiş olandan fazlası geçmez."

    Bu sırada arkadaşıma ona biraz daha vermesi için işaret ettim. Arkadaşım ona iki zarf daha verdi ve miktar 20000 riyal oldu.
    Adam arabadan inmeden önce kekeleyerek dua ediyor ve ağlıyordu.

    Ve yine sevgili Peygamber (S.A.V)'in sözü aklıma geldi:
    " Siz gerçekten hakkıyla Allah'a tevekkül edebilseydiniz. Allah, sabah aç gidip akşam tok dönen kuşları rızıklandırdığı gibi sizi de rızıklandırırdı." Okuduysanız okudum yazın hatta mümkünse paylaşın.
  • Ne kadarda gökyüzü fotoğrafı çekmiştim...
  • "Mâlik İbn Dînâr zamânında, Mâlik İbn Dînâr ki tâbiînin ileri gelenlerindendir. İki tâne mecûsî yani ateşperest kardeş varmış. Var ya ALLAH'ı bırakıp ateşe tapan sersemler. Bu iki ateşperest kardeş demişler ki, "Diyâr-ı Arab'da bir peygamber çıkmış, ismi Muhammed'miş, O'nun dîni şöyleymiş, böyleymiş, gidelim soralım bakalım, tahkîkât yapalım, bu dîn nasıldır, eğer bu dîn iyi bir şeyse bu dîne girelim. Çünkü senelerden beri dedelerimiz bu ateşe tapıyor. Dedelerimizin dedesi hep bu ateşe tapıyor. Eğer bu ateşde bir kerâmet varsa, tapınmamız bir işe yaradıysa, elimizi ateşe sokalım, elimiz yanmazsa, demek ki bunda bir şey var, ama eğer elimizi yakarsa, bu âbâ u ecdâdımızın yaptığı ibâdet nereye gitti?" demişler. İkisi de ellerini ateşe sokmuşlar, ikisinin de eli yanmış. Yanınca, "Bunda hayır yok" demişler. "Çünkü dedemizin dedesi hep buna tapmış, bu hâlâ bizim elimizi yakıyor. Biz bundan bir menfaat görmedik. Yani bunun hiç cemâlini görmedik hep celâlli bu" demişler ve oradan iki kardeş berâberce yollara düşmüşler. Biraz yürüdükden sonra büyük kardeş demiş ki, "Ben babamın dîninden dönmeyeceğim, ben vazgeçtim" demiş. Küçüğü, "Peki sana güle güle, ben gideceğim" demiş, büyük dönmüş, o küçük gele gele, Mâlik İbn Dînâr'ın vaaz ettiği mescide gelmiş. Gelmiş mescidde bir kenara oturmuş ve Mâlik İbn Dînâr'ı dinlemiş. Mâlik İbn Dînâr Hazretlerinin ağzından dürr ü güher yani inci ve cevher dökülüyor yani o kadar güzel konuşuyor. Kur`ân'dan, Hadîs'den, velîlerin menâkıbından, Peygamberimizin sözlerinden konuşuyor, herkes vâlih u hayrân böyle mest olmuşlar onu dinliyorlar. O da araya girmiş, oturmuş, dersi dinlemiş. Ders, vücûdunun her tarafına tesir etmiş. Ders bittikden sonra ayağa kalkmış, "Yâ Şeyh! Ben bir ateşperestim. Ben ceddimin dîninin bâtıl olduğunu anladım. Biz hiç de kütüb-i semâviyyeyi işitmedik. Ne Tevrat işittik, ne Zebûr, ne İncîl ne suhuf ne de Kur`ân. Şimdi geldim sizi dinledim, ben İslâm'a âşık oldum. Demek ki herşey İslâm'ın içerisindedir. Ben İslâm olacağım, bana İslâm'ı arz et" dedi. Hazret-i Şeyh ona "İslâm gâyet kolay. ALLAH'a şehâdet etmen ve Resûlullah'a şehâdet etmen, beş vakit namaz kılman, senede bir ay oruç tutman, zekat vermen, gücün kuvvetin yerinde ise ömründe bir defa haccetmendir" dedi. "Bu kadar mı?" diye sordu, Hazret-i Şeyh "Bu kadar" deyince o da "Öyleyse inandım" dedi ve islâmını izhâr etti.

