• Stephen King ve oğlu Owen King’in birlikte kaleme almış olduğu eserde olaylar Dooling adlı küçük bir kasabada ve hapishanesinde gelişmektedir ve kısa bir zamanda tüm Dünya’ya yayılmaktadır.

    Kitapta oldukça fazla karakter var. Bunun için kitabın başında bir karakter listesi verilmiş. Kitap sizi o kadar içine çekiyor ki listeye bakma ihtiyacı duymuyorsunuz ve bu karakter çokluğunda bile sıkılmıyorsunuz.

    Kitabın ana karakteri ise Evie!

    Yazarın kitabın merkezine koyduğu Evie karakteri, güve yoldaşlarıyla beraber başka bir boyuttan dünyaya ayak basıyor ve Dünya’nın dengesini alt üst edecek bir güce sahip. Kadınlar uyudukları sırada güveler vücutlarını saran örümcek ağına benzeyen koza meydana getiriyorlar ve bir daha uyanamıyorlar. Kozalar yırtılarak uyandırılmak istenilirse kadınlar son derece ölümcül hale gelebiliyorlar.

    Kadınlar uykularında başka bir yere , erkek şiddeti ve nefretinden arınmış olarak başka bir dünyaya adım atıyorlar. Fakat yakında tek cinsiyet kalacak olan erkekler için ilerleyen günler tam bir kabus olur. Eşleri ve kız çocuklarının uyumaması için denemedikleri şey kalmaz. Düşünsenize er ya da geç soyunuz tükenecek! Zaten Kadınsız bir dünya istemek ‘’akıl sağlığını yitirmiş insan idealidir.’’ Olayı tam tersinden ele alırsak kadınlar insan soyunu devam ettirebilirler miydi ? O da bir muamma.

    Stephen King ve Owen King’in kadının toplumdaki yerini ve önemini bize düşündürmesi, bu mesajı bir fantastik gerilim kitabında vermesi türünün tek örneği galiba :)

    Kitaba başlamadan şöyle bir şarkıyla karşılaşıyorsunuz

    Zengin ya da fakir, akıllı veya aptal
    Olman hiç farketmez.
    Bu köhne dünyada bir kadının yeri
    Bir erkeğin parmak ucundadır.
    Kadın olarak doğmuşsan
    Kaderinde incinmek vardır.
    Çiğnenmek için, yalan söylenmek için
    Aldatılmak için
    Ve pislik muamelesi görmek için
    Yaratılmışsındır.
    Sandy Posey ‘’Born a Woman’’

    Son olarak kitap akıcı bir anlatıma sahip ama alıntı olarak paylaşılamayacak sözler var. Roland Deschain’le çok düşündük ama paylaşamadık :)

    Keyifli okumalar dilerim .
  • Önce Sis ve Öfke Sarayı, ardından Warcross derken yine güncel kitaplarla okuyamama haline düşmeye başladığım, benim neden sevebileceğim bir kitabım yok modunda gezdiğim dönemlerden birinde kapağını görüp merak ettiğim Nefret Oyunu ülkemizde çevrildi ve arkadaşımın yorumunu görünce tamam ya, alıyorum diyerek siparişi verdim.

    Elimdeki üç kitabın da modunun düştüğü bir dönemde Nefret Oyunu’na başladım çünkü komik olacağına inancım yüzde seksen falandı. Nitekim öyle de oldu. Ama öncelikle tavsiye kısmından bahsetmek istiyorum size. Kitabı herkese tavsiye etmiyorum çünkü herkesin seveceği, herkese hitap eden bir kitap değil. Ülkemizde kitap türleri konusunda ne yazık ki prensip “satsın da ne olursa” olduğu için insanlar önüne geleni okuyor ama kitabın yetişkin karakterlere sahip olduğunu, kültürümüzden bir hayli farklı bir kültürde yetişmiş bir yazar tarafından yazıldığını ve espriler olsun, karakterlerin davranışlarını açıklama noktası olsun, içeriğin detayları olsun yetişkinlere hitap ettiğini söylemeliyim. Öyle tatlı kapaklara aldanıp nahif aşklar bekleyen birinin alması taraftarı değilim açıkçası. Tatlı yönleri vardı kesinlikle ama katiyen nahif değildi.

    Gelelim kitaba...

