William Shakespeare

William Shakespeare

Yazar
8.7/10
4.596 Kişi
·
15.982
Okunma
·
2.852
Beğeni
·
45.079
Gösterim
Adı:
William Shakespeare
Unvan:
Yazar
Doğum:
Stratford-upon-avon, 26 Nisan 1564
Ölüm:
Stratford-upon-avon, 23 Nisan 1616
William Shakespeare, İngiliz şair ve tiyatro oyun yazarıdır. 26 Nisan 1564'de Stratford-Upon-Avon'da doğan Shakespeare'in yaşamı hakkında bildiklerimiz kilise, mahkeme ve tapu kayıtları gibi resmi belgelerle çağdaşlarının onun kişiliği ve eserleri hakkında yazdıklarına dayanır. Klasik oyunlar ile yazarların yaşamlarını oyunlaştırmada usta bir yazar ve yönetmen olarak kabul edilen, yazılan ve sahnelenen Şu Bizim Will (William Shakespeare'in Yaşamı) adlı oyun, şairin oyunlarına da ilginç bir dramaturjiyle yaklaşmaktadır. William 23 Nisan 1616 tarihinde İngiltere'de Stratford-Upon-Avon da ölmüştür
''Erkekler mi daha akıllıdır kadınlar mı ?
Elbette ki kadınlar.
Çünkü bacağı güzel diye, hiçbir kadın askıntı olmaz bir erkeğe...”
BENVOLIO: Beni dinle ve onu düşünme, unut!

ROMEO: Öğret bana, nasıl unutulur düşünmek?
William Shakespeare
Sayfa 13 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
“Kaybettiğin yerde bekleme, güçsüzler öyle yapar.
Sana kapanan kapıyı bir daha çalma,
kapanan kapıyı acizler çalar.”
Kendiniz olun.
Fazlasını olmaya çalışırsanız, bir hiç olursunuz.
William Shakespeare
Sayfa 51 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları 3.Basım
Sözlerle anlatılabilir mi, bir acının derinliği... Konuşabilir miyiz, hissedemediklerimizi... Romeo ve Juliet gibi delicesine sevmişsek birini.

Tarih boyunca iki düşman aileye mensup, sevgililerin ölümsüz aşkları dolanmıştır dilimize. Aslı ile Kerem, Leylâ ile Mecnun misâli. Romeo ve Juliet'de ailelerin düşmanlığına rağmen, baş koymuşlardır aşkın yoluna. Bu öyle bir aşktır ki, anlatılmaz... Onlar gönül verseler de birbirlerine, bakalım kader yollarını birleştirecek mi?

Ah! Ebeveynler... Hep kendi pencerelerinden bakarlar dünyaya. Düşünmezler mi, evlatları mutlu olsun, huzurlu bir yuva kursun. Keşke engel olabilsek öfkeli düşüncelerimize... Öfkeli düşüncelerimizin adaletsiz bencilliğinden yaşanmaz mı, bütün bu kavgalar. Hep bir isyan, hep bir başkaldırı. Ne var ki bunda, iki genç birbirini sevdiyse. Neden rahat bırakmayız onları. Destek olacağımıza, köstek oluruz, acımasızca...

" Sevgi olmasaydı, dünya donardı. " diyen, Mevlânâ Celaleddin Rumi'ye inat, sevgi yerine nefret dağıttığımız halde, geleceğe dair umutluyum yine de. Bir gün, insanlığı felakete sürükleyen bu kan davaları son bulacak ve sevenler sevdiklerine kavuşacak!
Sanmayın ki, bütün aşklar yarım kalacak! Elbette bu atmosferde, vuslatın mahşere ertelenmediği kavuşmalarda yaşanacak.

Shakespeare'in eşsiz kaleminden, muhteşem bir eser. " Bir yapıtın ölmezliği işin öyküsünde değil, o öykünün yazarı tarafından ele alınışında var olur. " der, Özdemir Nutku. Shakespeare hakkında bütün dile getirmek istediklerimi diğer eserlerin incelemelerinde ifade etmiş olsam da, keskin nükte ve kelimelerle oynamasına değinmeden geçemiyorum. Hele ki, Romeo ve Juliet'i ışık imgelemine benzetmesi, Shakespeare'den başka hangi yazarın aklına gelir.