    Şeyh ona "Sen ne iş yapıyorsun" diye sordu. "Ben sabahleyin işe çıkarım, ne iş bulursam onu yaparım, yani yevmün cedîd rızkun cedîd geçinen bir insanım, tüccar değilim, dükkânım yok, sermâyem de yok, bedenimle çalışıyorum ve onunla geçiniyorum" dedi. Hazret-i Şeyh, "Âilen, çocukların var mı?" diye sordu. "Var, âilem ve altı tâne çocuğum var" dedi. Şeyh dedi ki, "Mâdem öyle, şimdi senin paran yokdur, ben cemâate söyleyeyim, sana biraz para versinler" dedi. "Yook! Ben o parayı katiyyen kabûl edemem" dedi. Hazret-i Şeyh "Niçin?" diye sordu. "Ben vaktiyle ALLAH'a şirk koşuyordum, ateşe tapıyordum, ALLAH benim rızkımı, çocuklarımın rızkını, âilemin rızkını kesmedi. Şimdi ben mâdem ki ALLAH'a îmân ettim, O'nu tasdîk ettim, O'nu birledim, O'nu tevhîd ettim, şimdi beni aç mı koyacak?. Onun için ben kullardan bir şey beklemiyorum, istemiyorum" dedi ve oradan çıkıp evine gitti. Adam evine gidip âilesini çağırdı ve dedi ki "Bugün böyle böyle bir hâdise oldu. Gittim bir İslâm âliminin yanına vardım. O bana Dîn-i İslâm'ı anlattı. Bizim gittiğimiz yol yol değil. Biz kendi elimizle ateşi yakıyoruz, sonra ona tapıyoruz, sonra ilâhımızı söndürüyoruz. Bunda bir iş yok, bunda hayır yok. Onun için ben müslüman oldum" dedi. Karısı ona dedi ki, "Sen kötü bir yol seçmezsin. Ben senin âilenim, ikimiz bir vücûduz, ikimiz birleşerek bir hayât olduk. Sen hangi yola girdinse ben de o yola girerim" dedi ve kadın da İslâm'a girdi. Ertesi gün, adam pazara çıkdı. Orada bir ırgat pazarı vardı, ameleler oraya giderler, toplanırlar, halk, adam lâzım olursa oraya gelir, yevmiyeli adamı alırlar, çalışmaya götürürlerdi. Oraya gitti, durdu, bekledi, oraya bir alay adam geldi, yüzlerce işçi. Geldiler herkesi çalıştırmaya götürdüler, bu adama kimse tâlib çıkmadı, "gel bir işimiz var" demedi. Adam öğlene kadar orada bekledi. Ezan okundu. O hemen kollarını sıvadı, abdest aldı, câmiye girdi ve namazını kıldı ve dışarıya çıkdı. Yine oraya gitti, bekliyor. İş bekliyor, iş gelecek diye bekledi bekledi, hiç kimse gelmedi. İkindi vakti oldu, yine ezan okundu, bu yine câmiye gitti, namazını kıldı, yine çıkdı, akşama kadar bekledi. Güneş gurûb etti, yine câmiye gitti, namazını kıldı ve elleri boş eve döndü. Çünkü ancak çalışırsa, kazanırsa, eve bir şey götürebilecek durumda idi. Döndü evine geldi, kadın onu kapıda karşıladı, bakdı elinde bir şey yok. "Bir şey almadın mı?" dedi. "Evde ne varsa onunla bir şey yap, çocukları yedir, ben bugün bir yerde çalışdım ama patronu görmedim ve yevmiyeyi alamadım. İnşallah yarın patronu görür, yevmiyeyi alırım" dedi. Ertesi gün oldu, adam sabahleyin erkenden kalkdı, güneş doğmadan câmiye gitti, sabah namâzını kıldı, çıkdı, yine ırgat pazarına gitti. İşçiler yine toplanmışlar, o da onların arasına girdi. Geldiler, işçileri topladılar, götürdüler, buna kimse sahip çıkmadı. Öğlen oldu, namaza gitti, çıkdı, pazara döndü, bekledi, ikindi oldu, namaza gitti, çıkdı, pazara döndü, bekledi, velhasıl akşam oldu, akşam namazını da kıldı, o günde hiç arayan soran olmadı, bir iş bulamadı ve tekrar elleri boş eve döndü geldi. Bakdı ki çocuklar içeride açlıkdan ağlıyorlar, "açız açız" diye ağlıyorlar. Kadın karşıladı, "Ne oldu?" diye sordu, adam, "Bugün ben yine bir efendi için çalışdım ama efendiyi göremedim, yevmiyeyi alamadım, inşallah yarın verir" dedi. Kadın, "Haydi biz aç yatalım ama çocuklar açlığa dayanamıyorlar, ağlıyorlar" dedi. "Ne yap yap uyut bunları" dedi. Kadın, bir tencere suyun içine bir taş koydu, kapağını kapattı, fıkır fıkır kaynıyor. "Çocuklar yemek pişiyor, ha pişdi, ha pişecek" derken çocuklar aç açına uyudular. Sabahleyin yine erkenden kalkdı, pazara gitti, işçilerin arasına girdi, bütün işçileri alıp götürdüler, bu tek başına orada kaldı, kimse bunu tutmadı. Öğlen vakti oldu, câmiye gitti, namazını kıldı, çıkdı, yine beklemeye başladı, buna iş yok. Karnı aç. Hiç kimse buna iş vermiyor, sanki bunu görmüyorlar, sanki böyle bir adam yok. İkindi namazı vakti geldi, câmiye girdi, namazı kıldıkdan sonra ALLAH'a elini açdı, "Yâ Rabbi, beni aç öldürsen ben senin dîninden dönmeyeceğim. Ama kadınım ve çocuklarım belki dönecek, ondan korkuyorum. Yâ Rabbi, bunda bir hikmet var ama ben bunu anlayamıyorum. Sen beni müşrikken aç bırakmadın, şimdi niye aç bırakasın. Ama çocuklarımdan korkuyorum. İstersen beni açlıkdan öldür, ben dînimden dönmem. Lâ ilâhe illallah Muhammedü'r-Resûlullah dedim" dedi.

