• Kim bir iyilik yaparsa, ona on katı vardır. Kim de bir kötülük yaparsa, o da sadece o kötülüğün misliyle cezalandırılır ve onlara zulmedilmez.
  • Gari Kasparov
    Bir Rus
    Dünyanın en iyi satranç oyuncusu diye tanımlanıyor.
    Bugün 64 yaşında.
    Judit Polgar
    Bir Macar
    Dünyanın en iyi kadın oyuncusu diye tanımlanıyor.
    Bugün 45 yaşında..
    Aslında Judit Polgar
    12 yaşında
    Dünyanın en iyi 100 satranç ustaları sıralamasına
    55. sıradan girmişti.
    Kasparov ile Judit'i
    Satranç oynarken seyretmek
    Satranç dünyasının en çok görmek istediği şeydi.
    Sonunda İspanya'da karşı karşıya geldiler.
    Kasparov Judit'i yendi.
    Ukala birisiydi, sonra şöyle bir açıklama yaptı.
    " Bu kız sirk kuklası. Onun satranç oynaması değil, çocuk doğurması lazım. "
    Judit bu sözleri unutmadı.
    Aradan yıllar geçti..
    Kremlin'de bir turnuva düzenlendi.
    Rusya Milli Takımı - Dünya Karması
    Hızlı satranç turnuvası..
    Kader ikiliyi bir kez daha karşı karşıya getirdi.
    Kasparov - Polgar
    Herkes Kasparov'un kazanacağına çok emindi.
    O bir Dünya şampiyonuydu.
    Ancak
    Maç 42 hamlede bitti.
    26 yaşındaki Polgar
    Kasparov'u mat etti, hem de sadece 42 hamlede.
    Röportajlarında
    Kadınların satrançta zayıf olduklarını sürekli dile getiren
    Kasparov'un mağlubiyeti sonrası...
    Polgar şöyle dedi.
    ′′ Kazanmak güzeldi, bana inanmayan tüm bu adamları yenmek daha iyiydi ama bu kadar çok kadına ilham vermek en güzeliydi.”
    (Alıntı- Ayrıksı Sanat_Facebook)
  • İnsanın sadece bir şeyinin olması ile her şeyinin olmasının aynı şey olduğunu o an anladım . Çünkü sadece bir şeyin varsa , artık yoksuz değildin.
  • Büyük hayatlar, büyük adamlar içindir; o sadece kendi sıradan hayatının kahramanıydı.
  • - Al şu yumağı ve önünde yuvarla. O nereye giderse sen de ardından git. Bu seni bir deniz kenarına götürecektir. Oraya varınca büyük bir şehir göreceksin. Şehre gir ve şehrin en ucunda bulunan eve geceyi orada geçirmek için rica et. Aradığın şeyi orada bulacaksın.
    - İyi ama bu şeyin aradığım şey olduğunu nasıl anlayacağım nine?
    Anne-babadan daha fazla sözü dinlenen birşey görürsen bil ki aradığın şey odur. Onu Bey'e götürdüğünde o sana getirmen gereken şeyin o olmadığını söyleyecek. O zaman: “Madem ki bu değil, öyleyse bunu parçalamalı.” de, ve o

    şeye vur. Nehir kenarına gidip onu parçala ve suya at. İşte o zaman karına kavuşacaksın.
    Emelyan ihtiyar kadına: “Allah’a ısmarladık.” deyip yola çıktı. Kadının dediği gibi yumağı yuvarladı ve onu takip etti. Nihayet bir deniz kenarına vardı. Etrafına bakınca deniz kıyısında bir şehir, şehir kenarında da bir ev gördü. Evin kapısını çalıp, geceyi orada geçirmek için ricada bulundu. Onlar da kabul ettiler. Bunun üzerine geceyi orada geçirdi. Ertesi sabah erkenden uyandı. O sırada bir konuşma işitti. Baba oğlunu uyandırıp ormana odun kesmeye göndermek istiyordu. Oğul ise babasını dinlemiyor: “Daha çok erken baba, sonra giderim.” diyordu.
    Bu sefer annesi oğlanı kaldırmak için uğraşmaya başladı:
    - Haydi oğlum kalk. Biliyorsun babanın sızıları var. O mu gitsin şimdi.
    Oğul annesinin dediklerine de aldırmıyor uyumaya devam ediyordu. O sırada sokakta gümbürdeyen birşey duyuldu.
    Oğul yerinden sıçradığı gibi giyinip sokağa fırladı. Emelyan da yerinden kalkıp, anne babadan daha çok sözü dinlenen bu şeyi görmek için sokağa koştu. Sokakta, omzunda yuvarlak birşey taşıyan bir adam gördü. Adam tokmakla bu şeye vuruyor, o şey de vuruldukça gümbürdüyordu. Emelyan aradığı şeyin bu olduğunu anladı. O şeye doğru yaklaşıp bakmaya başladı: Yuvarlak birşeydi bu. Üstüne gerilerek bir deri geçirilmişti. Emelyan bu şeyin adını sordu:
    - Davul dediler.
    Emelyan bu şeyi kendisine vermeleri için yalvarmaya başladı. Fakat vermediler. Bunun üzerine yalvarmayı kesip,

