Adem Özköse

Adem Özköse

9.1/10
192 Kişi
·
569
Okunma
·
108
Beğeni
·
2.916
Gösterim
Adı:
Adem Özköse
Unvan:
Gazeteci / Yazar
Doğum:
Samsun
Adnan KARAKAŞ'Fakültede beraberdik. Aynı evde kaldık. Kabına sığmaz bir arkadaşımız. Cesaretini ve kabına sığmazlığını sonraları gazetecilikle birleştirdi. 2004 yılından bu yana dünyada gidilmedik yer bırakmadı. Turist değildi, gezmeye de gitmiyordu. Gittiği yerler, bir insanın asla gitmek istemeyeceği yerlerdi. Irak, Afganistan, Pakistan, Filistin, Tunus, Mısır, Balkanlar, Latin Amerika, Afrika…rnrn2004 yılında Amerikan işgalinin kan kusturduğu; Bağdat, Felluce, Ebu Garip ve Basra başta olmak üzere tüm ülkenin bombalarla dövüldüğü günlerde kalktı Irak’a gitti. Oysa İstanbul’da şehir haberciliğini yaparak yaşar giderdi. Kalıba sığmazlığıyla, deli doluluğuyla ve kafasına takılan soruya cevap bulma arzusuyla kalkıp o ‘cehenneme’ girdi. Amerikalı askerler, Irak’a ayak bastığı ilk gün başına silah dayadı. Embedded değildi, yanında İngilizce bilen arkadaşının askerleri ikna etmesiyle serbest kaldı. Her yanında patlamaların, çatışmaların, baskınların, tutuklanmaların olduğu, ölümün sıradanlaştığı o ülkeden haberler geçti. İzlenimlerini yazdı.rnrnIrak’tan döndükten sonra Afganistan’a gitti. Irak’a göre daha ‘güvenli’ sayılırdı Afganistan. Fakat amaç buralarda neler olup bittiğini görmek değildi sadece. Mümkünse El Kaide’ye ulaşmak, koca ‘dünya’yı neden karşılarına aldıklarını öğrenmekti. Kamplarına kadar giderek El Kaide’nin ikinci adamıyla görüştü. Afganlı rehberiyle kamptan dönerken saldırıya uğradı. Yaralandı. Gazetesi hariç hiç kimsenin, yakın arkadaşları olarak hiçbirimizin haberi yoktu.rnrnDerken evlendi, dilini geliştirmek için Suriye’ye yerleşti. Şam’da yaklaşık 4 yıl kaldı. Denebilir ki, bölgenin kalp atışını oradan izledi. İzlenimlerini Gerçek Hayat’a geçti. Fakat Şam’da sabit kaldığı da söylenemezdi. İsrail, Temmuz 2006’da Lübnan’a saldırdığında oraya koştu. Lübnan’a giden çok az sayıdaki gazeteciden biriydi. İsrail, 2008’de Gazze’ye saldırdı. Gazze’de kalan iki gazeteciden (Muhammed Mürteca’nın canlı yayınlarını unutmayın) biriydi. O saldırıdan sonra İsrail’in başlattığı ablukayı kırmak için uluslararası yardım kuruluşları ve sivil toplum harekete geçtiğinde de o yolculuğu takip eden bir avuç gazeteci arasındaydı. El Ariş’te Mısır güvenlik güçlerinin saldırısına uğrayan konvoyda birçok aktivist yaralanmıştı. Adem’in o saldırıda kolu kırıldı. 