Heinrich Von Kleist

Heinrich Von Kleist

7.5/10
47 Kişi
·
110
Okunma
·
25
Beğeni
·
2.206
Gösterim
Adı:
Heinrich Von Kleist
Unvan:
Alman Şair ve Romancı
Doğum:
Frankfurt ( Oder ), Almanya, 18 Ekim 1777
Ölüm:
Wannsee, Almanya, 21 Kasım 1811
Bir şair, oyun yazarı, roman ve öykü yazarı olan Heinrich von Kleist 1777 yılında Frankfurt'ta doğdu ve 1811 yılında öldü.

Yetersiz ve kısa bir eğitim hayatından sonra 1792 yılında Prusya ordusuna girdi ve 1799 yılında teğmen rütbesiyle ordudan ayrıldı. Ardından Viadrina Üniversitesinde hukuk ve felsefe eğitimi aldı. 1800 yılında Berlin’de Maliye Bakanlığı bünyesinde çalışmaya başladı. Ertesi yıl Kleist'ın düzensiz umursamaz ruh halı onu Paris'e ziyaret etmeye sürükledi ve sonrasında İsviçre'ye yerleşti. Orada yakın arkadaşlar edinen Kleist onlara ilk tragedyası olan Schroffenstein Ailesi adlı eserini okudu 1802 yılının sonunda Almanya’ya dönen Kleist Goethe, Shiller ve Wieland’ı Weimar’da ziyaret etti.Leipzig ve Dresden’de kısa bir süre kaldıktan sonra Paris’e geri dönen Kleist ardından Berlin’deki görev yerini Königsberg’teki bir devlet dairesi olarak değiştirdi. 1807 yılında Dresden’e giderken Fransız askerleri tarafından ajan suçlamasıyla tutuklandı. Cezaevinden çıktıktan sonra Dresden’e giden Kleist'ın yolu Heinrich Müller ile kesişti ve birlikte 1808 yılında Phöbus gazetesini çıkardılar.

Kleist 1809 yılında Prag’a gitti ve en sonunda Berlin'e yerleşti. Orada Berliner Abendblätter gazetesini çıkardı. O sıralar ümidini kaybetmiş ve hayata küsmüş olan Henrietti Vogel'in entelektüel ve müzik konularındaki başarılarına kendini kaptıran Kleist onunla birlikte ölmeyi kabul etti ve 1811 yılında 21 Kasımında Potsdam yakınlarındaki Wannsee nehri kıyısında Vogel'e ateş edip öldürdükten sonra kendisi de intihar etti.

Kleist’ın bütün hayatı ideal ve hayali mutluluğu bulmaya çabalamakla geçti ve bu onun çoğu eserine yansıdı. Kleist kuzey Almanya’nın şu ana kadar gelmiş geçmiş en önemli Romantik dönem Dramacısı olarak sayılmaktadır.
Dünyayı böyle bir adaletsizlik içinde görmenin verdiği acı ne kadar şiddetli ise, kendi kalbindeki dürüstlükten duyduğu iç sevinç de o nispette büyüktü.
Heinrich Von Kleist
Sayfa 22 - Palet Yayınları
+ Topluma açtığım savaş sizin de belirttiğiniz gibi toplumdan dışlanmasaydım suç sayılabilirdi.
........
- Devletler var olduğundan beri, kim olursa olsun toplumdan dışlanan oldu mu ?
+ YASALARIN KORUMADIĞI BİR İNSANA BEN DIŞLANMIŞ DERİM....
Heinrich Von Kleist
Sayfa 35 - İş B. Kültür Y.
Haklısınız Efendim ! Yanımda o haydut yuvasını yakmak için Tanrının cebime koyduğu kükürtlü kibritler vardı ama beni kovdukları o şatoda bir çocuğun ağladığını duyduğumda, ben bir şey yapmayacağım, orayı Tanrının şimşeği yaksın diye düşünüp kibritleri Elbe nehrine attım..
Heinrich Von Kleist
Sayfa 9 - İş B. Kültür Y.
Göbeği yağ içindeki bu kötü adamı pisliğin içine fırlatıp, bakır rengi yüzünü ayağıyla ezmek geliyordu içinden. Ama onun bir altın terazisi kadar hassas olan adalet duygusu hâlâ tereddüt içindeydi, yüreğindeki yargıç karşısındaki adamın suçlu olup olmadığına karar veremiyordu.
Heinrich Von Kleist
Sayfa 6 - İş B. Kültür Y.
Adam
Her an ayağımız tökezleyip düşebiliriz. Zaten herkes ayağının sürteceği o melun taşı kendi içinde taşımaz mı?
Heinrich Von Kleist
Sayfa 37 - Mitos Boyut Yayınları
WALTER
Ve her şey olması gerektiği gibi olmasa bile
Katlanılabilir olduğu sürece seviniyorum.
Heinrich Von Kleist
Sayfa 56 - Mitos Boyut Yayınları
WALTER
Sizin kafanızda bilim ve yanlışlık
Tıpkı bir hamur gibi, iç içe yoğrulmuş,
Her lokmada bana her ikisinden de veriyorsunuz.
Heinrich Von Kleist
Sayfa 94 - Mitos Boyut Yayınları
JUPİTER
Kimdir aslında, onun sunağında dua ettiğin?
Emin misin taptığına bulutların üzerindekine?
Zincire vurulmuş duyularınla kavrayabilir misin
Onu? Yuvasına alışmış duyguların yürekli midir
Böyle bir uçuş için kanat açabilecek kadar?
Aslında hep o sevdiğin, yani Amphitryon değil mi,
Kendini önünde yerlere attığın?

