YaseMina, bir alıntı ekledi.
24 May 19:02 · Kitabı okudu · 7/10 puan

"Akıllı ve güzel kadınlar oldu hayatımda. Hâlâ da var. Kadının zekâsı, hoşgörüsü ve merhameti erkeklerin hayatta kalmasının garantisidir bence. Erkeklerin, kadını anladıklarını sandıkları nokta, aslında kadının kendisini göstermek istediği noktadır. Fiziki olarak erkek egemen dünyada, sınırları erkeğin çizdiği düşünülse de aslında erkeği çemberin içine alan da dışında tutan da kadındır. Hayatındaki erkeğin egosunu okşayarak onlara mutluluk aşılayan kentli kadınların, yaşamın ve ilişkinin zorlukları karşısında erkeklerden çok daha dirayetli olduklarına şahit oldum. Erkeğin sığ düşünen algısı, kadının derin dünyasını anlamaya yeterli değil anlayacağınız. İyice karmaşıklaşmaya başlayan ilişkilerde ve yaşamın bütününde kadın daha başarılıdır."

Yalnızlığın Başkenti, Hüseyin CengizYalnızlığın Başkenti, Hüseyin Cengiz
Onur Kanık, bir alıntı ekledi.
21 May 21:10 · Kitabı okudu

3325. Sözü kuvvetli cerbezesi yerinde bir vazeden vardı. Mimbere çıkmış vaız ediyordu. Kadın erkek herkes mimberin dibine toplanmıştı. Cuha da bir çarşaf giyip yüzünü örttü kadınlar arasına karıştı.Kimse onu tanımıyordu. Bir kadın vaız edene gizlice sordu:Kasıktaki kıllar namazın bozulmasına sebep olur mu? Vaiz dedi ki: Uzun olursa namaz mekruh olur. Ya hamam otuyla ya ustra ile traş etmen lazım ki namazın tamam olsun kabul edilsin.

3330. Kadın: Ne kadar uzun olursa namazın kabul olmaz dedi. Vaız eden dedi ki:Bir arpa boyu uzun olursa traş etmek farzdır. Cuha hemen kız kardeş dedi bak bakalım benim kasığımın kılı o kadar olmuş mu? Tanrı rızası için elini uzat da bir yokla. Bakalım mekruh olacak kadar uzamış mı? Yanındaki kadın Cuhanın şalvarına el atar atmaz eline aleti geldi.

3335. Derhal şiddetli bir nara attı.Hoca sözüm gönlüne tesir etti dedi. Cuha dedi ki: Hayır gönlüne tesir etmedi eline tesir etti.A akıllı adam gönlüne tesir etseydi vay haline!

Mesnevi, Mevlana Celaleddin-i RumiMesnevi, Mevlana Celaleddin-i Rumi
Onur Kanık, bir alıntı ekledi.
21 May 21:09 · Kitabı okudu

KABAK HİKÂYESİ (Cilt 5 1335-1420. Beyitler s.112-118)
Bir Hanımefendi Bir Hizmetçi ve Bir Eşek… İhtirasın acı sonuçları

Bir halayık (hizmetçi) şehvetin çokluğundan hırsının fazlalığından bir eşeği kendisine alıştırmıştı. O eşek kendisine yakınlaşmayı adet edinmiş insana yakın olmayı öğrenmişti.

1335. O hilebaz halayığın bir kabağı vardı. Eşek kendisine ölçülü yaklaşsın diye kabağı eşeğin aletine takardı. Yakınlaşma zamanında aletin yarısı girsin diye bu işi yapmaktaydı. Çünkü eşeğin aleti tamamı ile girse rahmi de parçalanırdı damarları da.

1340. Onda hiçbir illet görünmedi kimse bunun iç yüzünü haber veremedi.
Kadın bu işin aslını adamakıllı araştırmaya başladı. Eşeğin haline dikkat edip dururken bir de ne görsün? O halayık eşeğin altına yatmıyor mu? Bunu kapının yarığından gördü bu hale pek şaştı.