2000’li yılların en onurlu yolculuğu olarak tarihe geçecek olan Mavi Marmara’daki gazetecilerden de biriydi. Ve gemiden getirdiği görüntülerle saldırıya ayna tuttu.rnrnHilal TV için belgesel hazırlıyordu. Belgesel için en son, kralları alaşağı eden rüzgârların başlangıç noktasına, Tunus’a gitmişti. Devrimden sonraki durumu analiz eden bir belgesel hazırladı. Tunus’taki son durumu Milat’taki köşesine de yazdı.rnrnAyaklanmanın Suriye’ye sıçramasından sonra Türkiye’ye dönmüştü. Şahit olduğu olaylardan, katliamlardan etkilenmişti. “Katliamlara şahitlik ettim; insanlar hunharca öldürülüyor” diyordu. 16 Temmuz Gençlik Hareketi’ni de bu nedenle kurdu.rnDaha fazla uzatmayalım, haberleri, izlenimleri ve yazılarını bilmeyenler arşivlere bakabilir.rnrnBütün bunları niye yazıyorum? Adem Özköse, kameraman Hamit Coşkun’la birlikte 5 Mart’tan bu yana Suriye’de. 10 Mart Cumartesi gününden bu yana da kendilerinden haber alınamıyor. Son gelen haberlere göre, gazeteci arkadaşlarımız Suriye istihbaratına teslim edilmiş.rnrnFakat bu yazının nedeni kaybolmaları değil. Arkalarından methiyeler düzmek hiç değil. Mesele kaybolduklarının duyulmasından sonra haklarında kara propagandanın başlatılmış olması. Sosyal medya üzerinden, bir takım siteler üzerinden özellikle Adem Özköse’ye her tür iftiranın atılması, kara çalmanın yapılması. Hayatından endişe edilen bir insana çamur atmanın anlamını çözemedim. Nasıl bir acımasızlıktır, nasıl bir kin gütmedir, nasıl bir düşmanlıktır anlamadım. Hadi söylediklerinizin hepsini doğru kabul edelim. İnsanda biraz onur olur, biraz mertlik olur. Bir insanın yüzüne söylenemeyenler arkasından söylenmez. Bu denli pervasızca konuşmak en basit tabiriyle namertliktir. Mertliğin ağırlığını taşıyamayan insandan beklenen, namertliğin hafifliğine tenezzül etmemesi. Hafifliğe tenezzül edişinizle böyle bir yazıyı bana yazdırdınız ya; insanlığınızı mı geçsem, Müslümanlığınızı mı, bilemedim.
" -Unutmayın, her yolculuk bir okuldur. Bu okulun en başarılı öğrencileri ise seyyahlardır..."
Adem Özköse
Sayfa 272 - Pınar Yayınları
"İnsan, fazlalıklarından arındıkça özgürleşirmiş. Çöl sanki bizim de fazlalıklarımızı alıyor."
Adem Özköse
Sayfa 191 - Pınar Yayınları
"Kelimelerin, sayfaların peşine takılıyor, seyyahlarla birlikte bambaşka dünyalara açılıyordum. Bundan dolayı dünyanın bir kitap gibi olduğunu, gezmeyenlerin, okumayanların, hayal kurmayanların, bir şeyleri değiştirmek için mücadele etmeyenlerin bu kitabın sadece birinci sayfasını okuyabileceklerini, diğer sayfalardan ise habersiz olarak yaşayacaklarını erken yaşlarda fark ettim."
Adem Özköse
Sayfa 9 - Pınar Yayınevi
"Gazzelilerin İsrail Ordusu karşısındaki en etkili silahları da şehadete tutkulu işte bu insanlar..."
Adem Özköse
Sayfa 59 - Pınar Yayınları
"Şirk ne kadar karanlık ve kasvetse tevhid de o kadar aydınlık, ışık ve nurdur. Bunu da en iyi Katmandu'nun put dolu sokaklarında, meydanlarında anlarsınız."

