Dünya siyasal yapısı her 100 yılda bir yenilenmektedir :
Süper güç, üç faktörden oluşur:
VELİ ( Siyasi akıl merkezi )
DELİ ( Gönül vermiş ölüme hazır kadrolar )
PARA ( Finans )
Söz sahibi devletler , tarih yazan devletlerdir.
Türkiye,
Beyni, Londra’ ya bağımlı ;
Ordusu, Amerika’ya bağımlı ;
Finansı, Milli değil, distribitörlerin elinde…
Bütün kavga,
bu halden kurtulmak isteyenlerle – köle bırakmak isteyenlerin kavgasıdır.

Tarih günlükleri,

Almanya 2.Dünya savaşının kaybedeni iken kısa sürede toparlanıp dünyada özellikle sanayi devrimi yaratarak süper güç oldu .Finlandiya bataklık içinde esareti yaşayan ülke iken kısa sürede işçisiyle memuruyla ,çiftçisiyle ,doktoruyla ,mühendisi ile refah seviyesi yüksek ,özgür bir ülke haline geldi .Sebeb şudur : Kaliteli ve sistematik bir eğitim sistemi . Ülkemiz de ise eğitim seviyesi yüksek insanları eğitimsizlerin yönettiği absürt bir sistem hakim.Her 5 kişiden 4’ü siyaset ile ilgilenmektedir .bunlardan yalnızca 1 kişi bilimle,tiyatroyla ,edebiyatla ilgileniyor.Bir akademisyen milli eğitim sistemimizin mevcut durumunu eleştirdikten sonra kürsüden inmiş ,sıradaki konuşmacı sistem yanlısı bir gazeteci,köşeyazarı gelip akademisyene cevap vermiş : Kürsünün şehvetine kapıldığı için öyle konuştu akademisyen deyip başlamış eğitim sistemimizi anlatmaya .Şimdi eğitim sistemini bir kenara bırakalım .Bu gazetecinin “Kürsünün şehvetine kapıldı !” Sözünü irdelememiz gerekir .Şehvet cinselikle ilgili bir terim .Psikoloji de telaffuz edilen bir konu vardır : Birileri,ilgisiz konuları cinsellikle ilişkilendirirse acaba cinsel duygularını bastırdıkları için mi sürekli cinsel kavramlar akıllarına geliyor .Mesela gazeteci kürsünün sarhoşluğuna yahut kürsünün büyüsüne kapıldı diyebilirdi .Ama baskılanmış duyguları buna izin vermedi.Kedi psikoloğa gidiyor ,psikolog küp resmi gösteriyor ,buna bakınca aklına ne geliyor ? Diye soruyor . Kedi ,Fare diye cevap veriyor .Psikolog ,fare de nerden aklına geldi ? Deyince kedi ,hiç aklımdan çıkmıyor ki diye cevap veriyor .Aslında ülkemizde sorun şurda yatıyor :Sistem bizi köleleştirdi ,bize içeri girerken aklını dışarda bırak mantığını öğretti .Duygularımızı bastırdı.İlkokulda akımıza gelen soruyu sormak için parmak kaldırmaktan korkan , öğretmen adın ne diye sorarken kısık sesle ve bir o kadar korkarak söylediğimiz ,küçükken sorduğumuz tek soru “ Anne bu ne ?” sorusundan öteye gidemeyen ve gitgide büyüyen baskılanmış duygularımızı kendimizle beraber büyüttük .Köleleştiren ezbere dayalı sistem içinde bir yere geldik .Doktor olduk ,öğretmen olduk ve belkide “kürsünün şehvetine kapıldı” diyen gazeteci olduk ama içimizde büyüttüğümüz baskılanmış ,özgür bırakılmamış benliğimizi de kaybedemedik .Van depreminden hatırlıyorum 5 katlı binanın altındaki kolonları kırıp oto galeri yapmışlar ;o binada 35 öğretmen öldü .O öğretmenler de din kültürü ve ahlak bilgisi dersinden 5 aldı ,ben ve siz de 5 aldık .Kolonları kırıp galeri yapan da 5 aldı ,kumdan ,betondan,demirden çalan da 5 aldı .İşte eğitim sistemimizin özeti budur .Hepimiz 5 aldık .Din ve Ahlak bilgisi dersleri bir arada okutulmamalı .İkisi ayrı ders olsun .Din dersi okutulsun ,içinde dinler tarihi ,İslamiyet olsun .Ahlak dersinde ise Dostoyevski ,Victor Hugo,Yaşar Kemal okutulsun.Din öğrenilen bir şeydir ,ahlak ise keşfedilen bir şeydir .Eğitim seviyemizi muassır medeniyetler seviyesine yükseltmek için önce ahlakımızı keşfetmeliyiz .Aksi takdirde şehvetine kapılmış gazeteci oluruz .

Hakan Yetmez, Suç ve Ceza'yı inceledi.
23 May 08:45 · Kitabı okudu · 11 günde · Beğendi · 10/10 puan

"Ben Suç ve Ceza’yı okuduğumda I. Dünya Savaşı yeni bitmişti ve savaşın yıkımı, acısı çok net ve apaçık ortadaydı. Fakat Suç ve Ceza’yı okuduğum zaman, orada anlatılan meselenin I. Dünya Savaşı’ndan daha yıkıcı olduğunu hissettim."

J. L. Borges


Ben bu başyapıtı yıllar önce farklı bir yayınevinden farklı bir çevirmenden okuduğumda kitabı çok zor güç bela bitirmiştim ancak bu kadar kötü çeviriye rağmen konu o kadar ilgimi çekmişti ki birgün daha iyi bir yayınevinden ve daha iyi bir çeviriden bu başyapıtı okuyacağıma söz vermiştim. Biraz gecikmeli de olsa kısmet bugünlere imiş .

Suç ve Ceza hangi türe girer diye sorsanız felsefi derim polisiye derim gerilim derim psikolojik derim ıdeolojik derim sosyolojik derim hatta ucundan azıcık aşk bile derim.

İşin gerçeği böyle bir başyapıta inceleme yapmak bile benim ne haddime bu kitabın usta kalemler tarafından yapılmış çok daha teknik incelemelerini bulabilirsiniz. Benimkisi sadece tavsiyeden öte geçmez

1866 da yayımlanan Suç ve Ceza dönemin Çağdaş Rusyasında hikayenin baş karakteri Raskolnikov'un işlemiş olduğu suçun psikolojik,sosyolojik ve ahlaki yönünü ortaya koymakla beraber Raskolnikov işlediği bu cinayetle vicdanı ve aklı arasında kalmış ve bunun iç çatışmalarını yoğun bir şekilde yaşamıştır. Aslında kitap Raskolnikov'un öğrenciliğinin devam ettiği yıllarda yazmış olduğu süper insanlar ve sıradan insanlar diye gruplandırdığı bir makale çevresinde dönmektedir.makalenin özeti şu şekildedir.süper insanlar tıpkı Napolyon gibi iyi bir amaç uğruna yüzbinlerce insanı öldürebilir ancak bu suç olarak kabul edilmez.sıradan insanlar ise doğası gereği kanunlara uygun yaşamak zorunda olan ve suç teşkil edecek işlerden kaçınacak olan gruptur.Burada Raskolnikov işlemiş olduğu cinayetin suç olup olmadığı konusunda içsel çatışmalar ve buhran yaşamaktadır.

Kitabı okurken Raskolnikov'u o kadar yakından tanımaya başlıyorsunuz ki gündelik hayatınızda karşınıza alıp iç dünyasında dönen girdapları sorgulamak onu anlamak istiyorsunuz.Ayrıca kitaptaki diğer karakterler de oldukça güzel işlenmiş ve çok iyi profil analizi yapılmış.En az ana karakter kadar ilgi çekici karakterlere yer verilmiş.
.

Kırgız Edebiyatı’nın önemli yazarlarından olan Cengiz Aytmatov, Cemile adlı eserini 1958 yılında yayımlamıştır. Kısacık, 80 sayfadan oluşan bu öykü hakkında kimi yorumcular ve yazarlar ‘Dünya tarihinin yazılmış en güzel aşk hikayesi’ olarak bahsetmişlerdir. Ben bu yoruma katılmıyorum. Evet, gerçekten çok naif ve duygusal bir hikaye ancak dünyanın en iyi aşk hikayesi veya romanı olduğunu iddia etmek biraz fazla iddialı bir söylem.

Kitabın hikayesi, 1943 yılının yaz aylarında geçiyor. Bu sırada dünyada hüküm süren iki totaliter süper güçten (III. Reich ve SSCB) birisine bağlı, Kırgız SSR topraklarının, Kurkureu Vadisi’nin civarlarında vuku bulan bir öykü. Bilindiği üzere 22 Haziran 1941 yılında III. Reich’ın SSCB’ye saldırması ile II. Dünya Savaşı’nda yeni bir sayfa açılmış ve iki vahşi süper güç birbirine girmiştir. Bu savaş yalnızca cepheyi etkilememiş, sivillerin hayatında da büyük değişikliklere neden olmuştur. Bu eser II. Dünya Savaşı’nın siviller ve onların yaşantısı üzerindeki etkisini göz önüne sunuyor. Ayrıca Aytmatov eserinde müthiş bozkır betimlemeleri yapmış. Kitabı okurken Kırgızistan’ın bozkırlarındaymış gibi hissedebiliyoruz. Çok ince ve sıkmayan betimlemelerin arkasında ise bir öykü bulunuyor. Spoiler vermek istemediğim için öyküden bahsetmek istemiyorum ancak okuduğunuzda pişman olmayacağınız ve keyifle okuyacağınız bir hikaye. Sözü fazla uzatmadan Danyar, Seyit, Cemile ve Sadık’ın hikayesini anlatan bu kitabı okumanızı kesinlikle tavsiye ediyorum. İyi akşamlar dilerim.

özlem karagöz, bir alıntı ekledi.
 13 May 16:37 · Kitabı okudu · 8/10 puan

Bir insanı, bir toplumu ve bir milleti büyüten, süper güç veya cihan hakimiyeti değil, davasının, idealinin büyük olması ve dayandığı noktayı çok iyi bilmesidir. Gücünü nerden aldığını bilmediğiniz insanlarla harp edemeyeceğiniz gibi, gücünü nerden aldığını çok iyi bilen birinin mahlup olduğuna şahit olamazsınız.

Kantura, Erol Çalı (29)Kantura, Erol Çalı (29)

Barış özcan
Gerçek bir kahramanın gücü kaslarının değil, kalbinin kuvvetiyle ölçülür. Aradığım böyle bir kalp. Tek istediğim bunun gibi bir şey. Eski kitapları okuyordum.
Efsaneleri ve destanları.
Achilles ve altınları,
Herkül ve yetenekleri.
Spiderman'in gücü
Ve Batman'in yumrukları.
“Ve açıkçası kendimi bu listede göremiyorum” diyor Coldplay.
Süper kahramanlar listesi. Bize motivasyon vermek için hep böyle kahramanlar kullanırlar. Olağanüstü yeteneklere sahip insanlar. Bizi korkularımızdan kurtaran ve hayallerimize kavuşturan kişiler.
Öyle ya. Biz ya bir hayali yaşarız ya da bir korkuyu. Düşük not alma korkusu. Sınav korkusu. İşsizlik korkusu. Başarısızlık korkusu. Gelecek korkusu.
“Esas korktuğun şey senin içinde. Korkularını içine çek. Onlarla yüzleş.” - Batman Begins
Peki ya hayallerimiz? Hayallerimiz ya hiç yoktur. Ya da bastırılmıştır. Hayallerimizin sesi kısıktır. Neredeyse bir fısıltıdır.
Oysa hayatı gerçekten yaşamak için tek istemen gereken şey, hayallerinin fısıltısını duymak. Onu hayatının müziği haline getirmek. Tek istediğim bunun gibi bir şey.
Hayatının her gününde, kulağına tuhaf bir şekilde fısıldayan o hayalinin haykırışlarını duymaya hazır olmalısın. Süper kahramanlara özenmek yerine olman gereken kişi olmalısın.
Kimsenin seni vazgeçirmesine izin verme. Kimsenin artık çok geç olduğunu, kapıların kapandığını söylemesine izin verme. İnsan üstü yetenekleri olan birisini aramıyorum. Olman gerektiği kişi olmanı istiyorum. Çünkü olman gereken kişi olduğunda, sen artık bir süper kahramansın.
Bunun kolay olduğunu söylemiyorum. Eğer kolay olsaydı herkes yapabilirdi. Bunun için korkularınla kendin mücadele etmelisin. Kendini bir tırtıl kadar çirkin ve zayıf hissediyor olabilirsin. Ama unutma! İçinde bir kelebeğe dönüşme gücü var.
Şu anda kendini çok küçük hissediyor olabilirsin. Ama bir gün büyüyeceksin. Öyle ya da böyle bir kelebeğe dönüşeceksin. Ve dünyadaki tüm kelebeklerin bir “kelebek etkisi” vardır. En küçüğü, en zayıfı bile dünyayı değiştirir. Sen nasıl değiştireceksin? İyi yönde mi, yoksa kötü yönde mi? Buna karar ver.
“Büyüyünce nasıl bir adam olacağına karar vermen lazım, Clark. Çünkü... O adamın karakteri iyi de olsa kötü de olsa... dünyayı değiştirecek.” - Man of Steel
Dünyayı değiştirmek için tek istemen gereken şey, iyi bir kelebeğe dönüşmek. Onu hayatının müziği haline getirmek. Tek istediğim bunun gibi bir şey.
Gözlerini kapa ve dönüşmek istediğin o kişiyi gör. Gerçek kendini. Ona ulaşmak için yaptığın hataların seni korkutmasına izin verme. Yeniden hata yap. Daha çok hata yap. Hiç olmazsa bir dene. Yeni bir şeyler dene. Odandan dışarı çık. Doğanın kollarına bırak kendini. Zihnindeki kötü düşünceleri boşalt. Vücudunun işletim sistemi ruhunsa eğer, onu yeniden başlat. Sonra küçük bir adım at. Sonra bir tane daha. Bir tane daha.
Yapmak istediklerini daha fazla erteleme. Tüm gücünle odaklan. O odaklanma gücünle içindeki güneş enerjisini dışındaki bir kıvılcıma dönüştür. Heyecanlan biraz. Canlan!
Sonra tekrar o listeye dön. Süper kahramanlar listesi. Hala onlardan biri değilsin. Olmana da gerek yok.
Kendini kimseyle kıyaslama. Aynada gördüğün kişiden başka. O aynaya baktığında, insan üstü yetenekleri olan birini arama. Süper güçleri olan birini. Kendini ara. Gerçek kendini. Çünkü tüm iyi kahramanlar aslında sıradan insanlardır. Ama kendilerini sıradışı kılan o şeyi bulmuşlardır.
“Hepimizin içinde bir kahraman olduğuna inanıyorum. Bizi dürüst kılan, bize güç veren, bizi asil yapan, ve son olarak gururlu bir ölümü sağlayan.” - Spiderman 2
Gerçek kendini bulmak için tek istemen gereken şey, kendi içine bakmak. Onu hayatının müziği haline getirmek. Pelerine ya da maskeye ihtiyacım yok. Mutlu sonla biten bir peri masalına da. Gerçek bir kahramanın gücü kaslarının değil kalbinin kuvvetiyle ölçülür. Aradığım böyle bir kalp. Tek istediğim bunun gibi bir şey.
Eski kitapları okuyordum.
Efsaneleri ve destanları.
Achilles ve altınları,
Herkül ve yetenekleri.
Spiderman'in gücü
Ve Batman'in yumrukları.
Ve açıkçası artık kendimi bu listede görebiliyorum.
https://m.youtube.com/watch?v=RHOg3FA9UwU

Cihad Tan, bir alıntı ekledi.
05 May 12:11 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Hangi ahlak sistemi fedakarlık öğütlüyorsa , sonunda bir süper güç haline gelmiş, milyonları yönetmiştir.

Hayatın Kaynağı, Ayn RandHayatın Kaynağı, Ayn Rand
Muhayyel, bir alıntı ekledi.
28 Nis 15:28 · Kitabı okudu · İnceledi · Puan vermedi

-"Engin kültürünüzle bilirsiniz ki Müslümanlar geçmişte çok büyük, çok güçlü devletler kurmuş. Bugünkü Amerika, hâlâ Osmanlı Devleti'ni taklit ediyor. Eğer Türkiye halkı İslam'ın özünü yakalarsa yine süper güç olur. Dünyaya kafa tutar. Biz, Asya'da güçlü devlet aramıyoruz, dost arıyoruz.

Bir Deliyle Evlendim, Hekimoğlu İsmail (Sayfa 104 - Timaş Yayınevi)Bir Deliyle Evlendim, Hekimoğlu İsmail (Sayfa 104 - Timaş Yayınevi)