1345. Eşek erkekler kadınlara nasıl yakınlaşırsa aynen onun gibi halayığa yakınlaşmış işini becermekteydi.

1350. Sustu halayığa hiçbir şey söylemedi. Bu işe tamah ettiği için işi gizledi. Halayık bütün fesat aletlerini gizleyip kapıyı açtı. Yüzünü ekşitip gözlerini yaşartarak dudaklarını oynatmaya başladı güya oruçluyum demek istiyordu. Eline sapı yıpranmış bir süpürge aldı develerin yatması için ahırı süpürüyor göründü. Elinde süpürge kapıyı açınca kadın dudak altından seni usta seni dedi.

1355. Yüzünü ekşittin eline süpürgeyi aldın iyi. Fakat yemeden içmeden kesilmiş eşeğin hali ne? İşi yarıda kalmış öfkeli aleti oynayıp durmada. Gözleri kapıda seni beklemede.. Bunu dudağı altından söyledi halayıktan gizledi. Onu suçsuz gibi ululayıp Dedi ki: Tez çarşafını başına al. Filan eve git benden selam söyle. Şunu söyle böyle yap şöyle et. Neyse ben kadınların masallarını kısa kesiyorum.

1365. Şehvet isteği gönlü sağır ve kör yaptı mı eşeği bile Yusuf gibi nurdan meydana gelmiş bir ateş parçası gösterir. Nice ateşten sarhoş olmuşlar vardır ki ateş ararlar kendilerini de mutlak nur sanırlar. Yalnız Tanrı kulu böyle değildir. yahut da Tanrı birisini çeker çevirir de yola getirir yaprağı döndürür bu da başka! Böyle olan o ateş hayali bilir o hayalin yolda eğreti olduğunu anlar. Hırs çirkinleri güzel gösterir. Yol afetleri içinde şehvetten beteri yoktur.

1370. Şehvet yüz binlerce iyi adı kötüye çıkarmıştır. Yüz binlerce akıllı fikirli adamı şaşkın bir hale getirmiştir. Bir eşeği bile Mısır Yusuf’u gibi güzel gösterdikten sonra o çıfıt bir Yusuf’u nasıl gösterir? Pisliği afsunu ile sana bal göstermede iş inada bindi mi balı nasıl gösterir? Bir düşün artık. Şehvet yemeden olur az ye. Yahut bir kadın nikahla da kötülükten kaç. Yedin içtin mi şehvet seni harama çeker. Ele gireni elbet harcetmek gerektir.

1380. Kadın kapıyı kapadı sevine sevine eşeği kendisine çekti cezasını da tattı ya! Eşeği çeke çeke ahırın ortasına getirdi. O erkek eşeğin altına yattı. O kahpe de muradına ermek üzere halayığın yattığını gördüğü sekiye yatmıştı.

1385. Eşek ayağını kaldırıp aletini daldırdı. Eşeğin aletinden kadının içine bir ateştir düştü. Alışmış eşek kadına abandı aletini ta hayalarına kadar sokar sokmaz kadın da geberdi. Eşeğin aletinin hızından ciğeri parçalandı damarları koptu birbirinden ayrıldı. Soluk bile alamadan derhal can verdi. Seki bir yana düştü o bir yana. Ahırın içi kanla doldu kadın baş aşağı yıkıldı öldü. Kötü bir ölüm kadının canını aldı.

1390. Kötü ölüm yüzlerce rezillikle gelip çattı babacığım. Sen hiç eşeğin aletinden şehit olmuş insan gördün mü? Kuran’dan rezillikle azap edilmeyi duy da böyle kepazelikle can verme. Bil ki bu hayvan nefis bir erkek eşektir. Onun altına düşmekse ondan daha kötü ve ayıp bir şeydir. Nefis yolunda benlikle ölürsen bil ki hakikatte sen de o kadın gibisin. Tanrı nefsimize eşek sureti vermiştir. Çünkü suretler huylara uygundur.