(Katmandu : Nepal'in başkenti)
Adem Özköse
Sayfa 49 - Pınar Yayınları
"Eğer Budizm bizi asimilize edemediyse bunun en büyük nedeni Pondok Medreseleri'dir" diyorlar.
Adem Özköse
Sayfa 34 - Pınar Yayınları
"Özellikle Ohri'nin Osmanlı'dan kalma evlerine hayran kalıyoruz. Bu evler bize Safranbolu evlerini hatırlatıyor."
Adem Özköse
Sayfa 165 - Pınar Yayınları
"Özgürlük onu tanıyana kadar sizin için hiçbir şeydir, onu tanıdıktan sonra ise sizin için her şeydir."
Adem Özköse
Sayfa 183 - undefined
Üniversiteye geldiğinde çok geç haberim olmuş. Nerdeyse koşarak dinlemeye gitmiştim. Konuşmasının son yirmi dakikasını dinleme şansım olmuştu. Bir yandan dinliyor, bir yandan telefonla kayıt ediyordum. İlk izlenimim sıradan giyimli, sıradan bir insan konuşuyor işte yönündeydi. Sonra konuşmasını dinledikçe anlattıkları ilgimi çekmeye başlamıştı. Söylediği cümleyi tam olarak hatırlayamasamda dünyanın en güzel şeyi bir mazluma umut olmak ve bunu onun gözlerinde görmektir gibi bir cümle kurmuştu. İşte yazarla tanışmam bu şekilde olmuş ve bu sözü duyar duymaz içimden mutlaka kitaplarını alıp okuyacağım diye geçirmiştim. Aldığım ilk kitabı bu oldu ve bu ilk kitabında da "Hayatın ancak mazlumlar için mücadele edildiğinde anlam kazanacağını düşünüyordu." cümlesi hoş bir tevafuk oldu. Kitaba gelecek olursak, insanın var oluş sancısına cevap bulduğu bir yolculuğu anlatmış. Farklı kültürlerden farklı ırklardan insanlar gözlemlenip okuyucuya aktarılmış. Savaşın hüküm sürdüğü, acının hakim olduğu, insanların öldüğü ve öldürüldüğü yerlerde insan kendini nasıl bulabilir sorusunun cevabıdır bu kitap. Düşünün ülkeniz sizle arasında okyanuslar olan ülkeler tarafından işgal edilmiş, sizde haklı olarak bu işgalci güçlere karşı savaşıyorsunuz. Onlar ise sizi dünyada kırmızı bültenlerle arıyor, terörist olarak lanse ediyor fakat istediğiniz tek şey işgalci ABD, Rusya gibi devletlerin kendi topraklarına dönmeleriydi. İşte yazar, aynı zamanda seyyah, bu bölgelere gitmek istiyor. Buralara gitmeye izin çıkmayınca kaçak yollardan gidip gözlemliyor. Gazeteci kimliği ile de tanınan yazar, sağlam tasvirleri ve sade bir dille okuyucuya bu kaçak yolculuğunu anlatıyor. Daha önce kimsenin anlatmadığı bölgeleri ve coğrafyaları anlatması yönünden tektir. Aynı zamanda birliğin ve beraberliğin insanlara yardım etme fikirlerinin aşılanmaya çalışıldığı bu kitabın daha fazla okuyucuyu hak ettiği kanaatindeyim. Sevgiyle kalın...
Hepsi gerçek ve yaşanmış olan hidayet öykülerini dinleyip öykülerini okurken bir çok farklı duyguyu bir arada yaşayacağınızı; kimi zaman şaşıracağınızı, kimi zaman mutlu olacağınızı, kimi zaman da gözyaşlarınıza engel olamayacağınızı tahmin ediyorum.
Bu kitabı okumaya bir arkadaşımla başlamıştık.
Kitabı bitirdiğimde arkadaşım "Kitaptaki kişiler biraz farklı değil mi? Sence de" demişti.

