Heinrich Von Kleist

Heinrich Von Kleist

Yazar
7.4/10
64 Kişi
·
144
Okunma
·
27
Beğeni
·
2.491
Gösterim
Adı:
Heinrich Von Kleist
Unvan:
Alman Şair ve Romancı
Doğum:
Frankfurt ( Oder ), Almanya, 18 Ekim 1777
Ölüm:
Wannsee, Almanya, 21 Kasım 1811
Bir şair, oyun yazarı, roman ve öykü yazarı olan Heinrich von Kleist 1777 yılında Frankfurt'ta doğdu ve 1811 yılında öldü.

Yetersiz ve kısa bir eğitim hayatından sonra 1792 yılında Prusya ordusuna girdi ve 1799 yılında teğmen rütbesiyle ordudan ayrıldı. Ardından Viadrina Üniversitesinde hukuk ve felsefe eğitimi aldı. 1800 yılında Berlin’de Maliye Bakanlığı bünyesinde çalışmaya başladı. Ertesi yıl Kleist'ın düzensiz umursamaz ruh halı onu Paris'e ziyaret etmeye sürükledi ve sonrasında İsviçre'ye yerleşti. Orada yakın arkadaşlar edinen Kleist onlara ilk tragedyası olan Schroffenstein Ailesi adlı eserini okudu 1802 yılının sonunda Almanya’ya dönen Kleist Goethe, Shiller ve Wieland’ı Weimar’da ziyaret etti.Leipzig ve Dresden’de kısa bir süre kaldıktan sonra Paris’e geri dönen Kleist ardından Berlin’deki görev yerini Königsberg’teki bir devlet dairesi olarak değiştirdi. 1807 yılında Dresden’e giderken Fransız askerleri tarafından ajan suçlamasıyla tutuklandı. Cezaevinden çıktıktan sonra Dresden’e giden Kleist'ın yolu Heinrich Müller ile kesişti ve birlikte 1808 yılında Phöbus gazetesini çıkardılar.

Kleist 1809 yılında Prag’a gitti ve en sonunda Berlin'e yerleşti. Orada Berliner Abendblätter gazetesini çıkardı. O sıralar ümidini kaybetmiş ve hayata küsmüş olan Henrietti Vogel'in entelektüel ve müzik konularındaki başarılarına kendini kaptıran Kleist onunla birlikte ölmeyi kabul etti ve 1811 yılında 21 Kasımında Potsdam yakınlarındaki Wannsee nehri kıyısında Vogel'e ateş edip öldürdükten sonra kendisi de intihar etti.

Kleist’ın bütün hayatı ideal ve hayali mutluluğu bulmaya çabalamakla geçti ve bu onun çoğu eserine yansıdı. Kleist kuzey Almanya’nın şu ana kadar gelmiş geçmiş en önemli Romantik dönem Dramacısı olarak sayılmaktadır.
Dünyayı böyle bir adaletsizlik içinde görmenin verdiği acı ne kadar şiddetli ise, kendi kalbindeki dürüstlükten duyduğu iç sevinç de o nispette büyüktü.
Heinrich Von Kleist
Sayfa 22 - Palet Yayınları
+ Topluma açtığım savaş sizin de belirttiğiniz gibi toplumdan dışlanmasaydım suç sayılabilirdi.
........
- Devletler var olduğundan beri, kim olursa olsun toplumdan dışlanan oldu mu ?
+ YASALARIN KORUMADIĞI BİR İNSANA BEN DIŞLANMIŞ DERİM....
Heinrich Von Kleist
Sayfa 35 - İş B. Kültür Y.
Haklısınız Efendim ! Yanımda o haydut yuvasını yakmak için Tanrının cebime koyduğu kükürtlü kibritler vardı ama beni kovdukları o şatoda bir çocuğun ağladığını duyduğumda, ben bir şey yapmayacağım, orayı Tanrının şimşeği yaksın diye düşünüp kibritleri Elbe nehrine attım..
Heinrich Von Kleist
Sayfa 9 - İş B. Kültür Y.
Göbeği yağ içindeki bu kötü adamı pisliğin içine fırlatıp, bakır rengi yüzünü ayağıyla ezmek geliyordu içinden. Ama onun bir altın terazisi kadar hassas olan adalet duygusu hâlâ tereddüt içindeydi, yüreğindeki yargıç karşısındaki adamın suçlu olup olmadığına karar veremiyordu.
Heinrich Von Kleist
Sayfa 6 - İş B. Kültür Y.
Adam
Her an ayağımız tökezleyip düşebiliriz. Zaten herkes ayağının sürteceği o melun taşı kendi içinde taşımaz mı?
Heinrich Von Kleist
Sayfa 37 - Mitos Boyut Yayınları
WALTER
Ve her şey olması gerektiği gibi olmasa bile
Katlanılabilir olduğu sürece seviniyorum.
Heinrich Von Kleist
Sayfa 56 - Mitos Boyut Yayınları
WALTER
Sizin kafanızda bilim ve yanlışlık
Tıpkı bir hamur gibi, iç içe yoğrulmuş,
Her lokmada bana her ikisinden de veriyorsunuz.
Heinrich Von Kleist
Sayfa 94 - Mitos Boyut Yayınları
JUPİTER
Kimdir aslında, onun sunağında dua ettiğin?
Emin misin taptığına bulutların üzerindekine?
Zincire vurulmuş duyularınla kavrayabilir misin
Onu? Yuvasına alışmış duyguların yürekli midir
Böyle bir uçuş için kanat açabilecek kadar?
Aslında hep o sevdiğin, yani Amphitryon değil mi,
Kendini önünde yerlere attığın?

