• Yaşlarına göre eğitim almış, asil, bilinçli yirmili yaşlarındaki kızlar ne oldu? Onların arasında ileri gelenler üniversite eğitimlerini yarıda bırakmışlardı. Tembellikten veya zengin bir evlilikten dolayı değil, bir yargılama olmadan,
    gözaltı sürecinden sonra kamuda zorunlu çalışma ile cezalandırıldılar. Nasıl yani? Yugoslavya Federal Ordusu subayları, polis komiserleri ve benzeri, o sırada henüz okuma yazmayı doğru dürüst çözememiş yeni elit tabakanın ihtiyaçlarını karşılamak için kurulan kooperatiflerde zorunlu çalıştılar. Güzel eğitimli şehirli kızlar tarlalarda çalıştırılıyordu. Kimi bir
    buçuk sene, kimi iki, kimi de iki buçuk sene... İnsan hakları kuruluşları bugün buna kölelik derler. Bu da Yugoslavya’da demokrasi kavramının bir okunuşu.
  • BU ŞEHİR
    ……….
    Senin için yazılmış her şiir
    Bu bedenin olsa keşke
    Bak bir ömrü vereceğim işte bu şehir benim
    Bir demir atmış ki gönlüm
    Yosun tutmuş limanda kalmış toprağında servetim var
    Anılarım çocukluğum ve geleceğim
    Bağlamış elimi kolumu ne kadar uzağa gitsem de kopamadım
    Ne kadar yakınsam ona Ben o kadar uzağım
    Ondan her taraf tuzak her bir yer yalan
    Tutulmamış ki hiçbir söz hep yalan dolan var
    …………
    Bugün yine o sokaktan geçtim. Elerim ceplerimde. Bi şarkı tutturmuşum. Anlıyorsun değil mi. Yine mis gibi çiçek kokuları sarmıştı tüm sokağı. Bu kokuya ve ‘’abe alasın bir gül’’ teklifine karşı kayıtsız kalışın halen aklımda. Kaç kez yan yana geçtik halbuki bu sokaktan. Bazen serin bir sonbahar esintisi olurdu içimizi titreten. Bazen de ayazı yüzümüzü yalayan kar havası. Sahi kaç kez geldin sen sonbaharda. Ya da kaç kez sırf benim için geldin bu şehre.

    Bu şehir insana tuzak kuruyor.
    Bu şehir insanı uzak kılıyor.

    Her geldiğinde nereye gittiğimizi bilmeden yürüdüğümüz o arnavut kaldırımlardan tek başına yürüdüm bugün. Ayaklarım her zaman gittiğimiz o kitapçıya götürdü. Neden hiçbir kitap cazip gelmiyor artık sensiz. Bomboş bakışların ardından aldığın kitaplara takılıyor gözüm raflarda. Yeni kitaplar çıkmış umrumda değil. Aşka düşmeden önceki sıradan hayatına, küçücük mutluluklarına bile dönemiyor insan, Aşktan düştükten sonra. Ne düşüş ama tepetaklak. Elmanın tadını bildikten sonra hınzır bir çocuğun tüm öfkesiyle elindeki elmayı alıp çamura atmasındaki çaresizlik gibi bir şey. Sadece bakakalmak. Ve kırmızı başlıklı kızın gözünde donan elmastan damlalar.

    Gel bu şehrin havası böyle kalsın
    Aynalar yalancıdır
    Bu şehrin dört bir yanında ayna var
    Alımlıdır kandırır ki anlamazsın
    Verilen sözler unutulur
    Belki yarına umut olur
    Fakat bu şehir unutturur
    Bazen hatırlatır ve ağlatır güldürür
    Birgün yaşarken birgün öldürür

    Belki ordasındır ha kimbilir. O mis kokulu sokağın sonundaki sağlı sollu biracıların arasından geçtikten sonraki o salaş ufak mekanda. Ben yokken de hiç gittin mi oraya pilav üstü döner yemeye? Ben gittim hem de kaç kere. Ben tek gittiğimde garsonlar hiç gelip gitmedi ha masaya. Sahi çok mu belli oluyordu ki aşkla bakışlarımız. Çok mu merak etmişlerdi ki konuşmaları habire çayımızı tazelemeye gelirlerdi. Ya da o sıcacık aşk havasından solumak onları da mı ısıtmıştı ki.