Haklıydı.

Hepsi için söyleyemem ama...
Şimdi şöyle kitap hidayet öykülerinden oluşan akıcı bir kitap,kitap da altını çizilecek kelimeler, sözler mevcut...

Lâkin kitabın 46. sayfasında Kur'an'ın yanına bir silah koyulmuş yanında ise ilginç bir insan ve Adem Özköse rönesans tablosu gibi Mübarek...

Yahu silah nerede İslâm nerede...

Evet doğru peygamber efendimiz savaşmıştır.
Hakkımızı aramak müslümanın en kutlu görevidir lâkin silahı, savaşı en son tercihte kullanır İslâm!

İslam huzur dinidir, uzlaşma dinidir, hoşgörü dinidir.

Kitabın 72. sayfasında ise Harun Yahya'nın kitaplarından etkilendiği yazmaktadır Harun Yahya şu çocuk tacizcisi Adnan Oktar değil mi?

Kitabın 89.sayfasinda "Amerika'da ikiz kulelerin Müslümanlar tarafından vurulduğu söylendi bu haber beni heyecanlandırdı müslümanlığa sıcak baktım."Baaaaak sen!!!

Kardeşim İslâm mazlumun sesi olurken,Somali'de koli koli yardım dağıtırken, Allah'ın kitabını okurken ki ahenk mantıklı söylemler dikkatini çekmezken, masum insanlara ve onun akabinde binlerce masum Müslümanı öldürmek için bir neden olan bu olay mı seni müslümanlığa sıcak baktırdı!

Yazıklar olsun!

Yine aynı sayfada gerilla ismi telaffuz edilmektedir gerillayı ben PKK eylemlerinde duyarım genelde... PKK,gerilla, İslâm ne alâka kardeşim!

İslâm ferahlık dinidir,İslâm kuşu öldü diye küçük bir çocuğa taziyeye giden, başka bir dinin lideri gelince altındaki postu veren, açlıktan karnına iki tane taş bağlayan kutlu bir peygamberin dinidir.

Silah, Kur'an,gerilla, savaş,Harun Yahya ne alâka Adem Bey olmamış beğenmedim, okumayın okutmayın.
Güzel bir kitaptı. Zevk alarak okudum. Galiba bu kitaptan sonra aklım eserse bir yerlere hiç düşünmeden gidiyorum. Değişik tarzda yazılmış güzel bir eser...
Dünya'nın en güzel , heyecanlı sohbetlerden biri de seyyahların sohbetleri olsa gerek. Çünkü yolculuklar seyyahlara insanlarla paylaşabilecekleri bir sürü anı bırakabiliyorlar...


Genç seyyahlara yol tavsiyelerinde bulunuyor. Bir şehri, bir ülkeyi asla turist gibi gezmeyin diyor. Turistler en iyi otellerde kalıyormuş,Eşe- dosta göstermek için bol bol fotoğraf çekiyormuş. Gittikleri yerlerde insanlara yaklaşmıyormuş, onlarla kaynaşmıyormuş.

Seyyahın amaçlarından biri de ziyaret ettiği şehirle kaynaşmak, kısa bir süreliğine de olsa o şehrin olabilmek...


Şair, "Nur yolunu tıkıyor yüz bir katlı gökdelen. Bir küçük iğne yok mu, şehrin kalbini delen" diyor. Şehirde derinleşmek, şehrin ruhunu yakalamak...

Öyle bir sahiplenirsiniz ki onları, sanki sizin olurlar. İstanbul, Saraybosna, Kahire, Gazze, Isfahan, Bağdat, Kudüs...