Harry Potter serisini bilmeyen yoktur. Şimdi dikkat edin bakalım, bu cümle size bir yerden tanıdık gelecek mi!
" Ya duyarsam topraktan sökülen adamotlarının çığlıklarını? ( sayfa: 108 ) " Benim gibi sizde, J. K Rowling'in adamotları imgelemini Shakespeare'den aldığını anladınız, değil mi?

" Doktor olmasak da, reçetemiz şudur:
Öfkeyle kalkan zararla oturur.
Unutun,
Bağışlayın,
Barışın,
Ve anlaşın. "
Shakespeare ( 2. Richard- 7 )

" Daha acıklı öykü yoktur, bunu böyle bilin
Bu öyküsünden, talihsiz Romeo ile Juliet'in. "
"İnsanların çoğu kaybetmekten korktuğu için, sevmekten korkuyor.
Sevilmekten korkuyor, kendisini sevilmeye layık görmediği için.
Düşünmekten korkuyor, sorumluluk getireceği için.
Konuşmaktan korkuyor, eleştirilmekten korktuğu için.
Duygularını ifade etmekten korkuyor, reddedilmekten korktuğu için.
Yaşlanmayan korkuyor, gençliğinin kıymetini bilmediği için.
Unutulmaktan korkuyor, dünyaya iyi bir şey vermediği için.
Ve ölmekten korkuyor aslında yaşamayı bilmediği için." der Shakespeare "Korkuyor" adlı şiirinde. Ben de korkuyorum Shakespeare, senin bu güzel sonelerine hakkını verecek inceleme yazamamaktan. Kitabı resmen gıdım gıdım okudum, bitmesin diye. Ben sevdiğim kitaplara -özellikle de şiir türü kitaplara- hep böyle davranıyorum. Sen ne kadar güzel, ne kadar büyülü, ne kadar yürekten duygu yüklü yazmışın ki böyle yüreğime dokundun be Shakespeare..

154 sone... Denebilir ki, İngilizcenin en ünlü şiir dizisi. İlk kez 1609 yılında topluca basılmış, dünya edebiyatının en güzel örnekleri arasında yer alan bu şiirlerde neler yok ki? Sevgi, kuşku, özlem, ihanet, kıskançlık, umut, hayal kırıklığı, karamsarlık, suç ve günah, sevgili önünde benliğin değersizliği, sevgi uğrunda her acıya katlanma, ölüm... Her duyguyu böylece içimize işletip, ne güzel bir eser sundun bize.
İncelememe "Korkuyor" şiiriyle başlamamın sebebi şudur: Shakespeare korkmuyor. Sevmekten de, kaybetmekten de, duygularını ifade etmekten de korkmuyor. Öyle ki soneler bir anahtardır, Shakespeare bu anahtarla gönlümüzün kilidini açmıştır.

Ben biraz sonelerin biçim ve özelliklerine değinmek istiyorum. Sone, ilkin İtalyan yazınında görülen, klasik Avrupa edebiyatında yaygın olarak kullanılmış, bizim Türk şiirinde az görülen 14 dizeden oluşan nazım biçimidir. Shakespeare ise İtalyan sonesinden biçim bakımından değişik olan İngiliz sonesini kullanmıştır. İngiliz sonesi, üç dörtlükle bir beyitten meydana gelir. Shakespeare ise İngiliz sonesinden yola çıkarak; birinci dörtlükte konuyu sunar, ikinci dörtlükte konuyu genişletir, üçüncü dörtlükte geliştirip doruk noktasına çıkarır, son iki satırda ise bizlere şiirin özünü ve özetini verir.