ALKMENE
Ah zavallı ben, kafamı karıştırmaktasın.
Elinde olmayan yüzünden de suçlu sayılabilir mi insan?
Mermerlerin bembeyaz duvarına mı edeyim dualarımı?
Bir yüz belirmeli kafamda, düşündüğüm bir Tanrı da olsa.
ADALET...!
Zalime karşı zalimce davranmak ne kadar adildir ? İnsan haklı olduğu bir dava uğrunda sevdiklerini kaybettiğinde bunun bedelini kendisi ödetebilir mi ?
1-) Michael Kohlhaas:
Tarihin görebileceği ve gerçek bir hikayeden kaleme alınmıştır. Zulmün kalesini ateşe veren adil katil Kohlhaas. Kendisine uğrunda savaştığı adalet davasından vazgeçmesi için iki kır at yerine çok daha fazla değer teklif edilmesine rağmen davasından asla vazgeçmeyen ve Sokratik bir cesaretle kurtulabilecekken kendini cellada teslim eden kahraman.
" Cesur Yürek" filmindeki William Wolls canlandı gözümde. Ve tarihte kahramanlar hanesine kendimce eklediğim bir dava adamı.
Muhakkak bilinmesi ve okunması gereken bir hikaye... Onun sonunda kendi başlangıcımızı görebilmek umuduyla..

Kitap 8 ayrı hikayeden oluşuyor ve her hikaye Von Kleist büyüsüyle kitabı normal okunma hizasından biraz yukarı kaldırtabiliyor okuduğunuza inanabilmeniz için.

Dünyanın her yerinde ve somut ve ya somut olmayan her tarihinde en büyük eksiklik ki sürekli adalettir. Bu kitapta tecelli eden adalete ve tecelliye zaman bulamayan adalete şahit olacaksınız ve bunlar yaşanmış hikayeler.
Toplumun tutucu ve muhafazakar kesimlerinin katlettiği Jeronimo ve Josephe' nin hikayesi de böyle. Şili de yaşanan o büyük depremden sağ kalanların o iki gence karşı tutumu hele ki kitabı okurken Allah'ım onlara bişey olmasın diye diye bitirdiğim hikaye...
İnsan yok olurken ve ya varolurken en çok lazım olan şey sudan veya sütten önce kesinlikle adalettir. Bir toplumun aç ve ya susuz yaşaması o toplumun adaletsizce yaşatılmasından daha zor değildir. Ki Adalet yan yana iki insanın bir ekmekten bir kanundan bir kap sudan eşit şekilde faydalanabilmesini sağlayacaktır. Ve adaletsizliğin olduğu her devlet, kabile, aile, gruplar vs. parçalanmaya mahkumdur.
Sevgi ve Saygılarla. Daha Adil ve daha umut dolu geleceklere...
Kitap alamayan çocuklara kitaplar hediye edeceğim Youtube kanalımda, kitaplardaki alıntılar hakkında videolar hazırlıyorum. Destek olmak isterseniz abone olabilirsiniz: http://bit.ly/alintilarlayasiyorum