Gözlemlerini, hislerini paylaşmış, bir gezi rehberi yola çıkacaklara ve gezmeyi sevenlere yol gösterecek bir kitap.
Benim gibi kalbi taşlaşmış birinin bile her hikayeden sonra kirpiklerinin ıslandığını hissetmesini sağlayan sayın yazara çok teşekkürler. Belki uzun zamandır böyle bir kitaba ihtiyacım vardı bilinmez ama kalp reçetemi temize çekme şansı verdi bu kitap öyle rahatlatıcı öyle sevimli gelmeye başladı ki her kitapta 3 beş sözü karalayan ben kitabın akışını kesmemek için bu karalamalardan vazgeçtim. Belki de bu karalamaları bahane edip tekrar okumak için yaptım. Bilmiyorum ama uzun zamandan sonra hayran kaldım diye bileceğim bi kitapla buluşmak mükemmel bir duyguydu.
İçerisinde 19 hidayet yaşanmışlığını barındıran bu kitap; okudukça düşündüren yer yer duygulandıran arada gözleri de yaşartan, gayet anlaşılır ve sade dille yazılmış oldukça akıcı bir eser. Bakıyoruz ki bu insanlar müslüman değildi, genel olarak Kuran i Kerim okunmasından,ezan sesinden çok etkilenmişler ve islamiyetle şereflenmeleri nasip olmuş. Yazar onlarin içinde yeşeren güzellikleri okuyucuya açık bir şekilde aktarmış.Onlar sonradan kavuştular bu güzelliğe ama bizden daha iyi yaşıyorlar.Belki bizim kadar bilgileri yok ama öğrendiklerini anında hayatlarına geçirip yaşamaya gayret ediyorlar..Bir bölümde müslüman olan genç namaz kılıyor ama abdest alınması gerektiğini sonradan öğreniyor onun içindeki aşk direkt namaza, huzura çıkması için acele ettiriyor genci..
islamiyet incelik dini..Çok beğendiğim bir kısmı alıntı yapacak olursam ki şöyle:

Müslüman olduktan sonra isminizi değiştirdiniz mi?
-Evet, değiştirdim.
Yeni isminizi öğrenebilir miyiz?
- Yeni ismimi açıklamak istemiyorum.
Niçin?
-Çünkü yeni ismime şimdilik layık olmadığımı düşünüyorum.Ne zaman layık olduğunu hissedersem, o zaman yeni ismimi açıklayacağım. Şu kadarını söyleyebilirim ki, bütün müslümanların çok sevdikleri bir Müslüman kadının ismini aldım.

Bu insanlar çamurun içinden çıkıp, çiçek bahçesine adım atmışlar.Bizler ise bu bahçenin tam ortasında olduğumuz halde çamura gitmek için debeleniyoruz.Özellikle ateizm, deizm, feminizm gibi kavramların ülkemiz de vücut bulmaya başladığı bu günler de bu kitapta böyle güzel yaşanmışlıklarla karşılaşınca yüreğim sızladı. Bu neyin inadı, neyin kafası, kimden, neyden kaçış.. kim neye inanıyorum ya da inanmıyorum derse desin herkesin öz vicdanındaki tek gerçek vardır O da yüce Yaratıcının, hak din İslâmiyetin varlığıdır.Buna herkes kendi vicdanini sorgulayarak kanaât getirebilir. Yoksa bu örnektekiler gibi misyoneri, ateisti, uyusturucu kaçakçısı,papazı, hindusu ve daha da fazla yüzlerce gayrimüslim insan bir vesile ile İslamiyetin nuru ile nasil şereflenebilirdi? Rabbim bizlere hidayet nasip etsin. Hem müslümanlara hem müslüman olmayanlara hem de müslüman olup yolunu şaşıranlara.. Bizleri istikâmet üzeri kılsın son olarakta şu niyazda bulanmak istiyorum;