    Nefret Oyunu adını bir hayli yansıtıyor. Bu yüzden size kitabın konusundan çok fazla bahsetmek de istemiyorum. İki insanın, birbirini tanıma serüveni diyebiliriz. Onların yöntemi biraz farklı ve tatlı: Oyun oynuyorlar. Cidden çok eğlenceli diyebileceğim oyunlar.

    Joshua titiz, düzenli ve içe kapanık bir adam. Kesinlikle insan seven biri değil ve karakteriyle ilgili tek sorunu sanırım sürekli eleştirilmesi. Çünkü halinden memnun ve şey, emin olun biz de onun halinden memnunuz. Bayağı memnunuz. Dünya üzerinde var olduğuna inanmanın bir hayli zor olduğu erkek karakter hayallerinden biri falan kendisi.

    Lucinda ise başlarda aşırı sevdiğim, bir yerden sonra ise ne yazık ki kendisini pek affedemediğim bir karakter. Ufacık boyuyla, türlü türlü huyuyla insanları neşelendiren, herkese yardımcı olmaya çalışan, herkesin onu sevmesini uman bir kadın. Ve bildiği kadarıyla tek bir istisnası var: Joshua Templeman.

    Bu zıt karakterlerin birleştirilmiş bir şirketin yöneticileri için asistanlık yaparken sürekli bir arada olması, haftanın beş gününü birlikte geçirmesi ve birbirlerinden bir hayli nefret etmeleri; kitabın en eğlenceli kısmıydı. O kadar dozunda ve yazar bunu kitabın sonuna dek o kadar harika bir şekilde korumuş ki üç sahne dışında gözüme batan bir detay bile hatırlamıyorum. Birisi küfürlü laf sokmaydı ki kişisel olarak küfre karşı olduğum için gözüme battı. İkincisi Lucy’nin çok uzun süre sürdürdüğü korkunç bir fikirdi ki kendisinin pek de sağlıklı düşünemediğini, çok yalnız olduğunu ve karşısında Josh olduğunu düşününce azıcık affetsem de yeterince pişman olduğuna inanmadığım ve sonradan da olması gerekeni yaptığını çok fazla hissetmediğim bir şeydi yaptığı. Spoiler vermeyeyim derken durumu şeylerle donattım ama kitabı okuyan herkes benim neye takıldığımı anlayacaktır. Üçüncü olarak ise bir sahne var, kesinlikle adam akıllı bir özür beklediğim bir sahneydi. Bu yüzden kitabı favori listemden “ben ne okudum yine ya?!” kısmına bile çekebilirdim ama şükür ki yazar hakkını vermiş. Hala nahoş lakin affettik.

    Toparlamam gerekirse letters to juliet, how to lose a guy in 10 days, leap year, bride wars, 27 dresses vs. diye uzatabileceğimiz romantik komediler tarzı bir kitap okumak istiyorsanız; aradığınız kitap Nefret Oyunu. Kitap olarak benzer bir örnek bilmiyorum. Çünkü yetişkin kitapları duygusal açıdan bir hayli yetersiz bulduğum bir tür. Ve böyle eğlencelisini okuduğumu da anımsamıyorum.

    Bu arada belirtmeden edemeyeceğim; kitapta çok fazla anlatım bozukluğu vardı. Bu beni üzen bir mevzu. Yabancı Yayınları asla yazdıklarımı dikkate almıyor ve almayacak da biliyorum ama umarım ikinci baskıya girmeden önce birileri duruma el atar. Sevgiler, saygılar.
  • Erkeğin hasretle istediği derinden ilgi sebebiyle,kadından gelen öfke başka bir erkekten gelen öfkeden bile daha korkutucudur.Bu yüzden birçok erkek kuyruklarını kıstırır ve öfkeli kadından kaçar.
  • Bir Dostoyevski romanın her bitirdiğimde kendimi çok güzel ve özel bir yemekten bir tabak yemiş gibi hissediyorum. Kazanda kalan yemek miktarı her seferinde gittikçe azalıyor ve yemeği yapan aşçı artık aramızda değil. Malzemeleri yani kelimeleri okuyoruz ancak kelimelerin nasıl bir araya getirildiğini, kafasında bu  fikirlerin nasıl  oluştuğunu, sentezlendiğini, ayrı bir evren yaratıldığını hala bilmiyoruz. Hala onun seviyesini geçebilcek bir yazar yok ve bence uzun bir süre de olmayacak.

    Budala iyi kalpli insanların hasta olarak görüldüğü aslında ise hastalığın ana kaynağının toplumda olduğunu yüzümüze vuran bir kitap. Nasıl ki hastalık ve sağlıkla ilgili parametreleri çoğunluk ortalamalar belirliyorsa iyillik kötülük ve budala ya da saf olmak gibi durumları da toplumun genel kabulleri belirliyor.

     Kitabımızın budalası bana göre ise roman tarihinin en saf karateri Prens Mışkin... Bütün gün sanki o romandaki olayları yaşıyor ben de arkasından onu izliyormuş gibi hissettim. Yazar sizi bir nevi kahramanların gölgesi haline getiriyor. Bir kadının resmine bakarak ona aşık olmasını, her şeyin farkında olasına rağmen yine saflığı ve iyi kalpliliğini ön plana çıkardığını gördüm Prens Mışkin'in . Prens Mışkin bize toplum içinde akıllı ve iyi kalpli olmanın hiç de kolay olmadığını gösterdi. Toplum tarafından bir budala olarak algılanması ise onun için bir nevi kalkan oldu.


    Naatasya Flipovna prense aşık olan ama olmayan kendini ona layık gören ama görmeyen kafa karıştıran ve kafası karışık bir karakter. Kısıacası körkütük aşık olan bir kadın. Bana biraz Gruşenka'yı anımsattı. İki erkek arasında kalması karar verememesi ve ikisinin ürkütücü denebilcek kadar güzel olması...

    Kitabın başında Prens'in Yepaçinlerin evinde anlattığı Mari'nin hikayesi ayrı bir roman gibiydi. Jes vous aime Marie!

    SPOİLER!!!!!!!!!!

    Kitapta beni etkileyen sahnelerden birisi Nastasya Flipovna'nın paraları yaktığı kısımdı. Açıkçası orada Gavrilla ile birlikte ben de ayılıp bayıldım. Para insanlar için ne kadar önemli ve Nastasya Flipovna o paraları ateşe atarak bu durumla nasıl da acımasızca alay etti.

    En etkiyelici kısım bence kitabın sonuydu.Sevdiği kadını soğukkanlıkla öldüren Rogojin'in, Prens Mışkin'e dönüp onu bizden alıcaklar o yüzden sessiz olmalıyız demesi... İkisinin sessizce Nastasya Flipovna'nın yatağının yanında yatması ve onun başını beklemesi... Prens neden hiç yadırgamadı kızmadı sinirlenmedi Rogıjin'e diye düşündüm en başta. Daha sonra fark ettim ki Rogojin'i anlayabilcek tek kişi Prens Mışkin'di. Çünkü  umutsuzca  aynı kadına aşık olan iki arkadaştı onlar.
  • Babam sırıttı. "Benim kızım. Bir rock yıldızının kız arkadaşı... Bu günleri göreceğim aklıma gelmezdi. "
    "Olayı böyle görmekten hoşlanmıyorum, " dedim gülümseyerek." Erkek arkadaşım akıllı ve mükemmel bir kızla çıkıyor ve bu yüzden çok şanslı. "
  • Erkek, eşinde özellikle derin ve sıcak kalpli, kadın ise akıllı, dikkatli ve parlak bir kişilik arar.
  • Az anlamak, ters anlamaktan iyidir.

    İnsan huzuru kendi içinde bulamazsa, boşuna etrafta aramasın.

    Cesur insan, imanı çok olan insandır.

    Kabiliyetli bir insanın arkasında, daima kabiliyetli başka insanlar vardır.

    Tek deliği olan fare çabuk tutulur.

    Kıymetli olan şey, lazım olduğu zaman insanın eline geçendir.

    Sabır göstermek, zafere ulaşmanın ilk şartıdır.

    İnsanlar hatalarını mutluyken değil ancak mutsuzken anlar.

    Ey dostlarım! Unutmayın ki dünyada dost yoktur.

    Dost, paradan zor kazanılır, ama paradan kolay sarf edilir.

    Tırmanmayı göze alan, zirvenin hazzını yaşar.

    Akıllı insan, bütün yumurtaları aynı sepete koymaz.

    İnsan yenilince tükenmez, pes edince tükenir.