Peki, bu sonelerin konusu nedir? Yukarıda belirttiğim gibi genel konu sevgidir, öyküsü ise bir sevgi serüveni. Zannımca bu öyküde dört kişi var: Ozan( Shakespeare'in kendisi olduğunu düşünüyorum), sarışın erkek sevgili, esmer kadın ve rakip ozan.
Shakespeare 154 sonesinin ilk 126'sını güzel, sarışın ve soylu bir gence yazmıştır. Bu güzel satırlar aslında güzel bir kadına bahşedilmiş gibi dursa da, gerçeğin öyle olmadığını görüyoruz. Ama ben şiirlerin kime yazıldığını veya gerçek kimliğini değil de, sonelerin şiirsel kimliğini göz önünde tutmamızın daha faydalı olduğunu düşünüyorum. Shakespeare ile sevdikleri arasındaki ilintileri estetik olarak yorumlayacak olursak; belki de sarışın genci ideal güzelliğin simgesi olarak görüp öyle yaratmıştır. Peki Shakespeare hep ideal güzelliği mi övmüştür? Tabi ki hayır. 126. Sonesinden itibaren şiirler esmer bir kadına yazılır. Öyle ki, ideal güzellik anlayışını yerle bir eder, kusurlarına rağmen esmer kadını dünyanın en güzel kadını ilan eder. Hatta esmer oluşundan dolayı öyle güzel bulur ki bir sonesinde şöyle dile getirir:
"Güzel ancak karadır" diye yemin ederim,
Senin renginden yoksun olan çirkindir derim."

Ve bir diğer kişimiz rakip ozan. Rakip ozanın göze girmesiyle, bizim ozan bitap düşer, çaresiz kalır. Onu da şu sözleriyle dile getirir:
"Gel gör ki cömert yüzün gülmüş öbür ozana,
Güçsüz kalmış şiirim, konu kalmamış bana."

Biliyorum, fazlaca uzattım ama 154 sayfalık bir kitabı tam 168 alıntı paylaşarak kapatıyorsam, siz anlayın nasıl çok sevdiğimi. Benim gönlümü fetheden bu kitabı tabi ki sizlere de tavsiye ederek incelememi bitiriyorum. Sevgi ile kalın!
Bazı okurlar sırf okumuş olmak için okur. Anı değerlendirmektir maksat. Bazı okurlar da var ki tıpkı benim gibi, eksik olan bilgi hazinelerini doldurmak gailesindedir. Düşünsel bağlamda kendimizi ham sayarız ve her yeni öğrendiğimiz bilgilerin ışığında olgunlaştığımıza dem vururuz.

Bazen öyle eserlere denk geliriz ki, kendi benliğimizin bir aynası yansımasıdır anlatılanlar. Zihnimizin karanlık dehlizlerine gizlediğimiz anılarımız bir, bir çıkar gün yüzüne! Salt kendi öz benliğimiz de, bir aydınlanmadır yaşadığımız. Öyle bir aydınlanma ki yaşanılan hem içten, hem de dışardan.

Kış Masalı adlı eserle, Shakespeare'in yedinci eserini okumuş olmaktayım. Siz deyin, yumuşak ve ince duyguları keskin ve nükteli bir anlatımla dile dökmesi; ben diyeyim, karakterleri derin bir şekilde analiz ederek, karşı görüşlere ve çarpıcı karşıtlıklara yer vererek insan davranışlarını sorgulaması. Sebep ne olursa olsun! Shakespeare olan ilgim ve akabinde gelişen hayranlığım artarak çoğalmakta.

Montaigne'nin Denemeleri 1603'te yazdığında, İngilizleri etkisi altına aldığı zamanlar, Shakespeare'in de oyunlarında monarşi yönetiminin huzursuz ve kuşkucu ortamını halka yansıtmakla meşgul olduğunu, biliyor musunuz? Öyle ki eserlerine aşina olan okurlar mutlaka bilir, Shakespeare'in soylu ile yoksul halk arasındaki sınıf farkını nasıl irdelediğini. Shakespeare iki sınıf farkını da en ince ayrıntılarına kadar irdelediği için, farkında olmadan büyük bir kalkınma akımının öncüsü olmuş ve ortaçağdan kalma sınıf farkı sorgulanmaya başlanmıştır.

