1000Kitap Logosu

#bioyoloji

Sonunu düşünen kahraman olamaz derler ya, beylik ve arabesk bir cümledir bu. Hayır dostum, gerçek olan şu: Sonun düşünen yaşayamaz, sadece nefes alıp veren ve yiyip çıkaran biyolojik bir makineden ibaret kalır.
7
Melike
bir alıntı ekledi.
Heteroseksizm, her zaman üstüne vazife olmayan işlere karışan bir zihniyetle renklerin önünü keser; hayatları kendi belirlediği siyaha ve beyaza göndererek kamplaştırır. Çoğu kere biyolojik üremeyi reddederek sevgiyi, paylaşımı, her ne haltsa, güzele ait kırıntıları başka mutluluklarda arayanlar, sürüden ayrılanları cezalandırır. Yargılamaz bile; çünkü gerçek yargı da modernizmle ilgili hukuksal bir eylemdir. Yargılamaz; çünkü ona göre karar tanrıdan çıkmadır.
1
19
Rabia Özçelik
bir alıntı ekledi.
Liderlerimizin öne çıkıp "Modern bir dünyada nasıl bir toplum kurabiliriz? Televizyonun, e-postaların, elektrik ışığı yüzünden suni olarak uzatılmış günlerin, arabaların, uçakların, psikoaktif ilaçların, estetik ameliyatların ve ilerleyen teknolojilerin içerdiği her şeyin bulunduğu bir dünyadaki ilişkileri nasıl keşfedebiliriz? Tüm bu şeylerin varlığıyla nasıl başa çıkabiliriz ve biyolojik ihtiyaçlarımıza saygı duyan, başkalarıyla olan bağlarımızı görmezden gelen ya da yok eden değil, bunları geliştiren bir dünyayı nasıl inşa ederiz?" diye sormasının vakti geldi.
1
Erdal
bir alıntı ekledi.
Ataerkil toplumun oluşum süreçleri
En azından Tarım Devrimi’nden beri, çoğu insan topluluğu erkeklere ka­dınlardan daha fazla değer veren ataerkil toplumlardır. Bir toplum “ka­dın” ve “erkek”i nasıl tanımlarsa tanımlasın, erkek olmak hep daha ayrı­calıklı olmuştur. Ataerkil toplumlar, erkekleri erkeksi düşünmek ve dav­ranmak, kadınları da kadınsı düşünmek ve davranmak üzere eğitir ve bu sınırların dışına çıkanlar cezalandırılır. Öte yandan, bu kurallara uyan­lar eşit şekillerde ödüllendirilmezler. Eskiden beri erkeksi kabul edilen özellikler, kadınsı kabul edilenlerden daha fazla ödüllendirilirdi ve toplumun kadınsı ideallerini gerçekleştirenler, erkeksi idealini gerçekleştirenlerden daha azıyla yetinirdi. Kadınların sağlığı ve eğitimi için daha az kaynak ayrılır, kadınların daha az ekonomik fırsatı, daha az politik gücü ve daha az hareket özgürlüğü olurdu. Toplumsal cinsiyet, bazılarının sa­dece bronz madalya için mücadele edebileceği bir yarıştı. Tarih boyunca bazı kadınlar alfa noktalara gelebildiler: Mısır’da Kle- opatra, Çin’de İmparatoriçe Wu Zetian (MS 700), İngiltere’de I. Elizabeth ve Osmanlı İmparatorluğu’nda Kösem Sultan (1590-1651). Kösem Sultan 1623’ten 1632’ye kadar oğlu IV. Murat’ın ve sonrasında da 1648- 1651 arasında torunu IV. Mehmet’in çocukluğunda padişahın naipliğini yaptı. Naip olarak, İmparatorluğun pratikteki yöneticisiydi ve Divan’a bir perdenin arkasında oturarak katılırdı. Yine de böyle istisnalar, aslın­da sadece genel eğilimin ne olduğunu kanıtlıyor. Kösem Sultan’ın naipli­ği süresince bile İmparatorluk Divam’nın tüm üyeleri, tüm generaller ve donanma kaptanları, kadılar, ulema ve neredeyse tüm yazarlar, mimar­ lar, şairler, filozoflar, ressamlar ve bilim adamları erkekti. Neredeyse tüm tarım ve sanayi toplumlarında norm olan ataerkillik, pek çok siyasi kargaşayı, toplumsal devrimi ve ekonomik dönüşümü at­lattı. Örneğin Mısır, yüzyıllar boyunca defalarca fethedildi: Asurlular, İranlılar, MakedonyalIlar, Romalılar, Araplar, Memlukler, Türkler ve İngilizler; fakat toplum hep ataerkildi. Firavun, Yunan, Roma, Osmanlı ve İngiliz yasalarıyla yönetilen Mısır’daki yasaların hepsi, “gerçek erkek” olmayan kişilere karşı hep ayrımcıydı. Evrenselliği su götürmez olan ataerkillik, tesadüfi durumlardan do­ğan kısırdöngülerin sonucu olamaz. Amerika ve Afrika-Asya’daki çoğu toplumun, bölgeler arasındaki iletişimin binlerce yıl kopuk olmasına rağmen, 1492’den önce de ataerkil olması özellikle dikkat çekicidir. Eğer ataerkillik Afrika-Asya’da bir tarihsel tesadüfle oluştuysa, Aztekler ve İnkalar neden ataerkildi? Her ne kadar “adam” ve “kadın” tanımları kültürlere göre farklılık gösterse de, tüm kültürlerin tamamının erkekliği kadınlıktan üstün tutmasının, evrensel biyolojik bir sebebi olması yük­sek ihtimaldir. Bu sebebin ne olduğunu bilmiyoruz. Pek çok teori söz ko­nusu, ancak hiçbiri inandırıcı değil.
13