ALKMENE
Ah zavallı ben, kafamı karıştırmaktasın.
Elinde olmayan yüzünden de suçlu sayılabilir mi insan?
Mermerlerin bembeyaz duvarına mı edeyim dualarımı?
Bir yüz belirmeli kafamda, düşündüğüm bir Tanrı da olsa.
ADALET...!
Zalime karşı zalimce davranmak ne kadar adildir ? İnsan haklı olduğu bir dava uğrunda sevdiklerini kaybettiğinde bunun bedelini kendisi ödetebilir mi ?
1-) Michael Kohlhaas:
Tarihin görebileceği ve gerçek bir hikayeden kaleme alınmıştır. Zulmün kalesini ateşe veren adil katil Kohlhaas. Kendisine uğrunda savaştığı adalet davasından vazgeçmesi için iki kır at yerine çok daha fazla değer teklif edilmesine rağmen davasından asla vazgeçmeyen ve Sokratik bir cesaretle kurtulabilecekken kendini cellada teslim eden kahraman.
" Cesur Yürek" filmindeki William Wolls canlandı gözümde. Ve tarihte kahramanlar hanesine kendimce eklediğim bir dava adamı.
Muhakkak bilinmesi ve okunması gereken bir hikaye... Onun sonunda kendi başlangıcımızı görebilmek umuduyla..

Kitap 8 ayrı hikayeden oluşuyor ve her hikaye Von Kleist büyüsüyle kitabı normal okunma hizasından biraz yukarı kaldırtabiliyor okuduğunuza inanabilmeniz için.

Dünyanın her yerinde ve somut ve ya somut olmayan her tarihinde en büyük eksiklik ki sürekli adalettir. Bu kitapta tecelli eden adalete ve tecelliye zaman bulamayan adalete şahit olacaksınız ve bunlar yaşanmış hikayeler.
Toplumun tutucu ve muhafazakar kesimlerinin katlettiği Jeronimo ve Josephe' nin hikayesi de böyle. Şili de yaşanan o büyük depremden sağ kalanların o iki gence karşı tutumu hele ki kitabı okurken Allah'ım onlara bişey olmasın diye diye bitirdiğim hikaye...
İnsan yok olurken ve ya varolurken en çok lazım olan şey sudan veya sütten önce kesinlikle adalettir. Bir toplumun aç ve ya susuz yaşaması o toplumun adaletsizce yaşatılmasından daha zor değildir. Ki Adalet yan yana iki insanın bir ekmekten bir kanundan bir kap sudan eşit şekilde faydalanabilmesini sağlayacaktır. Ve adaletsizliğin olduğu her devlet, kabile, aile, gruplar vs. parçalanmaya mahkumdur.
Sevgi ve Saygılarla. Daha Adil ve daha umut dolu geleceklere...
Michael Kohlhaas, tam anlamıyla feodal sisteme karşı verilen sosyal mücadelenin fert bazında açık bir ifadesidir. Yersiz bir suçlama ve inatçı bir adalet arama düşüncesiyle tam bir bireysel hak arama mücadelesidir. Suçsuz durumdayken suçlu duruma düşmenin kitaplaştırılmış halidir. Ortaçağ kültürü ve Almanyası, ülkenin başındaki prenslerin birbirlerini kayırmaları, Kohlhaas'ın hak arama mücadelesindeki ruh hali gayet açıklayıcı bir biçimde anlatılmış. Bu kitap aslında bize diyor ki; eğer suçsuzsan suçsuzluğunu bil yoksa bir süre sonra mutlaka suçlu bir hale dönüşürsün.

Olayların geçtiği yerlerden biri olan Dresden'in tipik bir Ortaçağ kültürüne sahip şehir olduğunu düşünüyorum. Gotik mimari üslubun Dresden'e vermiş olduğu kasvet ve ezicilik kitapta açıkça belirtilmiş olmasa bile Kohlhaas'ın hak arama mücadelesindeki zorluğun ve çabanın Dresden şehriyle ve Ortaçağ mimari üslubunun insan ihtiyaçlarını dikkate almamasıyla bağdaştırıldığı açık.