Kış Masalı beş perdelik bir tiyatro eseri olmasına rağmen Özdemir Nutku'nun yapmış olduğu araştırmalar ışığında, dramatik sahneler arasına komik geçişler serpiştirilmiş olduğundan bir romans olarak değerlendirildiğini öğrenmekteyiz. Eserde kraliyet ailesine mensup bireylerin hayatlarının irdelenmesi, rastlantı olamayacak kadar hakikattir. Tarihsel verilere göre oyundaki karakterler ile, iktidarda hüküm süren kraliyet üyeleri hemen hemen birebir özdeşleşmekte. Shakespeare'in oyunlarında ki tek gayesi soylu ve yoksul halk arasındaki farkı görünmez ince bir çizgiyle çizmek olduğuna göre de, sanırım bir okur olarak anlatılanlara şaşırmak çok anlamsız kalır.

Oyunun konusuna değinecek olursak, Rus İmparatorunun kızı olan Hermione ile Sicilya Kralı Leontes'in mutlu giden bir evliliği vardır. Ama ne zamana kadar! Ta ki Leontes'in kardeşim dediği Bohemya Kralı Polixenes, Sicilya'ya adım atana kadar. Polixenes ve Hermione arasında gelişen yakınlığa Leontes aşırı anlamlar yükleyince olanlar olur. Bundan sonra olaylar felaketler zinciri gibi, birbiri ardınca gelişir ve her şey içinden çıkılamaz karmaşık bir hal alır.

Karşıdan bakmak, mütemadiyen insanı yanıltır. Hele bir de aklımız yanlış düşüncelere kapılırsa, yandığımızın resmidir yaşanılan. Yanlış düşünceler, fesat düşünceleri de beraberinde getirir ve sonuç her iki taraf içinde geri dönülemez büyük bir yıkımdır, mücadele etmek zorunda kalınan.

Özellikle oyunda dikkat edilmesi gereken önemli bir mevzu var ki, o da güven duygusunun çiftler arasında ne kadar çok önem arz ettiği. Shakespeare çiftler arasındaki en önemli unsurun güven duygusu olduğuna, aksi olası muhtemel bir durumda ise güvensizliğin kıskançlığı tetikleyeceğine ve akabinde gerçekleşek olan manevi yıkıma dem vurmuştur.

" Güven ruh gibidir, terk ettiği bedene asla geri dönmez! " diyen, Shakespeare kulak vermenizi ve eserlerini önemle okumanızı tavsiye ederim.
“Selam sana Macbeth! Selam sana geleceğin kralı.”

Herkes tarafından iyi bir savaşçı ve iyi bir insan olarak bilinen Macbeth, savaş sonrası yurduna dönerken karşılaştığı cadılardan gelecekte kral olacağını öğrenir. Bu kehanet, Macbeth'in içindeki kötü tutkuları harekete geçirir ve sonunu hazırlar.

Shakespeare'in birçok eserinde yer alan kadercilik anlayışının en net görüldüğü eserleri arasındadır Macbeth. Kehanetlerle yola çıkan Macbeth'in traji-komik bir şekilde kendi hayatını yazıp yönetmesi ve sonucunda gerçekleşen trajedi oyunu karanlık bir komediye dönüştürüyor.

16 yy da hakim olan Kader anlayışına güçlü bir tepki olarak ortaya çıkan Macbeth, birçok insanın kadere bakış açısını değiştirmiştir.
Hani bazen uykumuzu aldığımızda uyanma evresine gireriz ya, son anda bizi mest eden harika diye nitelendirdiğimiz bir rüya görmüşüzdür de, bir türlü uyanmak ve gerçek hayata gözlerimizi açmak istemeyiz, o yarı uykulu yarı uyanık halimizle bile rüyamızın sonlanmaması için, ne mümkünse yapmaya çalışırız ya, işte Shakespeare de benim nazarımda uzun bir süre etkisinden kurtulmak istemediğim ayrıca imkân dahilinde bütün eserlerini temin etmek istediğim bir yazar.