Mesnevi, Mevlana Celaleddin-i RumiMesnevi, Mevlana Celaleddin-i Rumi
Fatih Kurt, Kırmızı Saçlı Kadın'ı inceledi.
21 May 02:35 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Nobel ödüllü Orhan Pamuk. Yıllardır okumaya niyetlenip de bir kez bile okuma girişiminde bulunmadığım yazarımız. Yine okumayacaktım(okumamamın özel bir sebebi yok sadece ismi Orhan olan yazarları sevmiyorum) fakat bir boşluk anımda elimde okumadığım kitaplar olmama rağmen, elimde henüz okumadığım kitap varsa kitap almıyorum genellikle, bir de baktım ki kitabı satın alıp çantama koyuvermişim. İlk anda bir pişmanlık çökse de aldık artık napalım okuyacağız mecburen edasıyla kitaba demir attık. Kitaba geçelim öyleyse:
Çevremden duyduğum kadarıyla Orhan Pamuk okumaya en yanlış kitabından başlamışım. Yani daha önce Orhan Pamuk okumadığımı bilen ve kitabı elimde gören çoğu kişi aynı şeyi söyleyince ben de öyle olduğuna inanmaya başladım diyebilirim. (Doğru olup olmadığını teyit etmek için önümüzdeki zamanda, yazarın diğer kitaplarına da besmelemi çekip başlayacağım.)
Kimseye kulak asmadan kitaba yumuldum(kaba bir ifade olarak yorumlayabilecek herkesten özür diliyorum).
Baba-oğul-kutsal damacana(diğer incelemelerin birisinde bu sözcük kullanıldığından aklımda kalmış) tadında bir romandı. Yazarımız bir çocuğun babasına olan bakışını, bir erkek çocuğun babasına olan bakışını mitolojik öykülerle destekleyip üzerine maydonoz yaprağı koyarak servis edilmiş. Fakat tabiki bu kadar sığ bir anlam çıkarmak yazara da kitaba da haksızlık olur. Anladığım kadarıyla yazar, birtakım psikolojik varsayımları Türk toplumu üzerinde test ederek, kendi ruhani bunalımına bizleri de sokmak istemiş bu kitabıyla. Farklı bir üslupla kaleme alınmış ve biraz da sayfaların üzerine popülarizm serpiştirilmiş.
Uzatma da ne demek istiyorsan adam akıllı söyle diyecek olursanız eğer;
Orhan Pamuk'a dair hayal kırıklığına uğradığımı söyleyebilirim. Ve fark ettim ki biraz da, bu hayal kırıklığına uğramamak için Orhan Pamuk okumuyormuşum bunca zamandır. Kitap güzel miydi, güzeldi. Ama sanki bir şeyler eksikti bu kitapta. Evet her detayı olabildiğince iyi tasarlanıp maydonoza varana kadar iyi servis edilmiş bir yemek ortaya konulmuş ama en önemli şeyi tuzu atılmayı unutulmuş.
(Bu arada yazdığım bu inceleme benzeri yazıları sadece tarihe not düşmek için yazıyorum. Bir kitabı okuduktan sonra üzerine bir şeyler de yazınca kendimi o kitapla ilgili daha iyi hissediyorum. İnceleme başlığı altında yazılmış Fatih Kurt imzalı anlamsız yazıları sabırla okuyan dostlara duyurulur.)

SihirliFlut, bir alıntı ekledi.
20 May 10:38 · Kitabı okudu · İnceledi

"Ey akıllı ve egemen geçinen ulu erkek kardeşlerim, artık erkek olduğunuz için övünmeyiniz! Şunu bilin ki; yaşamda oynadığınız her rolün yazan artık bir kadın. Bunu ancak oyun bittiğinde anlıyorsunuz. Perdeler kapanıp seyircinin sizi alkışlamasını beklerken, gerçekle yüz yüze geliyorsunuz. Boş koltuklara doğrulan ışıklarda, gerçeği görebiliyorsunuz. Koltuklar boş ve sizi kimse alkışlamıyor! Çünkü oynadığınız oyunun yazarı bir kadın. Bu oyunu yalnızca onun için oynamıştınız!"