Michael Kohlhaas, tam anlamıyla feodal sisteme karşı verilen sosyal mücadelenin fert bazında açık bir ifadesidir. Yersiz bir suçlama ve inatçı bir adalet arama düşüncesiyle tam bir bireysel hak arama mücadelesidir. Suçsuz durumdayken suçlu duruma düşmenin kitaplaştırılmış halidir. Ortaçağ kültürü ve Almanyası, ülkenin başındaki prenslerin birbirlerini kayırmaları, Kohlhaas'ın hak arama mücadelesindeki ruh hali gayet açıklayıcı bir biçimde anlatılmış. Bu kitap aslında bize diyor ki; eğer suçsuzsan suçsuzluğunu bil yoksa bir süre sonra mutlaka suçlu bir hale dönüşürsün.

Olayların geçtiği yerlerden biri olan Dresden'in tipik bir Ortaçağ kültürüne sahip şehir olduğunu düşünüyorum. Gotik mimari üslubun Dresden'e vermiş olduğu kasvet ve ezicilik kitapta açıkça belirtilmiş olmasa bile Kohlhaas'ın hak arama mücadelesindeki zorluğun ve çabanın Dresden şehriyle ve Ortaçağ mimari üslubunun insan ihtiyaçlarını dikkate almamasıyla bağdaştırıldığı açık.

Bir dipnot olarak, Kohlhaas romanı için mekan seçimi olarak günümüz Türkiyesi seçilseydi adamcağız ölene kadar ruhsal bir işkence içinde sürünüp dururdu herhalde. Burada ölemiyorsun bile Kohlhaas kardeş. Ölüm, bazı şeylerin kesin çözümü olabiliyor çünkü. Onun için şanslı olduğunu düşünüyorum. Umarım yolun bir gün Türkiye'ye düşer de sana hak arama mücadelelerinin ve fert bazında inatçı bir adalet isteğinin alasını gösterme fırsatını bulurum.
Vicdanı temiz, dingin bir hayat yaşarken ve yine bu şekilde devam eden alışılmış işlerini görürken karşılaştığı haksızlığı "Belki de, acaba, yoksalarla" araştırıp iyice emin olduktan sonra yapılması gerekenleri adım adım yaparken geçen süreçte; kanunların, adalet sağlayıcılarının dolayısıyla ülkesinin kendisine tutumunu görüp ve yine bu çabasında karşılaştığı yeni haksızlıklar, acılar nedeniyle kendisinin adalet kustuğu bir adamın hikayesiydi.
Masum olmanın en büyük acısıydı "Adalet için tek başına yeterli olamamak."
Soylular tarafından haksızlığa uğrayan At tüccarı Michael kohlhaas'ın başkaldırısını anlatan bir kitap.Adaletin belli bir kesimin elinde bulunması sebebiyle hakkını isyan ederek almaya karar veren Kohlhaas sonunda bedel ödemek durumunda kalsada istediğini almayı başaracak.Anlatımın güzelliği ve olay örgüsünün kusursuzluğu ile zevkle okunacak bir öykü.
Prenslikler soylu kesimler insanlar insan sandiklarimiz ve hepsinden öte adalet duygusunun varolmadığını gösteren bir kurgu kitaplardandir.Toplumda soyutlasmis yozlaşmış bürokrasi enkazından kurtulamayarak içinde ezilen bakanlar başbakanlar gibi siralanabilecek kamu görevlilerin haksiz yere alikonulmasinin aktarıldığı bir klasik benim okuduğum en iyi kitap olmakla birlikte en iyi ulaşım arası saygıdır karsindaki hosgorudur temalı kurgu betimleler eşliğinde olmak fikir uyuşmazlığı yaşamadan hak edilen değerler unsurunda bir betimleme sunulmasi gerçekten hoş bir klasik büyük yazar kleistin kaleminden çıkan basyapit

Adalet neyin nerde arandığını nasıl bulunduğunu sahip olunmasının nerelere mal olduğunu belirtmiş bir çok metin ve belge var. Bu belgelerin söz konusu adalet çizgisi üzerinde tartışmaya açıldığı adalet kavramını adalet yapan bir mavi unsurları ortadan kaldırmak söz konusuysa kleistin yapmak istedigi adalet tartisilmamasi gerek kleistin hayatinin anlatıldığı bu eser ve diğer başyapıtlarından düello eserinde olağan davranan kişilerin özellikle farklı unsurlarda da olsa adalet karmasasasi içersinde olduğumuzu gösterir.Her ortamdan sağlıklı metinler çıkmayabilir o dönemde Kleist yasaklı metinler cikardi diye eserlerinin büyük cogunlugu yasaklandı ve kleist roman yazmaktan değil anlasilamamasindan gem vurarak karamsarlığa dustu.ben bu eser hakkında çok şeyler soylerim bu alan yeterli değil