    O öyle duâ ederken, ALLAHU Teâlâ meleklerinden birisine emretti, "Git cennetin altunlarından bir torba altun al, bu adamın evine götür, kapısını çal, hanımına teslîm et ve de ki "Patron bunun işinden çok memnûnmuş, o işine devâm etsin". Böyle söyle. O melek, ALLAH'ın emrini yerine getirdi, bir torba altun, ALLAH'ın irâdesi ne kadarsa işte o kadar altun, ama cennet altunlarından, aldı, getirdi, kapıyı çaldı, tak tak, kadın kapıyı açdı. "Beni buraya senin kocanın çalıştığı patron gönderdi. Yevmiyelerini gönderdi. Al şu yevmiyeleri. Dedi ki, "Onun işinden ben çok memnûnum, o işine devam etsin, yevmiyesi yine böyle gelecek" dedi ve torba ile altunları verdi. Kadın aldı bakdı, böyle üç günlük çalışmakla verilecek gibi bir para değil, bu acâib bir şey, "Fesübhânallah! Ne cömert bir patronmuş bu, ne ganî, ne ihsân sâhibi, kerem sâhibi bir patronmuş" dedi. Hemen altunlardan birini aldı, hemen çarşıya koşdu. Çocuklar evde açlıkdan ağlaşıyorlar. Hemen altunu bozdurmak için sarrafa götürdü. Sarraf bakdı, altunun ayarı çok yüksek, yirmi dört değil fazla, acâib bir altun, "Hanım, sen bu altunu nerden buldun?" dedi. Kadın, "Valla bilmiyorum, kocam bir yerde çalışıyor, o çalışdığı zât göndermiş bunu" dedi. Sarraf, "Kocanı bana gönder, onunla konuşacağım" dedi ve altunu bozdu, o günün râyici kaç paraysa fazlaca verdi. Kadın o parayla hemen et aldı, ekmek aldı, süt aldı, şeker aldı, un aldı, yağ aldı ve çocuklarını doyurdu. Çocuklar karınları doyunca oynamaya başladılar. Adamın olup bitenden haberi yok, o hâlâ câmide ağlıyor. "Yâ Rabbi, beni açlıkdan öldürsen de ben senin dîninden dönmeyeceğim ama kadınım zayıfdır, ya dîninden dönerse" diye ALLAH'a yalvarıyor. Akşam namazını da kıldı. Eli boş gitmeye utanıyor, ne yapsın? Mendillerine kum doldurdu, taş doldurdu, konuya komşuya karşı sözde evine bir şey götürüyormuş gibi, böyle gitti, eve yaklaşdı. Bekliyor ki, evden ağlama sesi gelecek. Öyle bir şey yok. Çocuklar gülüyor, oynuyor. Kapıyı çaldı, kadın kapıyı açdı, buyur etti. Hemen elindeki mendilleri oraya bırakdı. Karısına hayretle sordu, "Nedir bu?" dedi. "Ah sen ne mükerrem, ne lutuf sâhibi bir patrona çalışıyormuşsun! O patron bize senin yevmiyelerini gönderdi. Diyor ki, senin çalışmandan memnûnmuş, "o işine devâm etsin, ben onun yevmiyesini göndereceğim" deyince adam dedi ki "Hanım! O patron değil, ALLAH! Ben ALLAH'a ibâdet ediyordum, benim başka bir iş yapdığım yokdu. Çünkü bana hiç iş vermiyordu, hep ibâdet ediyordum". Bir de bakdılar ki, kapının dibinde bıraktığı kumlar un, taşlar ekmek olmuş. ALLAHU Teâlâ kumu un, taşı ekmek yapdı. "Hiç böyle şey olur mu Efendi?". ALLAH suyu ateş, ateşi su yapıyor ya! ALLAH dilerse kumu un, unu kum yapar.
    Sonra kadın dedi ki, "Altunu bozdurduğum sarraf, seni görmek istedi, ona git bir görün" dedi. Adam gitti, sarraf sordu, "Nerden buldun bu parayı?" dedi. Adam meseleyi başından sonuna kadar anlattı. Sarrafın da îmânına sebeb oldu, sarraf da ALLAH'â îmân etti. Meğer o da ateşperestmiş.