يَا مُقَلِّبَ الْقُلُوبِ ثَبِّتْ قَلْب۪ي عَلَى د۪ينِكَ

"Ey kalpleri çeviren Allahım! Kalbimi dinin üzerine sabit kıl"
Genellikle Müslüman ülkeleri anlatan bilgilendiren güzel bir kitap.Herkesin okumasını tavsiye ederim.Afrika'nın durumu,Orta Doğu durumu,Balkanlar’daki Müslümanlar ve daha niceleri...
Hala Adem Özköse'in kitaplarını okumamış insanlar var. Şaşılacak şey.
Üç ülke gezip, seyyah edesıyla yarısı fotoğraf olan kitaplar yok satıyor ama dolaşmadığı müslüman ülkesi neredeyse kalmamış kişilerin kitapları tanınmıyor bile!
Aa doğru savaş, kan, gözyaşı ülkeleri niye okuyalım ki? İlk ağızdan onların hayatlarını anlatan bir gazetecinin kitaplarını niçin bilelim ki?
Neden sitem ediyorum bilmiyorum. Ama öyle.
Kitaba gelirsek; kitap yazarın ilk kitabı değil. Dolaştığı, ulaşılmaz denilen komutanlar ile konuştuğu, birinci ağızdan dinlediği yabancı mühtedilerin yürek dayanmaz hayat hikayelerini yazdığı, inanılmaz zor, garip, kaçak, yollardan müslüman ülkere seyahat ettiği, başka bir yerde, bir filmde, bir romanda bulamayacağınız başka coğrafya insanlarının saklı hikayelerinin ortaya çıktığı başka kitapları da var.
Bu kitaba gelirsek; adına paralel: kaçak olarak yapılan bir Veziristan yolculuğunu anlatıyor.
Adem Özköse, özgürlüklerine düşkün, İngiliz sömürgesine boyun eğmeyen tek yer olan Afganistan'da bulunan Veziristan'a gitmek istiyor.
İstanbul'dan vize istiyor vermiyorlar. Ankara'dan istiyor. Cevap ret.
Kaçak yolla gitmeye karar veriyor ve zorluklar, ilginçlikler ile dolu yolculuğu başlıyor.
Tek nefeste okudum. Kesinlikle okuyunuz.
Afganistan'ı severdim, şimdi gitmek için yanıp tutuşuyorum. Hayal.
Müslüman bir ailede doğanlar İslam'ı iyi biliyorlar; ama yaşamıyorlar. Sonradan İslam'a girenler ise İslam'ı pek fazla bilmiyorlar; fakat İslam'ı yaşamak için büyük çaba sarf ediyorlar. Müslümanlar olarak ilim ve takvayı bir araya getirebilirsek sanırım halimiz şu an ki durumumuzdan çok daha iyi olacak." Müslüman bir ülkede Müslüman olarak doğduğuna şükrediyor insan