Etekli İktidar, Sinan Akyüz (Sayfa 108)Etekli İktidar, Sinan Akyüz (Sayfa 108)

Kadına dair Bir bakış
Kadınlara gösterilen bu saygının nedeni, Hıristiyanlıkla Alman duygululuğudur; bunun da nedeni, duyguyu, içgüdüyü ve istemi, aklın üstünde tutan romantik harekettir. Asyalılar daha akıllı, kadınların aşağı olduğunu açıktan açığa kabul etmektedirler. “Yasalar kadınlara erkeklerle eşit haklar tanıdığından, onlara aynı zamanda erkek akılları da vermeleri gerekir.” Asya, evlilik kuruluşlarında, bizimkilerinden daha ince bir namusluluk gösteriyor; çokkarılılığın normal ve yasaya uygun bir töre olduğunu kabul ediyor, bizlere aynı şeyi yapıyorsak da “gerçek tekkarılılık var mıdır ki?” sözünün ardına saklanıyoruz. Üstelik kadınlara mülkiyet hakkı vermek kadar büyük saçmalık olabilir mi! “Bütün kadınlar, birkaçı dışta kalmak üzere, savrukluğa eğilimlidirler.” Çünkü şimdiyi yaşarlar yalnızca, tek Açıkhava sporları da çarşıda alışveriş yapmaktır. “Kadınlar, para kazanmanın erkeğin işi, harcamanınsa kendi işleri olduğunu düşünürler,” işbölümü kavramları böyledir. “Bu bakımdan, bence kadınlara, kendi işlerini yönetmelerine izin verilmemeli, ister babası, ister kocası, ister oğlu, ister devlet olsun, bir erkek nezareti altında bulundurulmalıdırlar. Tıpkı Hindistan’da olduğu gibi, kendileri elde etmedikleri herhangi bir malın tasarrufunda bulunmaları için, hiçbir zaman tam yetki verilmemelidir. Fransız Devrimi’yle en son noktasını bulan, hükümetin genel bozukluğunun nedeni, XIII. Louis’in kadınlarının lüksü ve savrukluğuydu.

Kadınlarla alışverişimiz ne kadar az olursa, o kadar iyidir. Kadınlar “gerekli kötü” bile değildir; hayat onlarsız daha güvenli ve rahat olur. Erkekler kadınların güzelliğindeki tuzağı gördüler mi, üretimin saçma güldürüsü sona erdi demektir. Aklın gelişmesi, üretim istemini zayıflatır ve engeller, böylece soyu kurutmayı başarır. Tedirgin istemin çılgınca trajedisinin daha güzel bir sonu olamazdı; yenilge ve ölüm üstüne kapanan perde, neden yeni bir hayata, yeni bir mücadeleye, yeni bir yenilgeye bir defa daha açılsın? Bu kuru gürültü, insanı sadece acıklı bir sona götürecek olan bu sonsuz acı, daha ne kadar bizi aldatacak? İstemin karşısına çıkıp ne zaman meydan okuyacağız, ona hayatın sevimliliğinin bir yalan olduğunu ve en büyük nimetin ölüm olduğunu ne zaman söyleyeceğiz?...

Güler K., bir alıntı ekledi.
10 May 22:40 · Kitabı okudu · 8/10 puan

"Gerçi" dedi, "erkek kısmı öyle fazla akıllı eğitimli kadınlardan hoşlanmaz."