    Demek ki ALLAH'dan isteyenler mahrûm olmuyorlar.

    Efendi Hazretleri buyurdular ki :

    Hiç bir kimse yokdur ki ALLAH'ın kapısını çalsın da, ALLAH'dan istesin de, ALLAH onu kapısından mahrûm göndersin, yok böyle bir şey. Bir hânede mâdem ki bir kimse var, kapıyı çaldın açmadılar, bir daha çaldın açmadılar, çala çala bir gün kapıyı sana açarlar. Yani ALLAH'dan istedin vermedi, istedin vermedi zannediyorsun, isteye isteye bir gün istediğini ALLAH'dan alırsın. Yeter ki kapıyı çal sen. Haa! Aldıkdan sonra çok dikkat et! Eğer yolu değiştirirsen başına büyük işler gelir. Hakk sillesinin sadâsı yokdur, bir vurdu mu devâsı yokdur. Ne isteyeceksen Hakk'dan isteyeceksin. Sen arzu ve isteğini Hakk'dan isteyince, ALLAH kullar tarafından verdirir ama ALLAH'dan isteyeceksin, kuldan istemeyeceksin."

    "Mâsivâdan el çekip mahlûkdan ümmîdin kes
    Virdin olsun her nefes ALLAH bes bâkî heves"

    Muzaffer Ozak Efendi Hazretleri'nin sohbet meclisinden
  • kimisi uzak tutmamızı söyler kişisel pişmanlığı
    şiirden,
    soyut takılmamızı,bunda biraz mantık var,
    ama allah aşkına;
    on iki şiirin gitmiş ve kopyaları yok
    ve resimlerim de
    sende,en iyileri;canilik bu;
    ezip yok etmeye mi çalışıyorsun beni,diğerleri gibi?
    paramı niye almadın?genelde alırlar
    köşede hasta uyuyan sarhoşun ceplerinden.
    bir dahaki sefere kolumu al ya da bir ellilik
    ama şiirlerimi alma:
    ben shakespeare değilim
    ama bir zaman gelecek ki
    artık şiir çıkmayacak,soyut ya da değil;
    para her zaman varolacak ve orospular ve sarhoşlar
    ta ki son bombaya kadar,
    ama tanrının dediği gibi,
    bacak bacak üstüne atarken,
    anlıyorum nasıl olup da bir sürü şair yaratıp
    bir o kadar şiir
    yaratamadığımı.
  • BABAM'ın işden geliş saatlerini tahmin edebildiğim için ve eve geleceği tek yol olduğu için babam ı yolda karşılamaya başlamıştım
    Hani satıldıktan sonra  parası bana gelecek olan çiviler var ya  derdim o olmaya başladı çünkü artık dönüşü olmayan bir yola girmiştim .
    Babamı yollarda karşılıyorum gözlerinin içine bakıyorum çiviler satıldımı ne oldu diye oda sanırım tahmin ediyordu. Malzeme almaya gitmedik derdi  elime para sıkıştırırdı mahalle bakkalından birşeyler alayım diye
    Ama ben parayı harcamayıp  biriktirmeyi tercih etmiştim
    Bir hafta on gün felan geçmişti artık ümidim kalmadı desem yeridir
    Öyle mahalle meydanında arkadaşlarımla komşunun bahçesine dadanmışız muşmula (yeni dünya ) doldurmuş herkes cebine yeşil ekşi ekşi onları ağzımızı gözümüzü buruşturarak yiyoruz kimiside üzüm koparmış  salkım küçük yeşil üzüm tanecikleri dolu ergenleşmemiş onlarda ekşi 