Fikirlerin düşündüklerini veya hareket ettiğin kanuna karşı gelip isyancı pozisyonuna düşmenin adaletinin kendisinin olusuumlarda bulunmasının bir kamu görevlisinin peşi sıra asaletten uzak tutulduğu bir yararı olmayan kişilerin ustunde şahlık davası güttüğü için bu eser içten içe tartışmaya açılması gerek büyük bir eser lakin eserin o dönemki prenslerin prenseslerin nazarında konunun tartışılması gerek olduğunun eserin mutlak idarecilerin elinde kukla bir yönetimin döneminin tartışılması gerekliliğinin altıni ciziyorum.Edebiyat faktörü budur edebiyat eserlerle şekillenir ve dev bir dünya klasikleri arasında kleistin bu nadide eserin bir an önce degerlendirilmesini istiyorum.
Kısa, sürükleyici ve etkileyici bir trajedya. Bir çırpıda okunabilecek bir eser. O devirde yaşayan başka hangi Alman yazarı bizi koloniyal dönemin Latin Amerikasına götürmüştür? Bilen varsa lütfen bildirsin.
Kitabı okurken çok sıkıldım.Türkiye'de çok popüler bir kitapta değil zaten.Sadece Alman dili ve Edebiyatı okuduğum için eski dönemlerde almanlarda ki toplumsal yaşam nasıldır diye merak edip aldım.Boşuna vakit kaybetmeyin.
Sabahattin Ali adını görüp heyecanlanarak aldığım kitabı ite kaka zar zor okudum. Hikayeleri beğenenler vardır elbet fakat beni hiç cezbetmedi. Bitse de artık başka bir kitaba başlasam diye diye okudum. Keşke beğenenler de birer açıklama yazsaydı da kitabı onların gözünden de görseydik.
Kleist'in aşırı uçlarda gezinmesinin , günlük hayatta insanların sadece gözlerinin tuhaf baktığını anımsadıkları bu düz adamın, hayatta hep birlikte yaşayacagı değil birlikte öleceği birini aramış ve kendi cezbesince lanetlenmi bir insanın volkanlarının en tutkulu dısavurumu düello. okudukça bir Blake bir Shakespearevari tat aldığım nadir yazınlardan.
Ədalətsiz dünyada ədaləti axtarmaq
Ədaləti təkbaşına bərqərar etmək, ədalətin pozulmuş tərəzisini öz qanunlarımızla nizamlamaq mümkündürmü? Hamımız, daha doğrusu içindəki vicdan və ədalət hissi diri olanlar, heç olmasa ömrümüzdə bir dəfə bu barədə düşünüb, hansısa fədakarlığa, hansısa məhrumiyyətə ehtiyac hiss etmişik. Çünki lap əzəldən ədalətin tərəzisi düz çəkmir. Və insan ədalət axtarışındadır.
Başqasına ədalətsizlik etmədən öz haqqını almağın, insanları incitmədən beynində qurduğun ilahi ədalətə qovuşmağın məncə mümkünsüzdür. Sən öz pozulmuş hüquqlarını qoruyarkən başqalarının haqqını tapdalayırsansa, buna görə cavab vermək məcburiyyətində qalacağını da anlamalısan. Bu da başqalarının gözlədiyi ədalətdir. XIX əsr Alman ədəbiyyatının ən ciddi nümayəndələrindən biri hesab edilən Haynrix fon Klaystın (Heinrich Von Kleist) “Michael Kohlhaas” (Maykl Kolas) əsəri təkbaşına ədaləti bərqərar edəcəyinə inan, sadə bir at tacirinin həyatından bəhs edir. Frans Kafka, Klaystın bur romanı haqqında deyir: “Nə zaman yadıma düşsə, göz yaşlarımı saxlaya bilmirəm”. Kafkanın bu qədər həssas yanaşdığı bu əsərin qəhrəmanı Kolasın faciəsi doğrudan da olduqca həzin və təsirlidir.
Ədalətli qorxunc adam…
XIV əsrin ortalarında Havel çayının sahillərində yaşayan və at ticarəti ilə məşğul olan Maykl Kolas Klaystın təbirincə desək “dövrünün ən ədalətli ancaq ən qorxunc adamıydı”. Günlərin birində parçalanmış Almaniyanın gənc və harınlamış əsilzadələrindən birinin adamları Kolası hər zaman keçdiyi Tronkenburqda heç bir səbəb olmadan saxlayırlar. Atların keçdiyi torpaqların gənc ağası, Kolasdan icazə kağızı tələb edir. İcazə kağızı üçün öz yaşadığı yerə qayıtmalı olan Kolasın iki seçmə qara atını və bir qulluqçusunu gənc baron girov saxlayır. Kolas icazə almağa çalışdığı dönəmdə Tronkenburq əsilzadəsinin adamları onun qara ayğırlarını təsərrüfatda işlədir, buna mane olmaq istəyən qulluqçusunu isə ölümcül döyüb, qovurlar. Baronun ədalətsiz davranışı at tacirini özündən çıxarır. İcazə almaq üçün müraciət etdiyi dövlət idarəsində məlum olur ki, Tronkenburqdan keçmək üçün heç bir icazə kağızına ehtiyac yoxdur. Kolas hüquqi müstəvidə mübarizəyə başlayır və gənc baronu məhkəməyə verir. Məhkəmədə yaxın qohumları olan barona qarşı şikayəti təmin edilməyən at taciri mübarizəsini davam etdirmək üçün torpaqlarını, illərlə qurub yaratdığı evini satmağa qərar verir və qərarını belə əsaslandırır : “Hüquqlarımı qorumaq istəməyən bir ölkədə qətiyyən qala bilmərəm. Əgər ayaqlar altında əziləcəyəmsə, insan olmaqdansa it olmağı seçərəm”.
Bu dəfə Kolas birbaşa kral sarayına şikayət etmək üçün həyat yoldaşı ilə yola çıxır. Amma bu səfər faciə ilə sonuclanır. Kolasın həyat yoldaşı baronun qohumları tərəfindən öldürülür və Kolas ədaləti bərqərar etmək üçün öz mübarizəsinə başlayır.