Bir dipnot olarak, Kohlhaas romanı için mekan seçimi olarak günümüz Türkiyesi seçilseydi adamcağız ölene kadar ruhsal bir işkence içinde sürünüp dururdu herhalde. Burada ölemiyorsun bile Kohlhaas kardeş. Ölüm, bazı şeylerin kesin çözümü olabiliyor çünkü. Onun için şanslı olduğunu düşünüyorum. Umarım yolun bir gün Türkiye'ye düşer de sana hak arama mücadelelerinin ve fert bazında inatçı bir adalet isteğinin alasını gösterme fırsatını bulurum.
Vicdanı temiz, dingin bir hayat yaşarken ve yine bu şekilde devam eden alışılmış işlerini görürken karşılaştığı haksızlığı "Belki de, acaba, yoksalarla" araştırıp iyice emin olduktan sonra yapılması gerekenleri adım adım yaparken geçen süreçte; kanunların, adalet sağlayıcılarının dolayısıyla ülkesinin kendisine tutumunu görüp ve yine bu çabasında karşılaştığı yeni haksızlıklar, acılar nedeniyle kendisinin adalet kustuğu bir adamın hikayesiydi.
Masum olmanın en büyük acısıydı "Adalet için tek başına yeterli olamamak."
Soylular tarafından haksızlığa uğrayan At tüccarı Michael kohlhaas'ın başkaldırısını anlatan bir kitap.Adaletin belli bir kesimin elinde bulunması sebebiyle hakkını isyan ederek almaya karar veren Kohlhaas sonunda bedel ödemek durumunda kalsada istediğini almayı başaracak.Anlatımın güzelliği ve olay örgüsünün kusursuzluğu ile zevkle okunacak bir öykü.
Prenslikler soylu kesimler insanlar insan sandiklarimiz ve hepsinden öte adalet duygusunun varolmadığını gösteren bir kurgu kitaplardandir.Toplumda soyutlasmis yozlaşmış bürokrasi enkazından kurtulamayarak içinde ezilen bakanlar başbakanlar gibi siralanabilecek kamu görevlilerin haksiz yere alikonulmasinin aktarıldığı bir klasik benim okuduğum en iyi kitap olmakla birlikte en iyi ulaşım arası saygıdır karsindaki hosgorudur temalı kurgu betimleler eşliğinde olmak fikir uyuşmazlığı yaşamadan hak edilen değerler unsurunda bir betimleme sunulmasi gerçekten hoş bir klasik büyük yazar kleistin kaleminden çıkan basyapit

Adalet neyin nerde arandığını nasıl bulunduğunu sahip olunmasının nerelere mal olduğunu belirtmiş bir çok metin ve belge var. Bu belgelerin söz konusu adalet çizgisi üzerinde tartışmaya açıldığı adalet kavramını adalet yapan bir mavi unsurları ortadan kaldırmak söz konusuysa kleistin yapmak istedigi adalet tartisilmamasi gerek kleistin hayatinin anlatıldığı bu eser ve diğer başyapıtlarından düello eserinde olağan davranan kişilerin özellikle farklı unsurlarda da olsa adalet karmasasasi içersinde olduğumuzu gösterir.Her ortamdan sağlıklı metinler çıkmayabilir o dönemde Kleist yasaklı metinler cikardi diye eserlerinin büyük cogunlugu yasaklandı ve kleist roman yazmaktan değil anlasilamamasindan gem vurarak karamsarlığa dustu.ben bu eser hakkında çok şeyler soylerim bu alan yeterli değil