    Babamı gördüm  beni yanına çağırdı elindeki poşeti vererek al oğlum poşeti eve götür iş elbiselerim var buda senin çivilerin parası dedi 

    Beni hemen bir heyecan kapladı babamın bacaklarına sarılıyorum sevinçden

    Babam kahveye gidiyorum dedi bende parayı elimde sıkı sıkı tutmuş bir elimde  babamın iş elbiseleri olan poşet tavşan gibi hoplaya zıplaya gidiyorum eve doğru ağzımın içinde muşmula 🤪 aynı emojideki gibi bir haldeyim

    Bi sürü param olmuştu  bisiklet alacaktım ama kimsenin bisiklet alacağımdan haberi yoktu

    Ama tahmin edebiliyordum bu kadar para yetmezdi o gıcır gıcır bisikleti almaya
    Kendi kendime diyordum olsun  daha çok para biriktiririm
    Bayramlarda el öptüğüm de verilen harçlıklarıda biriktiririm diye programlama yapıyordum kendime

    Sokaklarda kan ter içinde plastik top koştururken ayağımızda terlikler le bir hurdacı ilişti gözüme  komşulardan biri yolda bulmuş çağırmış eski kullanılmayan metal barındıran eşyaları satıyor hurdacıya

    Hurdacının arabasında bir bisiklet vardı MAVİ PİNOKYO MODEL DENİLEN BİR BİSİKLET
    Amca bisiklet satılık mı satılık yeğenim  kaça olur 250.000 off çok para benim hepi topu 65.000 liram var
    Ama bisikleti almam lazım
    Amca sen bunu Demir parasına almadın mı aldım
    E bana niye çok para diosun
    80.000 e ben aldım dedi
    Amca bak lastiği patlak
    Amca bak fren pabuçları çürümüş derken
    Hurdacı amcanın bana attığı tezgah ı ben ona atmaya başlamıştım .
    45.000 param var verirsen ver vermezsen babam bana gıcır gıcırını alır demiştim

    45.000 olmaz 50.000 olsun dedi
    Tamam şurdaki eve doğru gel ben parayı getireyim dedim koşa koşa eve gidiyorum
    Verdim hurdacı amcaya bisikleti indirdi arabadan arkadaşlarımda yanımızda  gülüyorlar
    Hahaha patlak teker
    Hahaha bak burasının boyası çizik
    Hahaha zinciri kopuk

    Ne yapa bilirdim ki olsun demekden başka

    Bisikleti arkadaşlarımla kucaklayıp güvercinleri koyduğumuz depoya götürüp koyduk aileden kimsenin haberi yok
    Bisikletin binilecek bir halide yok garip olanı

    Bir iki gün gittim geldim bisikleti sevdim

    Ama içimde gidiyor binmek için binemiyorum

    Baktım bisikletin nereleri yapılması gerekiyor diye
    Ezberledim eksikleri gittim yedek parça satan yere
    abi şu varmı var
    Abi bu varmı var
    Fren pabucu  oda var
    Zincir kopuk o nasıl olacak dedim
    Parça var onla yaparsınız dedi
    Kaça olur hepsi hesapladı  ama paramda eksik vardı
    4000 lira kadar diye hatırlıyorum ama emin değilim emin olduğum şey paramın eksik olmasıydı .

    Abi borcum olsa ?
    Gelir öderim daha gelip süs korna alacağım
    Ama şimdi okadar param yok
    Al bakalım bunları
    İstediğin süsleride al korna benden hediye
    Ama borcunu unutma bak bozuşuruz
    Tamam abi söz gelip ödeyeceğim  diyerek poşeti aldım korna elimde vikkk viviiik öttüre öttüre eve gidiyorum .....

    10.BÖLÜM KÜÇÜK ÇOCUKDAN BÜYÜK İŞLER  OLARAK DEVAM EDECEK
    SAYGILARIM İLE KENDİNİZE VE ÇEVRENŞZE GÜZEL BAKIN 🙏🏻