Havva'nın Üç Kızı, Elif Şafak (Sayfa 52)Havva'nın Üç Kızı, Elif Şafak (Sayfa 52)
Bria, Deha'yı inceledi.
 05 May 23:47 · Kitabı okudu · 4 günde · 5/10 puan

EFSANE - DEHA (2 KİTAP BİRDEN)

Yine yıllarca yorumunu geciktirdiğim bir kitap daha. Efsaneye yorum yapmak istemiştim ama sonra üşendim ve Deha’yı bitirdim ve şimdi Şampiyon’u yarılamak üzereyim ama hala daha yorum yapmamış bir şekilde dolanıyorum, harika :’)

Neyse çok konuşmadan hemen geçmek istiyorum çünkü (çok çok fazla üzülerek söylüyorum ki) daha çok olumsuz yorum yapacağım.
Çünkü o neydi öyle ya?

Hayatımda okuduğum en kötü karakterler hiç şüphesiz Day ve June ikilisi olabilir.

Şimdi ilk öncelikle ilk olaraktan biraz kitabın konusundan bahsedeceğim.

Eski Amerika Birleşik Devletleri yıkılınca yerine Cumhuriyet adında yeni bir ülke mi diyeyim şehir mi diyeyim ne benzeri bir şey yapılıyor ve halkı yönetmek o yoklukta vesaire çok zor olduğu için de bir çeşit yeni ve biraz zorba bir sistem getiriliyor. İşte en iyisini seçmek için Denemeler vesaire vesaire. Ve bu denemelerde başarısız olan, yani belli bir puanın altında kalan çocuklarda öldürülüyor. Aynı zamanda bu ülkede Veba salgını da var ne yazık ki.

Sonra bu ülke benzeri Cumhuriyette abisi asker ve kendisi de ajan, aynı zamanda Denemeden 1500 tam puanı alan ilk ve tek kişi, tam bir ‘Deha’ olan (bana kalırsa değil) 15 yaşında June adında, ülkesine tamamen kendini adamış, Cumhuriyet’i çok seven ve onu çok doğru bulan bir kız karakterimiz;

Onun aksine Denemeden en düşük puanı(?) almış ve Cumhuriyetten nefret eden, aynı zamanda ülkenin aranan en tehlikeli suçlusu ve bu nedenle başına 200.000 not ödül konmuş, Day adında, 15 yaşında bir erkek karakterimiz var.

Ve tahmin edersiniz ki bu iki karakterimizin yolları bir gün kesişiyor.

Çünkü Cumhuriyet June’ı, Day’i bulması için görevlendiriliyor ve bizim akıllı, zeki kızımız ülkenin yıllarca bulamadığı aranan en büyük suçlusunu hemencecik buluveriyor. Şu saçmalığa bakın. 15 yaşında kız sizin (sizin diyorum o bir sürü görevli askerin) yıllarca bulamadığınız ve yine 15 yaşında ülkenin aranan en büyük suçlusunu buluyor… Tam çıldırmalık.

Ve tüm bunları geçtim, karakterler o kadar yüzeysel ve ergen ve bir o kadar da saçma düşüncelere ve garip zevklere sahipti ki. Hele June… Yani nefret ettim onun duygularından. Birine aşık olmasın istedim. Hiçbir duygusunu ve düşüncesini samimi bulmadım.

Nasıl bulabilirim ki zaten?

Hem Day’i seviyorum diyor, onun tekrar beni öpmesini istiyorum diyor, iki cümle sonra Anden’ı görüyor ve yok kafamı iki santim yana çevirsem dudaklarımız birbirine değer yok kafamı üç yüz altmış derece döndürsem onu öpebilirim gibi hastalıklı olasılık hesaplamalarına girişiyor ve onu Agatha’dan bile daha şiddetli öldürmek istememe neden oluyor…

Ve sonra yine aynı şekilde Day’in ilgisini ve sıcaklığını özlediğini söylüyor ve yine iki cümle sonra da Anden ona ilgi göstermediğinde (çocuk bile düşünceli, Day’le onu bildiği için çok fazla June’a şey yapmıyor, June’ı sevmesine rağmen) yok hayal kırıklığına uğradım yok bilmem ne.