Yazarın biyografisi

Adı:
Adem Özköse
Unvan:
Gazeteci / Yazar
Doğum:
Samsun
Adnan KARAKAŞ'Fakültede beraberdik. Aynı evde kaldık. Kabına sığmaz bir arkadaşımız. Cesaretini ve kabına sığmazlığını sonraları gazetecilikle birleştirdi. 2004 yılından bu yana dünyada gidilmedik yer bırakmadı. Turist değildi, gezmeye de gitmiyordu. Gittiği yerler, bir insanın asla gitmek istemeyeceği yerlerdi. Irak, Afganistan, Pakistan, Filistin, Tunus, Mısır, Balkanlar, Latin Amerika, Afrika…rnrn2004 yılında Amerikan işgalinin kan kusturduğu; Bağdat, Felluce, Ebu Garip ve Basra başta olmak üzere tüm ülkenin bombalarla dövüldüğü günlerde kalktı Irak’a gitti. Oysa İstanbul’da şehir haberciliğini yaparak yaşar giderdi. Kalıba sığmazlığıyla, deli doluluğuyla ve kafasına takılan soruya cevap bulma arzusuyla kalkıp o ‘cehenneme’ girdi. Amerikalı askerler, Irak’a ayak bastığı ilk gün başına silah dayadı. Embedded değildi, yanında İngilizce bilen arkadaşının askerleri ikna etmesiyle serbest kaldı. Her yanında patlamaların, çatışmaların, baskınların, tutuklanmaların olduğu, ölümün sıradanlaştığı o ülkeden haberler geçti. İzlenimlerini yazdı.rnrnIrak’tan döndükten sonra Afganistan’a gitti. Irak’a göre daha ‘güvenli’ sayılırdı Afganistan. Fakat amaç buralarda neler olup bittiğini görmek değildi sadece. Mümkünse El Kaide’ye ulaşmak, koca ‘dünya’yı neden karşılarına aldıklarını öğrenmekti. Kamplarına kadar giderek El Kaide’nin ikinci adamıyla görüştü. Afganlı rehberiyle kamptan dönerken saldırıya uğradı. Yaralandı. Gazetesi hariç hiç kimsenin, yakın arkadaşları olarak hiçbirimizin haberi yoktu.rnrnDerken evlendi, dilini geliştirmek için Suriye’ye yerleşti. Şam’da yaklaşık 4 yıl kaldı. Denebilir ki, bölgenin kalp atışını oradan izledi. İzlenimlerini Gerçek Hayat’a geçti. Fakat Şam’da sabit kaldığı da söylenemezdi. İsrail, Temmuz 2006’da Lübnan’a saldırdığında oraya koştu. Lübnan’a giden çok az sayıdaki gazeteciden biriydi. İsrail, 2008’de Gazze’ye saldırdı. Gazze’de kalan iki gazeteciden (Muhammed Mürteca’nın canlı yayınlarını unutmayın) biriydi. O saldırıdan sonra İsrail’in başlattığı ablukayı kırmak için uluslararası yardım kuruluşları ve sivil toplum harekete geçtiğinde de o yolculuğu takip eden bir avuç gazeteci arasındaydı. El Ariş’te Mısır güvenlik güçlerinin saldırısına uğrayan konvoyda birçok aktivist yaralanmıştı. Adem’in o saldırıda kolu kırıldı. 2000’li yılların en onurlu yolculuğu olarak tarihe geçecek olan Mavi Marmara’daki gazetecilerden de biriydi. Ve gemiden getirdiği görüntülerle saldırıya ayna tuttu.rnrnHilal TV için belgesel hazırlıyordu. Belgesel için en son, kralları alaşağı eden rüzgârların başlangıç noktasına, Tunus’a gitmişti. Devrimden sonraki durumu analiz eden bir belgesel hazırladı. Tunus’taki son durumu Milat’taki köşesine de yazdı.rnrnAyaklanmanın Suriye’ye sıçramasından sonra Türkiye’ye dönmüştü. Şahit olduğu olaylardan, katliamlardan etkilenmişti. “Katliamlara şahitlik ettim; insanlar hunharca öldürülüyor” diyordu. 16 Temmuz Gençlik Hareketi’ni de bu nedenle kurdu.rnDaha fazla uzatmayalım, haberleri, izlenimleri ve yazılarını bilmeyenler arşivlere bakabilir.rnrnBütün bunları niye yazıyorum? Adem Özköse, kameraman Hamit Coşkun’la birlikte 5 Mart’tan bu yana Suriye’de. 10 Mart Cumartesi gününden bu yana da kendilerinden haber alınamıyor. Son gelen haberlere göre, gazeteci arkadaşlarımız Suriye istihbaratına teslim edilmiş.rnrnFakat bu yazının nedeni kaybolmaları değil. Arkalarından methiyeler düzmek hiç değil. Mesele kaybolduklarının duyulmasından sonra haklarında kara propagandanın başlatılmış olması. Sosyal medya üzerinden, bir takım siteler üzerinden özellikle Adem Özköse’ye her tür iftiranın atılması, kara çalmanın yapılması. Hayatından endişe edilen bir insana çamur atmanın anlamını çözemedim. Nasıl bir acımasızlıktır, nasıl bir kin gütmedir, nasıl bir düşmanlıktır anlamadım. Hadi söylediklerinizin hepsini doğru kabul edelim. İnsanda biraz onur olur, biraz mertlik olur. Bir insanın yüzüne söylenemeyenler arkasından söylenmez. Bu denli pervasızca konuşmak en basit tabiriyle namertliktir. Mertliğin ağırlığını taşıyamayan insandan beklenen, namertliğin hafifliğine tenezzül etmemesi. Hafifliğe tenezzül edişinizle böyle bir yazıyı bana yazdırdınız ya; insanlığınızı mı geçsem, Müslümanlığınızı mı, bilemedim.

Yazar istatistikleri

  • 108 okur beğendi.
  • 569 okur okudu.
  • 15 okur okuyor.
  • 307 okur okuyacak.
  • 1 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları