• Eh, bu dünya da unutulacak dünya zaten.
  • Onbaşı Urungu bu kadar dünya kavgası gördükten sonra gönlünü bir kadına kaptırdığını anlıyor, bir ses ona: “Seveceksin” diye fısıldarken, başka bir ses: “Sevemezsin” diye ihtarda bulunuyordu.
  • Ekran kültürü, bir yandan uyulduğu takdirde elde edilecek büyük ödülün baş döndürücülüğünü, diğer yandan da ihmal edildiğinde gerçekleşecek lanetin kaçınılmazlığını fısıldar. Buna göre gündelik yaşamın her an tedbir almayı gerektirecek ölümcül semptomlarla dolu olduğu söylemleştirilir. Öyle ki her an yeni bulgular, teşhisler ve uyarılar yapılır ve böylece modern toplum hedefi belli ve mutlak olmayan formüllere göre yaşamaya zorlanır. Ekran objesi olarak beden bir türlü tamamlanamayan ve dahi gücünü de tam da bu tamamlanamamazlıktan alan bir yapbozu andırır. Ekran, bilginin tümüyle bedensel/dünyevi amaçlara koşulduğu anlamdan yoksun ironik bir aydınlanmayı ifade eder.

    Bireyleri kitlelaştiren ve onları ortak bir yıkımın eşiğine getiren ekran, bugün beden rejiminin kamusal alana ait bir değer olduğu fikrini de üretir. Günün her saati, mekân ayrımı gözetmeksizin, radyodan televizyona, internetten sinemaya kadar her köşede küresel beden politikaları, sağlıklı ve güzel olmanın toplumsal işbirliği halinde kazanılması gereken bir hak olduğunu düşündürür. Bir yandan çılgınca koşuşturan, diğer yandan boş zaman aktiviteleriyle kuşatılan modern birey, bu haliyle beden-için beden-terbiyesini gerçekleştirebileceği zihinsel hazırlığa tabi tutulur. Sonlu yaşam içinde sonsuzluğa ulaşma arzusunu coşkuyla ve gönüllüce duyumsayan bu bireyler için ekrandan yansıyan her beden figürü, kendisi ile yaşadığı dünya arasındaki ontolojik değiş-tokuşun vazgeçilmez gerekliliği olarak okunur.
  • Her şahsı harîm-i Hakk’a mahrem mi sanırsın?
    Her tâc giyen çulsuzu Edhem mi sanırsın? Dehri arasan binde bir âdem bulamazsın,
    Âdem görünen harları âdem mi sanırsın? Çok mukbili gördüm ki güler, içi kan ağlar,
    Handân görünen herkesi hurrem mi sanırsın? Bil illeti, kıl sonra müdâvâta tasaddî,
    Her merhemi her yâreye merhem mi sanırsın? Kibre ne sebeb? Yoksa vezîrim diye gerçek,
    Sen kendini düstûr-ı mükerrem mi sanırsın? Ey müftehir-i devlet-i yek-rûze-i dünyâ,
    Dünyâ sana mahsûs u müsellem mi sanırsın? Hâlî ne zaman kaldı cihân ehl-i tama’dan,
    Sen zâtını bu âleme elzem mi sanırsın? En ummadığın keşf eder esrâr-ı derûnun,
    Sen herkesi kör, âlemi sersem mi sanırsın? Bir gün gelecek sen de perîşân olacaksın,
    Ey gonca bu cem’iyyeti her-dem mi sanırsın? Nâ-merd olayım çarha eğer minnet edersem,
    Cevrinle senin ben keder etsem mi sanırsın? Allah’a tevekkül edenin yâveri Hak’dır,
    Nâ-şâd gönül bir gün olur şâd olacakdır
  • Merhabalar herkese Bugün size George Orwell'ın "1984" adlı kitabından bahsedeceğim. Popüler kültürde yerini hala koruyan, okumamış olsak dahi adını birçok kez duyduğumuz kitaptır 1984. Kitap hakkında fikri olmayan ya da fikri olsa dahi okumamış olan kişiye teşvik için sarıldım klavyeye
    Bilim kurgu türünde olan bu kitap 1984: Bir İnsanlık Karabasanı derken ne demek istedi sizce? Neden adı 1984? Bunları cevaplandiralim ilk önce
    Kitabımızın baş karakteri Winston. George Orwell'in betimlediği dünya da bir karanliktadir aslında. Hepimizin karanlığının aksine tasarlanan karanlıktan daha farklı bir sis bulutunun içindedir. Günden güne boğulmaktadır. En büyük düşman ise kendisidir. 1948 te yazımı tamamlanan bu kitabın adı için çok büyük anlamlar aramaya gerek yok sadece son iki rakamını degistirmek istemis George amca ve değiştirmiş. 1946 yılında Hayvan Çiftliği kitabının satışından elde ettiği gelirle yazılmaya başlanmış, sonrasında 1984 yilinda Micheal Rodralf tarafından filmi yapılmış ve aynı sene içinde Erdal Öz tarafından Türkçe ye çevrilmiştir.
    Kitabın içeriğine gelirsek 'roman biçiminde bir ütopya 'diyor George amca. Her şeyin devletin denetiminde olduğu , bellekten yoksun bırakılmış, her türlü muhalefetin yok edildiği bir toplum tehlikesine karşı bir uyarı niteliği taşır. Aslına bakarsanız kitaptaki toplumun gerçek olabileceğine hepimiz inanabiliriz. Kitap, uyarmak ve uyandırmak istiyor.
    Orwel'ın tasarladığı dünyada, gerçekliği denetim altında tutabilmek için bellekten ve geçmişten yoksun bir toplum yaratılmasıdır amaç. Amaca giden yolda " çift dusun" işlemi dikkatimizi çekebilir. .....Hem bilmek hem de bilmemek, bir yandan ustaca uydurulmuş yalan söylerken bir yandan da tüm gerçekliğin ayrımında olmak tuhaf değil mi?
    Peki bellek deliği? Bence kitap içinde toplum uzerindeki en büyük oyunu. Siz Gerçek Bakanlığında çalışan birisiniz. Elinizde bir gazete. Gazete de duzeltilmesi gereken her şey yazıyor. Düzeltmeleri yapiyosunuz. Asıl gazeteyi yok ediyorsunuz, düzeltilmiş olanı ise halka sunuyorsunuz. Bu değişim sadece gazete için değil, yazılı ve görsel bütün yayın organları için kullanılıyor. Giderek geçmiş, günü gününe, dakikası dakikasına güncelleniyor. Böylece partinin ne kadar doğru öngörüler içinde olduğunu görüyorsunuz. Değiştirilen kaynaklar binalardaki gizli yarıklardan atılır ve fırınlarda yok olur. Düşünün en kanıtlarımız belleğimiz.
    Peki ölümün ensenizde olduğunu bilmek size ne hissettirir? Yaklaşın ve okuyun hayal edin. Düşünce polisi geliyor ve puff, buharlasiyorsun. Genellikle geceleri yapılan yok etme işleminde siz uyurken, bir el omzunuzu sarsar ve gözünüze tutulan ışıklarla, etrafınızdaki yüzlere bakarsınız. Sonrasında adınız kayıtlardan silinir. Size ait olan her şey yok edilir.
    Artık yoksun. Gerçekten buharlaştın.
    Ve en büyük düşmanlardan biri, cinsellik. Günümüzde kadınlarda yapılan sünnet işlemi amacı gibi cinsellikte haz almamak için tasarlanan bir düşünce. Kadınlar ve erkeklerde evlilik için aranan şartlardan biri cinselliği sadece üremek için kullanmak. Cinsellikte zevk almak yasaktır. Bu yüzden uyumsuz çiftler seçilir ve cinsellik lavman yapmaktan farksız, hiç de iç acıcı olmayan sıradan bir işlem olarak görülür.. yazmakla bitmeyecek bir ütopyaya davet ediyor George amca. Buyrun bir kitapta siz okuyun
  • HASRETİNDEN
    PRANGALAR ESKİTTİM

    Seni, anlatabilmek seni.
    İyi çocuklara, kahramanlara.
    Seni, anlatabilmek seni,
    Namussuza, haldan bilmez,
    Kahpe yalana.

    Ard - arda kaç zemheri,
    Kurt uyur, kuş uyur, zindan uyurdu.
    Dışarda gürül - gürül akan bir dünya...
    Bir ben uyumadım,
    Kaç leylim bahar,
    Hasretinden prangalar eskittim.
    Saçlarına kan gülleri takayım,
    Bir o yana,
    Bir bu yana...

    Seni, bağırabilsem seni,
    Dipsiz kuyulara,
    Akan yıldıza,
    Bir kibrit çöpüne varana,
    Okyanusun en ıssız dalgasına
    Düşm üş bir kibrit çöpüne.

    Yitirmiş tılsımım ilk sevmelerin,
    Yitirmiş öpücükleri,
    Payı yok, apansız inen akşamdan,
    Bir kadeh, bir cıgara, dalıp gidene,
    Seni, anlatabilsem seni...
    Yokluğun, Cehennemin öbür adıdır
    Üşüyorum, kapama gözlerini...
  • Alıntıdır
    İngiltere'de ilk kez kitap yazanların okunma oranı %50 iken, Türkiye'de satılan kitapların %90'ı sadece birkaç popüler yazara aittir. Kitapların kalitesinden çok yazarların kimliği satıyor! Kitapların basım, dağıtım maliyetlerini yazarların ödediği ve hatta bazılarının sırf prestij kazanmak, reklam için bu maliyete katlandığı da yayınevleri tarafından onaylanmaktadır. Hal böyle olunca kitap sektörü farklı bir amaca hizmet etmeye başlıyor. 

    Bir de bu verilere ülkemizde 7 kişiye yılda yalnızca 1 kitap düştüğü, ortalama eğitimin süresinin 7.6 yıl, anadilde okuduğunu anlamada OECD raporuna göre 64 ülke içinde 37. sırada olduğumuzu eklersek… 

    İlk emri “OKU” olan Kur'an-ı Kerim ile İslamiyet’in bilime verdiği önem açıkça anlaşılıyor. Yalnızca kutsal kitabın değil kainatta yaratılan her şeyin bilimin ışığında okunması, üzerine düşünülmesi ve hayatımızı şekillendirmemiz öğütlenmiştir. Buna karşın Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Mehmet Görmez, ''22 bin kişi üzerinde yapılan bir araştırmada, yüzde 20'lik bir kesimin Kur'an-ı Kerimi hayatta eline almadığı sonucu bizleri ürküttü'' dedi. Ankete katılan önemli bir çoğunluk inandığı dinin kitabını dahi ya hiç eline almamış, ya okumamış, ya da anlamamış… 

    Anıtkabir Derneği tarafından yayımlanan, Atatürk'ün okuduğu kitaplar ve altını çizdiği bölümlerden oluşan 24 ciltlik "Atatürk'ün Okuduğu Kitaplar", Harp Akademileri Komutanlığı'ndaki sempozyuma katılanlara sergilendi. Atatürk'ün bugüne dek okuduğu tespit edilen yaklaşık 4 bin kitaptan seçilen bölümlerin yer aldığı sergi ilgiyle incelendi. Atatürk gibi Dünya'nın hayranlıkla üzerinde durduğu, ulusal eğitim programına hayatı konu edilen bir lider ki komutan, öğretmen, ekonomist, politikacı, hukukçu ve çok daha fazlası olmayı başarmış bir kişi örnek alınmalıdır. Atatürk çok çeşitli alanlardaki devrimlerinden önce o alandaki yerli ve yabancı en gelişmiş ülkelerin model kitaplarını önce analiz edip planlamış ardından da altını çizerek, uykusunu kaçıracak düzeyde üzerinde tefekkür ederek Türkiye'nin aydınlık geleceğine uyumunu sağlayacağı en iyi modelleri geliştirerek yatırım yapmıştır.

    Bana sıklıkla "İbrahim Bey, neden bu değerli birikimleriniz, paylaşımlarınız ile kitap yazmıyorsunuz?” sorusuna yıllardır bu verileri ve anekdotları paylaşıyorum. Üzerinde yaşadığımız coğrafya olan Orta Doğu için çeşitli nedenlerle tercih edilmeyen okuma eylemi yerine hedef kitleyi doğru aydınlatacak, davranış bilimleri ışığındaki alternatif modelleri geliştiriyor ve uyguluyorum. Okuma eylemini ise üstün zekalı çocuklar için geliştirdiğim “Küçük Dahi Programı” ile daha genç ve henüz kirletilmemiş beyinler için uyguluyor ve Türkiye’nin geleceğine yatırım yapmaya devam ediyorum. 

    Kitap okumanın faydalarından yalnızca birkaçı;

    Hafızayı güçlendirir,Daha iyi uyumanıza yardımcı olur,Stresi azaltır,Zihinsel fonksiyonları geliştirir,Daha iyi zihinsel yeniden yapılandırma sunar,Soyutu somutlaştırma ve empati kurma yetisini geliştirir,Konsantrasyon gücünü artırır,Düzenli kitap okuyanlar kariyer hedeflerine ulaşmada etkilidir.

    (Okuduğunuz için (!) teşekkürler.)

    Saygı ve sevgilerimle,

    İbrahim Can 

    I Can Advisory - I Can Academy 

    http://www.icanadvisory.com