Fikirlerin düşündüklerini veya hareket ettiğin kanuna karşı gelip isyancı pozisyonuna düşmenin adaletinin kendisinin olusuumlarda bulunmasının bir kamu görevlisinin peşi sıra asaletten uzak tutulduğu bir yararı olmayan kişilerin ustunde şahlık davası güttüğü için bu eser içten içe tartışmaya açılması gerek büyük bir eser lakin eserin o dönemki prenslerin prenseslerin nazarında konunun tartışılması gerek olduğunun eserin mutlak idarecilerin elinde kukla bir yönetimin döneminin tartışılması gerekliliğinin altıni ciziyorum.Edebiyat faktörü budur edebiyat eserlerle şekillenir ve dev bir dünya klasikleri arasında kleistin bu nadide eserin bir an önce degerlendirilmesini istiyorum.
Kısa, sürükleyici ve etkileyici bir trajedya. Bir çırpıda okunabilecek bir eser. O devirde yaşayan başka hangi Alman yazarı bizi koloniyal dönemin Latin Amerikasına götürmüştür? Bilen varsa lütfen bildirsin.
Kitabı okurken çok sıkıldım.Türkiye'de çok popüler bir kitapta değil zaten.Sadece Alman dili ve Edebiyatı okuduğum için eski dönemlerde almanlarda ki toplumsal yaşam nasıldır diye merak edip aldım.Boşuna vakit kaybetmeyin.
Kleist'in aşırı uçlarda gezinmesinin , günlük hayatta insanların sadece gözlerinin tuhaf baktığını anımsadıkları bu düz adamın, hayatta hep birlikte yaşayacagı değil birlikte öleceği birini aramış ve kendi cezbesince lanetlenmi bir insanın volkanlarının en tutkulu dısavurumu düello. okudukça bir Blake bir Shakespearevari tat aldığım nadir yazınlardan.
Kleist'in bu eserini, yazarın hayatını bildikten ve yaşadığı çağın Almanyasını yorumşayacak kadar hakim olduktan sonra okumanızı öneririm. Eğer bu konuda kapsam lı okuma yapmak isterseniz Stefan Zweig'in kendisi hakkındaki Biyografisini okuyabilirsiniz. Kitapta Kohlhaas karakteri üzerinden Kleist bize aşırılıkların hayatımızdaki herşeyi nasıl da mahvedip küle çevirme yeteneğinde olduğunu anımsatıyor, erdem nedir ve erdem nereye kadar erdemdir sorunsalını düşündürüyor. Aslında haklı iken, hakkını aramak için fazla tutkulu davranan sıradan mert bir adamın mahvoluşunu izletiyor bize.
Yarım bıraktım, iki ayrı şövalyelik oyunu kitapta mevcut. Bu oyunları okuyup beğenen arkadaşlarımzın pozitif yorumlarını da görmek isterim açıkçası.

Yazarın biyografisi

Adı:
Heinrich Von Kleist
Unvan:
Alman Şair ve Romancı
Doğum:
Frankfurt ( Oder ), Almanya, 18 Ekim 1777
Ölüm:
Wannsee, Almanya, 21 Kasım 1811
Bir şair, oyun yazarı, roman ve öykü yazarı olan Heinrich von Kleist 1777 yılında Frankfurt'ta doğdu ve 1811 yılında öldü.

Yetersiz ve kısa bir eğitim hayatından sonra 1792 yılında Prusya ordusuna girdi ve 1799 yılında teğmen rütbesiyle ordudan ayrıldı. Ardından Viadrina Üniversitesinde hukuk ve felsefe eğitimi aldı. 1800 yılında Berlin’de Maliye Bakanlığı bünyesinde çalışmaya başladı. Ertesi yıl Kleist'ın düzensiz umursamaz ruh halı onu Paris'e ziyaret etmeye sürükledi ve sonrasında İsviçre'ye yerleşti. Orada yakın arkadaşlar edinen Kleist onlara ilk tragedyası olan Schroffenstein Ailesi adlı eserini okudu 1802 yılının sonunda Almanya’ya dönen Kleist Goethe, Shiller ve Wieland’ı Weimar’da ziyaret etti.Leipzig ve Dresden’de kısa bir süre kaldıktan sonra Paris’e geri dönen Kleist ardından Berlin’deki görev yerini Königsberg’teki bir devlet dairesi olarak değiştirdi. 1807 yılında Dresden’e giderken Fransız askerleri tarafından ajan suçlamasıyla tutuklandı. Cezaevinden çıktıktan sonra Dresden’e giden Kleist'ın yolu Heinrich Müller ile kesişti ve birlikte 1808 yılında Phöbus gazetesini çıkardılar.

Kleist 1809 yılında Prag’a gitti ve en sonunda Berlin'e yerleşti. Orada Berliner Abendblätter gazetesini çıkardı. O sıralar ümidini kaybetmiş ve hayata küsmüş olan Henrietti Vogel'in entelektüel ve müzik konularındaki başarılarına kendini kaptıran Kleist onunla birlikte ölmeyi kabul etti ve 1811 yılında 21 Kasımında Potsdam yakınlarındaki Wannsee nehri kıyısında Vogel'e ateş edip öldürdükten sonra kendisi de intihar etti.

Kleist’ın bütün hayatı ideal ve hayali mutluluğu bulmaya çabalamakla geçti ve bu onun çoğu eserine yansıdı. Kleist kuzey Almanya’nın şu ana kadar gelmiş geçmiş en önemli Romantik dönem Dramacısı olarak sayılmaktadır.

Yazar istatistikleri

  • 25 okur beğendi.
  • 110 okur okudu.
  • 1 okur okuyor.
  • 97 okur okuyacak.
  • 1 okur yarım bıraktı.