    Başa gelen felaketten başkalarını sorumlu tutmak, cahillik işaretidir.

    Ya sus, ya da sükûttan daha kıymetli bir şey söyle.

    Zenginliğe açılan kapı küçüktür. Oraya girebilmek için eğilmek gerekir.

    Bazı problemler çözülmez, oldukları gibi kabul edilir.

    Zamanında davranmasını bilmedikten sonra, koşmanın hiçbir faydası yoktur.

    Hayat, silgi kullanmadan resim çizme sanatıdır.

    İnsan ne için yaşıyorsa, ancak onun büyüklüğü ve önemi kadar yükselir.

    Dünyaya fazla önem verme ki, hür yaşayabilesin.

    Bir insanın zekâsı verdiği cevaplardan değil, sorduğu sorulardan anlaşılır.

    Bitkinin güzelliği, tohumun iyiliğinden gelir.

    Göğün her yerde mavi olduğunu anlamak için dünyayı dolaşmak gerekmez.

    Sadece hiç bir iş yapmayan insanlar hata işlemez.

    Gönlü aydın bir kişiye kul olmak, padişahların başına tac olmaktan iyidir.

    Yüzüne karşı övülmek ancak ahmakların hoşuna gider.

    Durmadan devam ettiğin sürece, ne kadar yavaş gittiğin önemli değildir.

    Yiğit harpte, dost dertte, olgun adam hiddette belli olur.

    Eğer haksızlık önünde eğilirsen, hakkınla beraber şerefini de kaybedersin.

    Bir yere girmeden önce, oradan nasıl çıkacağınızı düşünün.

    Ölüm öncesi yorgunluk var gözlerimde… Gölgem bile boğmak için fırsat arıyor!

    İnsanın gözü karanlıkta da iyi görmez, çok parlak ışıkta da.

    Korkaklar ecelleri gelmeden birkaç kere ölürler. Cesurlar ölümü bir kere tadarlar.

    Servi ve çamların yaprak düşürmediği, ancak kış gelince belli olur.

    Rüyanızın gerçekleşmesini istiyorsanız, öncelikle uykudan uyanmanız gerekir.

    İmkânsızlık, sadece aptalların sözlüğünde bulunan bir kelimedir.

    Önemli olan, söylenenin ne olduğu ya da nasıl söylendiği değil, nasıl anlaşıldığıdır.

    Umutla yolculuk etmek, gidilecek yere varmaktan çok daha zevklidir.

    Yarın bambaşka bir insan olacağım diyorsun. Niye bu günden başlamıyorsun?

    Çiçeğin dikeni var diye üzüleceğimize, dikenin çiçeği var diye sevinelim.

    Üzülmek, yarının sıkıntısından bir şey eksiltmez, sadece bugünün gücünü tüketir.

    Kaplumbağaya dikkat et. Ancak kafasını çıkarıp risk aldığında ilerleyebiliyor.

    Bir işe başlamadan önce iyice düşün, ama bir kere başlayınca da hemen bitirmeye bak.

    İnsan ne kadar büyük ruhlu olursa, aşkı o kadar derin bir şekilde duyar.

    Çocuğuna küçük şeylerden zevk almasını öğreten ona büyük bir servet bırakmış olur.

    Hiçbir zaman çıktığın kapıyı hızla çarpma, geri dönmek isteyebilirsin.

    Aptallar akıllılardan pek az şey öğrenirler. Ama akıllılar aptallardan çok şey öğrenirler.

    İnsan düşünmek, inanmak daha da önemlisi sevmek için dünyaya gelmiştir.

    Hayat kalbini okuyacak bir şarkıcı yaratmadıysa, aklını konuşacak bir filozof yaratır…

    Kendinizi idare ederken kafanızı, başkalarını idare ederken kalbinizi kullanın.

    Hiçbir şey bir fikirden daha tehlikeli değildir. Eğer o fikir sahip olduğunuz tek fikirse.

    Gençler bilseydi, ihtiyarlar yapabilseydi, bu dünyada yapılmayan iş kalmazdı.

    Sözün en güzeli, söyleyenin doğru olarak söylediği, dinleyenin de yararlandığı sözdür.

    İnsanlar başaklara benzerler, içleri boşken başları havadadır, doldukça eğilirler.

    Söylenmesi gereken şeyi, söylenmesi gereken kişiye ve sadece gerektiği zaman söylemelidir.

    Rüyanızın gerçek olmasını istiyorsanız, öncelikle uykudan uyanmanız gerekir.

    İstediğiniz kadar yüksek sırıklar üzerine çıkın. Her koşulda kendi bacaklarınızla yürüyeceksiniz.

    Gözlerin rengi, biçimi ne kadar farklı olursa olsun gözyaşlarının rengi aynıdır.

    Başkalarına karşı zafer kazanan kuvvetlidir, kendi nefsine karşı zafer kazanan ise kudretlidir.

    Bir dostun üzüntüsüne herkes katılır, başarılarına ise ancak yüksek ruhlular sevinir.

    Daima gerçeklerin savunucusu ol. Takdir eden olmasa bile, vicdanına hesap vermekten kurtulursun.

    Her rüzgârda otlar gibi eğilip bükülürsen, dağlar kadar olsan bile, bir ota değmezsin.

    Bir aslanın idare ettiği ceylan ordusu, bir ceylanın idare ettiği aslan ordusundan çok daha iyidir.

    Nankör insan, her şeyin fiyatını bilen fakat hiçbir şeyin değerini bilmeyen kimsedir.

    Ceketinin düğmelerinden biri eksik olan erkek için yapacak iki şey vardır: Evlenmek veya boşanmak.

    Evlenmeden önce gözlerinizi dört açın. Evlendikten sonra yarı yarıya kapatabilirsiniz.

    Kaç sokak var gördüğümde ağladığım bilir misin? Yalnızlıktan midem bulanır gel desem gelir misin?

    Kötülük etme fırsatı insanın karşısına günde yüz kere, iyilik etme fırsatı ise yılda bir kere çıkar.

    Düşünce şeytandan davranış tanrıdandır hangi düşüncenin davranışa dönüşeceğine karar verense insandır!

    Düşünüyorum acaba çekip gitsem kimselerin olmadığı yerde kimselerin olduğu yerden daha rahat eder miyim acaba.

    Mutlu olmayı yarına bırakmak, karşıya geçmek için nehrin durmasını beklemeye benzer… Nehir asla durmaz…

    En kolay şey insanın kendisini aldatmasıdır, çünkü bir insan genellikle istediği şeyin gerçek olduğuna inanır.

    Yanımda kimse olmadığından değil yalnızlığım, yalnız olduğumu pekguzelsozler.com söyleyebileceğim kimsem olmadığı için yalnızım…

    Ona sevdiğinizi söylemek ya da hissettirmek için yarını beklemeyin. Yarın olduğunda o ya da siz artık olmayabilirsiniz…

    Doğarken sen ağlıyordun, başkaları gülüyordu. Öyle bir hayat yaşa ki, öldüğünde sen gülesin, başkaları ağlasın.

    Eğer insanlar yalnızca anladıkları konular hakkında konuşacak olsalardı, çevredeki sessizlik dayanılmaz bir hal alırdı.

    Dünyanın gördüğü her büyük başarı, önce bir hayaldi. En büyük çınar bir tohumdu, en büyük kuş bir yumurtada gizliydi.

    Şimdi daha iyi anlıyorum ki, nefes almak değilmiş, yaşamak. Ateşlerde yanmak gibi bir şey, seni severken, sensiz olmak…

    Ağırdır sevmelerim her yürek taşıyamaz, büyüktür umutlarım her omuz kaldıramaz, her şey olur da şu kalbim, bir tek sensiz olamaz.

    Basit kadınlar güzel olmayı, zeki olmaya tercih ederler. Çünkü basit erkeklerde zekâyı anlayacak kafadan ziyade, güzelliği görecek göz vardır.

    Senin ne olduğun benim için önemli değil. Sonuçta gözlerimin sana baktığı kadarsın. Ben o gözleri senden çektiğim an hoş bir anı olarak kalırsın…

    Kopan bir ipe sımsıkı bir düğüm atarsanız, ipin en sağlam yeri artık bu düğümdür. Ama ipe her dokunuşunuzda canınızı acıtan tek nokta yine o düğümdür…

    Yarının bugünden daha iyi olacağı ümidiyle yetinmek yerine, hemen bugün yarın uyandığımızda kendimizi önceki günden biraz daha iyi hissetmemizi sağlayacak bir şeyler yapabiliriz.