Qanunlar bizi qoruyurmu?

“Maykl Kolas” romanı 1500-1540-cı illər arası yaşamış alman üsyançısı Hans Kolhasenin başına gələnlərdən təsirlənərək qələmə alınıb. Klayst bu əsəri ölümündən bir neçə il əvvəl tamamlayıb. Əsərdə dövrünün böyük kilsə reformisti Martin Lüterin də maraqlı obrazı yaradılıb. Lüter üsyanın və qırğının qarşısını almaq üçün Kolasa məktub yazıb, nə üçün insanları öldürdüyünü, şəhərləri yandırdığını soruşur. Martin Lüteri və onun kilsədə həyata keçirməyə çalışdığı islahatları dəstəkləyən Kolas onun görüşünə gedir və atdığı addımların səbəbini izah etməyə çalışır: “Əgər hüquqlarım pozularaq cəmiyyətdən kənarlaşdırılmasaydım, mənim mübarizəm ədalətsiz hesab oluna bilərdi. Qanunların qorumadığı bir insanı mən cəmiyyətdən təcrid olunmuş hesab edirəm.”
Martin Lüterə görə Kolas baronu ələ keçirmək, haqqını almaq üçün apardığı dəhşətli mübarizədə başqalarının hüququnu pozur, ədalətsiz davranır. İstənilən halda, dövlətin müdafiəçisi kimi görünsə də Lüterə bu baxımdan haqq qazandırmamaq olmur. Yandırılan şəhərlərdə öldürülən günahsız adamların heç birinin baronla əlaqəsi olmadığı üçün, bu məqamda Kolas ədalət mizanı pozmuş sayılır və bu cəzasız qala bilməzdi. Kolas bu həqiqəti gec də olsa dərk edir.
Kolasın üsyanı xalqın oyanmasına, üsyana qalxmasına səbəb olur. Öz yaxın ətrafı ilə mübarizəyə başlayan Kolas, böyük bir ordunu idarə etməyə başlayır. Onun öz hüquqları uğrunda başladığı mübarizə, bütün xalqın mübarizəsinə çevrilir.

