Yıllar sonra bulacaklar şiirlerimi Mazinin yıpranmışlığı yorgun defterimin üzerinden hayata akacak Hayat rüzgarıyla savrulurken ben Ardımdan gelenlere bir çıkmaz sokak tabelası olacağım Yaşayacağım ne varsa cepte Aslanların arasında süzüleceğim ceylan kalbimle Seyrek gözler puslu yarınlar peşinde Ömür gülünden bir yaprak daha düşüyor yere Toprağa karışıyor hayaller...
Şiir
2 Ağustos 1968 günü, Saygon’un barut, kan ve rutubet kokan puslu havasında, adalete pranga vuran bir ölüm tiyatrosu kuruldu. Kudretli kürsülerde oturanlar, arkalarındaki o devasa okyanus ötesi imparatorluğun çelikten gölgesine sığınmış, mülkün ve zulmün kibriyle sayıklıyorlardı. Sanık sandalyesinde ise, yirmi üç yaşında bir üniversite öğrencisi, toprağın bağrından kopmuş bir vatan kızı duruyordu: 10 Aralık 1945 günü, Long An eyaletinin vatansever bir çiftçi ailesinde, dokuz kardeşin en küçüğü olarak dünyaya gözlerini açmıştı Võ Thị Thắng. Ülkesi sömürgecilerin pençesindeydi. Daha 11 yaşında küçücük bir çocukken, bahçelerindeki gizli tünellerde saklanan direnişçilere yalın ayak mektup ve aş taşıyarak başladı onun yurt sevgisi. 16'sına geldiğinde illegal gençlik hareketlerine katıldı; 17 yaşında ise öğrenci birliği saflarında bir vatan kızı olarak Saygon sokaklarındaydı. Takvimler 1968'in efsanevi Tet Taarruzu'nu gösterdiğinde, ona kritik bir görev verildi: Şehre sızıp halkın mücadelesini arkadan bıçaklayan işbirlikçi bir ajanı etkisiz hale getirmek. Görev başarılamadı; Thắng yakalandı ve ağır işkencelerden geçirildi. Fakat ne o sorgular ne de hücreler onun ruhunu teslim alabildi. Võ Thị Thắng. Suçu, çağın en azgın işgalci postallarına karşı yurdunu, namusunu ve geleceğini savunmaktı. Bu asil öfke, bu sarsılmaz duruş dünyaya yabancı değildi; tarih, emperyalizmin yedi düveliyle sarılan Anadolu topraklarında, her karışını kanıyla savunan Türk kadınının elindeki tüfekte, cepheye mermi taşıyan sırtındaki hırkada aynı ruhu görmüştü. Ha işgal altındaki Anadolu’da sömürgecilere meydan okuyan Şerife Bacılar, Halide Onbaşılar, Kara Fatmalar; ha Saygon’un ortasında zincire vurulmak istenen bu gencecik fidan... Mazlum milletlerin sömürgeci canavara karşı feryadı da, direnişi
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Eskiden daha fazla naiftim; insanlar birbirlerini gerçekten tanısa, anlasa, doğru iletişim kursa birbiriyle mücadele etmez huzur olur sanırdım. Ancak hayat bana şunu öğretti: bazı insanlar ne yaparsanız yapın nefret ve kavga etmeyi seçer, puslu hava sever, huzur ve sükunet istemez..
Kitaplığımda okunmayı beklerken tekrar ağaca dönen kitaplar
Artık eskisi kadar kitap almadığım için (kendimi eğitme çabaları) kitaplığımda okunmayı bekleyen kitapları bir iletide toplamak istedim. İşte karşınızdaaa asla sıfırlanmayan o malum liste: ---TÜRK EDEBİYATI--- --Tarihi-- >Nutuk-M. K. Atatürk >Milli Mücadele Tarihi-Halil İnalcık >Eski Türk Tarihi-Ahmet Taşağıl >Kök Tengri'nin Çocukları-Ahmet Taşağıl >Osmanlı Padişahları-Erhan Afyoncu >Ateşten Gömlek-Halide Edip Adıvar >Küçük Ağa-Tarık Buğra >Ankara-Yakup Kadri Karaosmanoğlu >Deli Kurt- H. Nihal Atsız --Klasik/Roman-- >Semaver-Sait Faik Abasıyanık >Aylak Adam-Yusuf Atılgan >Surname-İskender Pala >Babil'de Ölüm İstanbul'da Aşk-İskender Pala >Puslu Kıtalar Atlası-İhsan Oktay Anar >72.Koğuş-Orhan Kemal >Dede Korkut Hikayeleri --Şiir-- >Uzak-Oruç Aruoba >Yağmur-Nurullah Genç ---YABANCI---
-Füruzan-
Puslu Bir Hava, Köşk’ün Camlarını Titreten Bir Rüzgar Var Dışarda. Martılar Koca Gökyüzün de Yolunu Bulmaya Çalışıyor. Sadece Dışarda da Değil Köşk’ün İçinde de Sert Rüzgarlar Esiyor. Valide Hatun ile Dün Akşam Saatlerinde Az Biraz Atıştık. Evlenme Yaşımın Geldiğini Hasbihal Ettik. Ben Henüz Askerliği Bile Hasbihal Etmedim Kendimle. Kaçmıyorum Evlilikten Fakat Kaçıyor Evliliği Düşlediğim Kişiler. Köşk’ten Yazıyorum Bu Sabah Bunları Size, Karım Füruzan’ın Bağrı Dışında Sert Rüzgarlara Maruz Kalıyor Toprak Bedenim, Ve Eksiliyor Yavaş Yavaş.
Edebiyat