Ve bu son yakınmam. Day’ı severken Anden’la öpüştüğünde bundan memnun olduğunu ve ZEVK aldığını söylüyor. ALLAHIM YARABBİM DİYORUM VE GEÇİYORUM DİREK…

Day ise araya sıkışıp kalmış, genel olarak sevmediğim ve sevmememin nedeni olarak da çoğunlukla yazarı suçlayabileceğim bir karakter. Çünkü onu sevmemem de en büyük etken şuydu:

Yazar kitaptaki diğer karakterleri sanki kitaba sadece Day’ın ne kadar harika olduğunu anlatması için yazmış gibi hissettim. Ne zaman Day yaralansa veya okuyucunun ‘ya sanki Day o kadar da harika değil mi?’ diye kafasında bir soru işareti oluşsa hemen herkes, ‘Day harika.’ ‘Aramızdaki en iyi koşucu o.’ ‘O bir yıldız.’ ‘Devrimi başlatabilecek, halkın dinlediği tek kişi de o.’ Vesaire vesaire şeyler söylüyordu ve bu beni çok rahatsız hissettirdi.

Yazar hep June ve Day’ı ve onların zekiliklerini falan kitaptaki diğer karakter vasıtasıyla övdü ve sanki bunu kendisi yazarak hissettiremediği için yazmış gibi hissettim gibi bir şey.

Karakterler gerçekten zeki değillerdi sadece yazar nerede ne zaman neyi çıkaracağını çok iyi bildiği için kurguyu tıkır tıkır işlemişti, o kadar.

Ve Day gerçekten ama gerçekten çok fazla ‘ergendi.’

Gerek June ile kavga ettiğinde ona söylediği şeyler gerekse Anden’ı tehdit ediş biçimi ve devrim yapmak çocuk oyuncağıymış gibi konuşması falan… ne diyeceğimi bilemiyorum yani.

Zaten Day bir kenara June bir kenara ikisinin ilişkisi de en az onlar kadar yapmacıktı. Her şey olması gerektiği için oluyormuş gibiydi. Her zaman baş karakterler birbirini sevdiği için seviyorlarmış gibi.

Gelelim Tess’e. Onu birinci kitapta dahil pasif bulmuştum ve ona karşı nötrdüm açıkçası. Pek bir numarası yoktu. Ve Day’in June için onu kelimenin tam manasıyla satmasa da gizliden gizliye satacağını da az çok biliyordum.

Ancak bu zavallı kızımız maalesef sırf Day ve June daha çok yakınlaşabilsin, Day’in tek endişesi June üzerinde kalsın diye yazarın feda ettiği bir karakterimizdi. Yazık oldu. Sessiz sakin, sevimli Tess’imiz ikinci kitapta kıskançlık canavarına dönüştü ve bulabildiği her anda Day’e, ‘O senin şununu öldürdü, bununu öldürdü, sana bunu yaptı, şunu yaptı, hala onu seviyorsun, beni sev.’ yok bilmem ne falan filan. Ve hadi kıskanıyorsun, seviyorsun anlıyorum da bu saldırışının üzerinde iki dakika geçmeden neden tekrar Day’e koşuyorsun?

Beni sinir hastası mı yapmak istiyorsun? :(

Ve gelelim tek sevdiğim karaktere... Ve her şeye rağmen en samimi bulduğum ilişkiye.

Thomas ve Metias.

Thomas biraz nefret edilesi ve düşünce tarzı FAZLASIYLA KÖTÜ BİR GARİPLİKTE VE SAÇMALIKTA olan bir karakterdi ama Metias’tan dolayı ve şimdi Şampiyon’da bazı itiraflarından dolayı onu birazcık sevdim diyebilirim ama azıcık. Çok azıcık. (Çünkü aynı küçük itiraflardan dolayı aynı zamanda ondan da nefret ediyorum.) :(

Ama Metias… kitabın neredeyse sadece otuz sayfasında bile olsa, sanırım yazarın duygularını (en azından benim için, yani bana) en samimi ve içten hissettirebildiği tek kişi oydu.

Gerek kardeşine karşı olan sorumlulukları ve onun için yaptığı fedakarlıklar, onu koruyup kollaması, ailesi için duyduğu yıllardır geçmeden keder ve Thomas’ı bir beklentiye girmeden masumca sevişi…

Gerçekten en çok onun duygularına inandım ve Thomas itiraf yaparken (kendisi ve Metias’la ilgili) çok üzüldüm. Hele Metias’ın öyle hayal kırıklığına uğramış bir şekilde ölüşünü okuyunca daha bir garip oldum.

Keşke Metias yaşasaydı ya… en çok buna üzülüyorum sanırım.

Ve birde kurgunun karakterlerden dolayı bu kadar harcanışına. Evet küçük çaplı baktığımızda kurgu sıradanlaşmış distopya klasiği gibi duruyor. (İşte iyi olduğu düşünülen düzen, buna inanan kız ve sonunda bu sistemin kötü sırlarının açığa çıkması ve çocukla buna dur demeleri falan) ama geniş açıdan baktığımızda fena sayılmayacak bir kurgu bence.

Özellikle ikinci kitapta Vatanseverler ve Cumhuriyet arasında geçen o anlaşmayı okuduğumda gerçekten ‘vay be’ dedim. İyi düşünülmüştü.

Ve son olarak nasıl Labirent serisinde, Işıl’ın yayılma amacını saçma bulduysam burada da Veba virüsünün yayılma amacını saçma buldum ki zaten, Işıl’ın yayılma amacıyla aynıydı:

Ülke nüfusunu azaltmak…

(Derin bir soluk veriyorum)

Bunun dışında kitap akıcıydı ama karakterler yüzünden ben yine de okurken açıkçası bazen sıkılabiliyorum. Hatta çoğunlukla.

Ve şunu da söyleyeyim, herkes genel olarak ikinci kitabı daha çok beğenmiş ama ben biri daha çok sevdim. Ve umuyorum, Şampiyon güzel olur. Hatta bu konuda ümitliyim çünkü şuan iyi gidiyor. Thomas’ın itiraf yaptığı yerleri falan çok güzel buldum ve cidden güzel olacak gibi. Umarım yanılmam ve Final kitabı bana tüm bu saçmalıkları unutturur.

Şimdilik bu kadar. :’)

DİPNOT: Keşke karakterler 15 yaşında olmasaydı.

Erkek olmanın dışında hiçbir fikri, ilmi ve ahlaki özelliği olmayan bir adam, ilmi bir toplantıya katılmakla yetinmez, emir yağdırma, rehberlik etme ve ahkâm kesme hakkını da kendinde görür. Aynı kişi, bütün kadınları görmediği, tanımadığı ve anlayamadığı halde sadece kadın oldukları için herhangi bir ilmi veya dini toplantıya katılmaya uygun görmez ve ders dinleme hakkını bile vermez. İcabında bu... erkek, esnaf; kadın ise öğrenci sekreter ya da doktor olabilir. Ancak bu yaklaşım, dine dayalı olarak ortaya konunca, mümin bir erkek, kendisini, bütün kadınlardan daha çok hak sahibi ve akıllı görür. Sanki din ve İslam, sadece erkekleri ilgilendiren hususlardır ve erkeklerin izni olmadan, daha akıllı ve daha eğitimli olsalar bile kadınlar herhangi bir hakka sahip değildir! Sadece dinlemeli, düşünmeleri, anlamaları ve kendilerine sunulan seçenekler arasında tercihte bulunmaları gerekir! Mademki kadındır, öyleyse eve kapanmalı ve dini, itikadı ve fikri konularda hacı efendinin emirlerini anlayabilmek için onun sakallarından gözünü çevirmemesi gerekir! Ali Şeriati