• "Kadının nasıl bir kışkırtma kaynağı olduğu
    konusunda, İncil'de yeterince söz söylenmiştir. Eski Ahit, kadınlara ilişkin olarak der ki, kadının konuşması ateş gibidir; atasözleri de kadının, erkeğin değerli ruhuna egemen olduğunu, en güçlüleri bile yıkıma uğratabileceğini söyler. Eski Ahit, bundan başka der
    ki: Kadının ölümden daha acı olduğunu anladım; avcıların kırbacı gibidir o; yüreği bir ağ gibidir, elleri bağdır. Başkaları da, kadının Şeytan'ın barınağı olduğunu söylemişlerdir. Bunu böylece doğruladıktan sonra, sevgili Adso, Tanrı'nın böyle kötü bir varlığı ona bazı erdemler bağışlamaksızın yaratmış olabileceğine kendimi inandıramıyorum. Tanrı'nın ona birçok ayrıcalık ve ayrıcalık nedeni
    bağışladığını düşünüyorum elimde olmaksızın; bunların en azından üçü çok iyi ayrıcalıklar. Gerçekten de, Tanrı, erkeği bu aşağılık dünyada çamurdan yarattı; kadınıysa daha sonra, cennette ve daha soylu bir insan maddesinden yarattı. Onu Adem'in ayağından ya da barsağından değil, kaburga kemiğinden yarattı. Sonra her şeye gücü yeten Tanrı, bir mucizeyle doğrudan doğruya insan biçimine girebilirdi, ama bunu yapmadı; bir kadının rahmine yerleşti; bu da kadının öyle pek de kötü olmadığının bir belirtisidir. Sonra, Diriliş'in ardından göründüğü zaman bir kadına göründü. Son olarak da, göklerin egemenliğinde hiçbir erkek o ülkede kral olmayacak, ama hiç günah işlememiş bir kadın kraliçe olacak. Öyleyse Tanrı Havva'yı ve onun kızlarını böylesine kayırdığına göre bizim de o cinsin çekiciliğine ve soyluluğuna kapılmamız çok mu anormal?"
    Umberto Eco
    Sayfa 291 - Can yayınları, 8. Basım, Ekim 1997
  • Zerdüşt kadın erkek eşitliğini savunurken şunları söylüyor: Tanrı kadın ve erkeği arkadaş olsunlar diye yarattı. Arkadaşlar birbirlerine boyunduruk takmaya kalkabilir mi? İntihar ile ilgili olarak şu soruyu soruyor: Eğer bizi Tanrı'nın yarattığına inanıyorsak, kendi canımızı bile almış olsak, bu ona karşı durmamız anlamına gelmez mi?
  • "Kadınlar, sadece konuşmak istedikleri için konuşur. Oysa bir erkek, kendisi dışında bir sebep onu konuşmaya yönelttiği zaman konuşur. Örneğin, temiz çorap bulamadığı zaman." Jean Kerr
  • Amerikan tarzında öğütler içeren, zaman zaman başarılı tavsiyeleri olan, zaman zaman da kelime kalabalığından öteye gidemeyen kitap; erkeği yaramaz bir çocuk gibi düşünüp, onu yola getirmenin yollarını anlatıyor. Tabi bu işin merkezine de cinselliği koyarak yapıyor bunu. Yazarlara göre, erkek; zaman zaman "mağara adamı" zaman zaman da bir "çocuk". Kitabın yazarları kadın olsalar da ancak bir erkeğin elinden çıkabilecek tavsiyeleri var. Yöntemlerine "Erkeğe Fısıldama Sanatı" adını vermişler. Bu sanat öz olarak şöyle diyor: Erkeğe emretmeyin ya da ondan bir şeyi direkt istemeyin. Ona öyle şeyler söyleyin (fısıldayın) ki o, ilgili şeyi kendisinin istediğini sansın. Özellikle, kadının bir şeyi ısrarla istemesinin fayda getirmeyeceğini söylüyorlar. Yöntemlerinde bir aldatmaca yok. Her iki tarafın da mutluluğu için bu yöntemin gerekli olduğundan bahsediyorlar. Kitapta, gerçek kimselerin görüşlerine de yer verilmiş. Her bölüm başında kadın-erkek ilişkisine dair bir söz ve bu söze karşıt kendi sözlerine yer vermişler. Ben yazarların sözleri yerine, diğer sözleri beğendim. Kitapta erkeğe ve düşünüşüne dair önemli ipuçları var. Yine de her ilişkinin kendine özel olduğunu, bir ilişkide işleyen bir kuralın başka bir ilişkide işlemeyeceğini düşünüyorum. Dahası, insanlar her farklı ilişkide partnerinin kişiliğine göre farklı bir kimliğe bürünebilirler. İlişkiler ve duygular kitaplardan okunabilir ama anlamak için yaşamak gerektiği kanısındayım.
  • Kadının nasıl bir kışkırtma kaynağı olduğu konusunda, İncil'de yeterince söz söylenmiştir. Eski Ahit, kadınlara ilişkin olarak der ki, kadının konuşması ateş gibidir; atasözleri de kadının, erkeğin değerli ruhuna egemen olduğunu, en güçlüleri bile yıkıma uğratabileceğini söyler. Eski Ahit, bundan başka der ki: Kadının ölümden daha acı olduğunu anladım; avcıların kırbacı gibidir o; yüreği bir ağ gibidir, elleri bağdır. Başkaları da, kadının Şeytan'ın barınağı olduğunu söylemişlerdir. Yine de, sevgili Adso, Tanrı'nın böyle kötü varlığı ona bazı erdemler bağışlamaksızın yaratmış olabileceğine kendimi inandıramıyorum. Tanrı'nın ona birçok ayrıcalık ve ayrıcalık nedeni bağışladığını düşünüyorum elimde olmaksızın; bunların en azından üçü çok iyi ayrıcalıklar. Gerçekten de, Tanrı, erkeği bu aşağılık dünyada çamurdan yarattı; kadınıysa daha sonra, yeryüzü cennetinde ve daha soylu bir insan maddesinden yarattı. Onu Âdem'in ayağından ya da bağırsağından değil, kaburga kemiğinden yarattı. Sonra, her şeye gücü yeten Tanrı, bir mucizeyle doğrudan doğruya insan biçimine girebilirdi, ama bunu yapmadı; bir kadının karnında canlandı; bu kadının öyle pek de kötü olmadığının belirtisidir. Sonra, Diriliş'in ardından göründüğü zaman bir kadına göründü. Son olarak da, göklerin egemenliğinde hiçbir erkek o ülkede kral olmayacak, ama hiç günah işlememiş bir kadın kraliçe olacak.
    Umberto Eco
    Sayfa 356 - Can Yayınları
  • Kısa ama kısalığının ötesinde de başarılı ve çok derin bir kitap. Adından da anlaşılacağı üzere kadınların çektiklerini ve kadınların erkeklerine ne şekilde bağlılık gösterdiğini ve onları ne şekilde ilahlaştırdığını anlatıyor. Yazar Hamdi Kalyoncu’nun da uzman bir psikiyatir olmasından dolayı da kadınların çektiklerini ve yaşadıklarını anlatmakta da daha kesin sonuçlu tespitlere yer vermiş.

    Nedir mesela kadınların her kültürde ve her bir millette geride kalmasının sebebi, birçok şiddete ve dogmatik söylemlere maruz kalmasının sebebi, bunlar şüphesiz çok öncelere dayanıyor, o kadar öncelere gidiyor ki yaratılışın ilk başı, Hz. Âdem ve yasak meyve kıssasına kadar gidiyor. Bildiğimiz üzere, İncil’de, Tevrat’ta ve hadis rivayetlerinde öğreniyoruz ki Allah Âdem’i çamurdan ve kadını da, ona “eş” olarak yaratılan Havva’yı da Âdem’in kaburga kemiğinden yaratıyormuş. İşte her şeyin başı bu yaratılışa ve kaburga kemiğine dayanıyor, kaburga kemiği belki ilk duyduğumuzda dikkat çekmiyor olabilir ama İncil’e, Tevrat’a gitmeden de uydurma hadis kültürümüze baktığımızda kaburga kemiğinin esas manası ortaya çıkıyor. Kaburga kemiği yaratılıştan eğridir, yamuktur onu kim düzeltmeye çalışırsa çalışsın düzeltemez çünkü düzeltilmeye meyilli değildir, onun için de kaburga kemiğinden yaratılan bir kadın da yaratılıştan yamuktur ve eğridir(!) Erkekler de onu düzeltmeye ne kadar çalışırsa çalışsın bu çalışmaya kadın cevap veremez, olumlu tepki veremez kadın kırılır, yani ne yaparsak yapalım kadının eğriliği kabul edilmiş ve yaratılıştan onlar zaten cezasını almış ve yamukturlar, onun için Âdem yasak meyveyi Havva yüzünden yemiştir. Şeytan zayıf olan Havva’yı kandırmış, Havva da Âdem’i yoldan çıkarmıştır. Bu bilgiler hadislerde de karşımıza çıktığı kadar İncil ve Tevrat’ta da karşımızdadır.

    “Rab Tanrı Âdem’e derin bir uyku verdi. Âdem uyurken, Rab Tanrı onun kaburga kemiklerinden birini alıp yerini etle kapadı.”
    “ Âdem’den aldığı kaburga kemiğinden bir kadın yaratarak onu Âdem’e getirdi.” Yaratılış 2:21–22

    İnsan eli değmemiş Kur’an’da ise;

    “Ey insanlar! Sizi bir tek canlıdan yaratan, ondan eşini vücuda getiren ve o ikisinden birçok erkekler ve kadınlar üreten Rabbinize karşı gelmekten sakının. Adını anarak birbirinizden dilekler dilediğiniz Allah'tan korkun. Rahimlerin haklarına saygısızlıktan da sakının. Şu bir gerçek ki Allah, Rakîb'dir, sizin üzerinizde sürekli ve titiz bir gözetleyicidir.” Nisa Suresi 1. Ayet

    Kur’an’da Allah diyor ki; “sizi bir tek canlıdan yaratan, ondan eşini vücuda getiren” diye belirtiyor, burada önemli olan virgülden sonraki “ondan” sözüdür, Kur’an’dan tek ayet alıp, bir bütün olarak okumayanlar “ondan” kelimesini Âdem’den diye yorumlayıp, kaburga kemiği inanışına inanıp bir de uydurma hadislere de inanmışlardır; ama hâlbuki, Kur’an bir bütün olarak okununca “ondan” kelimesi Âdem’in yaratıldığı çamurun olduğu anlaşılmaktadır.

    “Allah sizi topraktan, sonra embriyodan yarattı. Sonra sizi çiftler kıldı. O'nun bilgisi olmadan hiçbir dişi ne gebe kalır, ne de doğurur. Bir canlıya ömür verilmesi de, onun ömründen azaltılması da mutlaka bir kitaptadır. Şüphesiz bunlar, Allah'a kolaydır.” Fatır Suresi 11. Ayet

    Sizi ifadesi ve ondan kelimesi Havva ve Âdem’in aynı şekilde çamurdan yaratıldığını ve çiftler kılmasından, eş olarak belirtilmesinden de yaratılış olarak kadın ve erkeğin arasında hiçbir fark olmadığı gayet açık bir şekilde bellidir. Hristiyan ve Yahudiler kendi kitaplarında, insan eli değmiş olmasına rağmen kitaplarında kaburga kemiğinden yaratıldı yazıyor diye kabul edebilirler ama biz Müslümanların kitabında böyle bir ibare olmamış olmasına rağmen kaburga kemiğinden kadının yaratılışına sırf hadislerde geçiyor diye inanmak son derece yanlıştır, kaburga kemiği kabul edilip de kadının eğriliği ve yamukluğuna uydurma demek de doğru değildir, Kur’an’da kaburga kemiği hiç geçmez, şunu da düşünmek lazım ki erkekten alınan kaburga kemiği ile yaratılan bir kadın yamuk, eğri ve düzeltilemez ise o kaburga kemiğinin sahibi nasıl oluyor da o kaburga kemiğinden içinde fazlası ile olmasına rağmen bu kadar düzgün olabiliyor, bu da bir başka cevaplanamamış sorudur!

    İnsanoğlunun yaratılışı Âdem ile başladı ve Havva ile tamamlanmıştır. Hamdi Kalyoncu, yaratılış kısmındaki kadının aşağılara çekilmesini anlattıktan sonra yine bu sefer yasak meyve olayını anlatıyor ve yasak meyvenin yenilmesinin tek suçu olarak da Havva’nın gösterilmesini anlatıyor. Bunun için Tevrat ve Tevrat’tan Pavlus sayesinde türeyen İncil tamamen kadını suçlar ve sonra da kadının Yaratıcı tarafından lanetlendiğini belirtmektedirler. Yani bir nevi düşününce insanoğlu cennetten Havva yüzünden, bir kadın yüzünden kovuluyor yani bu kadını erkekler lanetlemesin de ne yapsın?

    “Kadın ağacın güzel, meyvesinin yemek için uygun ve bilgelik kazanmak için çekici olduğunu gördü. Meyveyi koparıp yedi. Yanındaki kocasına verdi, o da yedi. “ Yaratılış 3:6 detayı için 1 ve 6 pasajlar arası.

    Ama Kur’an’da ise Allah hiçbir şekilde Havva’ya laf söylememekte aksine tabir-i caizse Âdem’e yüklenmektedir.

    “Andolsun ki, daha önce Âdem'e emretmiştik, fakat unuttu; onu gayretli de bulamadık.” Taha Suresi 115. Ayet

    Kadınların lanetlenmesi ise İncil’de;

    "Rab Tanrı, kadına, "Çocuk doğururken sana çok acı çektireceğim!" dedi.
    Ağrı çekerek doğum yapacaksın. Kocana istek duyacaksın. Seni o yönetecek.” Yaratılış 3:16

    Hadislerimizde ise hâşâ Peygamberimize kadınlara sorun onlar ne cevap verirse tersini yapın, cehennemi gördüm çoğunluğu kadındır, kadın, kocasının vücudu tamamen irin kaplı olsa ve onu dili ile temizlese bile kocasının hakkını ödeyemez gibi akla, mantığa sığmayan, Kur’an’a ters denilmesine bile gerek olmayan sözler sözde söylettirilmiş ve bazı kesimler tarafından da maalesef kabul edilmiştir. Kur’an’da ise kadın ve erkeğin eşitliği tamamen açık bir şekilde belirtilmektedir.

    “Yine sizin için kendileriyle huzur bulasınız diye kendi türünüzden eşler yaratması, aranıza sevgi ve merhameti yerleştirmesi de O'nun mucizevi işaretlerinden biridir: Şüphesiz bütün bunlarda düşünen bir topluluk için alınacak bir ders mutlaka vardır.” Rum Suresi 21. Ayet

    Cennetten kovulma meselesi kadınlar için maalesef ayrı bir hadisedir. Kur’an harici diğer kitaplarda ve hadislere göre insanlığın maalesef Havva yüzünden cennetten kovulduğuna inanılmaktadır, bu inanış Kur’an’ın bakış açısında akıllara birçok soru getirmektedir. İnsanoğlu cennette mi yaratılmıştır? Tüm insanlar bu ilk günah sebebiyle dünyada çile mi çekiyorlar? Hâlbuki Kur’an der ki kimse kimsenin günahını çekmeyecektir! Eğer böyle bir durum söz konusu ise yaratılışta ve sorgulamada sıkıntılar var demektir. İnsan yaratıldı ve şeytan ilk ırkçılığı yaparak, “ben ateştenim, o topraktan” diyerek yaptığı ırkçılık sonucu kovulur ve kovulmasının sebebi olarak da gördüğü insanı gözden düşürmek ve onu bir günahkâr, bir isyankâr yapmak için var gücüyle çalışır. Âdem ve Havva’yı yanılttı ve bunun sonucu olarak da ikisi cennetten çıkarıldılar. Düşünmemiz gereken tüm mesele bu, insanoğlu hangi cennetten çıkarıldı? Kur’an der ki cennette giren bir daha oradan çıkmayacaktır, orada günah işlenemez ve en önemlisi de şeytan cennette miydi? Çıkarıldıkları cennet kutsal kitaplarda insanlara bir ödül olarak verilecek “uhrevi cennet” midir yoksa “cennet” kelime manası itibariyle anlamamız gereken güzel bir bahçe midir? Ödül olan uhrevi cennetin içinde tek bir ağaç ve dalındaki meyveler gibi yasak olabilir mi? Tabii ki de Âdem ve Havva’nın kovulduğu cennet Kur’an’da bizlere belirtilen, fani dünyada yaptıkları iyilikler için insanlara ahiret hayatında ödül olarak müjdelen cennette günahın işi nedir?

    Hamdi Kalyoncu, genel olarak iki bölümden oluşan kitabın ilk bölümlerinde Hristiyanlık inancı ve İncil’deki kadına olan bakış açısını, Yahudilikteki inancı ve Tevrat’taki kadına bakış açısını verirken bunların hadisler ile uyumluluğunu gösterip aynı şekilde de Kur’an içinde tamamen olmadığını belirtiyor ama keşke Kur’an’dan verdiği birkaç örnekte sure adı ve ayet numaralarını da belirtseydi. Bu üç din haricinde özellikle Budizm ve Hinduizm inanışlarındaki, Yunan mitolojisindeki kadına bakış açıları ve yapılanlar kısımları da çok etkiliydi.

    İkinci bölümde ise bu inanışlardan etkilenen ya da etkisinde kalanların himayesinde olan, onlardan etkilenen kadınların ne şekilde erkeklerini ilahlaştırdığını anlatıyor, madde madde sıralamak gerekirse;

    - Erkeği, “hayatının vazgeçilmezi” olarak görmek
    - Erkeği, “her şeyden çok sevmek”
    - Erkek karşısında güçsüz olmak, güçsüzlüğünü hissetmek
    - Erkekle birlikteliği “hayatın anlamı” olarak görmek
    - Kadının değerini erkeğin takdirine bırakması
    - Erkeği her şey olarak görmek
    - Ekonomik bağımlılık
    - “Ölümüne evlilik” anlayışı içinde olmak
    - Kocaya itaati abartmak, saygıdan çıkıp mutlak hakimiyete gelmesi

    Güzel, başarılı bir kitaptı, sapkın inanışların, dine insani duyguların girip aşırılığa gitmenin sonucunun nerelere gittiğinin en güzel örneklerinden biriydi. Yazarın da psikiyatri uzmanı olup bazı kısımlarda ara ara sanırım danışanlarının düşüncelerini (isim vs. belirtmeden) aktarması ise kitabın etkili yerlerinden biriydi.

    Bu kadar özel, yaratılıştan kutsal, iffetli erkekleri, hâşâ Yaratıcı tarafından lanetlenmiş, eğri ve yamuk olan, gemiye alınması bile uğursuzluk olarak görülen iffetsiz kadınlar nasıl olur da bu özel erkekleri yetiştirip ve büyütmüş sorusu sanırım bu inanışlarda her zaman cevapsız kalacak.
  • Tanrı, erkeği aşağılık dünyada çamurdan yarattı; kadınıysa daha sonra, yeryüzü cennetinde ve daha soylu bir insan maddesinden yarattı.Onu Âdem'in ayağından ya da bağırsağından değil, kaburga kemiğinden yarattı.Sonra her şeye gücü yeten Tanrı, bir mucizeyle doğrudan doğruya insan biçimine gidebilirdi, ama bunu yapmadı; bir kadın karnında canlandı; bu da kadının öyle pek de kötü olmadığının bir belirtisidir.Sonra, Diriliş'in ardından göründüğünü zaman bir kadına göründü.Son olarak da göklerin egemenliğinde hiçbir erkek o ülkede kral olmayacak ,ama hiç günah işlememiş bir kadın kraliçesi olacak.Öyleyse Tanrı Havva'yı ve onun kızlarını böylesine kayırdığına göre, bizimde o cinsin çekiciliğine ve soyluluğuna kapılmamız çok mu anormal?
    Umberto Eco
    Sayfa 356 - Can yayınları