Shakespeare hakkında edindiğim bilgilerin ışığında yetersiz bir eğitim aldığını buna binaen, eserlerin de Shakespeare ait olamayacağını, bu sebeple de eserlerin etkin olduğu dönemde yaşamış ve edebi anlamda başarı sağlamış bazı kişilere ait olabileceğini okuyunca hayretim bir kat daha arttı. Eserlerin Shakespeare ait olmamasına karşı sunulan gerekçe de, yazara ait el yazılı nüshaların olmayışıymış. Bu olay bana Homeros'a ait olan destanların, Homeros'a ait olmadığı tezini savunan tarihçileri hatırlattı. Ama sonunda destanların Homeros'a ait olduğu kabul edilebilirliği ne kadar yüksekse, Shakespeare içinde eserlerin kendisine ait olduğu, her türlü çatlak sese rağmen tarihçiler tarafından benimsenmiştir.

Shakespeare'in etkin olduğu ingiliz tiyatrosunun yanı sıra, oyun yazan bir çok yazara esin kaynağı olduğu inancındayım. Ben ki, sıradan bir okur ve kitaplarını bu zamana kadar dikkate almayıp okumadığım halde, sözlerine aşinaydım. Kaldı ki bir eser vücuda getiren kişilerin, mutlaka kendilerinden önce eser bırakmış kişileri örnek aldıkları düşünülürse, oyun yazan yazarların da Shakespeare örnek alması kaçınılmaz bir hakikattir.

Shakespeare oyunlarında kullanacağı öyküleri genellikle gerçeklerden sapmadan tiyatro yazım tarzına uyarlayarak, adı geçen karakterlerin de inandırıcılığını arttırmış ayrıca diyalogları nükteli sözleri ile harmanlayarak geniş felsefi yaklaşımlar getirmiştir.

Özellikle bu eserini okuduktan sonra, bu yargılara vardım. Çünkü esere konu olan VIII.Henry hakkında, önceden de bir bilgi birikimine sahip olduğum için, kıyaslama yapabilecek kadar olaya vakıf olduğumun inancı içerisindeyim.

Philippa Gregory İngiltere hanedan üyelerinin hayatlarını tarihi gerçekleri baz alarak kurgulayan bir ingiliz yazardır. O'nun romanlarının muhteviyatı etkin olduğu dönemlerde iktidarda kalmış kral ve kraliçeler ile harmanlanmıştır. Romanları kurgulanmış tarihi romanlar olsalar da gerçeklerle birebir örtüldüğü için bir okur olarak ister istemez sahih gerçekleri öğrenmeden duramıyorsunuz. Shakespeare de Philippa Gregory'in kurguladığı tarihi öyküyü alıp, yazım dilini tiyatroya uyarlayarak halkın beğenisine sunmuştur.

Biz insanoğlu iktidar yada menfaat hırsıyla o kadar çok yanıp kavruluruz ki, hükmetme ve her şeye sahip olma güdümüz yüzünden, olaylar gözlerimizin önünde cereyan etse de, yaşanılan ahlâksızlıklara duyarsız ve tepkisiz kalabiliyoruz.

Eser de VIII.Henry İngiltere'nin kralı olduğu halde menfaat ve çıkar güden şahısların tıpkı bir oyuncak gibi kuklası olduğuna ayrıca, zavallı eşi İspanya Prensesi Catherina ile entrikalı boşanma sürecine dem vurulmuş. Tarla kuşu gözünü atmacadan ayırmadığı için, başının üzerine konan ağı görmezmiş, derler. Tıpkı VIII.Henry'de tarla kuşu misali. VIII.Henry sevgili eşi Catherina'nın hüzünlü gözleri önünde başka bir kadınla cilveleşe dursun, başının etrafında dönen dolaplardan bihaber olsun! Maalesef biz insanlar bu tür olaylara şahit olunca, hayat deyip geçiştiriyoruz. Ama unutulmamalıdır ki, adalet geçte olsa yerini bulur. Tabii ki acı ve hüzün dolu yılları unutturamaz belki ama en azından hak yerini bulur.