    onları takip etmeye başladı. Bütün gün peşlerinden gitti. Onların yattığını görünce de davulu kaptığı gibi kaçtı. Sonra koşarak evine gitti. Karısını görmek için etrafa bakındı ama karısı evde yoktu. Gittiğinin ertesi günü onu alıp Bey'in yanına götürmüşlerdi.
    Bunun üzerine Emelyan Bey'in yanına gitti ve: “Bilmediği bir yere giden, bilmediği bir şey getiren adam geldi.” diye haber yolladı. Uşaklar Bey'e haberi iletti. Fakat Bey onlara ertesi günün sabahı gelmesini söylemişti.
    Emelyan tekrar haber vermeleri için yalvarıp yakarmaya başladı.
    - Biraz önce geldim. Emredilen şeyi de getirdim. Ya Bey buraya gelsin, ya da ben yanına giderim, dedi.
    Bey Emelyan’ın yanına gelip: - Nereye gittin? diye sordu.
    - Bilmiyorum.
    - Peki ne getirdin?
    Bu soru üzerine Emelyan getirdiği şeyi çıkarıp göstermek istedi. Fakat Bey, başını çevirip bakmadı bile. Sadece:
    - İstediğim şey o değil, değil.
    Bunun üzerine Emelyan:
    - Madem ki bu değil, bu şeyi parçalamalı, diyerek davulu alıp dışarı çıktı. Üzerine vurmaya başladı. O vurdukça Bey'in askerleri Emelyan’ın etrafında toplanıyor, ona selam duruyor, ondan emir bekliyorlardı.
    Bey olup bitenleri pencereden görüyor, askerlerine: “Onun arkasından gitmeyin.” diye emirler veriyordu. Fakat

    askerler onu dinlemiyor, Emelyan’ın peşinden gidiyorlardı. Bey bu durumu görünce karısını götürüp Emelyan’a vermelerini emretti. Sonra da davulu kendisine vermesi için Emelyan’a yalvarmaya başladı.
    Emelyan ise:
    - Hayır, olmaz. Bana bunu parçalamamı, sonra da nehre atmamı söylediler. İşte bu sebeple bunu sana veremem, dedi.
    Sonra elinde davulla nehir kenarına gitti. Askerler de peşisıra gelmişlerdi. Emelyan orada davulu parçalayıp nehre attı.
    İşte tüm bu olup bitenlerden sonra Emelyan karısını alıp evine gitti. O günden sonra Bey Emelyan'ı rahatsız etmedi. Emelyan da yoksulca, fakat alın teriyle yaşamını sürdürdü.
  • Mutluluk hakkında bi fikrim yok. Hatta mutluluk diye bir şey var mı, ondan da emin değilim. Bence mutluluk bir varsayım. İnsan sadece mutsuzluğu biliyor, bunun bir karşıtının olması gerektiğini düşünüyor, o yüzden inanıyor mutluluğun varlığına.
  • 302 syf.
    ·7 günde·Beğendi·8/10 puan
    Yeni yazarları kesfetmek yolunda bu kez sira Jean-Christophe Grange'a geldi. Kitap'ta macera dolu bir yolculuk ve bu yolculugun icinde gomulmus bir suc ve cinayet anlatılıyor . senaryo guzeldi ve tum parcalar sonunda birbirini uyumlu bir sekilde tamamladılar .
    yazar maceraya cok onem verdigi icin, bir macerada yasanabilir her seyi kağıtlar uzerine sermiş ; yani sehirler, kulturler, doga ve insanlar hakkinda bayagi cok sey anlatılmış . kimine iyi kimine sıkıcı gelebilir. ben bir doga dostuyumdur ve gezip dolaşmayı cok severim. ama dogada gorunen ve ya insanlarin kulturleri hakkinda ufak tefek detaylarin hakkinda sayfalar okumagi da değinmem. bazen bu detaylar o kadar coktu ki cogu zaman onlari okumadan atliyordum. ama yazar senaryoyu sonuna kadar tutturmayi basardi ve sonunu iyi bagladi. ozellikle son 100 sayfada yazar hic detaylara girmeden sadece senaryoda yerlestirilmis sirri cozmek istemis; ben son bu 100 sayfayi merakla okudum. keske kitabin her kismi bu kadar surukleyici olsaydi diyorum kendime ama tabi bu sadece benim dusuncem.
    ayrica kitabin tercumesi biraz agir olmus ve ilk basta metine uyum saglamak en azindan beni biraz ugrastirdi.
    sonuc olarak bu kitabi macerali bir gizem olarak degerlendiriyorum. belki macera sevenler de bu kitapta istediklerini bulabilirler. senaryonun gidisati ve karakterlerin birbirine bagliligi bu yazarin baska kitaplarini bana okutacak kadar iyi idi.