    Bir türküdür bu duyduğun senin için
    Dikenli gül ve yaşanacak bir gündün
    Bu şehirde doğdum bu şehirde söndüm

    Hep derler ki kızlar hep kendini ağırdan satmalıymış. Bu daha hoşuna gidermiş erkeklerin. Gizemli olmak. Duygularını saklamak. Peşinden koşturtmak. Daha bir sürü kocan kadar konuş filmindeki taktikler. Hakikaten ordaki sidikli kuzen gibilerin peşinden koşan erkeklerden çok var mıdır. Sarışın ve trip manyağı. Bir şuh gülüşe paspas olanlar. Sahi yüzde kaçtır bu şehirde. Kaç kişinin öyle oyunlarla geçirecek uzun uzun vakitleri var. Aşkla atan bir yürek, Aşkla bakan bir çift göz. Ab-ı hayat kaynağı işte bu olsa gerek oysa. Aşktan düşenlerin anladığı susuzluk, ışıksızlık bu olsa gerek oysa.

    Bu şehir benim mi bu şehir bizimmiş anla
    Pes etmedik umutla yürüdük işte her gün aynı yolda

    Yolda ağlayan birini görürseniz sakın ona dokunmayın. Hele de sessizce yanaklarından süzülüyorsa o inciler. Ona acımayın sakın. Başbaşa bırakın onu yolla. Bırakın ayakları nereye götürüyorsa oraya kadar gitsin. Bir kuytu köşe bulsun hıçkırsın orda. Doya doya ağlasın kırgınlığına. Bu şehrin insanları saramaz o kalbi ne de olsa.

    Gel biz şehrin havasına hiç uymayalım
    Birbirimize verdiğimiz sözlerin hepsini tutalım
    Birde şehirli türkü tutturup karşılıklı seninle
    Şehre inat dert üstüne dert koymayalım, ayrılmayalım

    Neden mutsuz olduğunda şehir değiştirir insanlar hiç düşündün mü. Peki minnacık da olsa mutlu olduğu şehre neden geri dönmek ister insan ölümüne?

    Gönül bir bağlanmış ki sorma
    Her güneşli gün ve her yıldızlı geceyi özler o da bizim gibi

    Gel bu şehrin havası böyle kalsın. Yorulmuş tüm bedenler gibi çok yorulduk. Akıntıya karşı kürek çekmekten. Duvara karşı koşmaktan.

    Parça parça olmadan.
    Gel!
    Günler solmadan.
    Gel!
    Zaman dolmadan.
    Gel!

    Sen gelmeden

    BIRAKMAM TERKETMEM BEN GİTMEM BU ŞEHİRDEN!!!

    https://www.youtube.com/watch?v=EjxOxaj4etM
  • “Zaten kızlar hep böyle değil miydi? Köyde yaşasalar kasabadan birisiyle, kasabada yaşasalar şehirli birisiyle, şehirde yaşasalar zengin, kültürlü birisiyle evlenmek isterlerdi.”
  • "Zaten kızlar hep böyle değil miydi? Köyde yaşasalar kasabadan biriyle, kasabada yaşasalar şehirli birisiyle, şehirde yaşasalar zengin, kültürlü birisiyle evlenmek isterlerdi. Fakat birçoğu senelerce köylü, kasabalı veya şehirli ama ilkokul mezunu Numan'ları beğenmeyip yaşları otuza geldiğinde, evde kaldıklarının farkına varıp önlerine ilk çıkan Numan'la evlenirlerdi."
  • İstanbul'un kızları nazlı olur.
    Yakup Kadri Karaosmanoğlu
    Sayfa 103 - İletişim