Ədalət və ölüm

Dövlətlə danışığa gedən at taciri barondan girov qoyduğu atlarını almaqla yanaşı, döyülmüş qulluqçusu üçün təzminat almağa, baron Ventselin iki illik həbs olunmasına nail olur. Amma Kolasın ədaləti bərqərar etmək üçün apardığı qeyri-qanuni mübarizə də cəzasız qalmır. Yandırdığı şəhərlərə və öldürdüyü insanlara görə onu edama məhkum edirlər. Edamdan əvvəl at taciri baron Ventseldən geri aldığı iki qara ayğırın yüyənindən tutub oğlanlarına təhvil verir. Oğlanlarına təhvil verməyi bacardığı atlar əslində onun azadlıq və ədalət uğrunda apardığı mübarizənin simvoludur. Kolasın mübarizəsindəki paradoks, onun ədaləti axtararkən insanlara qarşı ədalətsizlik etməsidir. Bəs əsərin sonluğunu ədalətin zəfəri saymaq olarmı? Klaystın qələmə aldığı bu paradoks dolu əsər, oxucu üçün ciddi suallar yaradır. Bu mübarizəyə haqq qazandıranlar da, bu mübarizə metodunu səhv hesab edənlər də olması çox normaldır. Çünki hər kəsin ədalət anlayışı fərqlidir. Ömrünü axtarışlarda keçirib, gənc yaşında sevgilisi ilə birlikdə intihar edən müəllif məncə özü də bu paradoks qarşısında aciz qalıb. Əsərin sonluğundan da bunu hiss etmək çətin deyil.

Yazarın biyografisi

Adı:
Heinrich Von Kleist
Unvan:
Alman Şair ve Romancı
Doğum:
Frankfurt ( Oder ), Almanya, 18 Ekim 1777
Ölüm:
Wannsee, Almanya, 21 Kasım 1811
Bir şair, oyun yazarı, roman ve öykü yazarı olan Heinrich von Kleist 1777 yılında Frankfurt'ta doğdu ve 1811 yılında öldü.

Yetersiz ve kısa bir eğitim hayatından sonra 1792 yılında Prusya ordusuna girdi ve 1799 yılında teğmen rütbesiyle ordudan ayrıldı. Ardından Viadrina Üniversitesinde hukuk ve felsefe eğitimi aldı. 1800 yılında Berlin’de Maliye Bakanlığı bünyesinde çalışmaya başladı. Ertesi yıl Kleist'ın düzensiz umursamaz ruh halı onu Paris'e ziyaret etmeye sürükledi ve sonrasında İsviçre'ye yerleşti. Orada yakın arkadaşlar edinen Kleist onlara ilk tragedyası olan Schroffenstein Ailesi adlı eserini okudu 1802 yılının sonunda Almanya’ya dönen Kleist Goethe, Shiller ve Wieland’ı Weimar’da ziyaret etti.Leipzig ve Dresden’de kısa bir süre kaldıktan sonra Paris’e geri dönen Kleist ardından Berlin’deki görev yerini Königsberg’teki bir devlet dairesi olarak değiştirdi. 1807 yılında Dresden’e giderken Fransız askerleri tarafından ajan suçlamasıyla tutuklandı. Cezaevinden çıktıktan sonra Dresden’e giden Kleist'ın yolu Heinrich Müller ile kesişti ve birlikte 1808 yılında Phöbus gazetesini çıkardılar.

Kleist 1809 yılında Prag’a gitti ve en sonunda Berlin'e yerleşti. Orada Berliner Abendblätter gazetesini çıkardı. O sıralar ümidini kaybetmiş ve hayata küsmüş olan Henrietti Vogel'in entelektüel ve müzik konularındaki başarılarına kendini kaptıran Kleist onunla birlikte ölmeyi kabul etti ve 1811 yılında 21 Kasımında Potsdam yakınlarındaki Wannsee nehri kıyısında Vogel'e ateş edip öldürdükten sonra kendisi de intihar etti.

Kleist’ın bütün hayatı ideal ve hayali mutluluğu bulmaya çabalamakla geçti ve bu onun çoğu eserine yansıdı. Kleist kuzey Almanya’nın şu ana kadar gelmiş geçmiş en önemli Romantik dönem Dramacısı olarak sayılmaktadır.

Yazar istatistikleri

  • 27 okur beğendi.
  • 144 okur okudu.
  • 128 okur okuyacak.
  • 3 okur yarım bıraktı.