• İnsan, doymayan bir canlıdır. Bu dünyada kendi türünün dışında birçok tür yaşasa da salt kendini düşünür. Diğer türlere yaşama hakkı tanımayan insan, daha uzun, daha ferah yaşayacağım düşüncesine kapılsa da daha az, daha fazla tehlikeli bir dünyada yaşıyor.

    İnsan, doğayı katlederek, dünyanın ekolojik dengesini bozuyor. Ağaçlar, kuşların yuvasıydı, o yuvaları yıkıp yerine kendi yuvalarımızı inşa ediyoruz. Bu insanca mı? İnsanlar kafa dinlemek için de doğayı seçer çünkü şehir yaşantısı artık insana dayanılmaz gelir. Komik değil mi?

    İnsanlar, bir ilacın ne kadar faydalı, ne kadar zararlı olduğunu test etmek için hayvan türünü kullanır. Çünkü bir hayvanın can çekmesi mühim değil, mühim olan insanların fayda görmesi. Bilim faydalı bir dal olsa da, insanca bir şey değildir.

    Modern çağ, kelebeğin intihar etmek istediği bir çağdır. Kısa ömrü olan bir canlı neden intihar etmek istesin ki? Ne kadar erken ölürse, o kadar az vicdan azabı çeker. Erken ölmeyelim çünkü insan kalmak için yapabileceğim tek hakaret bu, demeliyiz. Eğer insan kalmak istiyorsak.
    Bu çağda, kıyafet için hayvanlar kesiliyor, bilimsel çalışmalar için hayvanlar deney olarak kullanılıyor, bir yere hızlı gidilmesi için hava kirletiliyor, bir şeylerin üretilmesi için su kirletiliyor, derken kirletilmeyen bir şey kalmıyor. Uzun yaşamak için, yağlı şeyler yemeyin demekle olmuyor, tüketiminize, icadınıza, kullanımlarınıza dikkat edin.

    Seks, biyolojik bir ihtiyaçtır. Bu durum her tür için geçerlidir. Üreme, bir ihtiyaç mı? Dünyadaki en büyük sorun, bu dünyaya bir canlı getirmektir. Bu dünyaya gelen bir canlı, bir amaç için kullanılacak. İktidar, geniş aile ister. Bir aile ne kadar çok kalabalık olursa, ihtiyacı da o kadar çok olur. İhtiyacı çok olanın da, köleliği uzun olur. Üreme, üretimi kısaltıyor. Canlı sayısı artıkça, hiçbir şey bizlere dayanmayacak. Ve bu dünyayı bitirerek, kendimizi de bitireceğiz ama doymayacağız.

    Bilinçli insanlara güvenilmek yerine, bilgisi olmayan din adamlarına, gözü paradan başka bir şey görmeyen siyaset adamlarına güveniliyor. Siyaset adamları, halkı fakirleştirdikçe, din adamları, yoksulluğunuza şükredin, diyor. Düzen bu ikilinin elinde ve bu düzenin düzelmesi bir için bir suça, bir felakete ihtiyacımız var.

    Bu dünya bir savaştır. Ya öleceğiz ya öldüreceğiz başka da şansımız yok. Barış, bir umut. Umut, insanlara perde arkasına değil, perde önünü gösteren bir oyun. Mühendis, bu savaşın bir parçası; mimar bu savaşın bir parçası; müteahhit bu savaşın bir parçası. Bu savaşın parçası olan birçok meslek sahibi insan var. Peki, bu savaşın sorumlusu kim? İnsanın içindeki o "sahip" olma duygusu. İnsan bir şey sahip olmak için savaşsa da hiçbir şeye sahip olmayacaktır.

    Bu dünyada bizi ne din kurtaracak ne de devlet. Bizi bu dünyada kurtaracak bir şey varsa o da: Ölüm. Her din, bir şey ister. Bu dünyada her dine mensup olan bireyler. Ve her dine mensup olan bireylerin bu görevleri yere getirildiği düşünülse, dünyanın neden ekolojik dengesi bozulduğu anlaşılacak. Devlet, bizden ruhumuzu ister. Ruhunu vermek, kendini vermektir. Devlet, asker olmamızı ister çünkü daha çok toprağa sahip olunmalı. Devlet, mühendis olmamızı ister çünkü daha çok bombaya sahip olunmalı. Devlet, kimyager olmamızı ister, çünkü daha çok uyuşturucuya, asite sahip olunmalı. Devlet, din adamı olmamızı ister çünkü halk karanlığa götürülmeli.

    Bir hayvanın acı çekerek ölmesi mühim değil, mühim olan insanın karnını doyurması. Ağaç kesilerek bir kuşun yuvasız kalması mühim değil, mühim olan bir grup insanların o alan beton döküp oturması. Ozon tabakasının delinmesi, buzların çözülmesi mühim değil, mühim olan insanların güzel kokması. Bir deney hayvanının ölmesi mühim değil, mühim olan o deneyin insanlara fayda sağlayıp, sağlamayacağı.

    Maaşımız cüzzi, evimiz doğalgazlı, memelerimiz dik, kalçalarımız dolgun, çehremiz sivilcesiz, saçlarımız bakımlı, cüzdanımız dolgun, sevgilimizde yanımızda olsun gerisi mühim değil. Çünkü biz insanız. Biz salt kendi çıkarlarımız için savaşırız, barış kelimesini de muhakkak ağzımızdan düşürmeyiz.
    Ey insanlık, ne elma ne armut
    Umudunu kes, seni çoktan unuttuk

    İnsanlığa en çok faydası olan insan, en erken ölen insandır.

    Caraco, bu çağın peygamberi. Kendini öyle görüyor. İnsandan da insanlıktan da umudunu kesmiş. Dünyanın artık düzelmeyeceğini, sonunun geldiğini söylüyor. İnsanlar artık toprak için değil, su için savaşacak, diyor. Ve bir gün insanlar su bulamadığı için idrarını içecek, diyor. Dünyayı bu duruma insanlar soktu, doğanın öcünü de ateş alacak, diyor. Söylediği daha birçok şey var. Ben onun düşünceleri, kendi sözcüklerimle yazdım.
    Ve Caraco, intihar ederek ölen biri. Bu da yazdıklarının arkadasında olduğunu gösterir.
  • Mağlup mu desem, mahçup mu?
    Ama ikisi de değil, 
    Ben garip, sen güzel, dünya mutlu...
    Öyle tuhafım bu akşamüstü.
  • Robert de clari'nin şehadetine göre: "Dünya servetinin üçte ikisi istanbul'dadır ve üçte bir parçası bütün dünyaya yayılmıştır."
    Bizans başkenti, pek yerinde bir tabire göre, "Orta zamanın parisi" idi. O, Villehardouin' in sözüne göre " Dünyanın en zengin beldesi, Bütün şehirlerin kraliçesi" idi. Bu refah, takdirle beraber ihtirasları davet eden ve imparatorluğun zayıflığı anlaşıldığı zaman devlete pahalıya mal olacak olan tehlikeli bir refahtı.
  • Parmak uçlarına bak, parmak izlerini göreceksin. Ve o izlerden; ne önce, ne şimdi ne de daha sonra olacak. Dünya üzerinde 108 milyar insan yaşamış, biri o parmak izlerine sahip değil. Bu yüzden; derin bir nefes al, göz yaşlarını sil. Dünyada kimse için üzülmeye değmez.

    Ali İlhan Dalgıç
  • Niceleri geldi neler istediler
    Sonunda dünyayı bırakıp gittiler
    Sen hiç gitmeyecek gibisin değil mi?
    O gidenlerde hep senin gibiydiler…

    Bu dünya kimseye kalmaz bilesin
    Er geç kuyusunu kazar herkesin
    Tut ki, Nuh kadar yaşadın zor bela
    Sonunda yok olacak sen değil misin?
    Ömer Hayyam
  • İnsanların neler yaşadıklarını bilemezsiniz.
    İnsanların içindeki yangınları,acıları,ölümleri bilemezsiniz.
    En ufak bir şeyin onlar için ne kadar önemli olduğunu bilemezsiniz.
    Bilemezsiniz,anlamaya gayret gösterin.
    Zira anlamaya çalışmak,bu dünya için ne değerli bir çaba.
    [OĞUZHAN ÇELEBİ]
  • Bektaşilik, Meslevilik, Masonluk ve Alevilik arasında düşünce ve inanç bakımından birtakım benzerliklerin bulunduğu kesindir. Ortak yönlerine gelince, temel düşünce insan sevgisidir.
    Alevilik, soydan gelir, Bektaşilik sonradan olunur.

    BEKTAŞİLİK
    Bektaşilik, 13. yüzyılda Hacı Bektaş Veli'nin kurduğu, daha çok ortamsal (dünyevi) düşünceyi önde tutan, insanların özdeş inanç çevresinde birleşerek kardeşlik, mutluluk, eşitlik ve özgürlük havası içinde yaşamalarını amaçlayan, karşılıklı sevgi ve saygıya dayanan bir birlikteliğe önem veren etkili bir tarikattır.
    Hacı Bektaş Veli, Ahmet Yesevi' nin vefatından sonra onun dergahında hizmet verir ve halifeliğe getirilir. Mekke ve Medine ' ye gider , hacı olur. Eşitliği, özgürlüğü savunan şii-batıni Türkmenler, Selçuklu saltanatına saldırmış ve yakalanan Baba İshak öldürülmüştür. Babıalilerin yenilgisi üzerine bir süre ortalardan yok olan Hacı Bektaş, daha sonra tekkesini kurup Babıaleri toplayıp Bektaşiliği kurdu. Bektaşilik bir tarikattır. Bektaşilik teslis felsefesinden esinlenmiştir. Allah- Hz Muhammed- Hz Ali. Bektaşilere göre beden bir kafes ruhda içindeki kuş gibi olduğundan, Bektaşi yaşadığı güne önem verir ölümden korkmaz. Ölüm onun için yok olmak değil başka bir yere taşınmaktır. Bektaşi inancında,Allah'a, HZ Muhammed' e , Hz Ali' ye inanmayanlar,dünya malına kul olanlar ve insanlara kötülük edenlerin ruhları, öldüklerinde yeni doğan hayvanlara girip cehennemde azap çekerler.
    Bektaşilerin bir kısmı ramazanda oruç tutar, Muharrem ayında da on günlük oruçları vardır. Hac'ca da giderler ama gönül alınması Hac' ca gitmekten daha iyidir. Bektaşilerde eve gelen misafiri "Konuk Ali kabul edip, içtenlikle karşıladıklarından kadınlarda tesettür yoktur. Bazı hayvanları kutsal bazılarını da uğursuz sayarlar. Örn. tavşan uğursuz sayılır, yenmez. Dinsel inaçlarına göre sayıları da değerlendirmişlerdir. Örneğin bir Tanrıdır , tektir ve birliğin simgesidir.
    Bektaşiliğe giriş( nasip almak) bir törenle olur. (Hacı Bektaşi zamanında bu tören yoktu.) Nasip alma, yeniden doğuş anasız babasız ikinci doğuş olarak kabul edilir. Bektaşilerde, muhib, derviş, baba,mücerrer ve halife olmak üzere beş aşama vardır.Tarikata girmek isteyenlere ise "talip" denir. Bektaşilikte kadına değer verilir, saygı gösterilir kadın- erkek eşittir. Kadınlar da erkekler gibi nasip alır ancak babalık aşamasına yükseltilmez.
    MEVLEVİLİK
    Mevlana Celaleddin Rumi, Karaman' dan gelerek Konya' ya yerleşir. Konya' da bir derviş olna Tebrizli Şems ile tanışır. İkisinin günlerce ilahi sohbetlerde bulunup, Mevlana' nın Konya halkını fetvelardan mahrum bırakması üzerine halk Şems' i suçlar ve onu ortadan kaldırır. Mevlana' nın ölümünden sora da gömüldüğü yere türbe yapılır ve mesneviliğin merkezi olur. Mesnevilik, bir sünni tarikatı olarak yayılınca başka illerde ve komşu islam ülkelerinde de tekkeler ve mevlevihaneler açıldı. Mevlana, insanı Allah' ın en büyük yapıtı ve bir parçası olarar kabul eder. Mevlana' nın felsefesi Tanrısal aşktır, bu da gönül ve aşk yoluyla olur.
    Mevlevilik, Mevlana Celaleddin-i Rumi' nin oğlu Sultan Veled' in 13.yüzyılda Anadoluda kurduğu aşk, musiki, sema ve zikr'e dayanan, sürekli devinim ve gelişme yanlısı, yaradılmışların en yücesi olan insanı Tanrı' dan bir parça olarak kabul eden, gerçek bilgiyi geçerli sayan, insancıl ve hoşgörülü olmayı öğütleyen, doğruluğa, iyiliğe, kardeşliğe önem veren bir tarikattır. Bilim, Tanrıyı bilmek için seçilen bir yoldur. Bilginlik ise, insanın özünde bulunan bir yetenek, bir ustalıktır. Dinlere gelince, amaçları bakımından "bir" ve "özdeş" tirler.Kur'an, Tanrı sözüdür. Bu nedenle Musa, İsa ve öbür peygamberler zamanında da Kur' an vardır. Mevlana ölümü, sevgiliye( Tanrıya) kavuşma ve bir düğün gecesi olarak görür. Mevlana inanç ve düşünce özgürlüğünü savunmuştur.
    Mevlevilerde dedeler, canlar ve muhibler olmak üzere üç aşama vardır.
    Müslümanlıkta "Ruhbaniyet" yoktur; Allah' la kul arasına aracı konulmamıştır. Ancak dinlerin doğurduğu ortamda yönünü bulamayanların değer verdikleri kişilere duydukları güven pir lerin şeyhler' in doğmasına neden olmuştur. Mesleviliği, Mevlana değil ona inananlar ve oğlu kurmuştur. Mevlana Allah korkusu yerine Allah aşkını önde tutmuştur. Mevlana, hiçbir dini küçümsemez, hangi dinden olursa olsun Allah' a yönelen kişi " Hak yoluna " girmiş demekti.Mevlivilere göre kabeyi binlerce kez tavaf etmektense bir kalbi mutlu etmek daha iyidir. Mevleviler kadına saygı gösterip aralarına kabul eder. Mevlana kadının gizlenmesini doğru bulmamıştı.
    MASONLUK
    Masonluk, her sorunu akılcı yollarla, özgürce ve iyilikle çözümlemeyi öngören, insanlar arsında gerçek anlamda evrensen bir birlik ve kardeşlik sağlamaya çalışan, bilgisizliği, bağnazlığı ve tutkuyu yeren, sürekli iyiyi, doruyu, güzeli ,ve gerçeği araştıran bir oluşumdur.
    Hz. Süleyman’ın Mabedi' nin yapı işlerini üstlenen Hiram, Masonluğun en saygılı ve etkili bir kişisi ve efsanevi kahramanı olarak bilinir. Hiram, mabed yapımında çırak, kalfa, usta gibi aşamalar koymuştur. Bu dereceler Masonlukta ilk 15 derecenin kaynağı ve simgesel dayanağı olmuştur.( Masonlukta 33 derece vardır.) Hiram haketmedikleri halde usta ücreti almak isteyen, üç kalfa tarafından öldürülen Hiram'ı, tapınakta büyük bir törenle gömdüler. Törendeki ustalar, ellerinin şeflerinin kanına bulaşmadığını göstermek için beyaz deriden önlükler takıp beyaz deriden eldiven giydiler Bu yüzden masonlar törenlerinde beyaz eldivenleri giymektedirler.
    Daha sonraları Masonların bir kısmı çeşitli yabancı ülkelere göçerek sanatlarını öğretmeye koyuldular ve topluluklar kurdular. Mason örgütüne herkes kabul edilmez bazı nitelikler aranır ve bazı deneylerden geçtikten sonra örgüte alınırlardı. Ayrıca, ahlaksal olarak da bazı kurallara (inançlı, dürüst, Nuh ' un ilkelerine uymalı, locaya uymalı vb) uymak zorundaydılar.Bu ilkeler, bugünkü Masonluğun temelini oluşturmaktadırlar.
    Masonlarda Masonluk, bir din veya tarikat olmadığı gibi, bir dinsizler topluluğu da değildir.Masonlara göre, Masonluğun ilk koşulu sevgidir.Sevgi aileden başlayarak en yakınları, yakın çevrede oturanları, yurttaşları ve tüm insanları kapsar. Masonlara göre ; kadınla erkek birbirini bütünlediğinden kocası, kardeşi ya da babası Mason olan kadın da Masonluğa girmiş demektir.