Bir ironi ustası olan Shakespeare, dramatik yöntemleriyle insan davranışlarını sorgulamakla kalmıyor, kullandığı sözcük ve imgelerin yanı sıra satırların nizamı ve lirik anlatım tarzıyla okuru büyülemekten de geri durmuyor. Değerli okurlar hâlâ Shakespeare okumadıysanız mutlaka okumalısınız...
Oyunumuz 16 yy da geçmektedir. Oyun kahramanı othello, ömrü savaşlarda geçmiş, Mağripli bir zenci olmasına rağmen, kendisini Venedik devletine adamış ve herkesin sevgisini kazanmış bir komutandır. Venedikli soylu bir ailenin kızı olan Desdemona gönlünü othello ya kaptırmış ve onunla gizlice evlenmiştir.

Othello'nun kendisini kıskanan ve yükselme hırslarına kapılan çavuşu Iago tarafından kandırılıp karısını kıskanmaya başlar. Oyunun ana konusu da karısını çok seven Othello'nun, karısına karşı duyduğu kıskançlık duygusudur.

Masum olarak görülen kıskançlığın nasıl bir trajedi yaratabileceğinin en iyi örneği Othello dur. Oyunun bir diğer önemi Othello'nun zenci olması hasebiyle ırkçılık teması üzerine durulmuş olmasıdır. Venedikli bir soylu olan Sinyor Brabantio, kızıyla evleninceye kadar yiğit komutan Othello’yu çok sever, ona saygı gösterir. Ancak iş kızını vermeye gelince, sevginin yerini nefretle karışık bir aşağılama duygusu alır. Komutan Othello’nun tek suçu zenci olmasıdır.

Dünya klasikleri arasında yer alan Othello ilk drama örnekleri arasında yer alır. Edebiyatın psikolojiye yansıması bakımından Othello, psikolojide de Othello sendromu olarak tanımlanan patolojik bir kıskanma durumunun adıdır.

Alıntı:
"Mağripli şimdiden girdi zehrimin etkisine. Kuşku uyandıran bir düşünce tatsız gelmez önce. Ama aslında zehirlidir; insanın kanına bir girdi mi Yanıp tutuşur kükürt oçağı gibi."

Othello sendromu; diğer tanımıyla damardan kan yerine kıskançlık akmasıdır :)
Günlerdir okuduğum 2 kitap var. Birisi Rus edebiyatına ait ağır bir kitap, diğeri de felsefi ve siyasi bakımdan oldukça ağır ve sindirmesi zor bi kitap. Ve ben bunların arasında gidip gelirken biraz dinlenmek için "hafif" bir kitap okuyum diyerek Hamlet'i okumaya başladım.
Ne kadar da hafifmiş meğerse(!)
Shakespeare in okuduğum ilk kitabiydi açıkçası.
Sizlerin de bildiği gibi hayatta amacsizca övülen şeyler vardır.
Oreo yahut star wars gibi. Bunları neden övdüklerini hiç anlayamadım. Sizler için de bu örnekler değişebilir ama herkes bir şey için bunu neden övmüşler acaba diye sormustur kendisine.
Açıkçası ben Shakespeare in de bu amacsizca övülenlerden olduğunu sanıyordum. Ama okumaya başladığım zaman ben böyle güzel bi dil gormedim. Kelimeler sanki bir ipligin ardına sıralanmış gibi art arda geliyor ve hepsi öyle bi ahenk barındırıyor ki...
Demek istediğim şey şu. Kitabı yarısına geldiğim anda bile çok beğenmiştim ki direk 10 puan verdim :)
Övgüyü sonuna kadar hak eden bi kitap ve yazar.
Bütün kitaplarını kitapligimda gururla sergilemek isterim.
Demem o ki ben Hamlet'i çok begendim herkese de tavsiye ederim. Tiyatroyu çok seven bi birey olarak da sahlenirse ve izlemek nasip olursa keyifle izleyeceğim.
Herkese iyi okumalar dilerim :)
Shakespeare'i her ne kadar 2 aydır tanımış ve henüz 6 eserini okumuş olsam da; kendisi favori yazarlarımdan ve alıntı makinem. 500 yıl önce yazdığı eserleriyle, günümuzde hâla değerini koruyor ve korumaya devam edeceğini de umuyorum.

Macbeth'i ilk kez sınav döneminde okudum; okurken bir çok yerde kafam karıştı ( her ne kadar zor bir eser olmasada, sınav zamanı işte böyle oluyor ) ve internetten yardım alma gereği duydum. Kitabı öyle böyle bitirdim ve o zor zamanlara rağmen sevdim; ama içimde kötü bir his kaldı; tekrar okusam çok çok iyi olurdu, ama daha yeni bitirdiğim için de pek istekli değildim. Napalım,o zaman çizgi romanı var hazırda, bende onu okurum !

Çizgi romanı bitirmemle birlikte, o kötü his de gitti. Çok mutluyum! Anladım sonunda eseri!

Öncelikle, Joh Haward çizimlemeyi olabilecek en iyi şekilde yaparken, John Mcdonald da eserin edebi değerlerini kaybettirmeden uyarlamayı çok güzel bir şekilde başarmış. Kim ne derse desin ; Çizgi romanı, eserin kendisinden daha çok sevdim.

Romeo ve Juliet yada Hamlet uyarlansa kesinlikle bu kadar sevmezdim. İkiside duygu yüklü ve duyguyu üstad size eserlerinde gayet güzel bir şekilde aktarmış, ama Macbeth'te Cadı, Hekate, Bonque'in Hayaleti gibi karakterler yer aldığından ve hikayede uyarlamaya müsait olduğundan;

İyiki de uyarlamışlar !
Venedikli tacir Antonio'nun gemileri sefere gitmiştir.Bu sırada en yakın dostu Bassanio'nun sevdiği kıza kavuşmak için paraya ihtiyacı vardır.Antonio kendisinden nefret eden kötü kalpli bir yahudi Shylock'tan borç alır.Adam senet gününde ödenmezse Antonio'nun etinden bir parça kesecektir.Gemileri batan Antonio'nun borcunu ödeyip şerefini kurtarmak için mücadele edilir.Beğenerek okuduğum,dostluk sadakat ve aşk üzerine yazılmış güzel bir oyundu.
Shakespeare nin okuduğum üçüncü ve en beğendiğim kitabı. Hamlet i her zaman aşk oyunu zannederdim. Ama aşktan öte bir intikam oyunuymuş. Kısaca konusundan bahsedecek olursak, Hamlet in babası kraldır ve öldürülür. Yerine amcası tahta çıkar ve annesiyle evlenir. Ama babasının hayaleti bir şekilde Hamlet le konuşmaya ve kendisini amcasının zehirlediğini söyler. Bundan sonra Hamlet annesi ve amcasından nefret eder ve intikam planları hazırlar. Bu yüzden delirmiş gibi davranır. Eser konu itibariyle en yakınına dahi güvenmemeyi,aşk, akrabalık ve iktidar ilişkileri ile intikam arzusunu biraz da doğaüstü olaylarla oyuna dökmüş.

Yazarın biyografisi

Adı:
William Shakespeare
Unvan:
Yazar
Doğum:
Stratford-upon-avon, 26 Nisan 1564
Ölüm:
Stratford-upon-avon, 23 Nisan 1616
William Shakespeare, İngiliz şair ve tiyatro oyun yazarıdır. 26 Nisan 1564'de Stratford-Upon-Avon'da doğan Shakespeare'in yaşamı hakkında bildiklerimiz kilise, mahkeme ve tapu kayıtları gibi resmi belgelerle çağdaşlarının onun kişiliği ve eserleri hakkında yazdıklarına dayanır. Klasik oyunlar ile yazarların yaşamlarını oyunlaştırmada usta bir yazar ve yönetmen olarak kabul edilen, yazılan ve sahnelenen Şu Bizim Will (William Shakespeare'in Yaşamı) adlı oyun, şairin oyunlarına da ilginç bir dramaturjiyle yaklaşmaktadır. William 23 Nisan 1616 tarihinde İngiltere'de Stratford-Upon-Avon da ölmüştür

Yazar istatistikleri

  • 2.852 okur beğendi.
  • 15.982 okur okudu.
  • 239 okur okuyor.
  • 11.332 okur okuyacak.
  • 125 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları