William Shakespeare

William Shakespeare

Yazar
8.6/10
29,3bin Kişi
·
104,3bin
Okunma
·
9,2bin
Beğeni
·
220bin
Gösterim
Adı:
William Shakespeare
Unvan:
Yazar
Doğum:
Stratford-upon-avon, 26 Nisan 1564
Ölüm:
Stratford-upon-avon, 23 Nisan 1616
William Shakespeare, İngiliz şair ve tiyatro oyun yazarıdır. 26 Nisan 1564'de Stratford-Upon-Avon'da doğan Shakespeare'in yaşamı hakkında bildiklerimiz kilise, mahkeme ve tapu kayıtları gibi resmi belgelerle çağdaşlarının onun kişiliği ve eserleri hakkında yazdıklarına dayanır. Klasik oyunlar ile yazarların yaşamlarını oyunlaştırmada usta bir yazar ve yönetmen olarak kabul edilen, yazılan ve sahnelenen Şu Bizim Will (William Shakespeare'in Yaşamı) adlı oyun, şairin oyunlarına da ilginç bir dramaturjiyle yaklaşmaktadır. William 23 Nisan 1616 tarihinde İngiltere'de Stratford-Upon-Avon da ölmüştür
BENVOLIO: Beni dinle ve onu düşünme, unut!

ROMEO: Öğret bana, nasıl unutulur düşünmek?
William Shakespeare
Sayfa 13 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
JULİET
Binlerce kez iyi geceler sana!

ROMEO
Binlerce kez beter olsun gece, senin ışığın yoksa.
William Shakespeare
Sayfa 44 - İş Bankası Kültür Yayınları
''Erkekler mi daha akıllıdır kadınlar mı ?
Elbette ki kadınlar.
Çünkü bacağı güzel diye, hiçbir kadın askıntı olmaz bir erkeğe...”
188 syf.
·Puan vermedi
William Shakespeare’in 400 sene önce yazdığı tregedyası. Hamlet aynı zamanda yazarın en uzun eseeri ve dünya üzerinde en çok oynanan tiyatrosu dur. Kitabın içindeki dram herkese dokunması bakımından etkileyici kılıyor
133 syf.
·1 günde·10/10 puan
YouTube kitap kanalımda Shakespeare'in hayatı, mutlaka okunması gereken kitapları ve kronolojik okuma sırası hakkında bilgi edinebilirsiniz: https://youtu.be/rGxh2RVjmNU

Romeo ve Juliet, Othello, Hamlet, Macbeth ve Kral Lear gibi oyunların yazarı olan Shakespeare’in esas adı Şeyh Pir miydi ve gizli bir Müslüman mıydı? Hamlet'teki "To be or not to be" kısmının gerçek hali acaba "Töv be or not töv be" şeklinde miydi? Yoksa Shakespeare diye biri hiç yaşamadı mı?

Bu tür gerçekdışı iddialardan kurtulmanız için hazırladığım bu inceleme, aslında oldukça detaylı ve yeterli bir okuma rehberi olacak. Çünkü Shakespeare'den okuduğum 42 adet kitabı herkesin okumaya zamanı olmayacağını bildiğim için ben de en önemli bulduğum kitaplar konusunda bir okuma rehberi incelemesi yapacağım. Daha çok okurun faydalanabilmesi için 4 aylık bir emeğin ürünü olan bu incelemeyi paylaşabilirsiniz, emeğe saygı +rep. Ayrıca Shakespeare ve kitapları hakkında aklınıza takılan şeyler varsa yorumlarda da bana soru olarak yazabilirsiniz.

Öncelikle Shakespeare diye biri gerçekten yaşadı mı? Mina Urgan'ın Shakespeare ve Hamlet kitabında Shakespeare'in aslında kim olduğuna dair bugüne kadar şu isimlerin ortaya atıldığı söylenmiş: Francis Bacon, Earl of Southampton, Lord Rutland, Sir Walter Raleigh, Earl of Derby, Earl of Oxford, Christopher Marlowe. Shakespeare diye birinin hiç yaşamadığını, onun esasında Francis Bacon olduğunu söyleyenler konusunda ise şöyle diyor Mina Urgan:
"Bu tür iddiaları ileri sürenlerin ya bilgisiz ya şarlatan ya da delirmiş olduklarını kabul etmek zorundayız." (s. 31)

Mina Urgan'ın dediği gibi biri olmak istemiyorsanız bir de biyografi yazarı Park Honan'ın Shakespeare: Bir Yaşam biyografi kitabında William Shakespeare'in tapularından arazilerine, oynattığı tiyatrolardan bağlı olduğu tiyatro kumpanyalarına, arkadaşlarından oynattığı oyunculara, eşlerinden çocuklarına kadar olan bütün bilgiyi görebilirsiniz.

Ayrıca Shakespeare neredeyse her oyunu için bir kaynaktan ya da eski bir hikayeden beslenmiştir fakat kitaplarına kendi Shakespeare özünü her zaman katabildiği için gerek çevirmen ve tiyatrobilimci Özdemir Nutku'nun onun için yazdığı önsözlerde gerekse de Shakespeare için yazılmış biyografi kitaplarında onun bu eserleri nasıl tekrar ele alıp kendi dönemine ve kişiliğine de özgün bir şekilde uyguladığını anlayabiliriz.

Romeo ve Juliet kitabı hakkında da çok küçük bir şey söyleyecek olursam, karanlık ve aydınlık, zamanın yavaş geçmesiyle hızlı geçmesi, aşk ve nefret, iyilik ve kötülük gibi zıtlıkların mücadelesinin olduğu bir atmosferde toy, bilinçsiz ve masum bir aşk anlatılırken mesela Shakespeare, olgunluk dönemi eserlerinden biri olan Antonius ve Kleopatra eserinde de siyasi karışıklıklar içerisinde daha detaylı, olgunca ve zor bir aşkı anlatıyor. Böylece Romeo ve Juliet bize hem erken dönem Shakespeare hakkında tüyolar veriyor hem de ileride kullanacağı psikolojik çözümlemeleri hangi kitaplarında ilk olarak denemeye başladığını söylüyor.

Romeo ve Juliet'in bize demeye çalıştığı şey de aslında şu: Aileleriniz sizin aşkınızı hiç istemese de bazen aşk uğruna ölmeye bile değerdir, çünkü en azından kendiniz için haklı bir mücadele uğruna ölmüşsünüzdür ve gözünüz arkada kalmamıştır. Ne Romeo Romeoluğundan ödün vermiştir, ne de Juliet Julietliğinden...

----------------------------------------

Bu kadar şey dedikten sonra sıra Shakespeare'in bütün kitaplarını okuduğum için önermeye hakkımın ve deneyimimin olduğunu düşündüğüm okuma rehberi kısmına gelsin.

Bütün kitaplarını okumayayım ama Oğuz Aktürk'ün en önemli bulduğu kitapları okuyayım sırası:
- Özdemir Nutku, Dram Sanatı (Tiyatro konusunda bir başlangıç bilgisi elde etmenizi sağlar.)
- Alfa Yayınları, Shakespeare Kitabı (Okumalarınız sırasında kronolojik bir sıra takip etmek istiyorsanız bu kitabı bölüm bölüm takip edebilirsiniz.)
- Hırçın Kız
- Titus Andronicus
- Aşk ve Anlatı Şiirleri
- Romeo ve Juliet
- Venedik Taciri + Olmak ya da Olmamak filmi (1942) ile Piyanist filmi (2002)
- Kral IV. Henry 1-2
- Windsor'un Şen Kadınları
- Julius Caesar
- Hamlet
- Soneler
- Othello
- Kral Lear + Kurosawa'nın Ran filmi (1985)
- Macbeth + Yumuşak Kalpler filmi (1949)
- Antonius ve Kleopatra
- Coriolanus'un Tragedyası
- Shakespeare için yazılmış biyografi kitaplarından en az 1 tanesi (Mesela bütün kitaplar okunduktan sonra Mina Urgan'ın Shakespeare ve Hamlet kitabını okumak gayet yeterli olur)

Böyle bir okuma sırası önermemin sebebi ise hem Hırçın Kız, Titus Andronicus ve Romeo ve Juliet gibi serbest dönem eserlerini tanıyacak olmanız hem Shakespeare'in yükselmeye başladığı dönem olan I. Elizabeth dönemi içinde yazılmış Venedik Taciri, Julius Caesar, Hamlet gibi eserleri okuyabilecek olmanız hem de olgunluk dönemi olan I. James dönemi içinde yazılmış Othello, Kral Lear, Macbeth ile Antonius ve Kleopatra gibi eserlerle tanışma fırsatınızın olması. Yani 42 kitaplık Shakespeare külliyatının tadını 15 kitap şeklinde okuyarak da alabilirsiniz diye düşünüyorum.

----------------------------------------

Ama eğer ki kronolojik sırayla bütün kitapları okumak istiyorsanız:
Veronalı İki Soylu Delikanlı
Hırçın Kız
Aşk ve Anlatı Şiirleri
II. Richard
Kral IV. Henry-1
Kral IV. Henry-2
Kral V. Henry
Kral VI. Henry-1
Kral VI. Henry-2
Kral VI. Henry-3
III. Richard
Kral VIII. Henry
Titus Andronicus
Yanlışlıklar Komedyası
Aşkın Emeği Boşuna
Romeo ve Juliet
Bir Yaz Gecesi Rüyası
Kral John'un Ölümü
Venedik Taciri
Windsor'un Şen Kadınları
Kuru Gürültü
Julius Caesar
Size Nasıl Geliyorsa
Hamlet
On İkinci Gece
Troilus ve Cressida
Soneler
Kısasa Kısas
Othello
Kral Lear
Atinalı Timon
Macbeth
Antonius ve Kleopatra
Yeter ki Sonu İyi Bitsin
Pericles
Coriolanus'un Trajedisi
Kış Masalı
Cymbeline
Fırtına
İki Soylu Akraba
Cardenio
Çifte İhanet Ya Da Dertli Âşıklar
Biyografi kitaplarından da Terry Eagleton'ın William Shakespeare, Mina Urgan'ın Shakespeare ve Hamlet, Park Honan'ın Shakespeare: Bir Yaşam, Talat Sait Halman'ın Türk Shakespeare ve Alfa Yayınları'nın Shakespeare Kitabı gibi ekstra kitaplarını okuyabilirsiniz.

İsterseniz yukarıda yazdıklarımı ve okuma rehberini daha detaylı olarak bir video şeklinde de izleyebilirsiniz: https://youtu.be/rGxh2RVjmNU

Dediğim gibi 4 aylık bir emek sonucu böyle bir okuma rehberi hazırlayabildim, bu yüzden daha çok okurun faydalanabilmesi için bu incelemeyi paylaşabilirsiniz, emeğe saygı +rep. Ayrıca Shakespeare ve kitapları hakkında aklınıza takılan şeyler varsa yorumlarda da bana soru olarak yazabilirsiniz. Keyifli okumalar dilerim.
158 syf.
·1 günde·10/10 puan
YouTube kitap kanalımda Shakespeare'in hayatı, mutlaka okunması gereken kitapları ve kronolojik okuma sırası hakkında bilgi edinebilirsiniz: https://youtu.be/rGxh2RVjmNU

Bu incelemeyi sizin yorumlarınız yazdı.

Daha önceden hiç yapmadığım bir şekilde bu incelemede sizle bir şans oyunu oynamak istedim. Tek yapmanız gereken 1 ile 154 arasında bir sayı söylemekti ve siz de söylediğiniz sayılarda bulunan soneyi sizi tanımasam bile sizin kişiliğinizle alakalı olacak şekilde yine sizin için incelememi sağladınız.

-----------------

Soneler aslında ilk olarak İtalya'da başlıyor ama daha sonrasında bu akım İngiltere'ye falan da sıçrıyor. Mesela İtalyan Edebiyatı'ndan Petrarca ve Latin Edebiyatı'ndan da Ovidius okursanız, Shakespeare'in Soneler'inde kişileştirilen duyguları ve tezatlıklarla yakalanan Petrarcavari satırları daha iyi anlarsınız. Shakespeare bu Soneler'in çok büyük bir kısmını bir erkeğe yazıyor gibi görünse de bunu farklı bir amaçla yapmış da olabilir. Diğer geriye kalan kısmını da esmer bir kadına yazmış mesela. Az çapkın değilmiş bu Shakespeare. İncelemenin bu kısmını en azından bir bilgi bulunması ve inceleme kriterini karşılamak için yazdım, şimdi yorumlara geçip insanlar için yazdığım yorumları okuyabilirsin.
133 syf.
Sözlerle anlatılabilir mi, bir acının derinliği... Konuşabilir miyiz, hissedemediklerimizi... Romeo ve Juliet gibi delicesine sevmişsek birini.

Tarih boyunca iki düşman aileye mensup, sevgililerin ölümsüz aşkları dolanmıştır dilimize. Aslı ile Kerem, Leylâ ile Mecnun misâli. Romeo ve Juliet'de ailelerin düşmanlığına rağmen, baş koymuşlardır aşkın yoluna. Bu öyle bir aşktır ki, anlatılmaz... Onlar gönül verseler de birbirlerine, bakalım kader yollarını birleştirecek mi?

Ah! Ebeveynler... Hep kendi pencerelerinden bakarlar dünyaya. Düşünmezler mi, evlatları mutlu olsun, huzurlu bir yuva kursun. Keşke engel olabilsek öfkeli düşüncelerimize... Öfkeli düşüncelerimizin adaletsiz bencilliğinden yaşanmaz mı, bütün bu kavgalar. Hep bir isyan, hep bir başkaldırı. Ne var ki bunda, iki genç birbirini sevdiyse. Neden rahat bırakmayız onları. Destek olacağımıza, köstek oluruz, acımasızca...

" Sevgi olmasaydı, dünya donardı. " diyen, Mevlânâ Celaleddin Rumi'ye inat, sevgi yerine nefret dağıttığımız halde, geleceğe dair umutluyum yine de. Bir gün, insanlığı felakete sürükleyen bu kan davaları son bulacak ve sevenler sevdiklerine kavuşacak!
Sanmayın ki, bütün aşklar yarım kalacak! Elbette bu atmosferde, vuslatın mahşere ertelenmediği kavuşmalarda yaşanacak.

Shakespeare'in eşsiz kaleminden, muhteşem bir eser. " Bir yapıtın ölmezliği işin öyküsünde değil, o öykünün yazarı tarafından ele alınışında var olur. " der, Özdemir Nutku. Shakespeare hakkında bütün dile getirmek istediklerimi diğer eserlerin incelemelerinde ifade etmiş olsam da, keskin nükte ve kelimelerle oynamasına değinmeden geçemiyorum. Hele ki, Romeo ve Juliet'i ışık imgelemine benzetmesi, Shakespeare'den başka hangi yazarın aklına gelir.

Harry Potter serisini bilmeyen yoktur. Şimdi dikkat edin bakalım, bu cümle size bir yerden tanıdık gelecek mi!
" Ya duyarsam topraktan sökülen adamotlarının çığlıklarını? ( sayfa: 108 ) " Benim gibi sizde, J. K Rowling'in adamotları imgelemini Shakespeare'den aldığını anladınız, değil mi?

" Doktor olmasak da, reçetemiz şudur:
Öfkeyle kalkan zararla oturur.
Unutun,
Bağışlayın,
Barışın,
Ve anlaşın. "
Shakespeare ( 2. Richard- 7 )

" Daha acıklı öykü yoktur, bunu böyle bilin
Bu öyküsünden, talihsiz Romeo ile Juliet'in. "
158 syf.
·19 günde·10/10 puan
"İnsanların çoğu kaybetmekten korktuğu için, sevmekten korkuyor.
Sevilmekten korkuyor, kendisini sevilmeye layık görmediği için.
Düşünmekten korkuyor, sorumluluk getireceği için.
Konuşmaktan korkuyor, eleştirilmekten korktuğu için.
Duygularını ifade etmekten korkuyor, reddedilmekten korktuğu için.
Yaşlanmayan korkuyor, gençliğinin kıymetini bilmediği için.
Unutulmaktan korkuyor, dünyaya iyi bir şey vermediği için.
Ve ölmekten korkuyor aslında yaşamayı bilmediği için." der Shakespeare "Korkuyor" adlı şiirinde. Ben de korkuyorum Shakespeare, senin bu güzel sonelerine hakkını verecek inceleme yazamamaktan. Kitabı resmen gıdım gıdım okudum, bitmesin diye. Ben sevdiğim kitaplara -özellikle de şiir türü kitaplara- hep böyle davranıyorum. Sen ne kadar güzel, ne kadar büyülü, ne kadar yürekten duygu yüklü yazmışın ki böyle yüreğime dokundun be Shakespeare..

154 sone... Denebilir ki, İngilizcenin en ünlü şiir dizisi. İlk kez 1609 yılında topluca basılmış, dünya edebiyatının en güzel örnekleri arasında yer alan bu şiirlerde neler yok ki? Sevgi, kuşku, özlem, ihanet, kıskançlık, umut, hayal kırıklığı, karamsarlık, suç ve günah, sevgili önünde benliğin değersizliği, sevgi uğrunda her acıya katlanma, ölüm... Her duyguyu böylece içimize işletip, ne güzel bir eser sundun bize.
İncelememe "Korkuyor" şiiriyle başlamamın sebebi şudur: Shakespeare korkmuyor. Sevmekten de, kaybetmekten de, duygularını ifade etmekten de korkmuyor. Öyle ki soneler bir anahtardır, Shakespeare bu anahtarla gönlümüzün kilidini açmıştır.

Ben biraz sonelerin biçim ve özelliklerine değinmek istiyorum. Sone, ilkin İtalyan yazınında görülen, klasik Avrupa edebiyatında yaygın olarak kullanılmış, bizim Türk şiirinde az görülen 14 dizeden oluşan nazım biçimidir. Shakespeare ise İtalyan sonesinden biçim bakımından değişik olan İngiliz sonesini kullanmıştır. İngiliz sonesi, üç dörtlükle bir beyitten meydana gelir. Shakespeare ise İngiliz sonesinden yola çıkarak; birinci dörtlükte konuyu sunar, ikinci dörtlükte konuyu genişletir, üçüncü dörtlükte geliştirip doruk noktasına çıkarır, son iki satırda ise bizlere şiirin özünü ve özetini verir.

Peki, bu sonelerin konusu nedir? Yukarıda belirttiğim gibi genel konu sevgidir, öyküsü ise bir sevgi serüveni. Zannımca bu öyküde dört kişi var: Ozan( Shakespeare'in kendisi olduğunu düşünüyorum), sarışın erkek sevgili, esmer kadın ve rakip ozan.
Shakespeare 154 sonesinin ilk 126'sını güzel, sarışın ve soylu bir gence yazmıştır. Bu güzel satırlar aslında güzel bir kadına bahşedilmiş gibi dursa da, gerçeğin öyle olmadığını görüyoruz. Ama ben şiirlerin kime yazıldığını veya gerçek kimliğini değil de, sonelerin şiirsel kimliğini göz önünde tutmamızın daha faydalı olduğunu düşünüyorum. Shakespeare ile sevdikleri arasındaki ilintileri estetik olarak yorumlayacak olursak; belki de sarışın genci ideal güzelliğin simgesi olarak görüp öyle yaratmıştır. Peki Shakespeare hep ideal güzelliği mi övmüştür? Tabi ki hayır. 126. Sonesinden itibaren şiirler esmer bir kadına yazılır. Öyle ki, ideal güzellik anlayışını yerle bir eder, kusurlarına rağmen esmer kadını dünyanın en güzel kadını ilan eder. Hatta esmer oluşundan dolayı öyle güzel bulur ki bir sonesinde şöyle dile getirir:
"Güzel ancak karadır" diye yemin ederim,
Senin renginden yoksun olan çirkindir derim."

Ve bir diğer kişimiz rakip ozan. Rakip ozanın göze girmesiyle, bizim ozan bitap düşer, çaresiz kalır. Onu da şu sözleriyle dile getirir:
"Gel gör ki cömert yüzün gülmüş öbür ozana,
Güçsüz kalmış şiirim, konu kalmamış bana."

Biliyorum, fazlaca uzattım ama 154 sayfalık bir kitabı tam 168 alıntı paylaşarak kapatıyorsam, siz anlayın nasıl çok sevdiğimi. Benim gönlümü fetheden bu kitabı tabi ki sizlere de tavsiye ederek incelememi bitiriyorum. Sevgi ile kalın!
175 syf.
·1 günde·10/10 puan
YouTube kitap kanalımda Shakespeare'in hayatı, mutlaka okunması gereken kitapları ve kronolojik okuma sırası hakkında bilgi edinebilirsiniz: https://youtu.be/rGxh2RVjmNU

KİŞİLER
Oğuz - Yaşıyor.
Oğuz'un ölü hali - Yaşanacak olan.
Anneannem - O artık bir ölü.
Dedem - O artık bir ölü.
Hamlet - Eski kralın oğlu.
Yaşama sevinci - Hepimizin istediği.
Ölüm - Hepimizin yaklaştığı.
Kader - Hepimizin bağlı olduğu.
Amaç - Hepimizin boşluğu.
Baba spermi - Hepimizin geldiği.
Anne karnı - Hepimizin doğduğu.

PERDE I
SAHNE I
(Hamlet ve Oğuz sahneye girer.)

Hamlet: Kim var orada?
Oğuz: Önce sen konuş, kimsin söyle.
Hamlet: Benim ben. "Olmak ya da olmamak işte bütün mesele bu." cümlesiyle tanınan. Monologlarıyla yürüyen. Ölümle savaşan. Babasının ölümünü aklından atamayan.
Oğuz: Tamam, tanıdım seni. Ne işin var burada? Ne arıyorsun benim kitaplığımda?
Hamlet: Bu soruyu sana sormak lazım Oğuz. O kadar Shakespeare kitabı okudun sonuçta. Mantıken Shakespeare'in tarihi oyunlarında iktidarlar arasındaki iç savaş ile benim ruhum ve bedenim arasındaki iç savaşın ne kadar benzer olduğunu fark etmiş olman gerekirdi.
Oğuz: Haklısın Hamlet. Sen de ölümle savaşıyorsun benim gibi. Ölümle savaşıyor olma ihtimalini seviyorsun. Ölüm senin için bir kaçış değil, tam tersine zamanı gelince yaşanması gereken bir deneyim. Laertes adlı karakterin isyan edip seni alt etmeyi istemesi gibi senin de yazarının tarihi oyunlarında anlattığı şey iktidarların iç mekanizmalarındaki isyanların, insanların içlerindeki isyanlara ve beyin adı verilen kontrol mekanizması tarafından bastırılmasına benziyor olmasıydı. Ama bu da nedir?

(Oğuz'un ölü hali girer.)

Oğuz'un ölü hali: Sen bana dönüşeceksin Oğuz. Bundan hiçbir kaçarın yok. Öleceksin. İntikamımı alacağım senden bütün o güzel günlerin. Donuk ve gözlerin kapalı bir şekilde yatıracağım seni bir mezara, oradan geliyorum zaten. Benden kaçamazsın Oğuz, ben zaten senim ve geleceğindeki şimdiki zamanım.
Oğuz: Aman Allahım! Bu da neyin nesi Hamlet?
Hamlet: Ona iyi bak, o senin geleceğin. Hepimizin kaçamayacak olanı. Benim de babam bana böyle görünmüştü. Sonrasında ölümden intikam almam gerektiğini anlamıştım. Ölüm hakkında ne düşünürsün Oğuz?
Oğuz: Ölüm, öldürmek istediğimdir Hamlet.
Hamlet: Peki, ölümü öldürseydin ortada yine bir ölüm olmaz mıydı Oğuz?

SAHNE II
(Hayat adlı bir savaş alanında yaşama sevinci ve ölüm kıyasıya çarpışıyordur.)

Yaşama sevinci: Hayat ne güzel! Hiçbir derdim yok. Karnım o kadar tok ki göbeğim ve enerjimle istediğim her şeyi yapabilecek bir durumdayım. Yaşamı seviyorum!
Ölüm: Hayat ne kadar soğuk. Berzahtayım, beni iki dünyaya da bağlayan şey yine kendimim. İnsanların gözlerini kapatırım. Ruhlarını çekip alırım.
Yaşama sevinci: Herkes beni görmek istiyor!
Ölüm: Hiç kimse beni görmek istemiyor.
Yaşama sevinci: Yarınlar için umut kaynağıyım!
Ölüm: Her geçen gün yaklaşanım.
Yaşama sevinci: Hayatı yaşanılır kılan benim!
Ölüm: Sen olmasaydın olmazdı hiçbir albenim!
Kader: Hop, hop, hop... Durun bakalım, nedir böyle alıp veremediğiniz şey? İkinizi de ben belirliyorum, nedir arzuladığınız?
Ölüm: İlk o başlattı.
Kader: İkiniz de zıttınızla anlamlısınız. Ben yaşama sevincine derim sevindir şu insanı, sevinir, yaşama tutunur o insan. Ben ölüme derim öldür şu insanı, ölür o insan. Hatırlasanıza... Hamlet'in monologlarında da siz yok muydunuz? Babasının ölümü üzerine intikam almak istememiş miydiniz? İnsanın kimliği de bir arkeoloji değil midir ve sizler de o kimliğin arkeologları değil misiniz?

SAHNE III
(Oğuz, Hamlet ile sohbetinden sonra yaşama sevinci ve ölümle birlikte yaşamayı öğrenir.)

Oğuz: Gelin bakalım, gelin. İkinize de yer var burada. İkiniz de çektiniz kolumdan bugüne kadar. Biriniz dedi, hayat ne güzel, hiçbir dert yok. Diğeriniz dedi, hayat ne kadar soğuk, her yer berzah. Nereden geliyorum ve ben kimim? Neden sizlerle birlikte dünyaya geldim? Neden atıldım buraya seçimim sorulmadan? Nedir bu her insanın başarı isteği hiç yorulmadan? Hamlet'i hala okumayan insanlar görüyorum. Fakat Hamlet okumadan önce Shakespeare'in tarihi oyunlarının ve Bir Yaz Gecesi Rüyası gibi büyülü gerçekçi ögeler içeren kitaplarının da okunması gerektiğini söylüyorum. Nedir bana Shakespeare'i okutan? Nedir bu kader tanrıçalarının ipliğini bana dokutan?

(Anneannem ve dedem sahneye girer.)

Anneannem: Biziz.
Dedem: Biziz.
Oğuz: Ben sizi hiç görmedim bugüne kadar. Ben doğduğumda siz yoktunuz. Yoksa doğum düşmanı mıdır ölümün? Peki ölüm hangi safhasındadır bu hayat bölümünün?
Anneannem: Eğer biz olmasaydık annen ve baban da olmazdı değerli torunum. Biziz senin varlığının nedeni. Fakat bizden de yüksekte bir Allah vardır seni baştan sona var edeni. Bak, istersen konuş geldiğin yerle. İnsanın gittiği yeri öğrenebilmesi için geldiği yeri bilmesi gerekir derler...

(Anne karnı ve baba spermi sahneye girer.)

Anne karnı: İşte! Biziz varlığının sebebi.
Baba spermi: İşte! Biziz varlığının sebebi.
Oğuz: Nedir bu hengame? Nedir bu bana sorulmayan her şey? Hamlet, nedir bu seçemediklerimizin karşımıza sonradan bir seçim olarak çıkması? Ey ölüm, eşitsizliklerimizi eşit hale getiren, sen söyle madem. Nedir elimdeki seçenekler? Hiç doğmamış olmayı istemek, sen söyle, sırf "Keşke doğmasaydım" cümlesine karşı bir "İyi ki doğmuşum" cümlesini söyleyebilmek için mi Şahane Hayat filmini izledim? Verin bir balta, keseyim bu spermin yolunu ve her şey uçsun havaya! Gösterin bir yol, anlaşayım kader denen tefeciyle ve biriktireyim hiç olmayacak borçlarımı. Olmak ya da olmamak işte bütün mesele bu deyip de yaşam çelişkisini çözebilmek mümkün mü Hamlet? Peki seni yaratanın oğlunun adı Hamnet olduğu için ve onun ölümünün acısından dolayı mı senin adın Hamlet?
(Oğuz'un ölü hali girer.)

Oğuz'un ölü hali: Bırak şimdi Hamlet'i, Hamlet'ten sana ne! Sen bensin, ben de senim. Mezardayken yanında Hamlet olmayacak. Sadece ben olacağım. Bak anneannene, o artık benle. Bak dedene, o artık benle. Herkes bir gün burada olacak. Bak ölüme! Nasıl da kıkırdıyor arkandan, nasıl iş çeviriyor sen yaşama sevinci ile doluyken. Bak Hamlet'e, nasıl okutuyor sana kendini içindeki bütün kelimelerle. Odur sana bir hayaletle barışık olmayı öğreten. Odur senin içindeki iç savaşları sana tanıtan. Hamlet'in kendisi gelsin, o söylesin sana bütün bunların niye olduğunu...

Hamlet: Ben değilim beni esas ben yapan. İntikamımdır benim tek isteğim. İntikam alınınca kimliğim de tamamlanır ve çıkarım hayat denen bu sahneden. Dünya bir sahnedir ve kadınlar da erkekler de onun oyuncuları demişti Jaques, Nasıl Hoşunuza Giderse kitabında. Neresidir bu sahnenin bulunduğu bina? Neden ve niçin intikam alıyorum ben?

SAHNE IV

(Amaç sahneye girer.)

Amaç: Heheyyt, çekilin hepiniz önümden! Hepinizin sebebi benim. Benim ölümü anlamlı kılan. Benim yaşama sevincini sevindiren. Benim Oğuz'u anneannesiyle ve dedesiyle konuşabilme bilincine eriştiren. Benim ona Shakespeare'i okuması gerektiğini söyleyip Hamlet'i ona ulaştıran. Izdırari ve ihtiyari kader dostlarımla birlikte çalışırım bu yolda. Ölümü öldürmek istedi Oğuz, oyunun başında. Fakat ölümü öldürmek de bir ölümdür Hamlet'in dediği gibi.

Ey insanlar, benim hepinizin boşluğu ve doldurulması gereken! Benim bu hayat denilen oyunun tek perde oluşunun sebebi! Dostoyevski, içinde ben ve ben isteği olmadan kimse yaşayamaz dedi, haklıydı! Montaigne, bana bağlanmayan ruh, yolunu kaybeder, her yerde olmak, hiçbir yerde olmamaktır dedi, haklıydı! Hamlet de onlarla birlikte işte şimdi. Her yerde olmayı isteyip hiçbir yerde olan, benimle birlikte intikam alan ve Oğuz'a da bunları yazdıran.

(Herkes çıkar, sadece Oğuz kalır.)
160 syf.
·1 günde·10/10 puan
YouTube kitap kanalımda Shakespeare'in hayatı, mutlaka okunması gereken kitapları ve kronolojik okuma sırası hakkında bilgi edinebilirsiniz: https://youtu.be/rGxh2RVjmNU

Onlarca kişiyle birlikte Othello'nun sahip olduğu kıskançlığın başka insanlarda ne kadar değişken olabileceğini gösteren kolektif bir inceleme yazdık.

Sadece benim görüşlerimin olmadığı, başka kişilerin de kıskançlığa bakış açısının okunabileceği bir inceleme oldu. Siz de katkı vermek istiyorsanız tek yapmanız gereken kıskançlık duyduğunuz ya da gıpta hissettiğiniz konuları yorum olarak yazmak.

Siz yorum yazdıktan sonra incelemenin içerisine isminizi ve karşısına da düşüncelerinizi yazıp dünyada hangi çeşit kıskançlıkların olduğuna dair bir kıskançlık gökkuşağı oluşturmak istiyorum.

Örnek verecek olursam, Othello Desdemona'yı kıskanırken ben de günde 150-200 sayfa kitap okuyanları kıskanıyorum ya da onlarca ülke gezmiş ve hala da gezmeye devam edebilen insanları, filmlerin alt metinlerini hemen anlayabilenleri, bildiği konuları karşısındakinin aklını karıştıracak şekilde değil de basitçe anlatabilen insanları kıskanıyorum. Sizin kıskançlıklarınız neler, kimleri neden kıskanıyorsunuz? İmrenmek, haset ya da gıpta gibi pek çok farklı kıskançlık seviyesinden örnekler bekliyorum bu incelemeyi sizle beraber oluşturmak için.

Özlem Dilara Cinkılıç bana benzer şekilde dünyayı gezip, görebilen çoğu şeyi yaşayarak tecrübe ederek öğrenen, hayatı ve insanları nerede, ne zaman ciddiye alması gerektiğini kavramış ve bunu düzenli bir şekilde uygulayabilen kişilere imreniyor, gıpta ediyormuş. Su de aynı şekilde düşünüyorumş hatta. Othello da böyle olmak isterdi bence. Fakat onun tek sorunu hayatı ve insanları nerede, ne zaman ciddiye alması gerektiğini bilmemesiydi maalesef.

Zeynep Hilâl kendini ifade edebilip insanlar tarafından da anlaşılan kişileri cidden kıskanıyormuş. Ne kadar çabalasa da bunu başaramıyormuş kendisi. Zor bir iş bunu başarabilmek, çünkü Edip Cansever'in de dediği gibi "anlaşılmak -değil mi ama- sanki kimsenin olamaz."

https://1000kitap.com/Lawaholic 'in kıskançlığı yalnızca imrenme düzeyinde kalıyormuş. Mesela hayatta her istediğini yapan, hissettiklerini cesurca söyleyebilen, başkalarının kendileri hakkında dediklerini zerre umursamayan, hiçbir zaman özgüvenini yitirmeyen insanlara karşı hep bir kıskançlık barındırırmış. Ne güzel bir kıskançlık çeşidi bence bu, keşke herkes böyle kıskanmayı öğrenmiş olsa.

Ebru Özer çok sevdiği yazarları paylaşmayı kıskanırmış. Yani o yazarın eserinin herkes tarafından dillerde dolanması onu üzüyormuş Aslında herkes iyi kitaplar okusa ne güzel ama güzel olan şeyleri sadece az bir kitlenin bilmesi daha çok hoşuna gidiyormuş. Ve bir de çok ama çok nitelikli kitaplar okumuş kimselere imreniyormuş Ebru.. Onları gördükçe aman Allah'ım ben bu hıza nasıl yetişeceğim diyormuş ve bunun bir yarış olmadığının da farkındaymış. Bir de film ve kitap yorumlarında onun fark edemediği alt anlamları fark edenlere gıpta ediyormuş. Tabii bunlar onun için kötü hisler değil de daha çok bir imrenme meselesiymiş.

https://1000kitap.com/mintaminta hayatının tam da bu evresinde; (çünkü malum zaman ve dönem içinde değişiklik gösteriyormuş bu tür duygular) Küçük ve sakin bir sahil beldesinde, az insan çok doğa mantığında yaşayabilen insanlara imreniyormuş. Keyifle yaşasınlarmış tabi ama ona da nasip olmasını istiyormuş. Mies van der Rohe de "Less is more" deyip mimarlığın algısını baştan değiştirmişti ya işte, Burcu da az insanla, az kelimeyle, az yaşanmışlıkla çok şey yaşayıp anlatabilen insanlara imreniyormuş. Ne güzel imrenmeler bunlar...

Zeynep Tolstoy'un dediği gibi, sahip olduğu şeylere sevindiği ve sahip olmadıklarına da üzülmediği için mutluymuş. Ne güzel.

Xemrevîn kendisini daha çok geliştirebilmek için önünde engeller bulunmayanı ve bu idealini büyük bir azim ve özveriyle gerçekleştirmeye çalışanları, zeka dolu cümlelerle aklını başından alabilenleri, olaylara/kişilere felsefik-psikolojik-sosyolojik ölçüde yaklaşıp ortaya koyduğu üçgende isabetli yorumlarda bulunabilenleri, terminolojide ileri derecede birikimli olanları, her konuda tembel olmamayı başaranları, birden fazla dil bilip de gramerine hakim olup güzelce kullananları kıskanıyormuş fakat maalesef kıskançlıktan çok onun içinde buruk bir şey bırakıyormuş ve bu burukluklar birike birike ilerliyormuş. Dünyada ne güzel kıskançlık çeşitleri var dedim resmen.

Büşra A. kendi odası ve kendine ait kütüphanesi olanlara gıpta ediyormuş, kıskançlık derecesinde değilmiş ama pek çok şeye gıpta ediyormuş. Hatta benim kitaplık turu videoma bakınca demiştim aman kitaplarıma bir şey olmasın da demiş çok nazarı geçtiği için. Ben de Büşra'nın bu imrenişinin zamanla ona çok şey kattığını düşünüyorum, imrenmek ve gıpta insanı uzun vadede çok geliştiriyor bence. Othello'nun da kıskançlığı hafif bir seviyede kalsaydı belki bu ona zarar vermeyebilirdi ama işte Dostoyevski'nin de dediği gibi "Kıskançlık istisnai bir tutkudur."

https://1000kitap.com/DeRy_a 'ya göre Iago'nun hisleri salt kıskançlık değilmiş. Ruhu kötü. Kıskanç, yalancı, ikiyüzlü, bencil, fırsatçı, her durumdan kendi lehine sonuç çıkarmaya çalışan işgüzar bi pislikmiş. Bence de toplumumuzda çok Iago var, Allah bizi Iagoların şerrinden korusun, amin.

zebeşê kal anlaşılmamak bizim gibilerin yazgısıdır dermiş Goethe. Anlaşılanları kıskanıyormuş Mehmed de her yerde, her ortamda anlaşılanları. Onu anlaşılmamak öldürecekmiş böyle giderse. Anlaşılmak istiyormuş Mehmed, başka bir şey değil işte. Keşke anlaşılabilsek... Othello da zaten anlaşamadığını düşündüğü için yapmamış mıydı yaptıklarını?

https://1000kitap.com/Simeranyasafa Platon’la tanışabilmiş çağdaşlarını kıskanıyormuş. Bu antik kıskançlığa lise sıralarında felsefe dersiyle bulaşmış. Yıllar geçse de kıskançlığım geçmedi.
Hep şu soruyu sormuş kendisine:
"Platon, “Akademi”sine girme şansını bana verir miydi?"

Nurile ne yaşarsa yaşasın en baştan başlayabilme cesaretinde bulunup aynı motivasyonla devam edebilenleri kıskanıyormuş. Cidden hele ki şu zamanda böyle bir azimde ve motivasyonda olmak zor iş. Othello da böyle olamadı mesela, aynı motivasyonu bulabilmek bazen çok çok zor olabiliyor.

Fëanor yazarların arkadaşlarını, can yoldaşlarını kıskanıyormuş. Örneğin J.R.R Tolkien'in -Yüzüklerin Efendisi'nin yazarı- yanında ünlü Narnia Günlükleri'nin yazarı C.S Lewis çalışmış. O da bu şekilde çalışmak istermiş. Harika bir kıskançlık biçimi bence. Hep Cemal Süreya, Tomris Uyar ve Yusuf Atılgan'ın aynı fotoğraf karesinde bulunması gibi yazar arkadaşlarımın olduğu bir ortamda ve arkadaşlık çevresinde olmayı hayal etmişimdir. Belki bu kıskançlık biçimi de bizi bu yola götürür, kim bilir...

https://1000kitap.com/OktayIrmak bir konuda fikri olup, o konuyu mükemmel bi' lisanla anlatabileni kıskanıyormuş. Yaşadığı komik, hüzünlü anıyı karşı tarafa hissetirebilenleri- aktarabileni- kıskanıyormuş hatta... Bu zamanda yine en zor şeylerden biri de bu, kısılı kaldığımız sanal gerçekliklerde karşı tarafa duygumuzu geçirmekle uğraşmak, derdimizi anlatabilmek. Desdemona bile Othello'ya derdini anlatamamışken bizim bunu yapabilmemiz imkansıza yakın zaten.

meltem şen duyarsız insanları bazen kıskanıyormuş. Bir miyop olduğu için net gören insanları da kıskanıyormuş ama duygusal miyopluğu olmayan insanları da kıskanıyormuş. Yaşananları değerlendirirken olaylar arasındaki net ayrımları görebilen insanları yani. Bazen'e düşmeden netliğinin ayarını anında ayarlayan insanları kıskanıyormuş, bunun için hep bi düşünce boşluğuna ihtiyaç duymayanları. İşte Othello da sevginin duyarlılığında kısılı kaldığı için onun kıskançlığı başka hiçbir şeye benzemiyordu. Aynı Kayıp Zamanın İzinde serisinde Marcel'in Albertine için hissettikleri gibi işte, duyarsız kalabilen insanları kıskanıyoruz biz de, öylece kalabildikleri için.

https://1000kitap.com/RanaTufan sürekli kendini geliştiren insanlara imreniyormuş. Bu ister yabancı dil öğrenmek, ister yıllık okuma hedefini fazlasıyla gerçekleştirenler olabilirmiş. Gereksiz zevklerini önemsemeyip hayatına anlam katacak şeyleri yapmak ne güzel şeymiş ona göre!

Hilal Ku bir anda karar verip bir bavul hazırlayıp gidebilenleri kıskanıyormuş. Plan yapmadan yaşayabilenleri, onun gibi kılı kırk yarmaktansa "ne yapacağımı yolda düşünürüm" diyebilenleri, cesurları ve detaylara takılıp kalmayanları kıskanıyormuş Hilal de. Çok da düşünmeden hareket edebilen ve bunun sorumluluğundan kaçmayan herkese imrenerek bakmış hep. Ben de Hilal gibiyim aslında, çok planlı yaşıyorum hayatımı ve böyle olmasını sevmiyorum. Keşke kararlarımızı spontane ve özgürce verebilseymişiz.

https://1000kitap.com/_PLS_ en küçük bir şeyi kafasına takıp kendini heder eden biri olarak hiçbir şeyi takmayan insanlara imreniyormuş. Saçma sapan şeyleri umursamamak, gereksiz insanları kafaya takmamak, arkalarından göz yaşı dökmemek güzel bir şey olsa gerekmiş ona göre de... Othello da Desdemona'sı için denilen saçma sapan şeyleri umursamasaydı belki mutlu bir evlilikten bahsedebilirdik. Ama insanların aklına sokulan saçma sapan şeylere güvenimiz o kadar sağlam ki, kendimizi onlardan bir türlü kurtaramıyoruz.

https://1000kitap.com/ThebiglightA 'a göre kıskanmak dediğimiz şey aslında bizde var olmayan şeylerin farkındalığı noktasında ortaya çıkıyor. Kendisinde var olmayan bir çok şeyin farkındaymış Nur mesela ama kıskandığı da çok söylenemezmiş. Devamında da şunları diyor: "Barışığım, kabul ediyorum çok da sitem etmiyorum.Bilmiyorum belki de bunların hiçbiri değildir; yalnızca 'kıskanıyorum' demekten kaçınıyorumdur. Neyse..
Erken yatıp Erken kalkma mertebesine erişebilmiş, hiç değilse uyku düzenini otutturmuş, yataktan fırrr! diye kalkabilen, güne erken başlayan insanları kıskanıyorum.hem de çok!
Bir de göbeği açık kıyafet ve mini giydiğinde üşütmeyen, bağırsakları bozmayan kadınları kıskanıyorum."
Son cümlesindeki kıskançlık biçiminin beni sesli olarak güldürdüğünü söyleyebilirim.

Oğuzhan Muyan "Benim onu sevdiğim kadar, o beni seviyor mu çok merak ediyorum. Yanındaki herkesten kıskanabilirim." diyor mesela. Othello da böyle değil miydi? Desdemona'sını yanındaki herkesten ölümüne kıskanırdı. Ölümüne...

Dr.falan hayatında kendine saygısı olacak kadar düzenli olup spor yapan, müzik aletleri çalan, gerçekten kendisini mutlu eden şeyleri rutin haline getiren insanları kıskanıyormuş. Bir karar verdikten sonra iradeli şekilde devam ettirenleri kıskanıyormuş. Anı yaşayabilenleri, bir sürü dil konuşabilenleri, onun keşfetmediği onlarca filmi izleyenleri, okumadığı yüzlerce kitabı okuyanları, müzikten anlayanları, düzgün beslenmesi olanları, sakin kalabilenleri, kendi varoluş amacını anlayanları, aşkı bulanları, erken kalkanları ve en önemlisi dünyayı gezenleri kıskanıyormuş. Ne çok şey kıskanıyormuşum Jijivisha Bob ama yazmak da rahatlatmış onu. Othello da monologlarıyla kıskançlık düşüncesini kendisinden savmaya çalışıyordu ama işte insan kendi kendisiyle konuştukça delilik sınırına yaklaşıyor ya zaten.

https://1000kitap.com/Umutmutlusu "Okuduğu bilgileri, şiirleri veya sözleri unutmayıp her an her dakika şahıs ismi ile paylaşabilen üstün hafızalı insanları aslında kıskanmak değil de takdir etmek diyebilirim sayılıyorsa eğer, bi' de sanırım yağmurda yürüyen gözlük kullanmayan insanlar gözlük kullananlar bunu bilir ne denli güç olduğunu.." demiş. Ben de gözlük kullanan biri olarak bunu çok içselleştirdiğimi söyleyebilirim. :(

Nur tıkır tıkır konuşan, hiç teklemeden kendini ifade eden, karşısındakinin gözünün içine bakarak uzun uzun cümleler kurabilen insanları kıskanıyormuş. Othello'nun da böyle uzun monologları vardı ve sanırım ki insan kıskandığında böyle uzun uzun teklemeden konuşabilmeyi de öğreniyor, sevgi insana her şeyi yaptırıyor.

https://1000kitap.com/Betlbldk bir malını başkasına verirken aklı onda kalmayan insanlara, gönülden konuşabilen ve içindekilerini az da olsa ifade edebilecek kelimeleri bulup ahenkli cümleler haline getiren insanlara, Peygamber Efendimizin ahlakına ve özellikle bu aralar kendi kendine fikirler üretip ören insanlara çok imreniyormuş. Keşke herkes böyle şeylere imrense dedim...

Gökçe son zamanlarda kıskandığı kişi arabası olup onu kullanabilen kişilermiş. Onları geçtiğinde de tüm yorgunluğuna, üzüntülerine, stres kaynaklarına rağmen midesi ağrımayan insanlara epey özeniyormuş. Sağlık en önemli şey gerçekten de, Marcel Proust'un da dediği gibi insan sadece hasta olduğu zaman kendisiyle ilgilenmesi gerektiğini hatırlıyor.

Meryem zorunluluktan değil keyif için çalışan insanları kıskanıyormuş, hatta sevmediği bir işte çalışmak zorunda olmayan istifayı basabilen insanları da kıskanıyormuş. Valla ben de böyle insanları kıskanıyorum ama gelin görün ki iş kaybetme korkusu bütün diğer korkulardan daha ağır basıyor.

Aphrodite için okur yazarlığın öneminin bilincine küçük yaşta varmış, birden fazla dil bilip farklı kültürler tanıma fırsatı olan, dünya turuna çıkmış, yaşamı ertelemeyip an'ın tadını yine geçmiş gelecek senteziyle çıkarabilen, hayatı yaparak yaşayarak emeğin kıymetini yine erken yaşlarda bizzat kendi şahsında tadanlara hep gıpta etmişlik gerçeği varmış. Keşke ben de bunlara küçük yaşta varmış olsaydım.

Asiye Aksak birini sevmeye başlayınca onu çok kıskanıyormuş çünkü kaybetmekten korkuyormuş ; o kadar çok korkuyormuş ki kıskançlığı ve korkusu da pik yapıyomuş. Zirvede bırakıp onu terk ediyormuş ve herkesin hastalığına kimse karışamaz deyip noktalıyormuş kıskançlık tartışmasını. Othello da Desdemona'sını kaybetmekten korkuyordu malum, ne geldiyse bu yüzden başına geldi ya zaten onun da...

Me... karşısındakinin zevkleri ve öncelikleri farketmeksizin ne tür bir insan olursa olsun onunla her açıdan sohbet konusu açabilen tıkanmayan insanlara imreniyormuş. Ve şuan onun hayali olan şeyleri çoktan gerçekleştirmiş ve içinde yaşayan insanlara imreniyormuş.
Hatta asıl kıskançlığa gelirsek, gerçekten sevdiğini fazlaca kıskanırmış Me... Hemde yer yer kıskançlığı korkuya dönüşebilirmiş. Kıskançlık ile korkunun paralel ilerlediğini düşünüyorum ben de zaten. Othello'nun da maalesef ki korkusu ve hiçlik hissi daha ağır bastı.

Le_Penseur 'a göre kıskançlık Edip Cansever'in bu şiiriymiş:
"Nerede okumuştum, hatırlamıyorum şimdi,
biri mi anlatmıştı yoksa
Mahpusunu kıskanan bir gardiyanı
Ve düşün sevgilim,
mahpusunu kıskanan bir gardiyan düşün
Ne kadar acı bunlar
Kıskanıyorlar hepimizi ve kıskanacaklar"

Fırçanın Ucunda Kalmış Kahve otoriter olan insanları çok kıskanıyormuş. Bir de ikiden fazla dil bilen insanları. Sert görünüşlü biri olmadığı için her zaman buna imrenmiş Fırçanın Ucunda Kalmış Kahve. Açıkçası ben de ikiden fazla dil bilen insanlara imrenirim, Almanca öğrenmeye çalıştım önceleri ama sonra hiç sarmıyor diye bırakmıştım. :(

özgür her türlü kıskançlık duygularından sıyrılmış, ruhunu haset yangınlarına karşı korumuş ama etrafındaki insanların hasletlerini görebilecek tevazuya sahip kişilere gıpta etmiş. Muhteşem

Aynı anda biyoloji, kimya, fizik, din felsefesi, kaos teorisi, evrim, kötülük problemi, normal felsefe, dinler tarihi, kutsal kitaplara, çok farklı düşünce yapısı hakkında bilgiye sahip olan insanları acayip kıskanıyorum. Nasıl hepsini aynı anda öğrenmişler vallahi çok merak ediyorum. Keşke hepsini ben de bilsem. Çok çalışmak lazım çokk. Okumaya çok geç başlamış biri olarak şu alıntıyı buraya bırakıp yoluma devam ediyorum.

Bilal Günaydın aynı anda biyoloji, kimya, fizik, din felsefesi, kaos teorisi, evrim, kötülük problemi, normal felsefe, dinler tarihi, kutsal kitaplara, çok farklı düşünce yapısı hakkında bilgiye sahip olan insanları acayip kıskanıyormuş. Nasıl hepsini aynı anda öğrenmişler vallahi çok merak ediyormuş. Keşke hepsini o da bilseymiş hatta. Çok çalışmak lazımmış ona göre. Okumaya çok geç başlamış biri olarak şu alıntıyı buraya bırakıp yoluma devam ediyormuş:

"Buralara nereden geldiğimi biliyorum, gidecek daha çok yolumun olduğunu da biliyorum ve gerekirse dizlerimin üstünde sürünerek de olsa oraya gideceğim" Jack London

Ben de Bilal gibi hissediyorum zaten, bu kadar farklı konu arasından kendimizi olgunlaştıracak ve yeteri kadar geliştirecek bir harman oluşturmak çok yıl ve deneyim istiyor. Umarım bu yolda başaranlardan olabiliriz.

https://1000kitap.com/_Saadet "Hayır." demeyi bilen, "başkalarının ben'i" olmayan; herkese rağmen kendi kalabilen, insanlara kendini kanıtlamak zorundaymış gibi hissetmeyen, hayatı olduğu gibi yaşayan ve hayatının başrolünü kimseye kaptırmayan insanları kıskanıyormuş. Bazen hatta sık sık kendi hayatının figüranıymış gibi hissettiği de oluyormuş. Othello da kendi hayatının figüranıymış gibi hissediyordu ya zaten, ne zaman ki kendi hayatımızın başrollüğünden çıkıp figüranlığa geçmiş gibi hissediyorsak bu hayattan kaybolmaya da o kadar yakınızdır.

-------------

Ayrıca Othello kitabının salt bir kıskançlık tragedyası olmadığının da bilincindeyim. Dürüstlüğün yalan ve düzen dünyasına yenilişinin, Othello'nun sevgisini ne olursa olsun korumak isteyişinin de farkındayım. Fakat hepimizin çeşitli kıskançlıklarının olduğunu da biliyorum. Maksat kolektif bir inceleme olsun ve sadece benim kıskançlık görüşlerime maruz kalmayalım.
160 syf.
·1 günde·10/10 puan
"Seven kişi sevdiğini kıskanır." Tamam buna sözümüz yok ama kıskançlık çoğu zaman felaketle biter, Othello'da olduğu gibi.
Kıskançlık insan gözüne bir perde indirir ve bu perde hiç şüphesiz kapkaradır. kıskançlık her zaman beraberinde öfke getirir, Ee öfkeyle kalkan zararla otururmuş.
Shakespeare hiç şüphesiz bize bu kıskançlığı ve kıskançlığın beraberinde getirdiği öfkeyi anlatıyor.
Kıskançlık ; mutlu olmamız, üzülmemiz, sevinmemiz gibi içimizde var olan bir duygudur. Ancak kıskançlığın dozu çok önemlidir, bu doz arttıkça hastalık boyutuna döner ve zarardan başka bir şey vermez. Othello'da olduğu gibi bu kıskançlığın büyümesi kişide sürekli şüphe, aldatılma korkusu, terk edilme korkusu, kıskandığı kişinin kendisini kandırıyormuş vb. hisler uyandırıyor. Bu hislerle beraber öfke ve kızkınlık baş gösteriyor.

Bakın şuna tekrar dikkat çekiyorum 'kişi sevdiğini kıskanır' işte bu kavram farklı; bu kişinin sevdiğinin başka birinin onu sevmemesini ister, onu korur. Ama başka bir boyut alan kıskaçlık; mini etek giyme, ona buna bakma, 'ya benimsin ya toprağın' gibi gibi şeyler bir tür hastalıktır. Seven insan 'Rağmen' sever, yani onu olduğu şekilde sever ve onu değiştirmeye çalışmaz. Zaten sen onu olduğu gibi sevmişsen neden sonradan mini etek giyme, şunu yapma bunu yapma diyorsun ki? Kusura bakmayın ama bu artık sevgiden de çıkar. Sevgi "Seni her şeye rağmen sevdim demektir"

Kitabımızın sadece bir veya iki kahramanı yok, kitabımızın üç kahramanı vardır; Othello, Desdemona, Lago.
Othello ve Desdemona büyük bir aşkla evlenirler. İki sevgili kavuşmuş ve evliler (Desdemona'ın babasının bu aşkla engel olmasına rağmen), ancak bu sefer aşıkların arasına giren kara yılan hiç şüphesiz Lago'dur. Lago bir subaydır. Lago kitapta var olan başka bir kişiyi kıskanıuor çünkü o çok yükselmiş ve Othello'nun gözüne girmiş başarılı biridir. Burada görüyoruz ki kişinin sevgiliyi kıskanması değil sadece, kişinin başka bir kişiyi de kıskanması var.

Desdemona; namuslu, temiz, masum ve kocasına deli gibi aşık bir kadındır. Kitapta nedense Desdemona silik ve fazla masum ve saf olarak karşımıza çıkıyor. Othello ise kıskanç ve namus düşkünü bir adam. Bir erkekte aşırı namus düşkünlüğü her zaman huzursuzluk getirir, örneğin karısına sürekli şiddet uygulayabiliyor. Kitabımızda şiddet yok ama daha büyük bir şey var!
LAGO! Kara yılan, şeytan. Yazarımız bu karaktere o kadar çok yer veriyor ki adete Othello'yu geçiyor. Kitap adete Othello ve Lago arasında süren bir olay gibi geliyor. Othello, Lago'ya güveniyorken Lago onun karısına iftira atar. Ve maalesef namus yine kadına özgü oluyor ve zararlı çıkan kadın oluyor. Zavallı Desdemona namuslu iken, adı namusuzluğa çıkıyor.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Shakespeare'den güzel ve sarsıcı bir hikaye, kesinlikle tavsiye ederim. Keyifli okumalar. :)
188 syf.
·2 günde·9/10 puan
Birçok filme konu olan bu Dünya Klasiği eser 1599 ile 1601 yıllarında yazılmış, "taa oralardan" günümüze kadar ulaşmış, trajedi temalı bir tiyatro oyunudur.

İntikam nedir ? Niçin intikam almak isteriz ki ? İntikam neden aklı baştan duyguyu kalpten alır götürür ? Yaşayacağı mutlulukları yaşatmamak için mi? Yoksa sadece izzetinefsi rahatlatmak için mi ?

Danimarka'da geçen eser Shakespeare'in en sevilen eseri olarak da bilinmekte ve günümüzde hala geçerliliğini korumakta. "Avon'un Ozanı" olarak da bilinen ünlü yazarın gerçekte var olup olmadığı konusunda da keşmekeş bir durum söz konusu. Genel olarak kabul edilmiş görüş, yazarın 1564''te Avon nehri kıyısındaki "Stratford" doğumlu William Shakespeare olduğunu kabul etsede, masaya kanıtları vuran birçok bilim insanı, bu yazarın 17. Oxford Kontu Edward de Were'nin tasarladığı hayali bir karakter olduğunu iddia etmişlerdir. Dönemimizde bu aksi görüşü savunan kesimler hala bulunmaktadır.

Eserde ise Hamletin intikam, hırs ve öfkesini işleyerek başına gelenler anlatılmış. Danimarka kralı olan babasını öldürüp, yerine geçen amcasından intikam almak isteyen hamletin macerası ele alınmıştır. Bir gece Hamletin dostlarının, Eski kralın hayaletini görmesiyle başlayan kuşku ve endişeleri, onu kuşkularını daha derinden araştırmaya iter ve gerçeklerin acı rengi ortaya dökülür. Öğrendiği tatsız havadislerle çılgına dönen Hamlet planlar kurmaya başlamıştır. Ama Hamletin bu hareketleri amcasını, yani yeni kralı rahatsız etmektedir. Yeni kral hamletin başına açaçağı işlerden kurtulmak ve onu ülkeden defetmek için İngiltere'ye techir emri çıkartır ve adamlarından bir yolunu bulup, Onu gemide öldürmelerini ister. Ama hamlet o gemiden kurtulup, Kral ve Sevdiği kadının abisi ile tekrar karşılaşacaktır...

"Ne azgın bir atılış haram döşeğine!
İyi değil, iyilik de çıkamaz bundan. Ama
boğ kendini yüreğim; dilimi tutmak gerek!"

-Hamlet, William Shakespeare
133 syf.
·Puan vermedi
Seversin kavuşamazsın aşk olur.

Birileri bunu yazıya döker, yazar olur
Birileri bunu sinemaya yansıtır, yönetmen olur.
Birileride bunu satın alır okur ve okur olur.

Ben ve şuan bu yazıyı okuyan arkadaşım, üçüncü seçenekten yolumuza devam edelim.


Ders : Aşk edebiyatı
Konumuz : '' Seven iki aşığın kavuşamaması ''

Toplum olarak pek yabancı olmadığımız bir konu. Sinema kuşağına göz attığımızda '' seven ama kavuşamayan iki aşık '' üzerine Yeşilçam tarihimiz kadar yapıt görebiliriz..

Şarkısıyla tutulan kişinin filmiyle büyüleyeceği,
şarkı söyleyen herkesin iyi bir aktör olacağı, maddi kaygılar üzerine yazılan senaryo metinlerin elden ele dolaştığı, düşünce sağolsun.

Hint sinemasında şarkı ve dans olmazsa olmaz. Bizdede şarkı söyleyenin aktör yapılması. İyiki aktörlerde şarkı söylemiyor.

Yoksa halimiz yaman olurdu.
kısır döngüye dönerdik...

Gerçi bu durum günümüzde artık azaldı gibi.
Evet yanlış duymadınız azaldı.
Ama sevinmeyelim :)

Çünkü artık şarkı söyleyenler kitap yazar oldular.

*

İster yazarı bilinsin ister toplum tarafından sözlü olarak aktarıla gelsin, tarih boyunca kavuşmanın imkansız olduğu aşklar daima canlılığını korumuştur.

İnsanlar aşk kavramına,
hissiyatına önem vermişlerdir.

Sokakta 10 kişiyle karşılıklı soru-cevap yapsak.
Romeo dedik mi Juliet denir.
Ama William dedik mi Shakespeare denilemez.

Çünkü yazardan ziyade karakterler.
Giriş, gelişmeden ziyade sonuca önem veririz.
Önemden kastım bu.

Bu aşklarda genelde aynı  hava hakimdir.
Kişiler değişir, zaman değişir, mekan değişir
ama senaryo değişmez, bunlara uyarlanır.


_Kişiler değişir.

Sen Ferhat olursun o Şirin
Sen Mecnun olursun o Leyla
Sen Kerem olursun o Aslı
Sen Kamber olursun o Arzu
Sen Antony olursun o Kleopatra
Sen Romeo olursun o Jüliet

_Zaman değişir.

Sen Milattan önce aşkı yaşarsın
Senden sonra gelen, Milattan sonra hisseder.

_Mekan değişir

Sen dünya olursun o güneş.
Sen deniz olursun o kara.

Velhasıl
sen gece olursun o gündüz.

Ama değişen sadece sen olmazsın.
Karşımızdaki engellerde değişir.

Seferoğulları ve Tellioğulları aileleri gibi
Capulet ve Montague  aileleri gelir.

*

Romeo ve Juliet

Tiyatro salondalarında sahnelenen
Sinema salonlarında izleyiciyle buluşan
Genelde herkes tarafından bilinen
Popüler kültür kurbanı bir aşk yapıtı.

Akıcı bir eser.
Fakat yeterince etkilenmedim.

Çok okunan kitapların abartılacak
kadar iyi olmadığının bendeki karşılığı.
Belkide beklentimi yüksek tuttuğumdan dolayı.

Yinede yazarın kalemini tanımak açısından, deneyim sahibi olmak adına
okunması gereken bir eser.

*
Sevgi güç verir, zamansa imkan

Kitap ise düşünce ve anlam..

Keyifli okumalar dilerim

Yazarın biyografisi

Adı:
William Shakespeare
Unvan:
Yazar
Doğum:
Stratford-upon-avon, 26 Nisan 1564
Ölüm:
Stratford-upon-avon, 23 Nisan 1616
William Shakespeare, İngiliz şair ve tiyatro oyun yazarıdır. 26 Nisan 1564'de Stratford-Upon-Avon'da doğan Shakespeare'in yaşamı hakkında bildiklerimiz kilise, mahkeme ve tapu kayıtları gibi resmi belgelerle çağdaşlarının onun kişiliği ve eserleri hakkında yazdıklarına dayanır. Klasik oyunlar ile yazarların yaşamlarını oyunlaştırmada usta bir yazar ve yönetmen olarak kabul edilen, yazılan ve sahnelenen Şu Bizim Will (William Shakespeare'in Yaşamı) adlı oyun, şairin oyunlarına da ilginç bir dramaturjiyle yaklaşmaktadır. William 23 Nisan 1616 tarihinde İngiltere'de Stratford-Upon-Avon da ölmüştür

Yazar istatistikleri

  • 9,2bin okur beğendi.
  • 104,3bin okur okudu.
  • 1.870 okur okuyor.
  • 50,2bin okur okuyacak.
  • 663 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları